7. bölüm / 51
Kefaret | İsfad7 • Sessizliğin İçindeki Öfke
Bölümler 51Şu an: 7 • Sessizliğin İçindeki Öfke
- 1 1 • Etrafı Kirletmeden Öl3.197 kelime
- 2 2 • Ya İkisi de Giderse?2.787 kelime
- 3 3 • Araf2.676 kelime
- 4 4 • Kilit3.289 kelime
- 5 5 • "Ma si ǩṕorom, va vazi mordon."2.721 kelime
- 6 6 • Gerçeğin Çıplaklığı2.051 kelime
- 7 7 • Sessizliğin İçindeki Öfke736 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8 • “Oropa nenaten var-itkven.”1.053 kelime
- 9 9 • Altın Okların Arasındaki Elmas2.230 kelime
- 10 10 • Nefes Al!1.923 kelime
- 11 11 • Uçan Atmaca İken3.017 kelime
- 12 12 • Güneş’in Doğuşu1.954 kelime
- 13 13 • Günaydun3.036 kelime
- 14 14 • Panzehir2.646 kelime
- 15 15 • Sessizlik3.114 kelime
- 16 16 • Tek Bir Sarı Çiçek1.831 kelime
- 17 17 • KA’ITEN! HAYDE, GİDELUM!2.739 kelime
- 18 18 • YELKENLER FORA, HEYAMOLA!3.214 kelime
- 19 19 • HANİYADU İSO?3.558 kelime
- 20 20 • HA BURAYA İSO!3.088 kelime
- 21 21 • İlk Çatlak3.546 kelime
- 22 22 • Seni Çok Özledim, Karadeniz!2.700 kelime
- 23 23 • Duydum Seni2.061 kelime
- 24 24 • “Sevgi, Dilde Olmaz.”2.454 kelime
- 25 25 • Kefenin Beyaz Ayazı3.324 kelime
- 26 26 • Bir Nefesten Daha Önemli4.252 kelime
- 27 27 • Geç Kalmadun3.093 kelime
- 28 28 • Demezsin Ki2.727 kelime
- 29 29 • ‘1’3.042 kelime
- 30 30 • Ev3.787 kelime
- 31 31 • Gandagana3.860 kelime
- 32 32 • Yalan2.810 kelime
- 33 33 • Kurşun?3.091 kelime
- 34 34 • ‘Я рядом.’5.351 kelime
- 35 35 • Atmaca Sözü4.959 kelime
- 36 36 • Emanet4.002 kelime
- 37 37 • İsmail FURTUNA6.149 kelime
- 38 38 • Fadime KOÇARİ3.624 kelime
- 39 39 • UÇ!3.919 kelime
- 40 40 • Nabız2.079 kelime
- 41 41 • Miras3.681 kelime
- 42 42 • Kaybolmak5.459 kelime
- 43 43 • Nöbet4.417 kelime
- 44 44 • Veda6.187 kelime
- 45 45 • İnkâr4.142 kelime
- 46 46 • Gerçek4.567 kelime
- 47 47 • ‘Affetmem’3.091 kelime
- 48 48 • Haritada Bile Olmayan Yer3.646 kelime
- 49 49 • Can Dostum4.625 kelime
- 50 50 • 47.084 kelime
- 51 51 • Zaaf4.661 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sessizliğin İçindeki Öfke
Kapı kapandığında, yoğun bakımın o dondurucu, antiseptik kokusu koridorun çiğ floresan ışığı altında asılı kaldı.
Fadime, arkasında bıraktığı o mekanik körüğün sesini hâlâ kulaklarında taşıyarak, boşluğa basar gibi bir adım attı.
Bip… Bip… Bip…
Fıııııss… Tık. Fıııııss… Tık.
Göz kapakları ağlamaktan şişmiş, dudakları titriyordu ama o steril odadan çıktıktan sonra yüzüne vuran o beyaz ışık altında ona kilitlenmiş olan bal rengi gözler, Fadime’nin gözlerindeki o çaresizliği aniden dondurdu.
Oruç, kapının hemen sağındaki duvara, Eleni’nin titreyen omzuna tutunarak ayakta duruyordu.
İki çift göz, koridorun o daracık mesafesinde birbirine mühürlendi.
Oruç’un bal köpüğü gözleri, bir fırtına öncesi deniz gibi kararmıştı.
Kardeşini paramparça eden, onu o kilitli kapının ardına mahkûm eden kadına; gelinliğiyle Furtuna’nın ocağına ateş düşüren o Koçari kızına bakıyordu.
“Ula sen…”
dedi Oruç, sesi bir harabe gibi çatırdayarak.
“Hangi yüzle?..”
Fadime, ağzındaki maskeyi yavaşça aşağıya indirdi.
Parmakları kanlı şeffaf poşete, İso'nun pick-up'ının anahtarındaki minik deniz kabuğuna daha sıkı sarıldı.
Oruç'un o heybetli, Reis duruşunun altındaki o çökmüş abi acısını görüyordu ama geri adım atmadı.
Gözlerinde, o steril odadaki makinelerin ruhsuz soğukluğuna inat, Karadeniz’in o dik kafalı, teslim olmaz dalgası parladı.
Tek bir kelime etmedi.
Sadece çenesini dikleştirip Oruç’un o katran karası öfkesinin tam karşısında durdu.
