19. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriSessiz Yolculuk
Bölümler 22Şu an: Sessiz Yolculuk
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
8. Bölüm: Sessiz Yolculuk
Savaş’la birlikte değirmenin arka patikasından köy yoluna doğru ilerlerken içimde garip bir his vardı. Sessizce yürüyorduk; tek duyulan şey ayaklarımızın kuru yapraklara ve dallara basarken çıkardığı hışırtılardı. Gün ağarmaya başlamıştı, ama rüzgâr sertleşmiş, gökyüzü gri bir bulut örtüsüyle kaplanmıştı. Hava, sanki olacakların ağırlığını hissediyor gibiydi.
Savaş yavaş yürüyordu. Kolundaki ve omzundaki yaralar hareketlerini kısıtlıyor, yüzündeki acıyı bastırmaya çalışsa da gözlerinden okunuyordu. Birkaç kez durup dinlenmek zorunda kaldık, ama ne o şikâyet etti ne de ben. Onun cesaretine hayran kalıyordum, ama aynı zamanda bu cesaretin ardında saklanan ağırlığı da hissediyordum.
“Biraz daha yavaşlayabiliriz,” dedim, endişeyle ona bakarak. “Yaralarınız kötüleşiyor.”
“Vakit kaybedemeyiz,” diye yanıtladı sert ama nazik bir sesle. “Bizi arıyorlarsa, şu anda en büyük avantajımız hızımız.”
Bir süre daha sessizlik içinde yürüdük. Arada sırada arkamı dönüp kontrol ediyordum. Kimse bizi takip etmiyordu gibi görünüyordu, ama bu bile içimdeki huzursuzluğu bastırmaya yetmiyordu.
“Köye vardığımızda ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordum, sessizliği bozarak.
Savaş duraksadı. Bana doğru dönüp yaralı kolunu karnına bastırdı, gözlerinde bir kararlılık vardı. “Öncelikle yaralarımı doğru düzgün tedavi etmeliyiz,” dedi. “Sonra... benimle iletişime geçmesi gereken biri var. Ama bu kişiye ulaşabilmem için zamana ve saklanacak bir yere ihtiyacım var.”
“Kimle iletişime geçeceksiniz?” diye sordum.
Bir an sustu. Sonra yüzünde beliren hafif bir tebessümle, “Bunu öğrenmek için biraz beklemen gerekecek,” dedi. Bu cevap beni daha da meraklandırmıştı, ama onu zorlamak istemedim.
---
Yaklaşık bir saat yürüdükten sonra köy yoluna ulaştık. Rize’nin sabahları genelde sessizdir, ama o gün bu sessizlik beni her zamankinden daha fazla rahatsız ediyordu. Yol kenarında birkaç çay tarlasını geçtik, ama kimseyle karşılaşmadık. Bu durum hem içimi rahatlatıyor hem de beni tedirgin ediyordu.
“Köye yaklaştık,” dedim, yolun ilerisini işaret ederek. “Ama sizi doğrudan eve götüremem. Babam ve abim sizi böyle yaralı bir halde görürse sorular sormadan duramazlar.”
Savaş, bir ağacın altına oturup nefeslenirken başını salladı. “Haklısın,” dedi. “Onları tehlikeye atamayız. Peki, burada saklanabileceğimiz başka bir yer var mı?”
Düşündüm. Köyde böyle bir durumda kullanabileceğim tek bir yer aklıma geliyordu. “Eski ahır,” dedim. “Evimizin biraz uzağında, kullanılmayan bir ahır var. Orası çok sık ziyaret edilmez. Sizi oraya götürebiliriz.”
Savaş başını salladı ve yeniden ayağa kalktı. “Bize yeter,” dedi. “Ama fazla oyalanamayız.”
Yola devam ettik. Bir süre sonra eski ahırın bulunduğu alana ulaştık. Ahır, yıllardır terk edilmişti. Duvarlarında yer yer yosun tutmuş taşlar vardı, içi ise saman kokuyordu. Yine de burası, Savaş’ın tedavisi için geçici bir yer olarak işimizi görebilirdi.
Savaş’ı ahırın içindeki eski bir tahtaya oturttum. Hemen yaralarına bakmaya başladım. Kolundaki sargı yer yer açılmıştı ve kan, durmasına rağmen kötü bir görüntü oluşturuyordu. Ona doğru eğilip dikkatlice bandajı çözmeye başladım.
“Size bunu yapan kimdi?” diye sordum, dayanamayıp.
“Şimdilik bu sorunun cevabı sende kalmalı,” dedi, bakışlarını bana dikerek. “Bilmen seni tehlikeye atar.”
“Ben zaten tehlikedeyim,” dedim, kaşlarımı çatarak. “Sizi saklıyorum. Yaralarınızı tedavi ediyorum. Beni tehlikeye atan şeyin ne olduğunu bilmeye hakkım var.”
Savaş, yüzündeki o sert ifadeyi bir an için yumuşattı. “Arina,” dedi, sessizce. “Bana yardım ettiğin için sana minnettarım. Ama şunu bil ki, bu hikaye çok derin. Zamanı geldiğinde her şeyi öğreneceksin. Ama şimdilik, güvenlik için daha fazlasını bilmemelisin.”
Bu cevap beni tatmin etmemişti, ama onun sakladığı şeyin ağırlığını anlayabiliyordum. “Peki,” dedim, pes ederek. “Ama bir gün benden hiçbir şey saklamayacağınıza söz verin.”
Savaş, hafif bir tebessümle başını salladı. “Söz.”
---
Yaralarını temizleyip tekrar sardıktan sonra, ona biraz su ve yiyecek getirmek için eve geri döndüm. Bu sırada evdeki herkese hiçbir şey çaktırmamaya çalışıyordum. Annem ve babam kahvaltı için bahçedeydiler. Tina ise odasında kendi işine bakıyordu. Sessizce mutfağa girdim ve eski bir bohçaya birkaç parça ekmek, peynir ve su koydum.
Tam evden çıkmak üzereyken, Alper abimle karşılaştım. Gözleri hemen elimdeki bohçaya kaydı. “Nereye gidiyorsun?” diye sordu, kaşlarını kaldırarak.
Bir an duraksadım, ama hızlıca bir yalan uydurdum. “Değirmene,” dedim. “Orada biraz temiz hava almak istiyorum. Ayrıca birkaç bitki toplayacağım.”
Alper, gözlerini kısmıştı. Sanki yalanımı hissetmiş gibiydi. Ama sonunda başını sallayıp, “Çok oyalanma,” dedi.
Başımı sallayıp hızla evden çıktım. Ahıra döndüğümde Savaş, tahtanın üzerine oturmuş, pencerenin dışına bakıyordu. Sesimi duyunca bana döndü ve yüzünde hafif bir rahatlama ifadesi belirdi.
“Yiyecek getirdim,” dedim, bohçayı ona uzatarak. “Ama dikkatli olmalıyız. Abim neredeyse her şeyi anladı.”
Savaş’ın yüzü ciddileşti. “Beni burada bulursa işler çok karışır,” dedi. “Hızlı hareket etmeliyiz. Ama önce… bir süre daha saklanmalıyız.”
Başımı salladım, ama içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Bu saklanma oyununun daha ne kadar süreceğini bilmiyordum, ama bir şey kesindi: Kendi dünyam dediğim bu küçük köy, artık eski sakinliğinde kalmayacaktı. Çünkü Savaş’ın sırrı, bu dağların arasındaki sessizliği bozmaya başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
