3. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriSessiz Çığlıklar
Bölümler 22Şu an: Sessiz Çığlıklar
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3. Bölüm: Sessiz Çığlıklar
Savaş'ın gözlerindeki yorgunluk yerini kısa bir süreliğine kararlılığa bırakmıştı. Ancak hâlâ nefes alışları zor, sesi titrek ve bedeni zayıftı. Yaralarını daha dikkatli kontrol ederken bacağındaki kurşun yarasının çevresinde hafif bir iltihaplanma gördüm. Bu, işler daha da kötüleşmeden bir şeyler yapmam gerektiğini gösteriyordu. Annemin bitkilere olan ilgisini çocukken nasıl alaycı bir şekilde dinlediğimi hatırladım, ama şimdi bu bilgiler hayat kurtarıcıydı. Şifalı otların gücüne güvenmekten başka bir çarem yoktu.
“Savaş,” dedim, yarayı temizlerken. “Biraz sabırlı olman lazım. Bu yaraları enfeksiyondan koruyabilirsem iyileşmeye başlayacaksınız. Ama bir doktora gitmek zorunda kalmazsak…”
“Hayır,” dedi sert bir sesle. “Doktora gitmek yok. Hiçbir yere gitmek yok.”
Bir an durdum. Savaş’ın kararlılığı sinir bozucu ama bir o kadar da etkileyiciydi. Göz göze geldik. “Beni anlamıyorsun, Arina. Doktor demek, benim yerimin öğrenilmesi demek. Eğer yerimi öğrenirlerse, sadece ben değil, sen de tehlikede olacaksın. Buna izin veremem.”
“Sadece hayatımı kurtardığınızı düşünmeyin,” dedim sertçe. “Eğer burada sizi iyileştiriyorum diye başıma bir şey gelirse, bu sizin suçunuz olur. O yüzden en azından işimi kolaylaştırın.”
Savaş bir süre sessiz kaldı. Sonra yüzü biraz yumuşadı. “Haklısın,” dedi alçak bir sesle. “Ama şu an başka bir seçeneğimiz yok. Sana güvenmek zorundayım.”
Bu güven sözü, içimde hem bir gurur hem de bir korku yarattı. Onun gibi güçlü bir adamın bana güvenmesi, bir yandan beni cesaretlendirirken, diğer yandan işlerin ciddiyetini daha da artırıyordu. Bu, sıradan bir yaralı kurtarma hikâyesi değildi. Daha fazlası vardı ve bunu anlamam uzun sürmeyecekti.
O günü yaralarını temizleyip biraz çorba hazırlayarak geçirdim. Her ne kadar gizli saklı işler beni rahatsız etse de, Savaş’ın gözlerindeki minnettarlık her şeyi biraz daha kolaylaştırıyordu. Ama asıl mesele geceye doğru başladı.
---
Gece karanlığı köyün üzerine çökerken, ahır evinin içine sessiz bir gerginlik hâkimdi. Çaylıkların arasında esen rüzgârın sesi, uzaklardaki baykuşların ötüşüyle birleşiyordu. Ben eski bir sandalyeye oturmuş, Savaş’ın biraz uyumasını izliyordum. Ama o an bir şey fark ettim: Uyuyormuş gibi görünüyordu ama aslında uyanıktı. Gözleri, sedirin üzerinde yatarken ince bir şekilde aralıktı.
“Neden uyumuyorsunuz?” diye sordum. Sesim, gece sessizliğini delen bir fısıltıydı.
“Uyuyamam,” dedi kısık bir sesle. “Burası güvenli değil.”
Derin bir nefes aldım. “Kimden kaçıyorsunuz? Bunu bilmeden size nasıl yardımcı olabilirim?”
Savaş bir süre sessiz kaldı. Sonunda, “Kaçmıyorum,” dedi. “Peşime düşenler, benim izimi sürüyor. Bir şey arıyorlar. Ama ben buradayken onu bulamayacaklar.”
“Bir şey mi?” diye sordum, kaşlarımı kaldırarak. “Neyden bahsediyorsunuz?”
Savaş başını iki yana salladı. “Daha fazla bilmeni istemem. Zaten bu kadarı bile başına bela olabilir.”
“Bela zaten kapımda,” dedim sert bir sesle. “Bir yabancıyı kurtarmak için her şeyi riske attım. Şimdi açıklama yapmanızın zamanı geldi.”
Savaş’ın yüzünde, ilk kez derin bir düşünce belirdi. Sonunda, alçak bir sesle konuşmaya başladı. “Altay Timi’nin bir parçası olduğumu söyledim, değil mi?”
Başımı salladım.
“Biz, sıradan görevler yapmayız, Arina. Altay Timi, devletin en gizli operasyonlarını gerçekleştiren bir ekiptir. Çoğu zaman, bizim varlığımız bile inkar edilir. Şu an burada olmam bile kurallara aykırı. Ama başıma gelenler… Timimle iletişim kurmamı engelledi. Ve düşmanlarım beni bulursa, bu sadece benim sonum olmaz. Devlet sırları onların eline geçebilir.”
Boğazım kurudu. Bu işin düşündüğümden çok daha büyük olduğunu anlamıştım. Ama bir yandan da kafamda bir soru dönüp duruyordu. “Peki ya timiniz? Onlar nerede?”
Savaş derin bir nefes aldı. “Onlarla en son bağlantı kurduğumda, bir baskının ortasındaydık. Ben yaralandım ve geri çekilmek zorunda kaldım. Şimdi nerede olduklarını bilmiyorum. Ama beni bulmak için her şeyi yapacaklarını biliyorum.”
Sessizlik, odanın içinde yankılandı. Bu, sıradan bir kaçış hikâyesi değildi. Savaş, hayatını değil, bir ülkenin geleceğini kurtarmaya çalışıyordu. Bu gerçeği kavramak, içimdeki korkuyu daha da büyüttü. Ama aynı zamanda bir şey daha hissettim: Onu burada bırakmak gibi bir seçeneğim yoktu. Bu işin içinde olsam da, olmasam da, bu adamı kurtarmak zorundaydım.
“Tamam,” dedim sonunda. “Size yardım edeceğim. Ama bir şartım var.”
Savaş kaşlarını çattı. “Ne şartı?”
“Beni de her şeyden haberdar edeceksiniz,” dedim kararlılıkla. “Ne olup bittiğini bilmeden sizin için riske giremem. Bu bir anlaşma.”
Savaş bir süre düşündü. Sonunda, başını hafifçe salladı. “Anlaştık,” dedi. “Ama unutma, Arina. Bu işin sonunda ya her şey bitecek… ya da her şey başlayacak.”
Onun bu sözleri, tüylerimi diken diken etti. Ama artık geri dönüş yoktu. Bu yaralı adamla kaderlerimiz kesişmişti ve ben de o yolda yürümek zorundaydım.
Bölüm etkileşimi
