Savaş'ın İzleri kitap kapağı

5. bölüm / 22

Savaş'ın İzleri

Tehlikeye Adım Adım

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Tehlikeye Adım Adım

5. Bölüm: Tehlikeye Adım Adım

Sonraki günler, bir tür sessiz bekleyiş içinde geçti. Savaş yavaşça iyileşiyor, ama yaralarının tam anlamıyla kapanması için biraz daha zamana ihtiyacı olduğu belliydi. İdris amca dışında ahır evine yakınlarda kimseyi görmedim, ama bu sessizlik bile içimi rahatlatmıyordu. Savaş’ın sürekli diken üstünde olması, bende de aynı hissi yaratmıştı. Artık her gece tetikte, ufacık bir çıtırtıda yerimden sıçrayarak uyanıyordum.

O gün, erkenden çaylıklara inip babamın dağ evine giden yol hakkında daha fazla düşünmeye karar verdim. Çocukluğumda birkaç kez babamla o eve gitmiştim, ama yol oldukça sarptı. Şimdi bir de yaralı bir adamı oraya götürme düşüncesi, işi daha da zorlaştırıyordu. Ama başka seçeneğimiz yoktu. Savaş burada daha fazla kalamazdı.

Ahır evine döndüğümde, Savaş’ın masanın üzerinde açık bir haritaya baktığını gördüm. Nereden bulduğunu anlayamadım, ama çoktan bir şeyler planlamaya başlamıştı. Üzerinde birkaç noktayı işaretlemişti.

“Bu nedir?” diye sordum, masaya yaklaşarak.

“Burası ve çevresi,” dedi, işaretlediği noktaları göstererek. “Timimle tekrar bağlantı kurabilmem için uygun bir nokta bulmam gerekiyor. Yalnızca dağ evine saklanmak yetmez. Beni bulabilecekleri bir yerden sinyal göndermem lazım.”

“Bu, timinizle iletişime geçmenin yolu mu?” diye sordum, haritadaki işaretlere bakarak.

Savaş başını salladı. “Evet. Ama bu sinyali göndermek, yerimi de açık eder. O yüzden doğru zamanı beklememiz lazım. Eğer sinyali gönderir ve düşmanlar beni benden önce bulursa, her şey mahvolur.”

Bu sözler mideme bir yumruk gibi indi. Artık bu işin basit bir kurtarma hikâyesinden çok daha fazlası olduğunu anlamıştım. Savaş’ın bahsettiği “düşmanlar” kimdi? Onların burada olması, benim ve ailem için ne anlama gelirdi?

“Sinyali ne zaman göndermeyi düşünüyorsunuz?” diye sordum.

“Dağ evine geçtiğimizde,” dedi kesin bir şekilde. “Buradan daha iyi bir yer yok. Yeterince yüksekteyiz ve çevreyi gözleyebilecek kadar açık bir alan var.”

“Peki ya ben?” dedim, sesimde istemsiz bir sertlikle. “Beni bu işe tamamen dahil ettiniz. Şimdi ne olursa olsun yanınızdayım, ama bu timiniz geldiğinde beni tehlikede bırakmayacak mı?”

Savaş’ın yüzü ciddileşti. Gözlerimde bir an için hafif bir pişmanlık belirdi. “Seni bu kadar riske atmak istemezdim,” dedi alçak bir sesle. “Ama bir kez bu işe bulaştın, artık geri dönüş yok. Sana söz veriyorum, ne olursa olsun seni ve aileni koruyacağım.”

“Pekâlâ,” dedim, kararlılıkla. “O zaman bunu bir an önce yapalım. Akşama doğru yola çıkarız. Dağ evine ulaşmamız birkaç saat sürer, ama orada güvende olacağımızı düşünüyorum.”

Savaş başını salladı. “Plan bu. Ama yola çıkmadan önce bana bazı şeyler lazım. Bu yüzden biraz daha beklememiz gerekebilir.”

---

Gün ağır ağır ilerlerken, ben de hazırlıklarımı tamamlamaya çalıştım. Yolda ihtiyacımız olabilecek birkaç parça yiyecek, temiz su ve ilk yardım malzemelerini bohçama doldurdum. Savaş ise sessizce oturuyor, arada bir haritaya göz atıyordu. O sessizlikte, aklımda sürekli aynı sorular dönüp duruyordu. Savaş gerçekten kimdi? Ona neden bu kadar kolay güvendim? Ve bu durumun sonu nereye varacaktı?

İkindi vakti, Savaş sessizliği bozdu. “Hazır mısın?” diye sordu, kararlı bir ifadeyle.

Hazır olup olmadığımı bilmiyordum. Ama başımı salladım. “Evet,” dedim. “Şimdi yola çıkabiliriz.”

Savaş, silahını ve birkaç küçük eşyasını topladı. Onu yürütmek için koluna girmem gerekti. Henüz tam olarak iyileşmediği için her adımda yüzü acıyla buruşuyordu, ama bir kez bile şikâyet etmedi. İçimde bir hayranlık uyandı. Bu kadar yaralı ve zayıf olmasına rağmen, ne kadar kararlı ve güçlü bir duruş sergilediği gözümden kaçmıyordu.

Çaylıklardan sessizce ilerlerken, akşamüstü güneşinin altında uzanan manzarayı izledim. Köyün sessizliği bir yandan beni rahatlatıyor, diğer yandan ise üzerimize çöken tehlikeyi daha da hissettiriyordu. Sanki çevremizdeki her şey bir gölge gibi üzerimize sinmişti.

Dağ evine yaklaştığımızda, hava kararmaya başlamıştı. Savaş daha da yavaşlamıştı ve artık açıkça nefes almakta zorlanıyordu. Onu bir ağacın dibinde dinlenmesi için durdurdum.

“Biraz daha var,” dedim, ellerimi dizlerime koyarak. “Dayanabilecek misiniz?”

Savaş başını salladı. “Dayanırım,” dedi inatla. “Ama bu gece burada çok dikkatli olmalıyız. Eğer birileri bizi takip ediyorsa, karanlıkta daha savunmasız oluruz.”

Bu ihtimal tüylerimi diken diken etti. Karanlık ormanın içindeki sessizlik, bir anda çok daha tehditkâr görünmeye başladı. Ama elimden başka bir şey gelmezdi. Derin bir nefes alıp yola devam ettik.

Sonunda, dağ evine ulaştığımızda içimde büyük bir rahatlama hissettim. Ev, uzun zamandır kullanılmadığı için biraz harap haldeydi, ama hâlâ barınmak için yeterince sağlamdı. Savaş’ı içeri yerleştirdikten sonra kapıyı iyice kilitledim ve pencerenin kenarına bir sandalye çekip oturdum.

“Sinyal için ne kadar beklememiz gerekecek?” diye sordum.

“Bir ya da iki gün,” dedi Savaş. “Doğru anı bekleyeceğiz. Ama şimdilik, dinlenmeliyiz. Eğer burada birileri bizi fark ederse, kendimizi savunmamız gerekebilir.”

O an, hayatımın hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını fark ettim. Bu adamı kurtarmak için çıktığım bu yolda, kendi kaderimi de değiştirmiştim. Ama içimde bir his vardı: Bu sadece başlangıçtı. Ve asıl fırtına, henüz bizi bulmamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.