2. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriSessizlikte Saklanan Sırlar
Bölümler 22Şu an: Sessizlikte Saklanan Sırlar
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2. Bölüm: Sessizlikte Saklanan Sırlar
O gece uyuyamadım. Savaş, o eski ahır evinde sedirin üzerinde sessizce yatarken, ben bir köşeye oturmuş başımı ellerimin arasına almış düşünüyordum. Aklımın bir yanı onu burada bırakmanın, kimseye haber vermemenin büyük bir hata olduğunu söylüyordu. Ama diğer yanım… Diğer yanım, onun gözlerindeki o kararlılığı ve çaresizliği unutamıyordu. Kimseye söylemememi istemesinin arkasında güçlü bir sebep vardı, bunu hissedebiliyordum.
Ara sıra hafif inlemeleri duyuluyordu. Yaralarını temizlemiş, kanamayı durdurmuştum. Ama bu yeterli değildi. Onu iyileştirmek için daha fazlasına ihtiyacım vardı. Öte yandan, eğer bir doktora götürsem ya da aileme haber versem, her şey açığa çıkabilirdi. Savaş’ın “Kimseye söyleme” diye yalvarışını hatırladıkça, bu fikri aklımdan atıyordum.
Sabah ilk ışıklarla birlikte, ahır evinden ayrıldım. Eve dönmeden önce, köyün yakınlarındaki bitkilerin arasında dolandım. Annemden ve büyükannemden öğrendiğim birkaç şifalı bitki bilgisi vardı. Yaraların iltihaplanmasını önlemek için kullanabileceğim şeyler arıyordum. Aynı zamanda köyde dikkat çekmemeye çalışıyordum. Üzerimdeki endişe, her hareketime yansıyordu. Annemle karşılaştığımda hemen yüzümü inceledi.
“Ne oldu sana, kızım? Yüzün bembeyaz,” dedi. Ellerini kalçalarına koyup sorgular gibi bakıyordu. Annem, bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamakta ustaydı.
“Hiçbir şey, anne,” dedim, hızlıca. “Sabah biraz erken çıktım, uykusuzluktandır.”
Başını eğip bana baktı, ama sonunda omuz silkerek “Hadi kahvaltıya otur,” dedi. “Tina da seni bekliyor.”
Kahvaltı boyunca kafam hep Savaş’taydı. Babam Tahsin Gökalp, her zamanki gibi sakin ve otoriter bir şekilde sessizliğini koruyordu. Ama Alper abiyle Tina, her zamanki gibi şakalaşıyorlardı. Alper abim, köye her geldiğinde masanın neşesi olurdu. Onun askerlik anıları, köyün rutin sessizliğine hareket katardı.
O sabah Alper abiyle göz göze geldiğimde bir an ürperdim. Yıllardır asker olan ve sayısız tehlikeli göreve giden abim, her zaman her şeyin farkındaymış gibi bir havası olurdu. O anda, Savaş’ın bir asker olduğunu düşündüğüm için daha da huzursuz hissettim. Acaba bir yerlerde yolları kesişmiş miydi?
Kahvaltıdan sonra, kimseye belli etmeden evden çıktım. Annem, “Nereye gidiyorsun yine?” diye seslendi ama cevap vermeden dışarı çıktım. Doğrudan ahır evine doğru yürüdüm.
İçeri girdiğimde Savaş gözlerini açmış, boşluğa bakıyordu. Yüzü biraz daha canlıydı, ama hâlâ çok yorgundu. Yanına oturdum ve ona biraz su verdim.
“Geceyi atlattık,” dedim. “Ama hâlâ açıklaman gereken şeyler var. Kim olduğunuzu ve başınıza ne geldiğini bilmem gerekiyor.”
Savaş bir süre sessiz kaldı. Sonunda çatallı bir sesle konuşmaya başladı. “Benim kim olduğumu bilmen, başını belaya sokabilir, Arina. Zaten yeterince tehlikeli bir durumun içindesin.”
“Tehlike?” diye sordum. “Siz bacağınızdan ve kolunuzdan vurulmuşsunuz, neredeyse ölüyordunuz. Bu işin zaten tehlikeli olduğunu anlamak için fazla düşünmeme gerek yok.”
Savaş bir süre sessiz kaldı, ardından derin bir nefes aldı. “Ben bir askerim,” dedi. Gözleri bir an için kararlı bir şekilde bana baktı. “Ama sıradan bir asker değil. Altay Timi’nde görevliyim. Ve şu an düşmanlarım beni arıyor olabilir.”
Altay Timi… Bu isim o kadar güçlü bir şekilde kulağıma çarptı ki bir an için ne diyeceğimi bilemedim. Çocukluğumdan beri Alper abimin timi olan Ateş Timi’ni dinlerdim. Ama Altay Timi’ni sadece gazetelerde ve dedikodularda duymuştum. Çok az kişi bu tim hakkında konuşurdu. Söylenene göre, ülkenin en gizli operasyonlarını gerçekleştiren bir ekipti.
“Eğer gerçekten Altay Timi’ndenseniz,” dedim, şaşkınlıkla, “neden buradasınız? Ve kim sizi bu hâle getirdi?”
“Gizli bir görevdeydim,” dedi. “Ama işler planladığımız gibi gitmedi. Baskına uğradık. Timimle bağlantım kesildi ve kendimi burada buldum.”
Gözlerine baktım. Söylediklerinde bir an bile tereddüt yoktu. Bu adam gerçekten de doğruyu söylüyor gibiydi. Ama yine de içimdeki korku büyüyordu. “Size yardım edebilmem için daha fazlasını bilmem gerekiyor,” dedim. “Düşmanlarınız kim? Sizi burada bulabilirler mi?”
Savaş başını iki yana salladı. “Seni korumak için sana daha fazla bir şey söyleyemem. Ama tek bildiğim şey, beni bulurlarsa seni de tehlikeye atacakları.”
Derin bir nefes aldım. Hayatımda ilk kez böyle bir durumla karşı karşıyaydım. Ama bir şey biliyordum: Bu adamın burada, bu hâlde olduğunu kimse öğrenmemeliydi. Onu iyileştirmeden buradan gitmesine izin veremezdim.
“Sizi burada güvende tutacağım,” dedim. Sesimde kararlılık vardı. “Ama size yardım ederken, siz de benim sorularıma cevap vereceksiniz. Beni karanlıkta bırakamazsınız.”
Savaş bir an için yüzüme baktı. Yorgun ama minnettar bir şekilde başını salladı. “Anlaştık,” dedi. “Ama sana söz veremem. Tehlike yaklaştığında, belki de kaçmak zorunda kalacağım.”
Bu sözler, o an için fazla anlam ifade etmiyordu. Ama ilerde öğrenecektim ki, Savaş Akçağ Yıldıran’ın hayatı, sadece onu değil, beni ve tüm sevdiklerimi de değiştirecekti.
Bölüm etkileşimi
