12. bölüm · KANLI İNTİKAM
11.Bôlüm
Melisa'nın zihni, önünde aniden beliren o dehşet verici siluetle tamamen donmuştu. Kontrolsüz bir refleksle direksiyonu sola kırdığında, lastiklerin asfaltı acımasızca tırmalamasının tiz sesi havayı yardı. Yüksek hızla ilerleyen araç, yolun dışına savruldu, sanki görünmez bir el tarafından yola itilmiş gibi.
İlk darbe, arabanın ön tekerleklerinin yol kenarındaki toprağa saplanmasıyla geldi. Bir anda tekerlekler tutuşunu kaybederken, araç sağ tarafına doğru yatıp kontrolsüzce savrulmaya başladı. Melisa, emniyet kemerinin tüm gücüyle onu tuttuğunu hissederken, görüş alanı tepe taklak oldu. Gökyüzü ve toprak birbiriyle yer değiştiriyor, etrafındaki her şey bulanık bir kabusa dönüşüyordu.
Metal, cam ve toprağın korkunç bir senfonisi eşliğinde, araba ilk taklasını attı. Sağ ön far patlayarak kısa süreli bir ışık huzmesi saçtı. Tamamen yan dönen araba, yamaç aşağı yuvarlanmaya başladı. İçeride Melisa'nın bedeni, emniyet kemerinin izin verdiği ölçüde savruluyor, başını sert yerlere çarpmamak için içgüdüsel olarak kendini korumaya çalışıyordu.
İkinci taklada, arka cam patlayarak etrafa cam parçacıkları saçtı. Dışarıdan gelen metalin eğilme ve ezilme sesleri, Melisa'nın kulaklarında zonkluyordu. Araba bir anlığına sol tarafına devrildi, motorundan tuhaf, acı veren bir ses yükseldi. Sanki arabanın kendi canı yanıyormuş gibiydi.
Üçüncü ve son takla, aracın bir ağacın gövdesine sertçe çarpmasıyla sona erdi. Çarpmanın etkisiyle kaporta içeri göçtü, ön tekerleklerden biri yerinden fırladı. Hava yastıkları patlayarak Melisa'nın yüzüne vurdu, görüşünü kapattı. Ardından, motor kaputundan ince bir duman yükselmeye başladı ve benzin kokusu keskin bir şekilde burnuna geldi.
Her şey durulduğunda, etrafı saran sessizlik, az önceki gürültünün dehşetini daha da artırıyordu. Melisa, hareketsiz kalan arabanın enkazında, bilinci yavaşça kararmadan önce son gördüğü şey, kırık ön camdan sızan ay ışığı oldu.Melisa'nın bilinci, arabanın enkazında yavaşça geri gelmeye başladı. Gözlerini açtığında, dünya hala baş aşağı gibiydi:
Araba alt üst olmuştu.
Her yer cam parçacıklarıyla doluydu, her nefes alışında burnuna keskin bir koku geliyordu.
Kendine geldiğinde, tüm vücudu adeta isyan ediyordu:
Her yanı acı içinde kıvranıyordu. Kolu, bacağı, başı... Her yeri zonkluyordu.
Derin bir nefes alıp durumu anlamaya çalıştı. İlk yapması gereken, bu metal kafesten kurtulmaktı:
Zorlukla emniyet kemerine uzandı ve onu çözdü.
Kemerin açılmasıyla birlikte, kan akışı hızlandı ve Melisa'nın bedeni biraz daha serbest kaldı. Ancak şimdi arabanın içinde, baş aşağı bir şekilde sıkışmış haldeydi. Dışarı çıkmak için bir yol bulmalıydı.Melisa, altüst olmuş arabanın içinde sıkışıp kalmıştı. Her yer cam kırıklarıyla doluydu.
Zorla ve vücudunun her noktasında cam parçalarının üstünden sürünerek ilerledi.
Acı, her hareketiyle artıyordu, ama o an tek bir amacı vardı: Dışarı çıkmak.
Kapısı yamulmuş ve sıkışmış olan arabadan, kırık cam aralığından veya yamulmuş kapıdan kendini dışarı attı.
Soğuk, nemli orman toprağına düştü. Artık arabanın dışındaydı, ancak her yeri çizilmiş, kesilmiş ve kanıyordu. Etraf zifiri karanlıktı, yalnızca enkazdan yükselen duman ve kırık metal kokusu vardı.
