Savaş'ın İzleri kitap kapağı

4. bölüm / 22

Savaş'ın İzleri

Gölgenin Ardındaki Gerçekler

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Gölgenin Ardındaki Gerçekler

4. Bölüm: Gölgenin Ardındaki Gerçekler

Ertesi sabah, köyün sisli havasında ahır evine doğru yürürken içimde bir huzursuzluk vardı. Savaş’ın sözleri kafamda yankılanıp duruyordu. “Ya her şey bitecek, ya da her şey başlayacak…” Bu cümle, içime bir ağırlık gibi çökmüştü. Peki ya benim için ne başlayacaktı? Hayatımın bu kadar sırlarla dolu bir hale gelmesi, düşündüğümden çok daha fazlasını değiştirmişti bile.

Ahır evinin kapısını açtığımda Savaş sedirin üzerinde oturuyordu. Yüzü biraz daha renklendiği için içim rahatlamıştı. Ancak gözlerindeki o sert bakış hâlâ yerindeydi. Bu adamın sadece bedeni değil, ruhu da savaştan yara almış gibiydi.

“Bugün daha iyi görünüyorsunuz,” dedim, içeri girerken.

“Senin sayende,” dedi, minnetle. “Ama hâlâ tam olarak güvende değilim.”

Başımı salladım ve getirdiğim küçük bohçayı masanın üzerine koydum. İçinde köyden topladığım birkaç bitki, biraz yiyecek ve temiz bezler vardı. Savaş’ın yaralarını tekrar temizlerken sessizce çalıştım. Ancak içimdeki merak sonunda patladı.

“Timini bulmak için bir planın var mı?” diye sordum.

Savaş derin bir nefes aldı. “Var,” dedi. “Ama şu an değil. Öncelikle iyileşmeliyim. Sonra bağlantı kurmaya çalışacağım. Ama bu, daha fazla dikkat çekmeden olmaz.”

“Nasıl bağlantı kuracaksınız?” diye sordum, yüzünde bir ipucu arayarak.

“Bunu senin bilmen gerekmiyor,” dedi, hafif bir gülümsemeyle. “Sana zaten yeterince yük oldum, Arina. Daha fazlasını öğrenirsen bu yükü taşımak zorunda kalırsın.”

Ona sert bir bakış attım. “Zaten bu yükü taşıyorum, Savaş. Siz burada kalıyorsunuz, yaralarınızı tedavi ediyorum, yalan söylüyorum ve herkesin gözünden kaçmaya çalışıyorum. O yüzden bana daha fazla bilgi vermemekle beni koruduğunuzu sanmayın.”

Bir süre sessizlik oldu. Sonunda, Savaş yavaşça başını salladı. “Haklısın,” dedi. “Ama sana her şeyi anlatmam hâlâ tehlikeli olur. Şimdilik sadece şunu bil: Benim burada olduğumdan kimsenin haberi olmamalı. Timimle bağlantı kurmaya çalışacağım, ama bu süre zarfında düşmanlar beni bulursa, kaçacak vaktimiz bile olmayabilir.”

Kaçacak vaktimiz… Bu sözler beni olduğum yere mıhladı. Şimdiye kadar onun saklanmasına yardım ettiğimi düşünüyordum. Ama gerçek şu ki, bu tehlike bana da dokunmaya başlamıştı. Eğer biri Savaş’ın burada olduğunu öğrenirse, bu yalnızca onun için değil, benim ve ailem için de bir felaket olurdu.

O an, dışarıdan gelen bir sesle irkildim. Birkaç çaylak kuşunun uçuş sesini duydum, ama bu sefer farklıydı. Yaklaşan ayak sesleri… Evet, birisi geliyordu! Hızla pencereye koştum ve çaylıkların arasında dolaşan birini gördüm.

“Köyden biri buraya geliyor,” dedim alçak bir sesle. Kalbim deli gibi atıyordu.

Savaş gözlerini kapının önüne dikti, o da gerilmişti. “Kim olduğunu görebiliyor musun?” diye sordu.

Başımı iki yana salladım. “Hayır, ama biri arayarak yürüyor. Belki bizim köyden biridir, belki de sadece burada dolanıyordur…”

Savaş hemen sedirin yanına düşen tabancasını kavradı. O an silahı gördüğümde içimde bir ürperti oluştu. Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Ama gözlerim onunkilerle buluştuğunda, Savaş’ın her an bir tehlikeye hazır olduğunu gördüm.

Kapıya doğru yürüdüm, elimle Savaş’ı durdurmaya çalışarak. “Bekleyin,” dedim. “Belki sadece bir köylüdür. Buraya sık sık kimse gelmez ama bazen çocuklar ya da çobanlar uğrayabiliyor.”

Kapının arkasına saklanıp yaklaşanı izledim. Derin bir nefes aldım, çünkü gelen kişi, köyün yaşlı çobanı İdris amcaydı. Bastonuna yaslanarak yavaş yavaş çaylıkların arasında yürüyordu. İçim biraz rahatladı, ama hemen Savaş’a döndüm.

“Çoban,” dedim. “Sadece İdris amca. Endişelenmeyin, bizi görmedi.”

Savaş derin bir nefes verdi ve tabancasını yerine koydu. Ama yüzündeki sert ifade değişmemişti. “Sadece bir çoban değil de, başkası olsaydı ne yapacaktık?” dedi. “Bu yer güvenli değil, Arina. Daha uzun süre burada kalamam.”

İdris amca uzaklaşınca biraz rahatladım, ama Savaş’ın haklı olduğunu da kabul etmem gerekiyordu. Eğer bu eski ahır evinde daha fazla kalırsa, eninde sonunda biri onu bulacaktı. Ama onu nereye götürebilirdim?

“Sizi buradan götürmeliyim,” dedim kararlı bir şekilde. “Ama başka bir yere nasıl saklarım, bilmiyorum.”

Savaş bir süre düşündü. “Yakında bir yer var mı? İnsanlardan uzak bir yer? Belki eski bir ev, bir kulübe?”

Bir an duraksadım. Babamın yıllar önce terk ettiği eski dağ evi aklıma geldi. Orası kimsenin uğramadığı bir yerdeydi ve yalnızca Alper abi ara sıra ava gittiğinde kullanırdı.

“Evet,” dedim. “Bir yer biliyorum. Ama oraya gitmek zor olacak. Çaylıkların arasından ve dağın yamaçlarından yürümemiz gerekecek.”

Savaş başını salladı. “Yapmamız gerekeni yapacağız. Ama önce, benim biraz daha iyileşmem gerekiyor. Şimdilik burada kalmalıyım. Eğer beni taşıman gerekirse, yaralarım tekrar açılır.”

Haklıydı. Ama artık zamanımız daralıyordu. Sessizliğin içinde gizlenen bu tehlike, ne kadar daha bekleyecekti? Ya da biz ne kadar daha saklanabilecektik?

O gün, kafamda bir plan yapmaya başladım. Babamın eski dağ evine Savaş’ı götürecektim, ama bunu nasıl yapacağımı henüz bilmiyordum. Ama bir şey kesindi: Bu yabancı adamla aramızdaki bağ her geçen gün daha da derinleşiyor ve beni geri dönüşü olmayan bir yola sürüklüyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.