Kefaret | İsfad kitap kapağı

1. bölüm / 51

Kefaret | İsfad

1 • Etrafı Kirletmeden Öl

Vaveyla Yazarı: selin ~

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 51Şu an: 1 • Etrafı Kirletmeden Öl
  1. 1 1 • Etrafı Kirletmeden Öl3.197 kelime · Okuduğun bölüm
  2. 2 2 • Ya İkisi de Giderse?2.787 kelime
  3. 3 3 • Araf2.676 kelime
  4. 4 4 • Kilit3.289 kelime
  5. 5 5 • "Ma si ǩṕorom, va vazi mordon."2.721 kelime
  6. 6 6 • Gerçeğin Çıplaklığı2.051 kelime
  7. 7 7 • Sessizliğin İçindeki Öfke736 kelime
  8. 8 8 • “Oropa nenaten var-itkven.”1.053 kelime
  9. 9 9 • Altın Okların Arasındaki Elmas2.230 kelime
  10. 10 10 • Nefes Al!1.923 kelime
  11. 11 11 • Uçan Atmaca İken3.017 kelime
  12. 12 12 • Güneş’in Doğuşu1.954 kelime
  13. 13 13 • Günaydun3.036 kelime
  14. 14 14 • Panzehir2.646 kelime
  15. 15 15 • Sessizlik3.114 kelime
  16. 16 16 • Tek Bir Sarı Çiçek1.831 kelime
  17. 17 17 • KA’ITEN! HAYDE, GİDELUM!2.739 kelime
  18. 18 18 • YELKENLER FORA, HEYAMOLA!3.214 kelime
  19. 19 19 • HANİYADU İSO?3.558 kelime
  20. 20 20 • HA BURAYA İSO!3.088 kelime
  21. 21 21 • İlk Çatlak3.546 kelime
  22. 22 22 • Seni Çok Özledim, Karadeniz!2.700 kelime
  23. 23 23 • Duydum Seni2.061 kelime
  24. 24 24 • “Sevgi, Dilde Olmaz.”2.454 kelime
  25. 25 25 • Kefenin Beyaz Ayazı3.324 kelime
  26. 26 26 • Bir Nefesten Daha Önemli4.252 kelime
  27. 27 27 • Geç Kalmadun3.093 kelime
  28. 28 28 • Demezsin Ki2.727 kelime
  29. 29 29 • ‘1’3.042 kelime
  30. 30 30 • Ev3.787 kelime
  31. 31 31 • Gandagana3.860 kelime
  32. 32 32 • Yalan2.810 kelime
  33. 33 33 • Kurşun?3.091 kelime
  34. 34 34 • ‘Я рядом.’5.351 kelime
  35. 35 35 • Atmaca Sözü4.959 kelime
  36. 36 36 • Emanet4.002 kelime
  37. 37 37 • İsmail FURTUNA6.149 kelime
  38. 38 38 • Fadime KOÇARİ3.624 kelime
  39. 39 39 • UÇ!3.919 kelime
  40. 40 40 • Nabız2.079 kelime
  41. 41 41 • Miras3.681 kelime
  42. 42 42 • Kaybolmak5.459 kelime
  43. 43 43 • Nöbet4.417 kelime
  44. 44 44 • Veda6.187 kelime
  45. 45 45 • İnkâr4.142 kelime
  46. 46 46 • Gerçek4.567 kelime
  47. 47 47 • ‘Affetmem’3.091 kelime
  48. 48 48 • Haritada Bile Olmayan Yer3.646 kelime
  49. 49 49 • Can Dostum4.625 kelime
  50. 50 50 • 47.084 kelime
  51. 51 51 • Zaaf4.661 kelime

Etrafı Kirletmeden Öl

Karadeniz’in üzerinden gelen serin rüzgâr, çay fabrikasının bahçesine asılan yüzlerce ışığı hafifçe sallıyordu.

Fabrikanın önündeki büyük alan yıllardır görülmemiş bir kalabalığa ev sahipliği yapıyordu.

Aylar süren acıların, kavgaların, ayrılıkların ve kayıpların ardından sonunda mutluluk günü gelmişti.

Bugün iki düğün vardı.

Bir tarafta Adil ve Esme…

Bütün engelleri aşarak birbirlerine kavuşan iki âşık.

Diğer tarafta ise İso ve Fadime…

Yarım kalan hikâyelerini yeniden başlatmaya hazırlanan iki kırık kalp.

En azından herkes öyle sanıyordu.

-

İso siyah damatlığının içinde sürekli Fadime’ye bakıyordu.

Gözlerini ondan alamıyordu.

Beyaz gelinliğinin içinde öylesine güzeldi ki…

Sanki bütün geceyi aydınlatan ışıklar onun etrafında toplanmıştı.