Başını kaldırdı. Her şeyden öte, gözünün önüne aniden çıkan ve kazaya sebep olan o kırmızı gözlü, devasa ayı benzeri yaratık ne durumdaydı?Melisa, yaralı vücuduna rağmen büyük bir iradeyle zorla ayağa kalkmaya çalıştı.
Ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Dengesi bozuktu, her yeri sızlıyordu.
Bağırmak istedi, belki birileri duyar diye umut etti, ama boğazından sesi çıkmadı. Şokun ve kazanın etkisiyle sesi kısılmıştı.
Alnından süzülen sıcak kanları elinin tersiyle sildi. Gözleri, içinde bulunduğu korkunç durumun farkındalığıyla büyüdü.
Ardından, tehlikenin boyutunu anlamak için etrafına baktı.
Zifiri karanlık, yoğun ağaçlar ve az önce onu yoldan çıkaran o devasa yaratık... Her an her yerden çıkabilirmiş gibi hissediyordu. Gözleri, ilk önce yaratığın olabileceği karanlık bölgeleri tarıyordu.Melisa, zihninde yaratığın görüntüsüyle etrafını tararken, içgüdüsel olarak kaza yaptığı yere, yani yukarıya bakmaya zorlandı:
Yuvarlandığı yerden, yani yamaçtan yukarı baktı.
Yolun bulunduğu tepe oldukça yüksekti, Melisa’nın oraya geri tırmanması kolay olmayacaktı.
Ama asıl şok edici şey şuydu:
Orada biri vardı.
Karanlıkta sadece bir silüet veya bir figür seçebiliyordu. Bu, Melisa'nın peşinde koştuğunu sandığı o devasa yaratık mıydı, yoksa kazayı görüp yardım etmeye gelen biri mi?Melisa, tepedeki silüete ulaşmak ya da dikkatini çekmek için seslenmeye çalıştı, ancak sesi hala boğazında düğümleniyordu ve çıkmadı.
Kendine hakim olmaya çalışırken nefesi kesilmişti.
Tam bu anda, yukarıdaki figürün kazaya sebep olan şey olduğunu anladı. Görüntü, yavaşça ve dehşet verici bir şekilde netleşti.
Melisa'nın kalbi göğsünü parçalayacak gibi atarken, yukarıdan aşağıya doğru süzülen o bir çift göz onu buldu. Arabayı yoldan çıkaran o devasa, ayı benzeri yaratıktı.
Kaza yapmasına sebep olan o gözler, şimdi kazanın enkazının yanındaki Melisa'ya bakıyordu.
Yaratık, Melisa'nın yukarı tırmanmasını engellercesine yolun kenarında, karanlığın içinde dikiliyordu. Melisa için yardım umudu tamamen yok olmuştu; şimdi tek bir avcı ve yaralı bir av vardı.Yolun kenarındaki dehşet verici silüet, Melisa'nın bakışları altındayken bir an hareket etti ve ona doğru gelmeye başladı.
Bu an, Melisa'nın panik seviyesini en üst noktaya taşıdı.
Ne yapacağını bilemeyen Melisa, tekrar bağırmaya çalıştı, ancak sesi hala çıkmıyordu. Boğazı kurumuştu, sadece hırıltılı sesler çıkarabiliyordu.
Bedeninin her yerindeki yoğun acıya rağmen, tek yapabileceği şey kaçmaktı.
Yürümeye çalıştı, topallayarak, sürünerek enkazdan uzaklaşmaya gayret etti. Her yanı acı içindeydi, ancak ölüm korkusu o acıyı bir anlığına bastırıyordu.
Melisa, yaratıktan uzaklaşmak için enkazdan daha da derinlere, ormanın içine doğru ilerlemeye başladı. Karanlık, hem bir sığınak hem de bir hapishaneydi.Melisa, yaratıktan kaçmak için can havliyle ilerliyordu, ancak yaraları ve şok durumu onu yavaşlatıyordu.
En fazla on adım atmıştı ki, vücudu isyan etti ve daha fazla dayanamadı.
Bir ağacın köküne veya engebeli toprağa takılıp düştü.
Düşüş, Melisa'yı tekrar kontrolsüz bir hareketin içine soktu:
Toprakta yuvarlandı ve son bir darbeyle kafasını sert bir şeye çarptı.
