10. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriSessiz Vedalar
Bölümler 22Şu an: Sessiz Vedalar
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
12. Bölüm: Sessiz Vedalar
Gün ağır ağır ağarırken, içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Değirmenin altındaki tünelde saklanan Savaş’ın orada güvende olduğunu bilmek bir nebze olsun beni rahatlatıyordu, ama yine de içimde bir şeylerin ters gittiğine dair bir his vardı. Alper, sabah erkenden köyden ayrılmıştı; bir işi olduğunu söylemişti, ama tam olarak ne olduğunu açıklamamıştı. Evde herkes sıradan bir gün geçiriyor gibi görünse de, benim aklım hep Savaş’taydı.
Sabah işlerimi bitirdikten sonra, kimseye belli etmeden değirmene gitmeye karar verdim. Elimde biraz yiyecek ve suyla oraya vardığımda, sessizlik tuhaf bir şekilde beni karşıladı. Tünelin kapısına yaklaştım, taş kapı olduğu gibi duruyordu. İçeri girip Savaş’ı kontrol etmek istedim ama sonra bir ses beni durdurdu.
“Arina!” dedi yaşlı komşumuz Mehmet Dede’nin sesi, değirmenin yanından geçerken. “Ne yapıyorsun burada? Birini mi arıyorsun?”
Düşüncelerim bölünmüştü. Mehmet Dede’ye ne diyeceğimi bilemedim. O her zaman dikkatli gözleriyle her şeyi fark ederdi. Onu geçiştirecek bir şeyler söylemek istedim ama ağzımdan bambaşka bir soru döküldü.
“Dede, bu sabah burada bir şey gördün mü?” dedim. İçimdeki huzursuzluk yüzünden düşünmeden konuşuyordum.
Mehmet Dede kaşlarını çattı. “Hımm… Şafak vakti bir ses duydum,” dedi. “Büyük bir helikopter sesi. Yıllardır böyle bir şey görmemiştim. Değirmenin altındaki boş araziye indi. Bir süre orada kaldı, sonra tekrar havalandı. Ama ne olduğunu anlayamadım. Kimseler de yoktu ortalıkta. Oğul, bir şey mi oluyor?”
Kalbim duracak gibi oldu. Helikopter mi? Şafak vakti? Bu ne demekti? Sözleri kafamda yankılanırken, elimdeki yiyecek sepetini yere bırakıp koşturmaya başladım. Mehmet Dede’nin arkamdan bir şeyler söylediğini duydum, ama onu umursayacak halde değildim. Adımlarım hızlandıkça nefesim daraldı. İçimde büyüyen korku, neredeyse beni yutuyordu.
Değirmenin kapısına vardığımda taş kapıyı hızla kaldırdım ve tünelin içine indim. Adımlarım taş zemin üzerinde yankılanıyordu. “Savaş!” diye seslendim. Ama hiçbir yanıt gelmedi.
Tünelin sonuna ulaştığımda, Savaş’ın kaldığı yerde kimse yoktu. Yatak olarak kullandığı battaniyeler özenle katlanıp kenara bırakılmıştı. Yanında, bizim verdiğimiz hiçbir şey yoktu. Savaş gitmişti. Ama nasıl? Ve neden?
Etrafı araştırdım, bir iz, bir not, bir işaret bulabilmek için. Ama hiçbir şey yoktu. Sadece derin bir sessizlik. Kalbim hızla çarpıyordu. Ellerimi saçlarıma götürdüm, ne yapacağımı bilmiyordum. Gözlerim tünelin her köşesini taradı, ama Savaş’tan geriye kalan tek şey, onun bir zamanlar burada olduğunu gösteren küçük bir iz bile yoktu.
Sonunda, artık daha fazla kendimi tutamadım. Çaresizce yere çömeldim ve fısıldadım.
“Savaş...”
Bu tek kelime, tünelin içinde yankılandı, sonra sessizliğe karıştı. Savaş gitmişti. Ve onun neden, nasıl gittiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Ama içimde bir yerlerde, bu son olmayacağını hissediyordum.
Bölüm etkileşimi