İso’nun içindeki bütün yaralar, bütün korkular o gece ilk kez susmuş gibiydi.

Yüzünde çocukça bir mutluluk vardı.

Aylar sonra ilk kez geleceğe dair umut kuruyordu.

Ama…

Fadime ise bambaşka bir savaş veriyordu.

Gelinliğinin altında titreyen ellerini kimse görmüyordu.

Ama günlerdir düşünüyordu, kararını vermişti.

Bu düğüne evlenmek için gelmemişti.

Vedalaşmak için gelmişti.

Uzaktan onları izleyen Eleni ise huzursuzdu.

Sessizce Oruç’un koluna tutundu.

“Korkuyorum.”

Oruç şaşırdı.

“Ne oldu ula?”

Eleni gözlerini Fadime’den ayırmadan konuştu.

“Bir şey olacak gibi hissediyorum.”

“Bu gece…”

“Birinin hayatı değişecek gibi sanki…”

Oruç cevap veremedi.

Çünkü o da aynı hissi taşıyordu.

Ama hem kendi içindeki hem de Eleni’nin içindeki o gerginliği kırmak için konuştu usulca.

“E değişecek tabii da, düğünümüz var bugün. Hem de çifte düğün!..”

-

Nikâh alanına geçildiğinde alkışlar yükseldi.

Önce Adil ve Esme çağrıldı.

Sonra İso ve Fadime.

İso’nun resmen gözleri parlıyordu.

Fadime’ninkiler ise doluydu.

Nikâh memuru konuşmasını bitirdi, kalemler uzatıldı.

Tam imzalar atılacakken…

Fadime elindeki kalemi bir anda masaya bıraktı.

Tak…

O kalemin çıkardığı küçücük ses bütün bahçede yankılanmıştı.

İso başını kaldırdı.

“Fadime’m?”

Fadime derin nefes aldı.

Ve ikisinin de bütün hayatlarını, hem geçmişlerini hem de geleceklerini değiştirecek o cümle bahçede yankılandı.

“Ben imzalamayacağım.”

-

Bahçede koca bir sessizlik hâkimdi o an.

İso ise donakalmıştı olduğu yerde.

“N-Ne… dedun?..”

Fadime’nin yüzünde mimik oynamadı. O sert bakışlarında zerre yumuşama yoktu.

“Bu evliliği istemiyorum.”

İso’nun ise yüzündeki gülümseme yavaş yavaş silindi. Masmavi gözleri buz kesmişti.

Fadime’nin söylediği sözle genç adamın yüzü bembeyaz oldu.

“Fadime’m–“

“Sus.”

Fadime’nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

“Aylardır düşündüm.”

“Gece gündüz düşündüm.”

“Yeniden güvenebilir miyim diye düşündüm.”

İso’nun sesi titredi.

“Güvenirsin?”

Fadime başını salladı.

“Hayır.”

“Artık güvenemem.”

“Ben sana bütün kalbimi verdum İso. Bu dünyada herkesten çok sana inandum.”

“Kendimden bile çok.”

İso’nun gözleri doldu.

Ama konuşamadı.

Çünkü nefesi değişmeye başlamıştı.

Fadime ayaklanır ayaklanmaz İso da ayağa kalktı.

Genç kadın, parmağındaki yüzüğü derisinden sökercesine çıkardı.

Karşısında duran adamın avucuna sertçe bıraktı.

Fadime yüzüğü çıkarıp İso’nun avucuna bıraktığında aslında salondaki herkes onun sadece bir yüzük bıraktığını düşündü.

Ama İso için o yüzük bir hayatın sonuydu.

Kendi hayatının.

Avucuna düşen altın halka, bu dünyadaki her şeyden çok daha ağır gelmişti ona.

Sanki bütün dünyanın yükü eline bırakılmıştı.

İso uzun süre konuşamadı.

Bakışları yüzüğe kilitlendi.

Fadime’nin parmaklarından çıkarken bıraktığı sıcaklık hâlâ üzerindeydi.

Fadime ise gözyaşlarını silip geri çekildi.

Bir an durdu.

Son kez ona baktı.

İso’nun yüzündeki yıkımı görüyordu.

Ama bu kez geri dönmeyecekti.

Çünkü günlerdir bu anı planlamıştı.

Bu ayrılığı günlerce içinde büyütmüştü.

İso’nun canının yanacağını biliyordu.

Ve canı yansın istiyordu.

Çünkü kendi canı da günlerdir yanıyordu.

İso’nun gözlerinin içine baktı. Sanki bakışları karşısında dağ gibi duran adamı delip geçiyordu.

“Hoşça kal İso.”

Bu söz duyulduğu anda İso’nun yüzü değişti.

Önce gözleri büyüdü.

Sonra nefesi kesildi.

Göğsü hızla inip kalkmaya başladı.

