Savaş'ın İzleri kitap kapağı

8. bölüm / 22

Savaş'ın İzleri

Karşı Karşıya

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Karşı Karşıya

10. Bölüm: Karşı Karşıya

"Alper..." diye fısıldadım, nefesim kesilmiş gibiydi. Savaş da o anda yerinden doğrulmaya çalıştı, ama yaraları yüzünden hareket etmekte zorlanıyordu. Elindeki bıçağı daha sıkı kavradı. O an, ahırın içindeki hava iyice gerildi. İki taraf da birbirini dikkatle tartıyordu.

Alper, gözlerini önce bana, sonra köşedeki Savaş’a dikti. Kardeşimin yüzünde bir öfke, bir şaşkınlık vardı. Ama bu öfkenin altında, durumu anlamaya çalışan bir asker soğukkanlılığı da seziyordum.

“Arina,” dedi Alper, sesi keskin ve sorgulayıcıydı. “Bu kim? Ve burada ne işi var?”

Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim. Yalan söylemek mi yoksa gerçeği açıklamak mı? Savaş’ın gözleri benimkilere kilitlenmişti. Gözlerinde, bir şeyler söylememi bekleyen bir endişe vardı. Ama aynı zamanda, beni sessiz kalmaya teşvik eden bir uyarı da seziliyordu.

“Alper, dinle,” dedim, titreyen bir sesle. “Her şey göründüğü gibi değil. Ona yardım etmem gerekiyordu. O bir asker... O yaralı...”

“Bunu görebiliyorum,” diye sertçe kesti Alper. “Ama burada ne işi var? Seninle nasıl bir bağlantısı var? Ve neden beni ya da başka birini çağırmadın?”

Savaş, o anda araya girdi. “Onu suçlama,” dedi, sesi alçak ama otoriterdi. “O sadece yardım etmeye çalışıyordu. Beni burada buldu ve yaşamak için ona ihtiyacım vardı.”

Alper, Savaş’a doğru bir adım attı. Gözlerinde inceleyen bir bakış vardı. “Sen kimsin?” diye sordu, sesi tehditkâr bir tona bürünmüştü. “Adını söyle ve burada ne yaptığını açıkla.”

“Yüzbaşı Savaş Akçağ Yıldıran,” dedi Savaş, zorlanarak ayağa kalkmaya çalışırken. “Türk Silahlı Kuvvetleri’nden. Görevdeyken pusuya düşürüldüm ve buraya sığındım.”

Alper bir an için durdu. Savaş’ın adını duymuş gibi bir hali vardı. “Akçağ Yıldıran mı?” dedi, kaşlarını çatarak. “Adını duymuştum. Ama burada ne yapıyorsun? Timinden neden ayrı düştün?”

“Bu, uzun bir hikâye,” dedi Savaş, gözlerini Alper’e dikerek. “Ama şu an önemli olan tek şey, hayatta kalmak. Buraya sığındım çünkü başka seçeneğim yoktu.”

Alper bir süre sessiz kaldı. Belli ki kafasında bir şeyler tartıyordu. Sonunda bana döndü. “Sen,” dedi, sesi daha yumuşak ama hâlâ ciddi bir tondaydı. “Bunu neden bana söylemedin? Neden tek başına böyle bir sorumluluk aldın?”

“Çünkü...” dedim, gözlerim yere kayarken. “O benden kimseye söylemememi istedi. Ve eğer sana ya da başkasına söyleseydim, onu tehlikeye atabileceğimi düşündüm.”

Alper derin bir nefes aldı ve başını salladı. “Arina, senin iyiliğin için yaptığını biliyorum. Ama böyle şeyler tehlikelidir. Hele ki onun gibi biriyle...” Gözlerini tekrar Savaş’a çevirdi. “Bu iş, sadece seninle sınırlı kalmayacak. Bunun farkındasın, değil mi?”

