14. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriİzler
Bölümler 22Şu an: İzler
- 1 Yaralı Adam624 kelime
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
16. Bölüm: İzler
Koşmaya devam ettim. Çalılar bacaklarımı çizerken, nefesim boğazımda bir düğüm gibi sıkışmıştı. Nerede olduğumu bilmiyordum, ama bu bilinmezlik, bulunduğum yerde kalmaktan daha az korkutucuydu.
Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken yavaşlamaya karar verdim. Arkamı dönüp baktığımda, kimse beni takip etmiyordu. Yine de içimdeki huzursuzluk geçmiyordu. Adamların konuşmalarını hatırladıkça, Savaş’ın neden bu kadar tehlikeli bir durumda olduğunu anlamaya çalışıyordum. Helikopterle alınan kişi gerçekten Savaş mıydı? Yoksa bu bir dikkat dağıtma taktiği miydi?
Yaklaşık on dakika boyunca rastgele bir yönde ilerledim. Her tarafımı ağaçlar sarmıştı. Rüzgârın yapraklarla dansı dışında hiçbir ses yoktu. Sonunda, biraz dinlenmek için bir ağacın gövdesine yaslandım. Yüzümü avuçlarımın arasına aldım ve düşüncelerimi toparlamaya çalıştım.
“Buradan çıkmalıyım,” diye fısıldadım kendi kendime. Ama nasıl? Nerede olduğuma dair hiçbir fikrim yoktu.
Bir süre sonra, uzaktan bir su sesi duydum. Bu bir dere olmalıydı. Su kaynağı bulmak, köy ya da bir yerleşim yerine çıkma ihtimalimi artırabilirdi. Sese doğru yöneldim. Yavaşça ilerlerken, ayak seslerimi olabildiğince sessiz tutmaya çalışıyordum. Kimseye yakalanma riskini göze alamazdım.
Kısa bir yürüyüşten sonra küçük bir dereye ulaştım. Suyun sesi, sessizliğin içindeki tek rahatlatıcı şeydi. Ellerimi suya daldırıp yüzümü yıkadım. Soğuk su, zihnimi biraz olsun berraklaştırmıştı. Ama hâlâ buradan nasıl kurtulacağımı bilmiyordum.
Tam o sırada, derenin karşı tarafında bir hareket fark ettim. Kalbim yeniden hızla atmaya başladı. Gözlerimi kısarak dikkatlice baktım. Birisi vardı.
Koyu renkli giysiler giymiş, uzun boylu bir adamdı. Ama bu kişi, iğneyle beni bayıltan adam değildi. O kadar sessizdi ki neredeyse bir hayalet gibi görünüyordu. Diz çökmüş, derenin kenarında bir şeye bakıyordu. Elinde bir telsiz olduğunu fark ettim. Aralarında bir şeyler mırıldandı ve ardından hızla doğrulup etrafına baktı.
Hemen bir ağacın arkasına saklandım. Nefesimi tutarak adamın hareketlerini izledim. Görünüşe göre bir şey arıyordu. Ya da birisini… Belki beni.
Adam birkaç saniye daha etrafına baktıktan sonra, dere boyunca ilerlemeye başladı. Uzaklaştığını gördüğümde biraz rahatladım, ama aynı zamanda içimde bir şüphe uyandı. Eğer o da beni arıyorsa, bu adamların sayısı tahmin ettiğimden çok daha fazlaydı.
Daha fazla beklemeden derenin karşısına geçmeye karar verdim. Taşların üzerinden dikkatlice adım atarak karşı kıyıya ulaştım. Su soğuktu, ama en azından iz bırakmadan hareket edebilmiştim. Adamın gittiği yönün tersine doğru ilerlemeye başladım.
Bir süre yürüdükten sonra, ormanın kenarında bir açıklık fark ettim. Açıklığa yaklaştığımda, ufukta köye benzer bir yerleşim alanı gördüm. Gördüğüm yapılar köy evlerini andırıyordu, ama burası benim köyüm değildi.
Yavaşça ilerledim. Dışarıda kimse yoktu, ama evlerin birinde hafif bir ışık yanıyordu. Daha fazla yaklaşmadan önce etrafı dikkatlice inceledim. Sessizlik vardı, ama bu sessizlik beni rahatlatmıyordu.
Birden, arkamdan gelen bir çıtırtı sesiyle irkildim. Hızla arkamı döndüğümde, karşımda biri dikiliyordu. Bu kişi, iğneyi yapan adamdı. Gözlerinde soğuk bir ifade vardı ve elinde yine bir enjektör tutuyordu.
“Kızımız hâlâ kaçmaya çalışıyor,” dedi alaycı bir ses tonuyla. Bir adım daha yaklaştı.
Geriye doğru birkaç adım attım, ama ayağım bir dala takılıp yere düştüm. Adam üzerime doğru eğildiğinde, tek şansımın elimdeki bıçak olduğunu fark ettim. Onu sırt çantama koymuştum. Çabucak elimi çantama attım ve bıçağı çıkarıp salladım. Adam refleksle geri çekildi, ama bu bana biraz zaman kazandırdı.
Ayağa kalkıp hızla koşmaya başladım. Arkama bakmadan kaçıyordum, ama adamın beni takip ettiğini hissediyordum. Kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu. “Buradan kurtulmalıyım,” diye düşündüm. Eğer yakalanırsam, bu sefer hayatta kalmam mümkün olmayabilirdi.
Bölüm etkileşimi