Oruç bunu ilk fark eden kişi oldu.

“Kardeşim…”

İso nefes almaya çalışıyordu.

Ama ciğerleri onu yarı yolda bırakıyordu.

Aylar önce keçilerin arasına atıldığı gece aldığı yaralar yüzünden ciğerlerindeki hasar hiçbir zaman tam düzelmemişti.

Eleni ve Oruç yaşamış olmasını bile mucize saymıştı.

Yoğun stres altında nefesi daralıyordu.

Şimdi ise hayatındaki en büyük darbeyi alıyordu.

İso karşısında aşık olduğu kadına doğru bir adım attı.

Sonra bir tane daha.

Ama bir anlığına gözleri kararır gibi oldu.

Göğsünü tuttu.

Nefes…

Alamıyordu.

Kalabalığın içindeki sesler uğultuya dönüştü.

Kulakları çınlıyordu.

Gözlerinin önü kararmaya başladı.

“Fadime’m…”

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar zayıftı.

Fadime arkasını bile dönmedi.

Bu da İso’nun canını daha çok yaktı.

“Fadime’m ne olur…”

Nefesi kesildi.

Sözünü tamamlayamadı.

İso’nun nikah şahidi olan Oruç masanın öteki yanından hemen ayaklandı. Kardeşine seslendi.

“Abim… Abim derin nefes al, İso...”

Oruç’un sözlerini anlamlandıramayan Fadime olup biteni anlamak için arkasını döndü.

İso başını iki yana salladı. Ayakta duracak dermanı kalmamıştı. Güçlükle elini masaya dayadı. Masmavi deniz gözleri tek bir noktaya odaklanmıştı.

Fadime’sinin, bir tanesinin dağ gözlerine…

Sol yanım dediği kadın şimdi sol yanını delip deşiyordu.

Hem de,

Hiç acımadan.

O ise,

Alamıyordu.

Gerçekten, nefes alamıyordu.

Göğsünün içinde biri ciğerlerini sıkıyormuş gibiydi.

Eleni de yanındaki Oruç’a korku dolu gözlerle baktı. Bir eliyle Oruç’un kolunu sıktı.

“Oruç…”

“Oruç, İso… Atak geçiriyor.”

-

İso’nun nefesi düzensizleşmişti.

Göğsü her saniye biraz daha sıkışıyordu.

Ama canını yakan şey nefessizlik değildi.

Fadime’nin o dağ gözlerinin içindeki kararlılık…

Ve acımasızlıktı.

Çünkü ilk kez onun geri dönmeyeceğini hissetmişti.

O kadın, bir daha asla geri dönmeyecekti.

Zaten Fadime’sizlik demek nefessizlik demekti onun için.

“Fadime’m…”

dedi güçlükle.

“Bir bak bana da.”

Fadime bakmamaya çalıştı.

Ama sonunda gözlerini kaldırdı.

İso’nun deniz mavisi gözleri doluydu. Sol gözünden bir damla çenesine süzüldü.

Oradan saman sarısı sakallarını ıslatarak boynuna doğru devam etti.

Sanki o deniz mavisi gözlerinden damla damla yağmur yağıyordu.

Ne kızgın görünüyordu ne de kırıcı.

Zaten istese de kıramazdı ki o kadını.

Kendi canını kendi elleriyle alırdı da, saçının tek bir teline kıyamazdı bir tanesinin.

Sadece yorgundu.

Çok yorgun.

Sesi titremeye devam etti. Binbir zorlukla nefes almaya çalışıyordu.

“Ben senin için nelerden vazgeçtim biliyor musun?”

Bahçe sessizdi.

Kimse konuşmuyordu.

“Ben senin için ailemle karşı karşıya geldum.”

“Amcama ihanet ettum… Başıma gelecekleri bile bile…”

Sesi titredi.

“Canımı ortaya koydum.”

“Hayatımı ortaya koydum.”

“Bir gün gerekirse canımı bile veririm diye düşündüm.”

Fadime’nin gözleri doldu.

Karşısındaki adam doğru konuşuyordu evet, ama kendisi de haklıydı.

Konuşmadı.

İso devam etti.

“Ben seni severken hesabını yapmadum ha.”

Göğsü hızla inip kalkıyordu.

“Şunu yaparsam sever, bunu yaparsam sevmez diye düşünmedum. Senden gelen her şeye eyvallah ettum. Hak ettum dedum.”

“Fadime’m yapıyorsa bir bildiği vardır dedum.”

“Her şeyden vazgeçtum.”

“Her şeyden…”

Nefesi kesildi.

Bir an konuşamadı.

Göğsünü tuttu.

Sonra gözlerinden yaşlar süzülürken tekrar baktı Fadime’ye.

“Sen ise…”

“Sorgulamadan…”

Sesi çatladı.

