KANLI İNTİKAM kitap kapağı

48. bölüm / 47

KANLI İNTİKAM

46 Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elif Karakurt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 46 Bölüm

Derek, Melisa’nın saçlarını şefkatle okşarken, odadaki sabahın serin havası dışarıda akıp giden dünyanın gerçeğini bir kez olsun unutturur gibiydi. Genç adam, Melisa’nın yüzündeki o huzurlu ve kaygısız tebessümü izlerken, dün geceden beri içini kemiren koruma içgüdüsü bir nebze olsun hafiflemişti.
"Burada, bu şekilde seninle uyanmak..." dedi Derek, sesi pürüzlü ama bir o kadar yumuşak çıkarak. "Her şeyden uzakta, sadece biz... Keçirdiğimiz onca şeyden sonra, bu kadar sakin bir sabahta gözlerimi sana açabilmek inanılmaz."
Melisa, Derek’in göğsüne doğru biraz daha sokulup parmaklarını onun boynundaki hafif sakallarda gezdirdi. Gözlerindeki mutluluk, dışarıdaki fırtınalı hayatın ve üzerlerindeki avcı gölgesinin o an için var olmadığını fısıldıyordu.
"Keşke zaman burada dursa," diye mırıldandı Melisa, nefesi Derek’in tenini ısıtırken. "Dışarıda kimse olmasa, avcılar, tehlikeler, planlar... Sadece bu oda ve biz kalsak."
Derek, genç kızın belini saran kolunu biraz daha sıkılaştırarak onu kendine daha çok bastırdı. Fakat zihninin bir köşesinde, kahramanların evindeki o gergin havanın ve tehlikenin yaklaşmakta olduğunun bilinci sessizce sızıyordu; yine de bu anı bozmamak için ellerini Melisa’nın sırtında huzur veren bir ritimle gezdirmeye devam etti."Keşke bitanem, keşke..." diye fısıldadı Derek, acı bir tebessümle.
Ardından başını biraz daha öne eğerek dudaklarını Melisa’nın yumuşak saçlarının arasına gömdü; derin bir nefes alarak onun kokusunu içine çekti. Dışarıdaki tehlikelerin ve yaklaşan fırtınaların ne kadar büyük olduğunun o da farkındaydı, ama en azından bu saniyelerde ellerinden gelen tek şey birbirlerine tutunmaktı.Melisa, Derek’in kokusunu derin bir nefesle içine çektikten sonra hafifçe geri çekildi. Kokusunu içine çekerken yüzünde yaramaz ve kurnaz bir ifade belirdi; alt dudağını küçük bir hareketle ısırarak gözlerini Derek’in gözlerine dikti.
"Dün gece çok güzeldi," dedi, sesindeki o baştan çıkarıcı ve tatlı tonla.Derek, Melisa’nın yüzündeki o oyuncu ve kurnaz ifadeyi gördüğü an, az önceki hüznü ve dış dünyanın kaygılarını tamamen unuttu. Genç kızın alt dudağını ısırdığını ve gözlerindeki o muzip parıltıyı fark edince yüzünde istemsiz ama oldukça çekici bir gülümseme yayıldı.
"Öyle mi?" diye mırıldandı Derek, sesindeki hafif kısık ve baştan çıkarıcı tonla. Genç adam, Melisa’nın belindeki elini yavaşça yukarı doğru kaydırarak parmaklarını sırtında hafifçe gezdirdi. "Sadece 'çok güzel' miydi?"
Melisa, Derek’in bu meydan okuyan ve kendinden emin bakışları karşısında kahkahasını bastırmaya çalışarak biraz daha yaklaştı. Gözlerinin içindeki o parıltı, aralarındaki çekimin ve oyunun hiç eksilmediğinin en büyük kanıtıydı.
"Hmm... Belki de 'mükemmel' kelimesi biraz daha yaklaşır," diye fısıldadı Melisa, parmak uçlarını Derek’in göğsünde hafifçe gezdirerek. Ardından hafifçe sırıtıp ekledi: "Ve dürüst olmak gerekirse, dün gece çok aglamayip yorgun olmasaydım daha da uzayabilirdi. Derek dün aksami hatırlayınca derin nefes aldı ve başını iki yana salladı. Melisa’yı kollarının arasında tutmaya devam ederek, yüzünü onun saçlarına bir kez daha sürtüverdi.
