6. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriFırtına
Bölümler 22Şu an: Fırtına
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
6. Bölüm: Fırtına
Dağ evine yerleştikten sonraki ilk gece boyunca neredeyse hiç uyuyamadım. Rüzgârın dağ yamaçlarında uluyarak estiği, ormandaki ağaçların yapraklarının hışırdayarak tehditkâr bir şekilde dans ettiği bir geceydi. Gökyüzü yıldızlarla doluydu ama bu güzelliğin altında hissedilen bir huzursuzluk vardı. Savaş, sedirde uzanmış, uykuyla uyanıklık arasında gidip geliyordu. Gözüm sürekli kapıda, elim ise pencereden dışarıya doğru çevirdiğim bakışlarımdaydı.
Sabaha karşı, hafifçe kestirmiş olmalıyım ki bir çıtırtıyla irkilerek uyandım. Ses dağ evinin dışından gelmişti. Hemen yerimden doğrulup Savaş’a baktım. O da uyanmıştı ve sessizce silahını kavramış, gözlerini kapıya dikmişti.
"Bir şey mi duydun?" diye fısıldadım.
Başını salladı, ama gözlerini kapıdan ayırmadı. "Belki bir hayvan," dedi. "Ama emin olamayız."
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Çıkan sesin bir hayvana ait olmasını umarak pencereye yaklaştım. Ağır adımlarla perdeyi hafifçe araladım ve dışarı baktım. Ancak gördüğüm şey hiçbir hayvanın yapacağı bir hareket değildi. Ormanda, ağaçların arasında belirsiz bir gölge hareket ediyordu.
“Biri var,” dedim alçak bir sesle, nefesim kesilerek.
Savaş hemen sedirden kalkıp yanıma geldi. O da gözlerini kısarak dışarı baktı. Gölge, birkaç saniye sonra bir ağacın arkasına saklandı. Hareketsiz kalıp bekledik, ama kimse bir şey yapmıyordu. Bu belirsizlik beni daha da huzursuz ediyordu.
“Beni burada bulmuş olabilirler,” dedi Savaş. “Eğer öyleyse, ikimizin de dikkatli olması gerek.”
“Ne yapacağız?” diye sordum, sesim istemeden titreyerek.
“Öncelikle sakin olacaksın,” dedi. “Bu durumda panik yaparsan hata yaparsın. Eğer birileri gerçekten burada bizim için geldiyse, önce niyetlerini anlamamız lazım.”
Savaş, sessizce kapının yanına ilerledi. Tabancasını hazır hale getirmişti. Ben ise elimde hiçbir şey olmadan kapıya yakın duruyordum, kalbim göğsümü delip geçecekmiş gibi çarparken ne yapacağımı bilemiyordum.
“Dışarıda kim var?” diye bağırdı Savaş, sert bir sesle.
Sessizlik. Bir cevap gelmedi. O an, gölgelerden birinin hızla hareket ettiğini gördüm. Adrenalin vücuduma bir anda yayıldı. Savaş’a baktım, o ise hâlâ kapının önünde dikkatle bekliyordu.
“Bekle,” dedim, alçak bir sesle. “Belki sadece köyden biri buraya yanlışlıkla gelmiştir.”
Ama Savaş, bunu pek olası bulmuyor gibi görünüyordu. “Eğer bu bir tuzaksa?” dedi, gözlerini hâlâ dışarıdan ayırmadan.
Tam o anda, kapının önünde bir taş yuvarlanır gibi bir ses geldi. Savaş bir adım geri çekildi, tabancasını doğrulttu. Ben ise daha fazla beklemeye dayanamayarak kapının yanındaki mutfak bıçağını aldım ve elim titreyerek arkasına saklandım.
“Sakin ol,” dedi Savaş. “Herhangi bir şey yapmadan önce kim olduğunu anlamamız gerek.”
Kapıdan bir anda sert bir ses geldi. Sanki biri kapının önüne bir şey fırlatmış gibiydi. Savaş hızla kapıya yaklaştı, ama bir anda gözleri kısıldı ve duraksadı. Kapının önünden gelen bir ses duyduk:
"Teslim olun ya da burayı terk edin! Sizi çevreledik."
Savaş’ın yüzündeki sert ifade değişmedi. Ama ben o sözlerle birlikte soluğumu tutmuştum. Çevrelenmiş miydik? Bu kadar çabuk nasıl bulunmuştuk? İçimde fırtınalar koparken Savaş, sanki hiçbir şey olmamış gibi soğukkanlı bir şekilde bana döndü.
“Arkada bir çıkış var mı?” diye sordu.
Bir an düşündüm. Dağ evinin arka tarafında, küçük bir pencereden dışarı çıkmak mümkündü, ama eğer bizi gerçekten çevrelemişlerse, bu hiçbir işe yaramazdı.
“Bir pencere var,” dedim. “Ama…”
“Yeterli,” dedi Savaş. “Beni dinle. Sessizce o pencereden dışarı çıkacaksın. Buradan uzaklaşıp aşağıdaki köy yoluna ineceksin. Eğer bir şey olursa, kimseye benden bahsetmeyeceksin. Hiçbir şey duymadığını, hiçbir şey bilmediğini söyleyeceksin.”
Gözlerim dolmuştu. “Sizi burada bırakamam,” dedim, hıçkırmamı zorla bastırarak. “Eğer burada kalırsanız sizi öldürecekler.”
Savaş, hafif bir tebessümle başını iki yana salladı. “Merak etme. Buradan sağ çıkacağım. Ama senin burada olman işleri zorlaştırır. Eğer benim için bir şey yapmak istiyorsan, o pencereye gidip uzaklaş. Hemen.”
Kararsızca başımı salladım. Savaş’ın ciddiyetini gördüğümde içimdeki korkuya rağmen harekete geçtim. Bohçamı ve bıçağı alarak arka tarafa ilerledim. Kalbim sanki göğsümden dışarı fırlayacak gibiydi. Pencereye vardığımda, bir an için geriye dönüp ona baktım.
“Hayatta kalın,” dedim, gözlerim dolu dolu.
Savaş, başını salladı. “Sen de, Arina. Kendine dikkat et.”
Pencereden sessizce dışarı çıktım ve geceye karıştım. Arkamda, dağ evinden gelen sesleri duymaya devam ederken, ormanın içine doğru hızla koştum. Düşmanların kim olduğunu, ne istediklerini ya da Savaş’ın onlara karşı ne yapacağını bilmiyordum. Ama bir şey kesindi: Bu yolculuk burada bitmeyecek, asıl tehlike şimdi başlıyordu.
Bölüm etkileşimi