“Tek hatamda…”

“Beni siliyor musun?”

Fadime’nin gözlerinden yaş düştü.

İso başını hafifçe sağa sola salladı.

Sanki anlamaya çalışıyordu.

“Bu muydu?”

“Bu muydum ben senun için?”

“Bir yanlış yapınca…”

“Bir çöp gibi…”

“Kenara atılacak biri miydum?”

“Bu muydu hak ettiğim?”

Artık konuşmaya bile dermanı kalmamıştı.

“Bu kadar mıydı…”

“Sevgimiz?”

Fadime ilk kez gözlerini kaçırdı.

Çünkü o an ‘İso gerçekten de haklı mı?’ diye düşünmeye başlamıştı.

Neden diye bile sormamıştı ona.

Neden Eleni’yi sakladın diye bile sormamıştı.

Az önce o adamın acıyla söylediği cümle yankılandı bir anda zihninde.

‘Fadime’m yapıyorsa bir bildiği vardır dedum…’

Ama kendisi ne İso’ya
güvenmişti, ne bir bildiği vardır demişti, ne de ‘Neden?’ diye sormuştu.

İso, gerçekten haklı olabilir miydi?

Fadime’nin bu hareketleri gerçekten doğru muydu?

Bir anda zihnine üşüşen bu düşünceler genç kadının canını daha çok yakıyordu.

İso ise son kez ona baktı.

“Ben seni bırakmadum Fadime.”

“Sen… Beni bırakıyorsun.”

İso artık elleriyle ceketini çekiştiriyordu.

Boynundaki simsiyah kravat sanki bir ipe dönüşmüş de onu boğuyormuş gibi hissediyordu.

Masmavi gözlerinden süzülen yaşları durduramıyordu.

Ama bunun ne kadarı üzüntüydü, ne kadarı nefes alamamanın yarattığı korkuydu, kendisi bile bilmiyordu.

Nefes almaya çalıştı.

Ama alamadı.

Bir kez daha denedi.

Olmadı.

Oruç’un gözlerindeki endişe katlandı.

“Kardeşim…”

İso’nun gözleri büyümüştü.

Oruç’a doğru gelme der gibi elini kaldırdı.

Kalabalığın sesi uzaklaşıyordu.

Göğsünün içinde görünmez bir el ciğerlerini sıkıp eziyor gibiydi.

“Fadime’m…”

Sesi duyulmayacak kadar zayıftı.

Fadime, zihnindeki o düşüncelerden kurtulmayı başarmıştı.

Kendisi haklıydı.

Sonuna kadar haklıydı.

Yüzüne yine o sert ifadeyi takındı, ses tonunu ayarladı.

“Ben sana güvenmiştim İso. Sen de yalan söyledun!”

“Sen de sır sakladun. Sen de beni kandırdun ula! Kandırdun!”

İso’nun gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Ve anladum ki…”

Fadime’nin sesi kırıldı.

“…sen de diğerlerinden farklı değilmişsun.”

Bu söz bile yetmemişti genç kadının içinin soğumasına.

Daha fazla acıtmalıydı o adamın canını.

Daha fazla yakmalıydı kalbini.

Çünkü o adam bunu hak ediyordu.

Fadime, son darbeyi de vurdu.

“Hatırlıyor musun sana dediklerimi? Kan lekesi öyle bir şey ki… Çıkmıyor İso.”

Bahçedeki herkes sustu.

Herkes sessizce dinliyordu.

“Bir yere bulaştı mı temizlenmiyor. Aşk da temizlemiyor. Özür de temizlemiyor.”

Sonra dağ gözlerini İso’nun deniz gözlerine dikti.

Ve fısıldadı.

“Etrafı kirletmeden öl.”

İso’nun yüzündeki bütün renk çekildi.

Oruç bile o anda duyduğuna inanamadı.

Esme’nin gözleri büyüdü.

Adil şok içerisindeydi.

Fadime, İso’ya yaklaştı. Kin bürümüş olan gözlerini İso’nun gözlerinin en içine dikti.

“Hoşça kal, İsmail FURTUNA!”

Yavaş adımlarla Fadime uzaklaşmaya başladı.

İso’nun bakışları, beyaz gelinlikten yavaşça avucundaki yüzüğe indi.

Avucunu kapattı.

Sımsıkı.

Bir daha da açmadı.

Tam o sırada…

Bir anda sanki gök delindi.

İlk silah sesi duyuldu.

PAT!

Sonra bir tane daha.

Ve onlarcası…

PAT! PAT! PAT! PAT!

Timur Volkov’un adamları simsiyah araçlardan inerek bahçeyi taramaya başlamıştı.

Çığlıklar yükseldi.

İnsanlar yerlere kapandı.

