7. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriGüvenin İnce Çizgisi
Bölümler 22Şu an: Güvenin İnce Çizgisi
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
9. Bölüm: Güvenin İnce Çizgisi
Ahırın içindeki sessizlik ağırdı. Savaş, getirdiğim yiyecekleri yerken sessizce onu izliyordum. Yüzü hâlâ solgundu, ama gözlerinde inatçı bir kararlılık vardı. Yaralı bir adam olmasına rağmen, bu kararlılık ona bambaşka bir güç katıyordu. Ancak bu güç, beni hem etkiliyor hem de ürkütüyordu. Sanki önümde oturan adam sadece bir asker değil, aynı zamanda pek çok sırrı içinde saklayan biri gibiydi.
“Savaş,” dedim, sessizliği bozarak. “Buradan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz? Yani bu yaralarla çok uzağa gidemezsiniz.”
Bir an düşündü, sonra yavaşça başını kaldırıp bana baktı. “Haklısın,” dedi. “Ama burada kalmaya devam edersem, sadece kendimi değil, seni ve aileni de tehlikeye atarım.”
“Peki ya yardım istemek?” dedim. “Alper abim… O da bir asker. O ve Ateş Timi size yardım edebilir.”
Savaş’ın yüzü bir an için sertleşti. “Hayır,” dedi kısa ve net bir şekilde. “Kimseyi bu işe bulaştıramayız. Hele ki Alper Yarbay’ı.”
“Ama neden?” diye ısrar ettim. “Eğer ciddi bir durum varsa, o ve timi—”
“Arina,” diye sözümü kesti, sesi yumuşayarak. “Bu sadece benim ve timimin meselesi. Başkalarını işin içine katmak, sadece işleri daha karmaşık hale getirir.”
Sözleri kafamda daha fazla soru işareti yaratsa da, daha fazla üstelememeye karar verdim. Onun bakışlarındaki kararlılık, bu konuda bir şey söylemenin faydasız olduğunu açıkça belli ediyordu.
---
Savaş’ı ahırda bırakıp eve döndüğümde, evdeki hava biraz gergindi. Alper abim dışarıda bir telefon görüşmesi yapıyordu. Babam ise verandada oturmuş çayını yudumluyordu. Gözleri beni görünce hafifçe daraldı.
“Neredeydin, kızım?” diye sordu, sert olmayan ama meraklı bir tonla.
“Değirmene gittim,” dedim, sakin bir şekilde. “Biraz kafa dinlemek istedim.”
“Bu sıralar çok sık gidiyorsun o değirmene,” dedi babam, gözlerini kısmıştı. “Bir şey mi var?”
Hafifçe gülümsedim, ama bu gülümsemenin ne kadar sahte olduğunu fark etmediğine emin olamıyordum. “Sadece sakin bir yer, baba. Biliyorsun, çaylıkların ve ormanın huzuru bana iyi geliyor.”
Babam, söylediklerimi tartar gibi bir süre bana baktı, ama sonunda omuz silkip başka bir şey söylemedi. Bu durum, içimde bir nebze rahatlama yarattı. Ama aynı zamanda Alper’in hâlâ dışarıda olması beni endişelendiriyordu. Onun gözünden hiçbir şey kaçmazdı ve bir şekilde beni takip ettiyse, Savaş’ı bulabilirdi.
---
Gece çökmeye başladığında, yeniden ahıra doğru yola çıktım. Bu kez daha dikkatliydim. Köyün sessiz sokaklarından geçerken, gölgelerin içinden beni izleyen bir çift göz varmış gibi hissediyordum. Rüzgârın uğultusu bile içimdeki huzursuzluğu artırıyordu.
Ahıra ulaştığımda Savaş, bir köşede yere serdiğim eski battaniyeye oturmuştu. Yüzü daha da solgun görünüyordu. Getirdiğim suyu hemen uzattım.
“Durum nasıl?” diye sordum, endişeyle.
“Daha iyiyim,” dedi, ama bu açıkça bir yalandı. Sesi bile neredeyse fısıltı gibiydi. “Ama burada daha fazla kalamayız. Tehlike her an yaklaşıyor.”
“Yine de bu şekilde hareket edemezsiniz,” dedim. “Yaralarınız daha fazla kötüleşmeden sizi tedavi etmemiz gerekiyor.”
Savaş bir şey söylemedi. Bunun yerine, gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Onun bu hali, içimdeki endişeyi daha da artırıyordu. Her şeyin bu kadar karmaşıklaşacağını hiç düşünmemiştim. Ama şimdi, bu yaralı adamı korumak benim sorumluluğum olmuştu.
“Yarın sabah,” dedi bir süre sonra, gözlerini açarak. “Beni buradan çıkarmanız gerek. Daha fazla burada kalamam.”
“Nereye gideceğiz?” diye sordum, şaşkınlıkla. “Bu halde nasıl—”
“Gideceğimiz bir yer var,” dedi. “Ama şimdilik sana söyleyemem. Sadece bana güven.”
Derin bir nefes alıp başımı salladım. Artık güvenmekten başka çarem yoktu. Ama bu güvenin beni ve ailemi neye sürükleyeceğini bilmiyordum. Tek bildiğim şey, yarın her şeyin daha da karmaşık hale geleceğiydi.
---
Gece boyunca ahırda onunla kaldım. İkimiz de pek konuşmadık, ama sessizlik bile garip bir şekilde rahatlatıcıydı. Ancak sabaha doğru, ahırın dışından gelen bir sesle irkildim. Bir çift ağır adım, kuru yaprakların üzerinde yankılanıyordu.
Savaş bir anda ayaklandı, ama dengesini kaybedip sendeledi. Onu tutup tekrar oturmasına yardım ederken, kalbim hızla çarpıyordu. “Kim olabilir?” diye fısıldadım.
“Bilmiyorum,” dedi, gözleri dışarıyı tararken. “Ama sessiz ol. Ve sakın dışarı çıkma.”
Adımlar yaklaştı. Ahırın kapısı hafifçe aralandı ve bir gölge içeriye doğru süzüldü. Savaş hemen elindeki küçük bıçağı kavradı. Ben ise soluğumu tutmuş, ne olacağını bekliyordum.
Kapıdaki kişi birkaç adım attıktan sonra durdu. Yüzü karanlıkta seçilmiyordu, ama sonra tanıdık bir ses duyuldu.
“Arina?”
Bu ses... Alper abimdi.
Bölüm etkileşimi
