16. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriKaderin Çemberi
Bölümler 22Şu an: Kaderin Çemberi
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
18. Bölüm: Kaderin Çemberi
Yıllar geçmişti. Çay tarlalarının yeşili, köyün ahşap evleri, sabahları uyanınca duyduğum kuş sesleri… Hepsi aynıydı. Ama benim içimdeki dünya, o ormanda yaşadığım o geceden sonra bir daha asla eskisi gibi olmadı. Savaş’ın kaybolduğu gün, hayatımda bir dönüm noktası olmuştu. Peşime düşen adamlardan sonra Alper abim beni koruma altına almış, köyden çıkmamı yasaklamıştı. Savaş’ın nerede olduğunu, hayatta olup olmadığını hiç öğrenemedim.
Aradan geçen zaman, pek çok şeyi değiştirdiği gibi beni de değiştirmişti. Yaşım otuzuna yaklaşmıştı ve ailemin üzerimdeki evlilik baskısı gitgide daha da artıyordu. Annem ve babam, köydeki diğer kızlar gibi benim de bir yuva kurmam gerektiğini sürekli dile getiriyordu. Başlarda direnmiştim, ama zamanla içimdeki umut kırılmıştı. Savaş’ı unutmak için kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Belki de gerçekten evlenmek, geçmişi arkamda bırakmak için bir fırsattı.
Bir gün annem, köyde saygı duyulan bir ailenin oğluyla beni tanıştırmak istediklerini söyledi. Görücü usulüyle evlenmek, burada oldukça yaygın bir durumdu. İçimden bir ses bunun yanlış olduğunu söylüyordu, ama hayır diyemedim. Ne de olsa annemin gözlerindeki o ümit dolu bakışlara karşı koymak zordu.
Adını bile bilmediğim bu adamla düğün tarihimiz belirlenmişti. Sadece onun askeri bir geçmişe sahip olduğunu, ailesinin burada değil, başka bir şehirde yaşadığını duymuştum. Bu bilgiyi duyunca içimde garip bir ürperti hissettim. Askerlik, bana her zaman Savaş’ı hatırlatıyordu. Ama sonra kendimi azarladım. Geçmişte takılıp kalmak bana hiçbir şey kazandırmamıştı.
Düğün günü gelip çattığında, hazırlıklar başlamıştı. Beyaz gelinliğim üzerimdeydi. Annem gözlerimi silerek bana sarıldı, babam ise alışılmış sert tavrının ardında gurur dolu bir bakış saklıyordu. Tina ve diğer kızlar saçımı düzeltip duvağımı taktılar.
Düğün, köy meydanında yapılacaktı. Büyük bir çadır kurulmuş, masalar süslenmiş, davul-zurna ekibi meydanda yerini almıştı. Ama ben içimde koca bir boşluk hissediyordum. Nedenini tam olarak bilmiyordum, ama her şey yanlış geliyordu. Sanki bu düğün bana ait değilmiş gibi…
Damatla tanışma anımız, köyün geleneklerine uygun olarak, düğün salonunda olacaktı. Bu yüzden ne onun yüzünü görmüş ne de sesini duymuştum. Herkesin gözleri üzerimdeyken, annemin kolunda düğün meydanına doğru yürüdüm. Kalbim, heyecanla değil, bir şeylerin ters gitmesinden korkmanın getirdiği ağırlıkla çarpıyordu.
Sonunda damadın olduğu yere yaklaştım. Onun sırtı bana dönüktü. Göğsüm sıkıştı, nefes almakta zorlandım. Sırtı bile tanıdık geliyordu. Bunu hayal gücüme yordum. Annem beni ona doğru yönlendirdi ve damadın yüzünü dönmesini bekledim.
Sonunda o an geldi. Damadın yüzü bana dönünce zaman durmuş gibi hissettim. Karşımda, yıllardır hayalini unutmamak için mücadele verdiğim o adam duruyordu. Savaş…
Şoktan donakalmıştım. Ağzımdan tek bir kelime çıkmıyordu. O da beni gördüğünde bir anlık şaşkınlık yaşadı. Gözleri büyüdü, dudakları titredi. Ama ardından kendini toparladı ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştı. Elini uzattı.
“Arina…” dedi alçak bir sesle.
İsmimi söylemesi bile yılların tüm yükünü omuzlarıma geri getirmişti. Gözlerimi kaçırmaya çalıştım, ama olmadı. Sanki onun bakışları beni bir mıknatıs gibi çekiyordu.
“Sen… buradasın,” diyebildim sadece. Sesim titrek, neredeyse bir fısıltı gibiydi.
Savaş, çevresindekilere belli etmemeye çalışarak yüzünü hafifçe eğdi ve kulağıma yaklaştı. “Bunu planlamadım, Arina. Yemin ederim. Ben de bu sabah senin adını duyunca öğrendim.”
Bütün bu olanlara bir anlam vermeye çalışıyordum. Nasıl olur da bu kadar büyük bir tesadüf yaşanabilirdi? Savaş neden burada, neden benimle evlenmek zorundaydı?
Bir süre hiçbir şey söyleyemedik. Etrafta insanlar eğleniyor, davullar çalıyor, herkes bizi izliyordu. Ama biz kendi içimizdeki sessiz dünyaya çekilmiştik.
Sonunda Savaş, kolumu hafifçe tuttu. “Buradan konuşarak çıkamayız. Düğün devam etmeli. Ama sonra… her şeyi anlatacağım,” dedi.
O anda, geçmişin beni bırakmayacağını anlamıştım. Savaş’ın dönüşü, hayatımda kapattığımı sandığım kapıları yeniden açıyordu. Ama bu kez cevaplar bulmaya kararlıydım. Ne olursa olsun.
Bölüm etkileşimi