O anda Gezep, Fadime’yi tuttuğu gibi yere eğilip masalardan birini kendilerine siper olarak kullandı.

Oruç ise Eleniye sımsıkı sarılarak yere serildi. Eğilmeden önce sağ omzuna bir kurşun isabet etmişti.

Adil ise Esme’yi arkasına alarak donakalmıştı.

Timur’dan 5. altın külçesini aldığından sonra bu kadar hızlı infazının geleceğini düşünmemişti.

İso silahların sesiyle bir anda irkildi. Kulağındaki o çınlama hala geçmemişti.

Bir anda başını kaldırdı.

Gözleri beyaz gelinliğinin içindeki Fadime’yi aramıştı ilk olarak.

Bakışları hızlıca o kıyametin arasında gezindi.

O anda gördü.

Fadime…

Güvendeydi.

Abisi Oruç güvendeydi.

Eleni iyiydi.

Birkaç metre uzağındaki Adil var gücüyle bağırdı.

“İSO!”

“EĞİL!”

O sırada karşıdaki birkaç adamın elimdeki silahların doğrultulduğu kişiyi gördü.

Adil.

Ve hiç düşünmeden koştu.

“ABİ!”

Adil döndüğü anda İso kendini önüne attı.

O üç kurşun…

PAT!

Birisi sağ omzuna…

PAT!

Birisi karnına…

PAT!

Sonuncusu…

Kalbine.

Kurşunlar peş peşe bedenine saplandı.

Timur Volkov’un adamları ise, hızla geldikleri arabalara tekrar binip gözden kayboldular.

Bağrışmalar durdu.

Kıyamet dindi.

İnsanlar yavaş yavaş başlarını yukarı doğru kaldırıp en yakınındakilerin iyi olup olmadığını kontrol ediyordu.

Oruç ve Eleni doğruldular.

Eleni Oruç’un omzundan akan kanı fark ettiğinde bir çığlık attı.

“ORUÇ! Oruç kan… İyi misin bana bak, iyi misin?”

Eleni, Oruç’un yüzünü ellerinin arasına aldı.

Gözleri gözlerine değiyordu. Eleni ellerini hemen Oruç’un kanayan omzuna götürdü.

“Sen… Sen benim hayatımı kurtardın. Neden bre, neden yaptın bunu? Neden atladın önüme?”

Oruç hafifçe gülümsedi. Sesi titredi.

“Esme ablamı… Bir kez daha kızından ayrı koyamazdım…”

Eleninin gözleri doldu.

Söylüyordu.

Sonunda gerçeği söylüyordu.

“Eleni sen… Saklamak zorundaydım Eleni. Öylece söyleyemezdim defalarca denedim söylemeyi, istedim. Yapamadım, yaptırmadılar. Susturdular. Zaten bunu söylemek benim haddime değildi, bana düşmezdi. Özür dilerim… Sen… Sen Esme ablamın kızısın…”

O anda, diğer tarafta yaşanan şey bambaşkaydı.

O genç adam, abisi yerine koyduğu adamı korumak için kendi canını ortaya koymuştu.

İso, geriye doğru sendeledi.

Sağır olmuştu sanki o an, kimseyi duymuyordu.

Kulağındaki çınlama şiddetlenmişti.

Kurşunların bedenine saplanması sırtını Adilin göğsüne çarptırmıştı.

Adil ile Esme donakalmışlardı, sanki zaman durmuştu.

Adil gözlerine inanamayarak İso’yu omuzlarından tuttu.

İso’nun gözü anında tekrardan Fadime’sini aradı.

Ya sonra ona bir şey olduysa korkusuyla vücudundaki adrenalin ile son kez Fadime ve Gezep’in olduğu tarafa baktı.

İyiydi…

Fadime’si, bir tanesi, sol yanı…

İyiydi, ayaktaydı.

Rahatlamıştı.

Bir anda gözleri karardı.

Bakışlarını yavaş yavaş kendi bedenine götürdü.

Masmavi gözleri, vücudundan akan o kıpkırmızı kan ile buluştu.

Beyaz gömleğindeki kızıllık yavaş yavaş daha da büyüyordu.

Sağ elini güçlükle kalbine götürdü.

O acıyı hissetmişti.

Yüzünü acıyla buruşturdu.

Canı acıyordu, kalbinin üzerindeki parmaklarının arasından kan, sanki Taşköprü’nün altından deli gibi akan sular gibiydi, fışkırırcasına çağlıyordu.

Ama avucu hâlâ kapalıydı.

Fadime’sinden kalan son hatıra, o evlilik yüzüğü hâlâ elindeydi.

Eli kalbinin üstündeki yarasında, parmaklarının arasından sızan kan yere damlarken iki büklüm halde son kez Fadime’ye baktı.

İşte o an gözleri birbirlerini buldu.