Derek, Melisa’nın parmak uçlarının göğsünde yarattığı hafif karıncalanmayla birlikte nefesini tuttu. Genç kızın o kurnaz gülümsemesini ve meydan okuyan fısıltısını duyunca, gözlerindeki karanlık ve yoğun çekim daha da derinleşti.
Melisa'ya bakıp " tekrar yapmak istermisin "deyip göz kırptı
"Bunu tekrar yapmak mı?" diye tekrarladı Melisa , sesi biraz daha kısılarak ve tehlikeli bir çekicilik kazanarak.
Melisa'nın belini saran kolundaki kaslar hafifçe gerildi; genç adam onu bir kez daha kendine doğru çekip aralarındaki mesafeyi tamamen sıfırladı. Gözleri Melisa'nın dudaklarına kayarken, yüzündeki o baştan çıkarıcı gülümsemeyle baktı :
Melisa ona aşkla baktı
"Teklifin için sabırsızlandığımı söylemeliyim... Ama sanırım dışarıdaki dünyayı ve bizi bekleyen sorunlarımiz var. Ve burası arkadasimin evi
Derek, çevresindeki gerçeği hatırlatırcasına hafifçe duraksadı ve gözlerini odada gezdirdi. Melisanin Cümlesini bitirmesine izin vermeyen , zarif bir hareketle elini melisa'nın dudaklarına götürdü; parmak uçlarıyla onun konuşmasını nazikçe keserken yüzünde tatlı ve iddialı bir gülümseme belirdi.
"Ve arkadaşın muhtemelen çoktan okula gitmiştir," diye fısıldadı , gözlerindeki o muzip parıltıyla doğrudan onun gözlerinin içine bakarak. "Yani evin tamamen bize kalması için hiçbir engel yok."Derek, Melisa’nın dudaklarındaki o yumuşak dokunuşunu hissettiğinde nefesi kesildi. Melisa genç adamin mantıklı ve bir o kadar da baştan çıkarıcı argümanı karşısında ciddi kalmaya çalıştı, fakat dudaklarındaki o kıvrılmayı gizleyemedi.
"Demek arkadaşım okula gitti ve ev tamamen bize kaldı..." diye mırıldandı melisa, sesi biraz daha alçalarak ve doğrudan Derek'in gözlerinin içine odaklanarak.
Derek parmaklarını melisa'nın dudaklarından yavaşça çekerken, yüzündeki o iddialı ifade daha da belirginleşti.
"Tamamen," diye onayladı derek , sesi fısıltı gibi odada yankılanırken. Başını hafifçe yana eğip ekledi: "Ve bunu test etmek için önümüzde uzun bir gün var."
Melisa, daha fazla direnemeyerek pes ettiğini belli eden o hafif gülümsemeyle başını salladı. Melisa’yı belinden kavrayıp sırtüstü yatağa yatırırken üzerine doğru eğildi; aralarındaki tüm mesafeyi kapatan o tutkulu an, dış dünyadaki her şeyi geride bırakarak yeniden derin bir akıntıya kapıldı.

Styles, sert adımlarla okulun ana giriş kapısından içeri girmiş, uzun koridorları aşıp sessiz ve boş sayılacak sınıfların olduğu kata kadar çıkmıştı.
Sınıfların arasında göz gezdiren Styles, sonunda aradığı kişiyi pencere kenarındaki sırasına oturmuş, dalgın bir şekilde dışarıyı izlerken buldu. Ali, , kapı eşiğinde beliren Styles'ı fark edip başını hafifçe kaldırdı.Styles, ellerini ceketinin ceplerine sokup sınıfa doğru yürürken yüzündeki o alışıldık alaycı ama bir o kadar da sorgulayan ifadeyle Ali'nin karşısındaki boş sıraya oturdu.
"Merhaba, nasıl oldun?" dedi Styles, sesindeki o hafif kinayeli tonla.
Ali, oturduğu yerden başını iki yana sallayıp hafifçe tebessüm etti.
