22. bölüm · KANLI İNTİKAM

21 Bölüm

Elif Karakurt

Melisa, babasının arabasının farlarının karanlığı bir kılıç gibi yarıp ormanın derinliklerine doğru uzaklaşmasını izlerken kalbinin boğazında attığını hissetti. O arabanın motor sesi, evdeki tüm otoritenin ve baskının da beraberinde gidişi gibiydi. Ancak bu gidiş bir huzur değil, büyük bir fırtınanın sessiz habercisiydi.O bardak kırılma sesi hâlâ kulaklarında çınlıyordu; babasının o dizginlenemez öfkesinin, o yıkıcı gücünün somut bir kanıtıydı o ses.
Peki neden bu öfke patlamasını yaşamıştı teyzesi ile neden kavga etmişlerdi. Bu aralar kahraman sürekli sınırlı ofkeliydi.
Küçüklüğünden beri bu evde yazılı olmayan, ama ihlal edildiğinde babasının bakışlarının buz kestiği kurallar vardı. Kapı dinlemek bunların başında gelirdi. Kahraman, kızının sadece "çocuk" kalmasını ister, yetişkinlerin dünyasındaki o karanlık konuşmalardan onu bir kalkan gibi korurdu. Ama bugün o kalkan, Melisa’nın üzerine yıkılan bir hapishaneye dönüşmüştü.

Melisa, kapısının koluna elini uzattı. Babası gitmişti; Yine de eli titredi. Kapıyı açmak, babasının yıllardır ördüğü o güvenli ama yalanlarla dolu kozayı yırtmak demekti.Melisa, elini kapı kolundan çekti. Kalbi, bir kuşun kanat çırpışı gibi göğüs kafesine vuruyordu. Geri çekilip yatağının kenarına çöktü. Karanlık odada babasının giden arabasının uzaklaşan sesini dinlerken, zihni bir labirent gibi karmaşık sorularla dolup taşıyordu.Melisa yatağının üzerinde büzülmüş, karanlığa bakarken zihni tıpkı karmaşık bir labirent gibiydi. Her koridorun sonunda babasının sert bakışı, her dönemeçte teyzesinin gizemli uyarıları vardı.
Özellikle tek bir soru, beyninin içinde bir saatin tik takları gibi yankılanıyordu: "Babam neden Derek’ten bu kadar nefret ediyor. Gecenin o karanlık ve gürültülü hesaplaşmasından sonra sabahın ilk ışıkları eve hiç de huzur getirmemişti. Melisa bütün gece yatağında dönüp durmuş, babasının eve ne zaman döndüğünü ya da dönüp dönmediğini bile anlayamamıştı. Zihnindeki labirentin duvarları üzerine üzerine geliyordu.
Sabahın o gri mahmurluğunda, üzerinde ağır bir yükle Zeynep’in kapısının önüne geldi. Eli havada asılı kaldı, dün geceki o korkunç kavganın yankıları hala kulaklarındaydı. Derin bir nefes alıp kapıyı hafifçe tıkladı.
"Tık... Tık..."

Zeynep’in sesi içeriden yorgun ama her zamanki gibi dik geldi: "Gir,
Melisa kapıyı yavaşça araladı. Zeynep yatağının kenarına oturmuş, elinde eski bir fotoğraf karesine bakıyordu. Melisa’nın içeri girdiğini görünce fotoğrafı hızla yastığının altına gizledi. Melisa’nın omuzları çökmüş, gözleri uykusuzluktan hafifçe şişmişti.
Melisa: "Teyze..." dedi, sesi çatallaşarak.Güneşin solgun ışıkları odanın içine sızarken, akşamki fırtınanın yerini ağır ve basık bir sessizlik almıştı. Zeynep, yatağın kenarında sanki hiç uyumamış gibi dimdik oturuyordu. Melisa’nın kapı eşiğindeki o kırılgan duruşu, Zeynep’in içindeki o sert savunma hattını bir anlığına yumuşattı.
Melisa: "Teyze..." dedi, sesi çatallaşarak. "Günaydın."
Zeynep, elindeki yorgunluğu ve kafasındaki binbir tilkiyi bir kenara bırakıp yeğenine baktı. Melisa’nın gözlerindeki o mahcup ifade, aslında dün gece duyduğu ama anlamlandıramadığı her şeyin ağırlığını taşıyordu.
Melisa: "Konuşabilir miyiz teyze?"
Zeynep, yatağın üzerine hafifçe vurdu. "Tabi, gel otur," dedi. Sesi, dün gece Kahraman’a karşı kullandığı o keskin tondan çok uzaktı; şimdi sadece yaralı bir genç kıza rehberlik etmeye çalışan bir kadındı.