Dağ ile deniz kavuştu…

İso o anda daha fazla dayanamadı bu devasa acıya, kendini usulca bıraktı.

Dizlerinin üstündeydi, eli ise hâlâ kalbinden fışkıran o kızıllıkta.

Gözlerini hala Fadimesinin gözlerinden ayırmamıştı.

Adil de İso’yla beraber yere çökmüştü.

İso’yu, kan bağı olmayan kardeşini bırakmamıştı.

Fadime, İso’yu o halde görünce dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.

Kalakalmıştı öylece.

Kimseden çıt çıkmıyordu.

Herkes Adil Koçari’ye kendini dağ gibi siper eden denize bakıyordu.

İsmail Furtuna’ya.

Fadime, gördükleri karşısında birkaç saniye öylece donakalsa da, olan biteni algıladığında sesi bir anda herkesin kulağında yankılandı.

“İSO!”

Koşmaya başladı, var gücüyle koşmaya başladı.

Gelinliğinin eteklerini tutuyordu ama sürekli takılıp düşüyordu.

Her seferinde geri kalkıyordu.

Var gücüyle koşmaya devam ediyordu.

O koşarken dizlerinin üstünde, eli kalbinde iki büklüm halde ona bakan İso’nun mavilerinden bir damla yaş süzüldü.

Elindeki durmak bilmeyen kanın tam üstüne.

Dayanmaya çalışıyordu, aklı hala Fadime’deydi.

Belki karşısında ona doğru koşan kadın onu sevmiyordu.

Hatta belki nefret ediyordu.

Az önce söylediklerinden dolayı, en azından İso böyle düşünüyordu.

Ama o genç kadın, ona doğru koşarken o ela gözlerinde büyük bir korku vardı.

İso’nun aklında ise hâlâ o kadını korkutmamak, ona kötü hissettirmemek vardı.

Dayanmaya çalışıyordu bu yüzden, bedenindeki o tarifsiz acıyla rağmen dayanmaya, dik durmaya çalışıyordu.

Ama yapamadı.

Vücudu, o amansız acıya daha fazla karşı koyamadı, kendini yere bıraktı.

Adil İso’nun başını tutuyordu.

Gözleri dolmuştu.

Babasının yetim koyduğu küçük uşak, o ‘Sarı Furtuna’ şimdi kendi canını korumuştu.

Fadime’nin haykırışlarını duyan Oruç ile Eleni bir anda Fadime’nin koştuğu yöne doğrulttular bakışlarını.

Oruç, Adil Koçari’nin önünde kanlar içinde dizlerinin üstüne çökmüş küçük kardeşini gördüğü an tüm dünya durdu.

Eleni ise kalakalmıştı.

İso, onu satan kadının oğlu, babası için kendini feda etmişti.

Oruç, omzundaki yaranın acısını umursamadan yanında duran masadan destek alarak yavaş yavaş ayağa kalktı.

Ağzından kelimeler çıkmıyordu.

Sanki sesi değil içi titriyordu.

“İso…”

Fısıldar gibi seslenmeye çalıştı ama sesi dahi çıkmıyordu kendini zor duyuyordu.

“A-Abim…”

Bacakları taşıyamıyordu onu sanki.

Sendeledi.

Gözleri karardı.

Eleni Oruç’un koluna girdi ve yavaş yavaş İso’ya doğru ilerlemeye başladılar.

Yaklaştıkça sanki her şey daha da kan kırmızısı olmaya başlıyordu.

Bu, Oruç’un zihninin ona oynadığı bir oyun muydu?

Yoksa küçük kardeşi gerçekten ellerinden kayıp gidiyor muydu?

Keşke cevabı kendisi de bilseydi…

Fadime, İso’nun yanına geldiğinde yere çöktü.

Adamın başını sağ eliyle tuttu.

Sol eliyle yavaşça İso’nun ceketinin düğmelerini araladı.

Birkaç saat önce içi kıpır kıpır, yeni ütülenmiş siyah kumaş pantolonuyla karbeyazı gömleğini giyip elinde siyah ceketiyle Fadime’nin karşısına muzip bir gülüşle çıkan o İso gözünün önüne geldi.

-

‘Canum karum… Bir tanem… Beğendun mi da, nasıl olmuşum?’

O an masmavi gözleriyle ona o kadar güzel bakmıştı ki…

Fadime bu bakışına karşılık buz gibi gözlerini ona dikmişti.

Onun o heyecanını aklındaki acımasız planla mahvedecek olmaktan zerre çekinmemişti.

Zoraki bir gülüş sonrası gözlerini kaçırarak aynada saçlarını düzeltmeye başlamıştı.

İso da Fadime’nin yanına geçip aynadan beyazlar içindeki karısına bakıyordu.

