Savaş'ın İzleri kitap kapağı

18. bölüm / 22

Savaş'ın İzleri

Kaçışın Bedeli

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Kaçışın Bedeli

7. Bölüm: Kaçışın Bedeli

Ormanın içine dalar dalmaz karanlık beni adeta yutmuştu. Rüzgâr ağaçların dallarını uğuldatıyor, kuru yapraklar ayaklarımın altında çıtırdıyordu. Kendimi koşmaya zorluyordum, ama her adımda içimde bir parça daha kopuyordu. Savaş’ı orada bırakmak… Düşmanlarla tek başına yüzleşmesine izin vermek… Bu düşünceler, omuzlarımı taş gibi ağırlaştırıyordu.

Koşarken, arkamdan gelen boğuk sesleri duyabiliyordum. Kapıya vurulan darbeler, birinin bağırışları ve ardından kısa bir silah sesi. Kalbim hızlandı. Gözlerimden yaşlar dökülüyordu, ama kendimi durduramıyordum. Geriye dönüp bakmayı bile düşünemeyecek kadar korkuyordum.

Derin bir nefes alarak çalılıkların arasına doğru daha hızlı ilerledim. Ancak birkaç dakika geçmeden dengemi kaybedip yere kapaklandım. Sert bir kayanın üstüne düştüğümde dizimde keskin bir acı hissettim. Acıyla yüzümü buruşturup ayağa kalkmaya çalıştım, ama dizim pek de izin vermiyordu. Yavaşça kendimi toparlayıp yürümeye devam ettim. Bu kez daha dikkatliydim, ama aynı zamanda daha savunmasız. İçimdeki korku, beni tamamen ele geçirmişti.

Bir süre sonra çaylıkların kenarına ulaştım. Orada biraz nefeslenip etrafımı dinledim. Savaş’ın söylediği gibi, köy yoluna ulaşmaya çalışmalıydım. Eğer kimse beni görmeden eve dönebilirsem, olanları babama ya da Alper abime haber verebilirdim. Ama bu da riskliydi; eğer düşmanlar gerçekten bizi takip ediyorsa, ailem de tehlikede olabilirdi.

Hızla aklımda bir plan oluşturdum. Önce köyün kenarındaki eski değirmene gidecektim. Burası yıllardır kullanılmıyordu, ama bir süre saklanmak için iyi bir yer olabilirdi. Sabah olunca ne yapacağımı düşünmek için zamanım olurdu.

Değirmenin bulunduğu patikaya girdim. Ay ışığı ağaçların arasından süzülüyor, yolumu zar zor aydınlatıyordu. Ama sonunda değirmeni uzaktan gördüğümde içimde bir rahatlama hissettim. Koşar adımlarla yapıya yaklaşıp içeri girdim. Değirmenin duvarları rutubetliydi ve taş zemin toprakla kaplanmıştı. Köşede birkaç eski çuval vardı. Kendimi o çuvallardan birinin yanına bırakıp nefesimi düzenlemeye çalıştım.

O an, her şeyin sessizleştiğini fark ettim. Ne rüzgârın sesi vardı, ne de ormandaki hayvanların. Bu sessizlik, içimdeki huzursuzluğu artırıyordu. Kafamda sürekli olarak Savaş’ı düşünüp duruyordum. Şimdi ne durumdaydı? Yaşıyor muydu? Yoksa…

“Hayır,” diye mırıldandım kendi kendime, bu düşünceyi zihnimden uzaklaştırmaya çalışarak. “Hayatta. O adam kolay kolay ölmez.”

---

Değirmende geçirdiğim birkaç saat boyunca hiçbir şey olmadı. Ama sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, dışarıdan gelen bir ayak sesiyle irkildim. Hızla çuvalların arkasına gizlendim ve nefesimi tuttum. Ayak sesleri yaklaşıyordu, ama kimse konuşmuyordu. Kalbim hızla çarparken elimdeki bıçağı sıkıca kavradım.

Kapı hafifçe aralandı. Gelen kişi, sessizce içeri adım attı. Gölgeler içinde kim olduğunu seçemiyordum, ama iri yarı birine benziyordu. Soluk alıp verişleri oldukça ağırdı. Tüm cesaretimi toplayarak yerimden fırladım ve bıçağı ona doğru tuttum.

“Kim o?” diye bağırdım, sesimin titremesine engel olamayarak.

Adam bir adım geri çekildi, ama sonra derin bir sesle konuştu: “Arina?”

Bu sesi hemen tanımıştım. “Savaş!” diye nefesimi bırakarak bağırdım. Bıçağı elimden düşürdüm ve ona doğru koştum. Yaralı haliyle bile ayakta durmaya çalışıyordu. Sağ omzundan kan sızıyordu ve yüzü solgundu.

“Seni takip ettiler mi?” diye sordum, gözlerim dolarak.

Savaş başını iki yana salladı. “Hayır. Peşimde kimse yoktu. Ama çok uzun süre burada kalamayız.”

O an, onu o halde görmenin yarattığı üzüntü yerini bir kez daha endişeye bıraktı. “Buraya nasıl geldiniz? Dağ evinden nasıl kurtuldunuz?”

Savaş, dudaklarında acı bir tebessümle yanıma oturdu. “Onları şaşırtacak birkaç şey yaptım,” dedi. “Ama detayları şimdi anlatamam. Tek bildiğim, buradan hızla uzaklaşmamız gerektiği.”

“Yaralanmışsınız,” dedim, kolundaki kanı işaret ederek. “Sizi burada bırakıp gidemezsiniz.”

Savaş bir an için sustu, sonra gözlerimin içine baktı. “Arina,” dedi yavaşça. “Beni kurtarmaya çalıştığın için teşekkür ederim. Ama bu iş daha yeni başlıyor. Buradan sağ çıkmamız için bana yardım etmen gerek.”

“Ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordum.

“Buradan aşağıdaki köy yoluna ineceğiz,” dedi. “Ama dikkatli olmalıyız. Eğer bizi arayanlar hâlâ civardaysa, yakalanma riskimiz var. İkimizin de hayatta kalması için sakin ve hızlı olmalıyız.”

Başımı salladım. Artık geri dönüş yoktu. Bu yolculuğun bizi nereye götüreceğini bilmiyordum, ama Savaş’ı yalnız bırakmayacaktım. İkimiz, sessizce değirmeni terk ettik ve köy yoluna doğru ilerlemeye başladık. Ayak seslerimiz toprağın üzerinde yankılanırken, içimdeki huzursuzluk bir an olsun azalmadı.

Ve o an bir şey fark ettim: Biz daha kaçmaya bile başlamadan, gökyüzünde yaklaşan bir fırtına vardı. Hem gerçek hem de mecazi anlamda…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.