10. bölüm · KIRILMA NOKTASI
Tadı Kaçan Tost ve Keskin Sözler
Yalçın, söylediğim onca şeye rağmen gitmek yerine,
tam yanıma, aramızda tek bir santim bile bırakmadan
küstahça oturdu. Omuzlarımız birbirine değiyordu ve
yaydığı o baskın aura tüm iştahımı kaçırmaya yetmişti.
Arkadaşları da birer birer masaya, İpek’i iyice köşeye
sıkıştırarak kuruldular.
Yalçın: "Misafirperverliğini beğendim. Madem
gitmiyorsun, biz de bu dar masada nasıl sığışacağımızı
öğreniriz, değil mi beyler?"
Alperen: "Tabii ya, ne de olsa 'paylaşmak güzeldir'
demişler."
İpek: (Korkudan kaskatı kesilmiş bir halde) "Rüya,
gidelim lütfen..."
Ben: (Yalçın’a dönerek) "Rahatsızlık vermekte üstüne
yok. Ama bu kadar yakınımda oturman kararımın
değişeceği anlamına gelmiyor."
Tam elimi tekrar tostuma uzatmıştım ki, Yalçın benden
daha hızlı davrandı. Uzun parmaklarıyla masanın
üzerindeki paketli tostumu tek bir hamlede kavradı.
Gözlerimin içine baka baka paketi açtı.
Ben: "Ne yapıyorsun sen? O benim yemeğim!"
Yalçın, hiçbir şey söylemeden tosttan kocaman bir ısırık
aldı. Bir süre çiğnedi, sanki dünyanın en normal şeyini
yapıyormuş gibi rahat görünüyordu.
Yalçın: (Ağzındakini yutup alaycı bir tavırla) "Annenin
ellerine sağlık. Kaşarı tam kıvamında erimiş. Ama biraz
daha tuz atsa daha iyi olurmuş, ne dersin?"
Ben: "Sen... Sen gerçekten inanılmazsın! Bu yaptığın
resmen hırsızlık!"
Aslan: (Kahkaha atarak) "Hırsızlık mı? Kaptan sadece
vergi alıyor Rüya. Buranın toprağında yemek yiyorsan,
payını vereceksin."
Gökhan: "Hem bak, Yalçın her şeyi beğenmez. Tostun
geçer not aldı, sevinmelisin."
Öfkeden yanaklarımın yandığını hissediyordum.
Masadaki termosa uzanıp kendime bir çay doldururken
ellerim titriyordu ama bu korkudan değil, içimdeki o
patlamaya hazır volkandandı.
Ben: "Afiyet olsun Yalçın. Umarım o tost boğazında
kalmaz. Çünkü o sadece bir yemek değil, birinin emeği.
Ama senin gibi her şeyi kendine ait sanan biri için
'emek' sadece sözlükte bir kelimedir, değil mi?"
Yalçın, elindeki yarım kalmış tostu masaya, tam önüme
bıraktı. Yüzündeki o alaycı ifade bir anlığına yerini sert
bir ciddiyete bıraktı.
Yalçın: "Boğazımda kalmaz merak etme, ben neyi
yutacağımı iyi bilirim. Ama sen, bu kadar keskin
konuşmaya devam edersen, bu okulda yutamayacağın
kadar büyük lokmalarla karşılaşacaksın."
Ben: "Gelsinler bakalım. Ben de senin o meşhur
dişlerinin ne kadar keskin olduğunu görmüş olurum."
İpek masanın altından bacağımı çimdiklerken, Yalçın’ın
grubu şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. Kimse Yalçın’ın
yüzüne karşı böyle konuşmaya cesaret edemezdi, ama
benim artık kaybedecek bir sessizliğim kalmamıştı.