Tam o sırada Fadime başının sol yanındaki örgülerdeki boncuklardan birini çıkarıp masanın üstüne fırlattı.

Diğer boncukları ise tek tek özenle çıkarıp kutusuna koydu.

İso masanın üzerindeki, Fadime’nin ‘Bu boncuk da sensun’ dediği fırlatılan boncuğu göstererek,

‘Fadime’m bunu unuttun, kaybetmeyesun…’

diyerek boncuğu alıp diğer boncukların olduğu kutunun kapağının üstüne bıraktı.

Fadime, dolan gözlerini fark ettirmemek için İso’nun yüzüne bile bakamadan diğer odaya geçerken İso aynaya bakıp son kez saman sarısı saçlarını düzeltiyordu. Bir yandan da kendi kendine konuşuyordu.

‘Boncuğa gerek yok ki Fadime’m, sen benim her zaman sol yanımdasun…’

—

Fadime elleri titreyerek yerde yatan İso’nun ceketinin düğmelerini araladığı an başından sanki kaynar sular döküldü.

O karbeyazı gömlek, kıpkırmızı olmuştu, olmaya da devam ediyordu.

Küçük bir feryat kopardı. Elini bir anda ağzına götürdü.

Gözlerinden akan yaşı durduramıyordu artık.

Fadime yere çökmüş, İso’nun başını elleriyle tutuyordu. Bir yandan da sayıklıyordu.

“Hayır…”

“Ne olur…”

“Ne olur gitme…”

Oruç yanlarına geldiği anda anlamıştı.

Zihni ona oyun oynamamıştı.

O kızıllık, küçük kardeşinin canıydı.

Kanı görünce yüzü bembeyaz oldu.

Dayanamadı, kendini dizlerinin üstüne çökerken buldu.

“Eleni!”

Eleni de yanlarına çöktü.

Oruç kendi omzundaki kurşun yarasını umursamıyordu.

Fakat o da kan kaybediyordu.

Küçük kardeşi bu haldeyken kendi canının hiçbir değeri yoktu gözünde.

Oruç yaraya bastırdı.

Ama kan durmuyordu.

Hiç durmuyordu.

“Oruç…”

Eleni’nin sesi titriyordu.

“Kalbe çok yakın.”

Oruç başını salladı.

“Hayır.”

“Hayır hayır…”

“İyi olacak, İso’m güçlüdür. İyi olacak, AMBULANS ÇAĞIRIN!”

Ama o da biliyordu.

Durum çok kötüydü.

“Seni koruyamadum kardeşim…”

“Bu hikayenin en masumu sendun. Bir tek sen hiçbir yara almadan kurtulacaksın dedum, tutamadum ula sözümü… Ne olur bana bak, İso… Bak bana, İso!”

İso masmavi gözlerini kırpıştırarak yavaşça açtı. İlk önce Fadime’ye baktı, sonra gözlerini abisine çevirdi.

“Söz vermiştum. Yanında olacağum demiştum. Koruyacağum demiştum.”

Oruç ağlıyordu artık.

Doktor değil…

Kardeşti.

Abiydi.

İso’nun sol yanında Fadime ve Oruç, sağ yanında ise Adil ile Eleni vardı. Adil yavaşça İso’nun saçlarını okşuyordu.

Bir abi şefkatiyle…

Esme Adil ve Eleni’nin arkasında dizlerinin üzerine çökmüştü. Kendi kendine mırıldanıyordu.

“Benim yüzümden…”

Adil diğer eliyle Esme’nin elinden tuttu. Sımsıkı tuttu.

Ama kendisi de yıkılmıştı.

Titreyen sesiyle konuştu.

“Bu kurşunlar… Bana gelecekti…”

Esme hıçkırdı.

“Niye atladun ula uşak önüme?! Niye ula?!”

İso güçlükle nefes alıyordu.

Gözlerini var gücüyle açık tutmaya çalışıyordu. Gözleri tekrardan Fadime’yle buluştu.

Fadime, o anda yaptıklarının ağırlığı altında ezilmek istedi.

İso ölürse…

Son kez ona söylediği şeyler bunlar mı olacaktı?

Böyle bir acımasızlık ile mi son bulacaktı bu hikayeleri?..

“Ben böyle olsun istemedum… Yemin ederim istemedum… Ben… Ben düşünemedum, bir anlık öfkemin kurbanı oldum. İso, İso ben böyle olsun istemedum.”

“İso ne olur affet beni…”

İso mavi deniz gözlerini dağ ile buluşturdu.

Hâlâ sevgiyle bakıyordu.

Güçlükle nefes alıyordu.

“Ben seni…”

“…çok sevdum… Fadime’m.”

“Sus… Sus iyi olacaksın, yorma kendini İso iyi olacaksın, sus…”

“Her gün…”

“Her nefeste…”

“Ben bir tek… seni sevdum.”