"Ben aynıyım," diye yanıtladı Ali, gözlerini Styles'ın üzerine dikerek. Ardından merakla kaşlarını kaldırdı: "Asıl sen söyle... Melisa nasıl?"Styles, sandalyenin arkasına yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu ve yüzünde hafif alaycı bir gülümsemeyle Ali'ye baktı.
"Evden çıktığımda uyuyordu, odasına girmedim," dedi Styles, omuzlarını silkerek.
Ali merakla öne doğru eğilip kaşlarını çatarken, asıl soruyu sormakta gecikmedi:
"O da orada mıydı, gitti mi gece?"
Styles hafifçe başını sallayıp alaylı bir nefes verdi.
"Hayır yani, bilmiyorum..." diye devam etti Styles, dün geceki koşturmacayı hatırlarcasına. "Olaylardan sonra bayılıp kalmışım, duymadım bile."Ali, Styles’ın cevabını duyunca şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı ve başını hafifçe iki yana salladı. Sınıfın penceresinden içeri süzülen soluk sabah ışığı, masanın üzerindeki tahta çiziklere vururken, ikisinin arasındaki o gergin ama tanıdık sessizlik bir süre odada asılı kaldı.
"Bayılıp kalmışım derken?" diye sordu Ali, sesindeki hafif alaylı tonu gizlemeye çalışmayarak.
"Bütün o yaşananlardan sonra nasıl uyuyabildin gerçekten merak ediyorum."
Styles, Ali’nin bu iğnelemesine karşılık dudaklarının kenarını yukarı kıvırdı ve bakışlarını sınıfta şöyle bir gezdirdi.
"Yorgunluk insanı baştan yaratıyor, dostum," diye mırıldandı Styles, ellerini masanın üzerine koyarak hafifçe öne doğru eğilirken.
Ali, hak verir gibi başını sallarken gözlerini tekrar Styles’a dikti. Melisa ile Derek’in evde baş başa kalmış olma ihtimali zihninde yankılanırken, konuyu çok da uzatmak istemediği için sessizliğini korudu; ama aralarındaki o meraklı gerilim odanın içinde ince bir çizgi gibi durmaya devam ediyordu.Styles, Ali’nin bu meraklı bakışlarını fark edince pis pis sırıtarak geriye yaslandı ve ellerini ensesinde birleştirdi.
"Dostum, adam onun sevgilisi, elbet yalnız kalacaklar!" dedi Styles, sesindeki o umursamaz ve alaycı tonda kahkahayı patlatarak. "Bizimki kapıda nöbet tutacak halimiz yok ya, bırak da biraz baş başa kalsınlar."Ali’nin yüzündeki o gergin ifade ve ani hareketi, Styles’ın gözünden kaçmadı. Kahkahası yavaşça solarken, genç adam gözlerini kısarak Ali’yi dikkatle süzmeye başladı.
"Neden gerildin şimdi bu kadar?" diye sordu Styles, sesindeki alaycı tonun yerini keskin ve sorgulayan bir ciddiyete bırakarak.
"Yoksa kaçırdığım bir şey mi var, Ali?"Styles, Ali’nin bu tepkisiyle birlikte oturduğu yerden yavaşça doğruldu. Genç adamın yüzündeki o alaycı sırıtış tamamen silinmiş, yerini ani bir fark edişin getirdiği şaşkınlığa bırakmıştı. Gözleri Ali’nin gerilen omuzlarında ve huzursuz bakışlarında gezindi.
"Dün geceki..." dedi Styles, kelimeleri yavaşça tartarak. Zihnindeki taşlar hızla yerli yerine otururken sesi kulak tırmalayacak kadar net çıkıyordu. "O korumacı tavırların, Derek’e 'git' demen... Sen..."
Cümleyi tamamlamasına gerek kalmadı; Ali’nin yüz ifadesi her şeyi açıkça ele veriyordu. Styles, kaşlarını yukarı kaldırarak şaşkın bir nefes verdi ve inanamaz gibi başını salladı.
"Yok artık," diye mırıldandı Styles, sesindeki şaşkınlık giderek artarken.
"Sen gerçekten Melisa’yı..."Ali, Styles'ın cümleyi tamamlamasına asla izin vermeyerek hızla ayağa kalktı ve eliyle öfkeli bir hareket yapıp adamın ağzını kapattı. Yüzündeki panik ve öfkeli ifade, Styles'ın şaşkınlığını daha da körükledi.