Çarpmanın etkisiyle görüşü karardı, çığlık atmaya çalışırken çıkan son cılız nefes sesi de kayboldu. Melisa, vücudunun acıya ve dehşete daha fazla dayanamadığı o noktada, ormanın soğuk ve nemli zemininde hareketsiz kaldı. Bilinci yavaşça kayboluyordu.Kırmızı gözlü, devasa yaratık, savunmasız ve yaralı Melisa'ya doğru yaklaşırken...
Melisa, bilinci tamamen kapanmadan hemen önce, başka bir gölgenin o yaratığa çarpmasının sesini duydu.
Bu ses, büyük bir çarpışmanın, hırıltının ve kükremenin karışımıydı. Sanki bir başkası, Melisa'nın avcısıyla çatışmaya girmişti. Bu son, ani ses, Melisa'nın son kalan algısını da alıp götürdü.
Bu son dehşet anıyla birlikte, Melisa'nın etrafındaki dünya tamamen siyaha büründü.
Melisa artık bilinçsizdi. Gözlerinin önünde sadece karanlık vardı. Orman, şimdi iki bilinmeyen güç arasındaki şiddetli bir mücadeleye sahne oluyordu.Saat akşam 10 olmuştu. Melisa'nın bilardo salonundan ayrılalı uzun zaman geçmişti ve eve varmamıştı.
Annesi Aysel ve teyzesi Zeynep, gitgide büyüyen bir tedirginlikle Melisa'yı defalarca arıyorlardı.
Ancak her aramada, sinir bozucu ve içlerini kemiren aynı ses geliyordu: "Aradığınız telefon kapalıdır..."
Aysel, pencerenin önünde bir ileri bir geri yürüyordu. Melisa'nın bilardo salonunda oldugunu biliyorlardi. Ama bu saate kadar kalması Aysel'i dehşete düşürüyordu. Zeynep, Aysel in sakin kalması için çabalasa da, onun da yüzü bembeyazdı.Odadaki gergin bekleyişe, komşunun kızı Ayten de katılmıştı. O da Melisa için endişeleniyor, olanları korkuyla izliyordu.
Zeynep: "Acaba Selin'leri arasak mı? Belki onlarla ilgili bir şey biliyordur." diye sordu, sesi umutla çaresizlik arasında gidip geliyordu.
Ayten: "Aradım abla, ama açmıyor," dedi, sesi titrek ve sessizdi.
Zeynep bu cevaba rağmen pes etmedi. Bu, ellerindeki son ipucuydu.
Zeynep: "Bir kez daha deneyeceğim," dedi ve titreyen elleriyle telefonu alıp yeniden Selin'in numarasını tuşladı.
Telefon, odanın sessizliğini yırtarcasına çalmaya başladı. Aysel, Zeynep ve Ayten nefeslerini tutmuş, o ince zil sesinin kesilmesini, Selin'in sesini duymayı bekliyorlardı. Zil, ikinci kez çaldı... ve üçüncü kez...
Tam Zeynep umutsuzluğa kapılmak üzereyken, karşı taraftan hışırtılı bir ses geldi ve telefon açıldı.
"Alo?"
Zeynep: "Alo Selin?"
Selin: "Evet benim."
Zeynep: "Ben Zeynep, Melisa'nın teyzesi."
Selin: "Aa, Zeynep abla, buyur."
Zeynep: "Ben Melisa'ya ulaşamıyorum canım, telefonu ona verir misin lütfen?"
Zeynep'in bu umut dolu sorusu karşısında, Selin'in yüzü bembeyaz oldu. Çünkü Melisa'nın onlarla olmadığını söylemek zorundaydı.
Selin: "Zeynep abla... Melisa yanımda değil ki." Sesi hemen endişeyle dolmuştu.
Selin: "O, bir saatten fazla oldu... Başı ağrıyordu, kendini iyi hissetmiyordu diye bizden erken ayrıldı. Arabayla eve gitmişti."
Bu sözler, telefonda bir anlık sessizliğe neden oldu. Aysel'in korku dolu fısıltıları arka plandan duyuluyordu. Zeynep'in sesi ise paniğe dönmüştü.Zeynep'in sesi, telefonu kapatmadan önce titrek ve kekelemişti. Aysel ve Ayten, Zeynep'in aniden telefona son vermesine şaşkınlık ve merakla bakıyorlardı.
Zeynep: "Tamam canım, sana ulaşırsa beni aramasını söyle," dedi hızla ve cevap bile beklemeden telefonu kapattı.
