52. bölüm · KIRILMA NOKTASI
Otobüsteki Ravenclaw ve Yeni Bir Sayfa
Ertesi sabah yataktan kalkmak benim
için tam bir işkenceydi. Voleybol
antrenmanının acısı bütün vücuduma
yayılmıştı, her kemiğim sızlıyordu.
Yine de pes etmeye niyetim yoktu.
Formamı ve ayakkabılarımı çantama
tıkıştırıp kendimi dışarı attım. Durağa
geldiğimde şansıma okul hattındaki
otobüs hemen yanaştı. Ancak içeri
adım attığım an pişman oldum; otobüs
tıklım tıklım doluydu, adım atacak yer
yoktu. Çantamın ağırlığıyla ayakta
durmaya çalışırken, tutunacak bir
demir bulup halsizce sarsılmaya
başladım.
Tam o sırada arka taraftaki ikili
koltuklardan birinden bir hareketlilik
oldu. Başımı o tarafa çevirdiğimde,
pencere kenarında oturan bir çocuk
dikkatimi çekti. Ensesine kadar uzanan
dağınık sarı saçları ve kalabalığın
arasından bile fark edilen net, parlak mavi gözleri vardı. Elinde kalın bir
kitap tutuyordu. Dikkatli bakınca
kitabın kapağını tanıdım: Harry Potter
ve Felsefe Taşı.
Çocuk, benim ayakta yorgunluktan
sallandığımı fark etmiş olmalı ki
yanındaki boş koltuğa koyduğu
çantasını hızla kucağına aldı. Göz göze
geldiğimizde hafifçe gülümsedi ve
eliyle yanını işaret etti.
Can: "Hey, burası boş. İstersen
oturabilirsin, ayakta zor duruyorsun
gibi görünüyor."
Ben: (Rahatlamayla karışık bir şaşkınlıkla yanına doğru ilerledim) "Çok teşekkür ederim, gerçekten
kurtarıcım oldun. Bacaklarım pek beni
taşıyacak durumda değildi bugün."
Çantama sarılarak yanına oturdum. Bir
anlık sessizlikten sonra gözüm tekrar
elindeki kitaba kaydı. Yıllar önce
defalarca okuduğum o büyülü
dünyanın ilk kitabı duruyordu elinde.
Ben: "Felsefe Taşı... Harika bir seçim.
Gryffindor mu, Slytherin mi?"
Can: (Hafifçe şaşırarak güldü, mavi gözleri parladı) "Kesinlikle Ravenclaw!
Bilgi ve bilgelik her zaman kazanır. Sen
de mi seviyorsun?"
Ben: "Hem de çok. Ortaokuldayken
seriyi kaç kere bitirdim hatırlamıyoru Bu arada ben Rüya."
Can: "Ben de Can. Memnun oldum
Rüya."
Ben: "Ben de memnun oldum.
Üzerindeki hırkadan anladığım
kadarıyla bizim okula gidiyorsun ama
seni daha önce koridorlarda hiç
görmedim. Gerçi ben de bu sene nakil
geldim, belki ondandır."
Can: "Aslında çok normal görmemen.
Ben geçen sene bu okuldaydım. Ama
sonra bazı ailevi sebepler ve buranın o
boğucu havası yüzünden kaydımı
başka bir okula aldırmıştım. Bu sene
işler değişti, tekrar buraya kayıt
yaptırdım. Yani bir nevi yuvaya dönüş
oldu ama pek de isteyerek değil."
Ben: "Anlıyorum... Buranın havası
gerçekten bazen insanı boğuyor,
haklısın. Hele ki o zengin çocuklarının
bitmek bilmeyen ego savaşları... Ben
burslu geldim, alışmam epey zaman
aldı."
Can: (Anlayışla başını salladı) "Emin ol
çok iyi biliyorum o savaşları. Yalçın ve
Aleyna tayfasını kastediyorsun değil
mi? Onların kurallarıyla oynamak
zordur. Ama bakıyorum da sen o
kurallara pek boyun eğmemiş gibisin,
üstelik voleybol takımının çantası var
elinde."
Ben: "Sorma, o hikaye çok karışık. Aleyna ile daha şimdiden sahada birbirimize girdik bile."
Can: (Gülerek kitabı kapattı) "Aleyna hiç değişmemiş desenize... Bak şimdi okula gitmek için bir sebebim daha oldu. Bu sene o okulda taşlar yerinden oynayacak gibi görünüyor ve ben bu maçı en ön sıradan izlemek isterim."
Otobüs okulun önündeki durakta yavaşlarken, Can’la birlikte ayağa kalktık. Kalabalığın arasından inerken içimde garip bir rahatlama vardı. Kolejin o sahte dünyasında, elinde Harry Potter tutan, samimi ve geçmişi olan yeni bir dost bulmuştum. Aleyna ve Yalçın’ın dünyasına karşı arkamdaki cephe giderek güçleniyordu.