Styles, Ali'nin elini çenesinden itip hafifçe geriye çekilirken, gözlerindeki o şaşkın pırıltı yerini büyük bir eğlenceye bırakmıştı. Soluk soluğa kalan Ali'ye bakarak kahkahayı bastı.
"Melisa bunu biliyor mu?" dedi Styles, gözlerini irileştirerek nefesini tuttu, ardından hemen başını sallayıp kendi kendine yanıtladı:
"Bilmiyor... Bilmiyor, değil mi? Aman tanrım!"Ali, etrafındaki boş sıralara ve koridordan gelebilecek olası seslere karşı panikle göz gezdirdikten sonra yutkundu. Sesi, neredeyse duyulmayacak kadar kısık ve tedirgindi.
"Yeter, Styles... Sus, biri duyacak! Bir de bununla uğraşmayalım şimdi," diye fısıldadı Ali, genç adamın koluna hafifçe vurarak oturmasını işaret etti.
Styles, yüzündeki geniş ve muzip sırıtışı silmeye çalışsa da başaramadı. Sandalyesine tekrar yaslanırken, merakını gizleyemeyen o keskin bakışlarını Ali’nin üzerine dikti.
"Peki, ne zamandan beri?" diye sordu Styles, sesini alçak tutmaya çalışarak ama içindeki şoku ve heyecanı bastıramayarak. "Yani tam olarak nasıl oldu bu iş?"Styles, sandalyenin tahtasına yaslanmış, cevabı beklerken yüzündeki o muzip ifade yavaşça yerini şaşkınlık ve hafif bir ciddiyete bıraktı.
Ali, omuzları çökmüş bir halde tekrar yavaşça sırasına oturdu. Derin, göğsünü kabartan uzun bir nefes aldıktan sonra bakışlarını pencereye, dışarıdaki boş bahçeye dikti. Gözlerindeki o hüzünlü ve kaçamak gölge, aralarındaki havayı aniden değiştirdi.
"En başından beri..." diye mırıldandı Ali, sesi fısıltıdan biraz daha yüksek ama acı dolu bir tonda çıkmıştı. "Çocukluktan beri, Styles..."Styles, duyduğu bu ağır itiraf karşısında birkaç saniye öylece kaldı. Alaycı tavrı tamamen kaybolmuş, yerine derin bir sessizlik ve şaşkınlık oturmuştu. Başını hafifçe iki yana sallayarak fısıldadı:
"Ama Melisa bilmiyor..."
Ali, başını öne eğip ellerini masanın üzerinde kenetledi; sesindeki çaresizlik o kadar netti ki odadaki havayı ağırlaştırıyordu.
"Bilmemeli. Kimse bilmemeli, Styles."
Styles, kaşlarını çatıp genç adamın bu korkusuna anlam vermeye çalışarak öne doğru eğildi.
"Neden korkuyorsun Ali? Saklanacak ne var bunda?"
Ali, acı bir gülümsemeyle başını kaldırıp Styles’ın gözlerinin içine baktı. Gözlerindeki o korku, dışarıdaki düşmanlardan ya da tehlikelerden değil, çok daha yakın bir yerden besleniyordu.
"Kahraman buna izin vermez, Styles," dedi Ali, sesi titreyerek. "O... Melisa’nın benimle olmasına asla izin vermezdi."Styles, Ali’nin bu çaresiz ve ürkek hali karşısında kaşlarını alayla yukarı kaldırdı. İçindeki o sivri dilli, her şeyi tiye alan adam bir saniyeliğine bile olsa yeniden gün yüzüne çıkmıştı. Masanın üzerine biraz daha eğilip sesini alçalttı ama tonundaki o iğneleyici netliği korudu.
"Dostum," dedi Styles, dudaklarında keskin bir gülümsemeyle. "Kahraman Derek’le de olmasını istemiyor ama Melisa şu an onunla... Farkında mısın bilmiyorum ama kızın hayatı üzerinde veto hakkı varmış gibi davranmayı bıraksanız mı artık?"Ali’nin gözlerinde bir anlığına tehlikeli bir öfke parladı; Styles’ın bu rahat ve alaycı tavrı bardağı taşıran son damla olmuştu. Hırsla soluyarak başını iki yana salladı ve sesini bastırmaya çalışarak öne doğru atıldı.