Telefonu koltuğa fırlattı. Yüzü bembeyazdı. Gözleri boşluğa bakıyordu. Korku, tüm mantığını ve benliğini sarmıştı.
Aysel: "Ne oldu Zeynep? Neden hemen kapattın? Yanında değil miymiş?" diye fısıldadı, sesi dehşet doluydu.
Zeynep, boğazına düğümlenen kelimeleri zorlukla dışarı çıkardı:
Zeynep: "Abla, o bir saatten fazla olmuş salondan ayrılalı... Başı ağrıyormuş diye tek başına eve gelmek için yola çıkmış..."
Aysel: "Ama niye gelmedi, araba mı bozuldu acaba ama niye haber vermedi? Hayır, telefon da kapalı! O orman yolunu kullandıysa..." Aysel, bu düşünceyle çığlık atmamak için ağzını eliyle kapattı.
Artık bekleyecek zamanları kalmamıştı. Kahraman'ın korkusu bir yana, Melisa'nın can güvenliği tehlikedeydi.Zeynep ve Aysel, Melisa'nın kayboluşunun ve Kahraman'ın tepkisinin korkusuyla ne yapacaklarını düşünürken, kapı açıldı.
Beklenmedik bir anda Kahraman içeri girdi. Odanın gerginliğini hemen fark etmedi, ilk gördüğü kişiye, komşu kızı Ayten'e yöneldi:
Kahraman: "Hoş geldin kızım," dedi, sesi normaldi.
Sonra bakışları, köşede endişeyle birbirine sokulmuş Aysel ve Zeynep'e kaydı. İkisinin de yüzleri bembeyazdı, gözleri ise korkuyla doluydu. Odadaki ağır, gergin hava, Kahraman'ın dikkatini anında çekti.
Kahraman: "Ne oluyor burada? Ne bu suratlar? Bir şey mi oldu?" diye sordu, sesi sorgulayıcı ve sertti.
Aysel Kahraman'ın gözlerinin içine bakmaya cesaret edemiyordu. Melisa'nın kaybolduğunu ve telefonunun kapalı olduğunu söylemek, Kahraman'ın öfkesinin patlamasına neden olacaktı.Kahraman, yüzlerindeki dehşeti ve birbirlerine attıkları kaçamak bakışları gördü. Melisa'nın nerede olduğunu sormasına gerek kalmadan bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
Kahraman: (Sesi yükseldi, kaşları çatıldı) "Sizin neyiniz var? Ne oldu diyorum size! Melisa nerede? Neden ikiniz de dilinizi yutmuş gibisiniz? Konuşun çabuk!"
Kahraman'ın sesi evin içinde yankılandı. Ayten korkuyla sinerken, Aysel ve Zeynep dehşetle birbirlerine baktılar. Artık saklanacak yerleri kalmamıştı.
Aysel, Kahraman'ın öfkesinin patlayacağını bilerek, titreyen sesiyle konuşmaya başladı:
Aysel: "Kahraman... Melisa..."
Kahraman: "Ne Melisa?" diye bağırdı.
Aysel: "Bilardo salonundan ayrılmış bir saat önce... Telefonu kapalı... Eve gelmedi, Kahraman."
Aysel, bu sözleri söyler söylemez Kahraman'ın tepkisinden korkarcasına kendini sıktı. Evdeki hava, şimdi Kahraman'ın yaklaşan fırtınasıyla doluydu.Aysel'in sözleri Kahraman'ın kulaklarına inanamayacağı bir yalan gibi geldi.
Kahraman'ın Çılgınlığı
Kahraman, Melisa'nın nerede olduğu gerçeğiyle yüzleşince beyninden vurulmuşa döndü. Yüzündeki şaşkınlık hızla dehşet dolu bir öfkeye dönüştü.
Kahraman: "Ne bilardosu? Ne salonu? Ne diyorsun Aysel!" diye gürledi, sesi titriyordu.
Ani ve yüksek sesli bağırmasından Ayten sıçradı, korkuyla duvara sindi. Aysel ise Kahraman'ın gözlerine bakamıyordu.
Panikleyen Zeynep, durumu yatıştırmak isterken ateşi daha da körükledi:
Zeynep: "Enişte, Melisa ve arkadaşları bilardo oynamak için salona gitmişlerdi..."
Bu cümlenin sonunu duyan Kahraman, kontrolünü tamamen kaybetti. Kahraman delirdi.