Melisa yavaş adımlarla yatağa yaklaştı ve işaret edilen yere, teyzesinin yanına ilişti. Elleri dizlerinin üzerinde kenetlenmişti. Odanın içindeki sessizliği sadece duvardaki saatin tik takları bozuyordu.Zeynep derin, ciğerlerini yakan bir nefes aldı ve bakışlarını pencereden çekip doğrudan Melisa’nın gözlerine kilitledi. Artık kaçış yoktu; sessizlik, hakikatin ağırlığı altında ezilmişti.Zeynep’in sorusu, odadaki o ağır, kasvetli havayı bir anda delip geçti. "Avcılar", "kan davaları" ve "kaza gecesi" gibi devasa gerçeklerin arasında, bu soru çok insani ama bir o kadar da tehlikeliydi.
"Ondan hoşlanıyor musun?"
Melisa, teyzesinin gözlerindeki o hem sorgulayan hem de merhamet dolu bakışla karşılaşınca, kalbinin atış hızı değişti. Boğazı düğümlendi.Melisa, bakışlarını ellerine indirdi. Yanaklarına hücum eden sıcaklığı hissedebiliyordu. Yavaşça, ama inkar edilemez bir kesinlikle başını salladı.

Zeynep, yeğeninin bu mahcup onayıyla birlikte derin bir iç çekti. Bu, beklediği ama duymaktan en çok korktuğu cevaptı. Melisa’nın bu masum itirafı, Kahraman’ın barut fıçısına atılmış bir kibrit gibiydi.
Zeynep: "Ah Melisa..." dedi, sesi bir feryat gibi kısıktı. "En çok bundan korkuyordum işte.Zeynep, odanın içinde bir o yana bir bu yana kısa adımlar attı, ellerini saçlarının arasından geçirdi.
"Ah Melisa..." diye fısıldadı yeniden. Sesi bu kez daha derinden, daha korku doluydu.
Melisa usulca başını kaldırıp ona baktı. Oturduğu yatağın kenarında küçücük kalmıştı ama gözleri bir o kadar kararlıydı. Zeynep durdu, yeğenine doğru döndü ve göz göze geldiler.

O an, kelimelerin bittiği yerde bakışlar konuşmaya başladı. Zeynep’in gözlerinde Melisa’nın geleceğine dair duyduğu o büyük dehşet; Melisa’nın gözlerinde ise tüm bu karanlığın içinde bulduğu o tek ışığa, Derek’e olan tutunma arzusu vardı.

