12. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriSessizliğin Büyük Karmaşası
Bölümler 22Şu an: Sessizliğin Büyük Karmaşası
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
14. Bölüm: Sessizliğin Büyük Karmaşası
Gözlerimi açmaya çalıştığımda, başımın ağır bir şekilde zonkladığını hissettim. Etrafımı algılamakta zorlanıyordum; sanki her şey sis perdesi arkasındaydı. Nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Hafif bir mum kokusu ve loş bir ışık, gözlerimi açar açmaz beni karşılayan ilk şeylerdi.
Daha önce hiç görmediğim bir odadaydım. Duvarlar taş, yer ise soğuk betondu. Yatırıldığım sert, tahta bir yataktan kalkmaya çalışırken kollarımda ve bacaklarımda bir ağırlık hissettim. Bir süre sonra fark ettim ki ellerim ve ayaklarım ince ama sağlam bir ip ile bağlanmıştı. Panik hissi göğsümde yükseldi.
“Ne oluyor?” diye mırıldandım, ama sesim zayıf çıkmıştı. Boğazım kurumuştu ve içimden gelen korku, sesimi kontrol etmeme engel oluyordu. Hafızamı yokladım. Son hatırladığım şey, o adamın bana iğneyle bir şey enjekte ettiği ve bilincimi kaybettiğimdi.
Biraz daha toparlanmaya çalışarak etrafı inceledim. Oda küçüktü, neredeyse tamamen boştu. Sadece köşede eski, tozlu bir masa ve üzerinde yanan bir mum vardı. Taş duvarlardan başka hiçbir şey dikkat çekmiyordu. Ama bu sessizlik beni rahatsız ediyordu. Buraya nasıl getirilmiştim? Kim beni buraya getirmişti? Ve neden?
Bir süre boyunca kapı ya da pencere olup olmadığını anlamaya çalıştım. Odanın bir köşesinde küçük, dar bir kapı fark ettim. Kapının altından dışarıdan gelen zayıf bir ışık süzülüyordu. Kendi kendime sakinleşmeye çalışarak ipleri çözmek için mücadele ettim. Ama kollarım hâlâ uyuşuktu; vücudum tam olarak kendine gelmemişti.
Birden, kapının ardında ayak sesleri duydum. Sanki biri ağır adımlarla yaklaşıyordu. Kalbim hızlandı, nefesim kesildi. Korkudan ne yapacağımı bilemeden hareketsiz kaldım. Kapının demir kolu yavaşça çevrildi ve içeri birisi girdi.
Bu kişi, bana iğne yapan adam değildi. Uzun boylu, orta yaşlı ve yüzünde keskin bir ifade olan başka biriydi. Üzerinde sade ama askeriye izlenimi veren koyu renkli kıyafetler vardı. Beni bir süre sessizce süzdü. Gözleri ürpertici bir şekilde sakindi.
“Sonunda uyandınız,” dedi, sesi buz gibi soğuktu. “Panik yapmayın. Sizinle konuşmamız gereken bazı şeyler var.”
“Siz kimsiniz? Beni buraya neden getirdiniz?” diye çıkıştım, ama sesim hem sinirden hem de korkudan titriyordu.
Adam hafifçe gülümsedi, ama bu gülümseme hiç de dostça değildi. “Korkmanıza gerek yok,” dedi. “Henüz size zarar vermek gibi bir niyetimiz yok. Ama bizi işbirliği yapmaya mecbur bırakacak bir noktaya gelirseniz, işler değişebilir.”
“Ne saçmalıyorsunuz? Benden ne istiyorsunuz?” diye bağırdım. Ama o sakinliğini hiç bozmadı.
Adam bir adım yaklaştı. “Birini saklıyordunuz,” dedi, gözlerini kısmış bir şekilde. “Savaş Akçağ Yıldıran. Nerede olduğunu biliyoruz. Ama siz onun neden burada olduğunu ve onunla olan ilişkinizi anlatacaksınız.”
Savaş’ın adını duyduğumda kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu. Demek bu adamlar Savaş’ın peşindeydi. Ama onu çoktan götürmüş olmaları gerekmiyor muydu? Yoksa bu kişiler, onu helikopterle götürenlerden farklı kişiler miydi? Kafam iyice karışmıştı.
“Savaş’ın nerede olduğunu bilmiyorum,” dedim. Bu bir yalan değildi, çünkü gerçekten kaybolduğu an hiçbir fikrim yoktu.
Adam başını eğdi ve bir süre beni süzdü. Sonra sakin bir sesle konuşmaya devam etti: “Bize doğruyu söylemezseniz, işler sizin için daha zor olacak. Ama sanırım bunu anlamanız için biraz zamana ihtiyacınız var.”
Adam sessizce odadan çıktı ve kapıyı ardında kilitledi. Ben ise odada yalnız başıma kaldım. Düşünceler zihnimde fırtına gibi dönüyordu. Kimdi bu insanlar? Savaş gerçekten onların eline mi geçmişti? Yoksa hâlâ bir yerlerde saklanıyor muydu? Bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar karmaşanın ortasına çekildiğimi anlamıyordum. Ama tek bildiğim, buradan çıkmam gerektiğiydi.
Kapının kilitlenme sesi kulağımda yankılanırken, kendi kendime fısıldadım:
“Savaş… Neredesin?”
Bölüm etkileşimi