Yüzü kıpkırmızı kesildi. Gözleri alev almış gibiydi. Elleri titreyerek havaya kalktı.
Kahraman: "Siz... siz Melisaya nasıl izin verirsiniz ! Ben size kıza göz kulak olun demedim mi?" diye kükredi, sesi kulakları sağır edecek kadar yüksekti. "Şimdi o kız nerede, nerede benim kızım?Tam Kahraman'ın öfkesi zirveye ulaşmışken ve herkes Melisa'yı aramaya hazırlanırken, telefonun sesi odayı böldü.
Ayten, telefona en yakın olduğu için hızla uzandı ve cevapladı. Herkesin gözü onun üzerindeydi.
Ayten: "Alo?"
Karşıdan gelen ses yabancıydı; resmi ve ciddi bir tondaydı.
Yabancı Ses: "İyi geceler. Aysel Karahanlı ile mi görüşüyorum?"
Ayten, telefonu Aysel'e uzattı. Aysel, titreyen ellerle ahizeyi aldı.
Aysel: "Evet benim," dedi.
Odadaki herkes — Kahraman, Zeynep ve Ayten — nefeslerini tutmuş, telefonun ucundan gelecek haberi, yani Melisa'nın kaderini öğrenmeyi bekliyordu.
Yabancı Ses: "İyi geceler Aysel Hanım. Ben Komiser Ömer Çelik."
Odadaki herkes, bu kez Kahraman dahil, dehşetle birbirine baktı.
Aysel: (Sesi şaşkınlık ve korkuyla boğuldu) "Komiser mi? Buyurun Komiser Bey..."
Kahraman'ın öfkesi aniden bıçak gibi kesilmiş, yerini kaskatı derin bir kaygıya bırakmıştı. Gözleri Aysel'in telefonuna kenetlenmişti.
Komiser Ömer Çelik: (Sesi ciddiyetini koruyarak) "Aysel Hanım, teyit etmemiz gerekiyor. EL 842 plakalı araç size mi ait?"
Aysel: (Melisa'nın arabasının plakası olduğunu hemen anladı) "Evet, benim. Ne oldu arabama? Nerede?" diye sordu, sesi artık yalvarır gibiydi.
Komiser Ömer Çelik: "Aracınız maalesef bir kazaya karıştı, Aysel Hanım.Aysel: "Nerede?" diye sordu, sesi artık yalvarır gibiydi.
Komiser, prosedürü takip ediyordu.
Komiser Ömer Çelik: "Peki, aracı kim kullanıyordu acaba?"
Aysel: (Boğuk bir sesle) "Kızım kullanıyordu."
Komiserin sesi daha da ciddileşti.
Komiser Ömer Çelik: "Bakın, araç kaza yapmış ve..."
Aysel, Komiserin cümlesini bitirmesine izin vermedi. Gözleri kapandı ve olduğu yere yığıldı
Aysel "Kaza mı?"
Kahraman, beyninden vurulmuşa dönmüş bir halde, bir hamlede Aysel'in elindeki telefonu kaptı.
Zeynep ve Ayten hemen Aysel'i tuttu, onu koltuğa oturtmaya çalıştılar.
Kahraman, yüzünde dehşet ve öfkenin acı bir karışımıyla telefonu kulağına yapıştırdı.
Kahraman: (Sesi kalın, zorlukla kontrol edilen bir fısıltı) "Alo! Komiser Bey! Ben Melisa'nın babasıyım. Kızım nasıl? Ne durumda? Hemen söyleyin!"Komiser Ömer Çelik: "Sakin olun Kahraman Bey. Bakın, orman yolunda kaza olmuş. Araç, yol kenarından çıkarak ormana uçmuş ve takla atmış."
Kahraman, yüzünü buruşturdu, sanki acıyı kendi hissediyormuş gibiydi.
Kahraman: "Peki kızım? Melisa nerede? Hastanede mi diyorum size!"
Komiser Ömer Çelik: (En korkunç bilgiyi aktardı) "Ancak kızınız içeride değil. Olay yerine vardığımızda araç enkazının içinde kimse yoktu. Sadece kan izleri ve kapıdan dışarı çıkış izleri bulduk. Kızınızın kazadan sonra yaralı bir şekilde olay yerinden ayrıldığını düşünüyoruz."