Zeynep, Melisa’nınyanına tekrar çöktü ve omuzlarını sarsmadan ama sıkıca tuttu. Bakışlarını bir an bile ayırmıyordu.
Zeynep: "Bana bak Melisa... Şimdi beni çok iyi dinle dedi, sesi adeta bir yılan ıslığı gibi kısık ve tehlikeliydi. "Şimdi beni çok iyi dinle. Babanın bundan asla ve asla haberi olmayacak, anladın mı beni? Eğer o çocuktan, Derek'ten hoşlandığını, ona bir nebze olsun gönlünün kaydığını sezerse... . Seni de bu evin altına, güneş görmeyen bir zindana gömer. Kahraman için bu bir namus, bir kan davası meselesi."
Melisa, teyzesinin gözlerindeki o geri dönülemez ciddiyeti gördüğünde nefesinin kesildiğini hissetti. Babası sadece korumacı bir baba değildi; o, kendi doğruları için dünyayı yakabilecek bir adamdı bunu biliyodu..Zeynep, kurduğu cümlenin ağırlığı altında ezilir gibi oldu. "Sustu, öylece kaldı" dediğin o an, aslında zihninde onlarca yılın hatırasıyla savaşıyordu. Melisa’nın o masum ama ısrarcı "Ama neden teyze?" sorusu, odadaki sessizliği bir bıçak gibi yardı.
Zeynep derin bir iç çekti, bakışları odanın uzak bir köşesine daldı. Melisa’nın elini tekrar tuttu ama bu seferki tutuşu bir uyarı değil, bir vedaydı sanki.Zeynep’in sesi bu kez bir fısıltıdan öte, geçmişin derinliklerinden gelen bir inilti gibiydi. Melisa, teyzesinin elinin kendi elinde titrediğini hissetti. Bu itiraf, odadaki tüm havayı bir anda vakum gibi çekip almıştı.
Zeynep: "Zamanında ben de aynı hatayı yaptım Melisa.. Babanlarin onaylamadigi biri oldu ." dedi, gözleri yaşlarla dolarken. "Ve hayatımdan altı yılımı çaldılar."
Melisa donup kalmıştı. Teyzesinin bahsettiği o "kayıp yılların" hep Zeynebin kafa dinlemek icin gittiği anlatılmıştı ona. Oysa şimdi, Zeynep’in bakışlarındaki o zifiri karanlık, gerçeğin çok daha korkunç olduğunu söylüyordu.
Melisa: "Ne demek altı yılımı çaldılar teyze? Sen bizden sıkılıp gitmemiş miydin Sen... Sen de mi birine aşık oldun? Babam mı yaptı bunu?"Zeynep: (Acı bir gülümsemeyle) "Baban tek başına yapmadı, bu ailenin yasaları yaptı. Ben de senin gibi 'yasak' olanın peşinden gittim. Kalbim, babanın tüfeğini doğrulttuğu tarafa meyletti. Sonuç ne oldu biliyor musun? Beni bir odaya kapattılar, dünyadan kopardılar. Altı koca yıl... Gençliğimi, hayallerimi, sevdiğim adamın yüzünü benden çaldılar.
" Sen... Sen de bu yüzden mi kaçıp gittin daha dönmedin bu yuzde mi"Zeynep, Melisa’nın bu sorusuyla sanki zamanın donduğu o altı yıla geri döndü. Gözlerindeki o derin keder, "kaçıp gitmek" ile "sürgün edilmek" arasındaki o ince ama kanlı çizgiyi anlatıyordu.
"Kaçıp gitmedim Melisa," dedi Zeynep, sesi bir cam kırığı kadar keskin ve yaralıydı. "Beni gönderdiler. Daha doğrusu, beni yok ettiler. Baban ve bu ailenin bitmek bilmeyen o 'onur' davası yüzünden, sevdiğim adamı benden koparıp beni uzaklara, kimsenin beni bulamayacağı o soğuk duvarların arkasına fırlattılar. Geri dönmedim, çünkü dönecek bir 'ben' bırakmamışlardı geride."
Zeynep, Melisa’nın ellerini sanki ona kendi gücünü devretmek ister gibi daha sıkı kavradı.
Zeynep: "Yıllarca yurtdışında okuduğumu, gezdiğimi sandınız değil mi? Hepsi koca bir yalandı. Ben o altı yılı, babanın bana verdiği cezayı çekerek geçirdim. Sırf kalbim yanlış kişiye çarptığı için. Şimdi anlıyor musun neden bu kadar korktuğumu? Ben geri döndüğümde her şey için çok geç kalmıştım. Ama senin için hala bir şans var. Ya tamamen susacaksın ya da bu bedeli ödemeyi göze alacaksın."

Melisa, teyzesinin hayatındaki o büyük boşluğun aslında babasının elindeki o sert otorite olduğunu anladığında kanı dondu. Babası sadece dışarıdaki düşmanlarla savaşmıyordu; o, ailesinin kalbine bile kilit vuruyordu.Melisa’nın zihninde annesi Aysel’in o her zamanki uysal, sessiz ve kederli yüzü canlandı. Annesi, babasının gölgesinde yaşayan, fırtına koptuğunda başını öne eğip dua eden o kadındı. Ama bu kadarı fazlaydı. Kendi kız kardeşinin hayatından altı yılın çalınmasına nasıl göz yummuştu?
Melisa: (Sesi hıçkırıkla karışık bir isyana dönüştü) "Bunu nasıl yapar teyze? Buna hakkı yok! Peki ya annem? Annem 'dur' demedi mi ona? 'Yapma, o benim kardeşim' demedi mi? Nasıl bu kadar sessiz kalabildi?"
Zeynep acı bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. Gözlerinde annesine karşı öfkeden ziyade derin bir acıma vardı.

: "Annen..." dedi Zeynep, sesi buz kesti. "Annen her zaman yaptığı şeyi yaptı Melisa. Korktu. Babanın öfkesinden, bu ailenin kurallarından, yalnız kalmaktan korktu. O, babanın kurduğu bu hapishanenin sadece bir mahkumu değil, aynı zamanda gardiyanı oldu. Sustu, çünkü susmanın güvenli olduğuna inandırıldı."
Zeynep, Melisa’nın titreyen omuzlarını tuttu.
Zeynep: "Annene kızma , o zaten yıllar önce ruhunu babana teslim etti. Ama sen... Sen farklısın. Şimdi anlıyor musun neden dün gece sana o kadar sert davrandım? Annenin yapamadığını yapmaya, seni bu döngüden çıkarmaya çalışıyorum. Ama eğer baban Derek’i sezerse, annene güvenme. O yine susacak. Yine başını öne eğecek ve babanın senin hayatını karartmasını izleyecek."Zeynep ona gulumsedi