O dilsiz inat, koridordaki havayı bir barut fıçısına çevirdi.
Oruç, Fadime’nin bu dik duruşu karşısında göğsünün içinden yükselen o vahşi can havliyle sarsıldı.
Sağ omzundaki taze mikrocerrahi dikişleri, o hassas ipler tek bir salisede birer kor ateş gibi gerildi.
Oruç, öfkesine yenik düşerek Fadime’ye doğru dilsiz bir hınçla yarım adım atmaya yeltendi.
“Oruç, hayır! Yapma bre, dur!”
Eleni panikle çığlık attı. İki eliyle birden Oruç’un sağlam sol koluna ve göğsüne yapıştı.
Kendini adeta Oruç ile Fadime arasında bir etten duvar gibi siper etti.
“Dikişlerin patlayacak! Daha yeni çıktın ameliyattan, dur yalvarırım dur!”
Ama Oruç işitmiyordu.
Bal köpüğü gözleri sadece Fadime’ye odaklanmıştı.
O yarım adımı atmak için gövdesini ileriye doğru zorladığı an, omzundan göğsüne doğru yırtılan o keskin acı nefesini bıçak gibi kesti.
“Ah…”
Acı feryadı boğazında düğümlendi, sesi hırıltılı bir soluğa dönüştü.
O devasa cüssesi bir anda yana doğru yalpaladı.
Akciğerinin üzerine binen o dondurucu baskıyla yüzü acıdan bembeyaz kesildi, hastane önlüğünün sağ omzundaki beyaz sargıların altından, sızan taze kanın o küçük kırmızılığı çiğ ışıkta kendini belli etmeye başladı.
“Oruç! Dur, dur dedim sana!”
Tam o sırada, merdiven başından elinde birkaç tane su şişesiyle görünen Adil, koridordaki bu dehşet anını görünce elindeki su şişelerini yere fırlattı.
Plastik şişeler parkede yuvarlanırken Adil öne atıldı.
Oruç’un sağ omzuna dokunmaktan korkarak, onu sol kolunun altından ve belinden sımsıkı yakaladı.
“Oruç, dur ula, dur da!”
dedi Adil, sesi titreyerek.
Oruç’un o devasa gövdesini bütün gücüyle geri çekmeye çalıştı.
“İso içeride canıyla cebelleşiyor, sen burada kendini mi öldüreceksin? Bize bir acı daha mı yaşatacaksın da? Dur ula, dur!”
Eleni, Oruç’un yaralı omzunun altından destek vererek onu duvarın kenarındaki boş banka doğru yavaşça yönlendirdi.
“Baba, tut onu, yükünü bana ver, dikişleri kanıyor!” diye bağırdı Eleni, gözyaşları yanaklarından süzülürken.
Oruç, Adil’in ve Eleni’nin o çırpınan kolları arasında, gözlerini bir saniye bile Fadime’den ayırmadan, dişlerini birbirine kıracak gibi bastırarak bankın üzerine çöktü.
Başını arkaya, o soğuk duvara yasladığında, şakaklarından süzülen soğuk terler gözyaşlarına karışıyordu.
Sol eliyle göğsünü sıktı, nefes almaya çalıştı ama her nefeste İso’nun o içerideki dilsiz uykusu ciğerine batıyordu.
Adil, Oruç’un önüne diz çöktü, avcunu Oruç’un dizine yasladı.
Eleni ise hemen Oruç’un yakasını açıp sargıları kontrol etmeye başladı, dudaklarından dökülen o Yunanca endişeli dualar koridorda yankılanıyordu.
Fadime ise...
Birkaç adım ötede öylece duruyordu.
Ne bir adım geri attı ne de ileri geldi.
Oruç’un acıyla sarsılan o gövdesine baktı.
Bir de İso’nun canı pahasına koruduğu Adil’in gözlerindeki kora baktı.
Gözünden tek bir damla yaş süzüldü, maskesinin bağlandığı iplerden boynuna doğru yol buldu.
Konuşmadı.
Biliyordu ki, kelimeler bu koridordaki hiçbir sızıyı iyileştirmeyecekti.
Fadime yavaşça arkasını döndü.
Sarı steril önlüğünün hışırtısı, koridorun o dilsiz sessizliğinde son kez yankılandı.
Koridorun diğer ucundaki o karanlık köşeye, o tek kişilik dilsiz nöbet yerine doğru ağır adımlarla yürüdü ve bankın en uç kenarına, İso’nun pick-up anahtarını göğsüne bastırarak bir heykel gibi yeniden çöktü.
Oruç’un koridorda attığı o yarım adım, hastane duvarlarında asılı kalan dilsiz bir öfkeye dönüştü.
İso ise, göğsündeki o yabancı solukla zamansız bir uykunun koynunda, dışarıda kopacak olan o büyük fırtınayı bekliyordu...
Not: Bu bölümün bu kadar kısa olmasının nedeni bir sonraki bölüm…
Sonraki bölümü yazarken o kadar üzüldüm, o kadar kahroldum ve o kadar içime sindi ki yazdığım şey…
O bölüm için ayrı bir başlıkta ayrı bir bölüm açmalıydım…
Hemen okuyunnn, umarım beğenirsiniz benim favorim oldu sonraki bölüm…
🩵
Bölüm etkileşimi