"Onlar olmaz, Styles!" dedi Ali, dişlerinin arasından fısıltıyla. "Kahraman’ı az olsun tanıdıysam buna asla izin vermez. Ve bana da asla izin vermez... Hem Melisa... O daha iyilerine layık."Styles, Ali’nin o son cümlesindeki ezikliği ve kendi kendini küçümseyen tonu duyduğunda gözlerini devirmeden edemedi. Sandalyesinde geriye yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu, bakışlarını sınıfın gri duvarlarında gezdirdikten sonra tekrar Ali’nin yüzüne dikti.
"Hadi ama, Ali," dedi Styles, sesindeki alaycılığı gizleme gereği bile duymadan. "Kendine haksızlık etme seanslarını bir kenara bırakırsak, asıl sorunumuz bu mu yani? Kahraman’ın 'Sen kim oluyorsun da benim kızımla oluyorsun?' tribinden mi çekiniyorsun gerçekten?"
Ali, ellerini sıranın üzerine sertçe bastırıp nefesini dışarı bıraktı. Omuzları kasılmış, gözlerindeki o hüzünlü ifade yerini öfkeyle beslenen bir çaresizliğe bırakmıştı.
"Sen Kahraman’ı bilmiyorsun," dedi Ali, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. "O adamın korumacılığı bir süre sonra hastalıklı bir hâl alıyor. Melisa’yı korumak adına herkesi harcar. Eğer aramızda bir şey olduğunu anlarsa... Önce beni ortadan kaldırır, sonra da Melisa’nın hayatını zindan eder. 'Daha iyisi' meselesine gelince... Ben sadece onun ayak bağı olmak istemiyorum, Styles. Anlıyor musun? Onu gerçekten sevdiğim için uzaktan izlemeyi seçtim ben."Styles, Ali'nin bu fedakarlık dolu ama bir o kadar da teslimiyetçi sözleri karşısında dudaklarını alayla büktü. Masanın üzerinden hafifçe öne doğru eğilip, keskin bakışlarını Ali’nin gözlerine dikti.
"O zaman Derek’in yanında olmasına izin vereceksin, koçum," dedi Styles, sesindeki o iğneleyici ama gerçekçi tonda. "Madem uzaktan izlemeyi seçtin, o zaman kızın hayatına giren adamları da kabulleneceksin. Herkes senin gibi seyirci kalacak değil ya."Ali, Styles’ın yüzüne çarpan o acı gerçeği yutkunarak karşıladı. Genç adamın kurduğu cümleler sırtına saplanan birer bıçak gibiydi ama haklı olduğunu bilmek her şeyi daha da katlanılmaz kılıyordu. Başını hafifçe öne eğip elleriyle yüzünü sıvazladı, ardından derin bir nefes vererek bakışlarını tekrar Styles’a çevirdi.
"Biliyorum," diye fısıldadı Ali, sesi ta derinden gelen bir kırgınlıkla titremişti. "İyisi derken Derek'i kastetmemistim... En azından Kahraman’ın o fevri öfkesini dengeleyebilecek biri. Melisa’yı koruyabilecek en azından ayakları yere basan biri olsun istemiştim. Ama bu derek olmamalı
Styles, Ali’nin bu kabullenişindeki ağır teslimiyeti görünce yüzündeki alaycı ifadeyi yavaşça silip ciddi bir boyuta geçti. Sandalyesinde biraz daha dikleşerek kollarını çözdü.
"Ama bu seni içten içe yiyip bitiriyor, farkındasın değil mi?" dedi Styles, bu kez daha yumuşak ama sorgulayan bir tonda. "Kız gözünün önünde başka bir adamla gezerken, sen burada 'koruyucu melek' rolünü oynamaya devam mı edeceksin?"
Sınıfta asılı kalan bu ağır sorunun ardından Ali cevap vermedi; sadece pencereden süzülen soluk ışığa bakarak sessizliğe gömüldü.