Fadime artık kontrolünü kaybetmişti.

“Ben de seni sevdum. Ben de seni sevdum İso… Sensiz yapamam ne olur kapatma gözlerini, dayan, ne olursun…”

İso, son kez Adil’e baktı.

“Abi… Eleni…”

Adil gözyaşlarını tutamıyordu artık. İso’nun elini sımsıkı tuttu.

“Buradayım abim.”

“Abi… Eleni…”

“Özür… dilerim.”

“Özür dileme. Senin hiçbir suçun yok aslanım.”

Eleni’nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu, tutamıyordu.

“İkiniz de…”

“Affedun…”

Eleni kendini kaybetmek üzereydi.

“Bre sen affedilecek ne yaptın ki? Sus, iyileşeceksin. Seni kaybetmeyeceğiz hiçbirimiz. Affediyorum seni İso, bu hikayenin en masumu sensin, iyileşeceksin yorma kendini, iyi olacaksın…”

İso gülümsedi.

“Arabama…”

“Arabama iyi bak…”

“Bre…”

Adil gözyaşları içinde başını salladı.

“Affettum.”

“Affettum abim. Affettum aslanım.”

İso gülümsedi.

Çok hafif.

Çok yorgun.

Sanki herkesle teker teker vedalaşıyordu.

Oruç’un yüzünden çaresizliği okunuyordu.

“Abi…”

Oruç’un gözleri kıpkırmızıydı. Sesi çatallandı.

“Abim… Yorma kendini sonra konuşuruz.”
diyebildi.

İso’yu, canının parçasını kaybetme ihtimalini öylesine içten reddediyordu ki…

“Abim sen, benim hem babam…”

“Hem… abim oldun.”

“Kendini…”

“Suçlama…”

Oruç kafasını İso’nun tuttuğu eline gömdü.

İso etrafına baktı. Sırayla.

Esme.

Eleni.

Adil.

Oruç.

Ve Fadime’si.

Sevdiği herkes oradaydı.

Esme konuşamıyordu sadece ağlıyordu.

Eleni kalbindeki yaraya baskı yapmaya devam ediyordu.

Abisi Oruç İso’nun elini sımsıkı tutuyordu.

Adil’in yüzü bembeyazdı.

Fadime saçlarını okşuyordu.

Gözleri doldu. Nasıl bir andı bu böyle?

Tüm sevdiklerinin bir arada olması için illa ki ölüyor olması mı gerekiyordu?

Artık kurşunların vücudunda açtığı yaralar acımıyordu.

Sadece uykusu vardı. Masmavi gözleri kapanıyordu artık.

Dudakları son kez kıpırdadı.

“Galiba…”

Fadime hemen başını salladı.

“Hayır… Hayır konuşma yorma kendini. İso iyi olacaksun… Daha beni affedeceksun… Essahtan evleneceğuz…”

“Fadime’m…”

“Ben… Seni…”

“Sus, kurbanın olayım konuşma…”

“Seni affetmeden… hiçbir yere…”

Nefesi kesiliyordu İso’nun…

“Gidemem ki…”

“Yapma, ne olur yapma İso!”

“Senun canun… sağ olsun…”

“İso!.. Ne olursun dayan yalvarırım…”

“Ama… Galiba…”

Fadimenin gözlerinden yaşlar boşalıyordu.

Ama İso devam etti.

“…etrafı kirlettim.”

İso’nun gözlerinden yaş süzüldü.

“Özür… dilerim.”

Ve avucunda sımsıkı tuttuğu kan içindeki yüzüğü son kez, son gücüyle sımsıkı sıktı.

Ölümün tatlı uykusuna kendini bırakırken kapanan mavilerinde son kez Fadime’sini görmenin mutluluğu ve huzuru vardı.

Fadime’nin gözleri bir anda gelinliğine kaydı. Bembeyaz gelinlik sevdiği adamın kanına boyanmıştı.

Fadime’nin çığlığı Karadeniz gecesine karışırken İso’nun gözleri yavaş yavaş kararmaya başladı.

Tam o sırada Fadime İso’nun elini fark etti.

Hâlâ kapalıydı.

Parmaklarını açmaya çalıştı.

Ve gördü.

Kan içindeki yüzüğü.

Dakikalar önce geri verdiği yüzük…

İso’nun son nefesine kadar bırakmadığı şey Fadime’sinden, bir tanesinden…

Sol yanından kalan…

İntikam ateşiyle kor olan o yüzük olmuştu.

İso’nun kanlar içinde kalan vücudu yerde öylece yatarken, masmavi gözleri teslimiyetle kapanırken tam da üstlerinden uçan bir atmacanın çığlığı bahçede yankılandı.

Sanki o uçan atmaca da İso için haykırıyordu…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.061okunma 77beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18