Savaş, bir süre sessiz kaldıktan sonra başını salladı. “Farkındayım,” dedi. “Ama sizinle çalışmak zorunda değilim. Tek ihtiyacım olan şey, bu yaraları iyileştirmek ve görevimi tamamlamak.”

Alper’in yüzü yeniden ciddileşti. “Peki, ya peşindekiler? Sana saldıranlar hâlâ burada bir yerlerde olabilir. Eğer seni burada bulurlarsa, sadece seni değil, hepimizi riske atarlar. Köydekileri de...”

“Bu yüzden daha fazla burada kalamam,” dedi Savaş. “Sabah olmadan gitmeliyim.”

“Böyle bir şey mümkün değil,” dedi Alper. “Bu yaralarla hareket edemezsin. Seni buradan çıkarmak için plan yapmamız gerekecek. Ve bu işi tek başına yapamazsın.”

Savaş, bir şey söylemek üzere ağzını açtı, ama sonra tekrar sustu. Alper’in haklı olduğunu biliyordu. Ben ise aralarında geçen bu kısa ama yoğun konuşmayı izlerken, bir kez daha kendimi bu iki adamın arasında bir köprü gibi hissettim. İkisi de güçlü, kararlı, ama aynı zamanda tehlikelerle çevriliydiler.

Sonunda Alper, bana döndü. “Sen eve dön,” dedi. “Kimse bir şey fark etmeden. Bu işi ben devralıyorum.”

“Hayır,” dedim, gözlerimi ona dikerek. “Onu buraya ben getirdim. Yardım etmem gerek.”

“Arina,” dedi, sesi yumuşak ama kesin bir şekilde. “Bu artık senin kontrolünde değil. Seni korumak zorundayım. Bu iş çok daha büyük bir mesele.”

“Sizi yalnız bırakmam,” dedim, inatla. “Ne olursa olsun, yardım edeceğim.”

Alper bir an sustu, sonra derin bir nefes aldı. “Tamam,” dedi sonunda. “Ama her dediğimi yapacaksın. Hiçbir şekilde tehlikeye atılmayacaksın. Anlaştık mı?”

Başımı salladım. Bu, elimden gelen en iyi uzlaşmaydı. Alper’in varlığı, Savaş’ın saklanmasını daha zorlaştıracaktı, ama aynı zamanda bana bir nebze güven veriyordu. Çünkü ne olursa olsun, abim benim yanımdaydı.

---

Sabahın ilk ışıkları ahırın içini doldurmaya başladığında, Alper, Savaş’a doğru eğildi. “Seni buradan güvenli bir yere taşıyacağız,” dedi. “Ama önce, seninle daha fazla bilgiye ihtiyacım var. Bu pusuyu kim kurdu? Ve neden seni öldürmek istiyorlar?”

Savaş, bir süre duraksadı. Gözlerinde, her şeyi anlatıp anlatmamak arasında gidip gelen bir tereddüt vardı. Ama sonunda, derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

“Bu, sıradan bir pusu değildi,” dedi, sesi alçak ve ciddi bir şekilde. “Bu, Altay Timi’nin üstlendiği bir operasyonun sonucu. Biz... yanlış kişilerle karşı karşıya geldik. Ve şimdi sadece benim değil, timimdeki herkesin hayatı tehlikede.”

Alper’in yüzü daha da ciddileşti. “Altay Timi mi?” diye mırıldandı. “Onlar hakkında bazı şeyler duymuştum. Ama bu kadar karmaşık bir meseleye bulaştıklarını bilmiyordum.”

“Bu iş, tahmin ettiğinizden çok daha büyük,” dedi Savaş. “Ve ne yazık ki, bu köy de artık onların dikkatini çekmiş olabilir.”

O anda, içimdeki korku büyüdü. Sadece Savaş’ın değil, köyümün ve ailemin de tehlikede olduğunu hissettim. Bu işin bizi ne kadar derine çekeceğini bilmiyordum, ama artık geri dönüş yoktu. Şimdi yapmamız gereken tek şey, bir adım önde olmaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.