Güneş yavaşça batarken, odadaki hava gündüzün gerginliğinden tamamen uzak, sakin bir duşun ardından gelen o taze ve huzurlu sessizlikle yer değiştirmişti. Derek banyodan çıktığında saçlarından damlayan su damlaları tişörtünün omuzlarını koyulaştırıyordu. Melisa da odada üzerini giyinmiş, aynanın önünde son hazırlıklarını tamamlıyordu.Aynanın yansımasından odanın içine süzülen loş akşam ışığı, Melisa'nın üzerindeki sade kıyafetin hatlarını yumuşatırken, genç kız ellerini son kez saçlarında gezdirdi. Ancak asıl odak noktası aynadaki kendi görüntüsü değil, arkasında duran adamdı.
Derek, odanın kapı pervazına yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde sessizce onu izliyordu. Melisa gözlerini aynadan ayırıp yansımadaki o koyu, derin bakışlarla buluştuğunda, göğsünün ortasında ılık ve durdurulamaz bir dalganın yayıldığını hissetti.
İçindeki o fırtınalı dünya, o an sadece bu adamın varlığıyla sakinleşiyordu.
Aşık olduğu adam...
Zihni bu kelimeyi fısıldadığında, genç kız kalbinin göğüs kafesini zorlayan o tanıdık ve heyecanlı ritmini yeniden duydu. O, hayatının en karmaşık, en karanlık döneminde karşısına çıkan; her şeyin bittiğini sandığı anda ona nefes olan ilk ve son aşkıydı. Başka hiçbir ihtimalin, başka hiçbir ismin zihninde yer edemeyeceği kadar net, adeta kaderin kendi elleriyle kazıdığı bir gerçeklik gibi tam karşısındaydı.
Melisa yavaşça aynadan başını kaldırıp arkasını döndü. Derek, onun bu dalgın ve hayranlık dolu bakışlarını fark ettiğinde dudaklarında hafif, sadece ikisinin bildiği o sıcak gülümseme belirdi. Adımlarını yavaşça aralarındaki mesafeyi kapatmak için attı.Melisa, aradaki mesafeyi tek bir hamleyle kapatıp kollarını Derek’in boynuna doladı. Yüzünü onun sıcak göğsüne gömerken, içindeki o sebepsiz ama derin korkunun parmakları kalbini sıkmaya başlamıştı.
Derek, genç kızın aniden gelen bu sıkı sarılışı karşısında bir an duraksadı, ardından kollarını onun ince beline dolayarak onu kendine çekti. Çenesini Melisa'nın saçlarının üzerine yaslayıp derin bir nefes aldı; kokusu, günlerdir peşlerini bırakmayan o tehlikeli havanın ortasındaki tek sığınaktı.
"Korkuyorum, Derek..." diye fısıldadı Melisa, sesi hüzünlü ve titrek bir halde göğsünden boğukça çıkmıştı. "Ben senden ayrılmak istemiyorum."
Derek, kollarını biraz daha sıkılaştırarak onun bu korkusunu siler gibi sırtını şefkatle okşadı. Dudaklarından dökülen kelimeler, her zamanki o kendinden emin ve sarsılmaz tonundaydı:
"Ayrılmayacağız, canım," dedi Derek, kulağına fısıldar gibi yumuşak ama bir o kadar kesin bir iradeyle. "Hiçbir yere gitmiyorum. Birlikteyiz."Derek’in kollarındaki huzur, Melisa’nın zihninde çakan tehlike çanıyla aniden dağıldı. Gözlerini Derek’in kararlı bakışlarından kaçırarak hızla geri çekildi. Kalbi göğsünde deli şekilde atarken, ellerini genç adamın göğsüne koydu. Derek ciğerlerini melisa'nın kokusuyla doldurup konuştu.
"İstersen seninle evine gelip Kahraman’ın karşısına çıkarım," dedi Derek, sesindeki o net ve ödün vermez tonla. Bu saklambaç oyununu bitirmeye, her şeyi göğüslemeye hazırdı.
Melisa ise dehşetle başını iki yana salladı. Gözlerindeki panik dalga dalga büyüyordu.
"Olmaz, yapamazsın..." diye fısıldadı, sesi titreyerek. "Şu an değil... Önce benim gitmem lazım, Derek."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.