Bu sözler, Kahraman için enkazdan daha büyük bir şoktu. Melisa yaşıyordu, ama kayıptı! Orman yolunda, yaralı bir halde, zifiri karanlıkta tek başınaydı. Kahraman'ın öfkesi, yerini tam bir dehşet ve çaresizliğe bıraktı.
Kahraman: "Ne demek içeride değil? O ormanın içinde tek başına mı kaldı?! Hemen arama ekibi çıkarın! Hangi orman yolu bu! Adres verin bana çabuk!" diye bağırdı, sesi kontrolsüz bir titremeyle doluydu. Zeynep ve Ayten, Aysel'i ayıltmaya çalışırken, Kahraman'ın çığlıkları evi doldurdu.Komiser Ömer Çelik, gerekli bilgiyi (muhtemelen kazanın tam yeri, yolun adı ve arama çalışmalarının başlatıldığı bilgisini) Kahraman'a verdi.
Kahraman, bu bilgileri alır almaz telefonu kapattı. Artık öfke yoktu, sadece Melisa'yı bulma dürtüsü vardı.
Kahraman hemen kapıya yöneldi ve dışarı çıktı.
Bu sırada Zeynep, annesi Aysel'i ve evdeki durumu düşündü:
Zeynep: "Ablamın yanında kalabilir misin?" diye Ayten'e sordu.
Ayten: "Tabii kalırım, siz de haber verin olur mu?" dedi, korkmasına rağmen destek olmaya çalışıyordu.
Zeynep: "Tamam canım," dedi ve hızla Kahraman'a yetişti ve arabaya bindi.
Kahraman, gaza bastığı gibi karanlık orman yoluna doğru ilerlemeye başladı. Yanında Zeynep vardı, ama ikisinin de aklı, o zifiri karanlık, ıssız ormanda yaralı ve kayıp olan Melisa'daydı.Olay yerine geldiklerinde, ortam beklediklerinden çok daha kalabalıktı.
Her yer polis arabası ve polislerle doluydu. Işıklar yanıp sönüyor, projektörler ormanlık alanı aydınlatmaya çalışıyordu.
Kahraman, panikle hemen arabadan fırladı ve olay yeri şeridini aşmak istedi.
Ancak görevli polisler ona izin vermedi. "Beyefendi, lütfen geride durun," diye uyardılar.
Tam o sırada, Komiser Ömer Çelik, Kahraman'ı kalabalıkta fark etti.
Komiser onu tanıyordu ve uzaktan onu görüp hemen yanlarına geldi.
Komiser Ömer Çelik:
"Kahraman Bey, sakin olun. Lütfen şeridi geçmeyin. Arama çalışmalarını yeni başlattık. Melisa'nın izlerini takip etmeye çalışıyoruz," dedi.
Kahraman'ın yüzünde büyük bir acı vardı. Gözleri, Melisa'nın takla atan arabasının enkazını arıyordu.
Kahraman: "Kızım nerede Komiser Bey? Onu buldunuz mu? Arabayı gördüm, o kazadan nasıl kurtuldu?" diye sordu, sesi kısıktı.Komiser Ömer Çelik, başını hafifçe yana eğerek umutsuzca ona baktı. Bu bakış, Melisa'nın bulunamadığının en net kanıtıydı.
Bu umutsuzluk, Kahraman'ın içindeki son kontrol mekanizmasını da yıktı.
Kahraman, deli gibi gürledi. Gözleri yaş yerine alev püskürüyordu.
"Dokunmayın bana!" diyerek görevli polisleri itti, şeridi aştı ve yokuş aşağı, enkaza doğru koşmaya başladı.
Zeynep, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu ama gözyaşları yanaklarından sessizce süzülmeye başlamıştı; belli edemiyordu ama yıkılmıştı.
Kahraman, yamaçtan indi. Farların aydınlattığı yerde araba perişan haldeydi. Metal yığını, kırık camlar, içeriden sızan duman...
Kahraman, o manzarayı görünce bir anlığına öylece kala kaldı.
Elini göğsüne götürdü ve sesi boğuk bir fısıltıdan ibaretti:
Kahraman: "Kızım..."
Kahraman'ın dehşeti, aracın içinde olmamasıydı. Hızla çevresine bakındı. Komiser ve birkaç polis de peşinden aşağı inmişti. Kahraman, arabanın kapısının yamulmuş halini ve etraftaki taze kan izlerini görünce diz çöktü. Melisa, buradaydı ve gitmişti. Şimdi tek yapması gereken onu bulmaktı.