Zeynep: "Bir daha onunla buluşma," dedi, sesi artık bir emir değil, bir yalvarış gibiydi. "Selin’e de söyle, sakın araya girmesin. O da yanar. Bu ateş sadece seni değil, sana dokunan herkesi küle çevirir Melisa. Derek’ten ve o ormandan uzak dur." Bu sözler melisanin kalbini delip geçmişti. Derek ten uzak kalmak ayrı kalmak onun için artık imkansız gibi birşeydi. Bu esnada Aysel kahvaltı için onlara seslendi ve ikisinde aşağı indiler ama Melisa dünyadan kopmuş gibiydi.
Yemekten sonra selin geldi birlikte odasına geçtiler. Selin, her zamanki neşeli tavrıyla içeri girmişti ama Melisa’nın yüzündeki o kireç gibi beyazlığı ve teyzesinin koridordaki endişeli bakışlarını görünce bir şeylerin ters gittiğini hemen anladı.
Hiç konuşmadan, Kahraman’ın delici bakışları altında hızla merdivenleri çıkıp Melisa’nın odasına geçtiler. Melisa kapıyı kapatır kapatmaz kilitledi ve sırtını kapıya yaslayarak derin bir nefes aldı.Selin: "Neler oluyor Melisa? Dün aksma hiç bişey anlamadım ben alicaktim seni ne ara geldin" Sesini iyice alçalttı:
Melisa: "dün bizi teyzem yakaladı ormanda
selin şaşırdı
Melisa, Selin’e biraz daha yaklaştı, dizleri birbirine değiyordu. Odadaki hava o kadar gergindi ki, Selin’in şaşkınlıktan açılan ağzından çıkan o kısık "Ne?" sesi bile odada yankılanmış gibi geldi.

Melisa: "Evet... Tam Derek’le konuşuyorduk, her şey o kadar hızlı oldu ki. Derwk korna sesi duyduğunu söyledi senin geldini sandık yola geldiğimizde teyzem vardı arabadan çıkmış bizi bekliyordu. . Gözlerindeki o ifadeyi ömrüm boyunca unutamam; korku, öfke ve sanki... sanki derin bir keder."
Selin, duyduklarını sindirmeye çalışarak yatağın üzerine iyice çöktü.
Selin: "Peki ne yaptı? Sizi öylece gördü mü? Derek ne yaptı?"Melisa: "Derek’ öylece kalakaldı en son ona bişey dedi ama ne dedi bilmiyorum
Ama nerden öğrenmiş ki "
" Derek'e ne dediğini bilmemek beni delirtiyor. Onu benden uzaklaştıracak bir şey mi söyledi, yoksa bir uyarı mıydı?"Melisa ayağa kalktı, odanın içinde huzursuzca bir tur attı selin kalktı
Valla ben söylemedim
, Selin’in bu telaşlı savunmasına karşı hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme çok yorgundu. Selin’in ona asla ihanet etmeyeceğini biliyordu; onlar çocukluktan beri birbirlerinin nefesi olmuşlardı.
Melisa: "Biliyorum canım, senin söylemediğini biliyorum," dedi, sesi odayı saran o ağır şüpheyle kısılarak. "Sen değil ama başkası...Melisa: "Bu evde duvarların bile kulağı var Selin
Peki ne dedi iliskinizke ilgili
Meliasa üzüldü omuzları çöktü, bakışları odanın köşesindeki o eski bebeklik fotoğrafına daldı. Sanki o fotoğraftaki küçük, dertsiz kızdan özür diliyordu. Selin’in sorusu, yaranın tam üzerine parmak basmıştı.
Melisa: (Sesi titreyerek) "İlişkimiz mi?" dedi, acı bir tebessümle. "Teyzem buna bir ilişki demiyor Selin. O buna bir 'intihar' diyor."
Selin, arkadaşının bu kadar derinden sarsıldığını görünce hemen yanına gidip elini tuttu. Melisa’nın avuçları buz gibiydiMelisa: "Bana aynen şöyle dedi... Onu unut ondan uzak dur babam duyarsa hiç iyi şeyler olmazmış "
Selin, Melisa’nın bu sözleri üzerine derin bir sessizliğe gömüldü. Odanın içinde yankılanan "hiç iyi şeyler olmazmış" cümlesi, merak uyandırmıştı
Selin: (Sesi titreyerek) "Unut demek kolay tabii...Selin’in bu sorusu, Melisa’nın içindeki o küçük umut kıvılcımını yeniden harladı. "Neden unutacakmışsın ki?" derken sesi hem isyankar hem de Melisa’ya güç vermek ister gibiydi.
Melisa yavaşça başını kaldırdı, gözlerinde teyzesinin korkusu ile kendi kalbinin arzusu arasında kalmış bir kadının çaresizliği vardı.
Melisa: "Unutamam ki Selin...
Melisa: "Hiç tatmadığım şeyleri onda tattım ben Selin... Korkunun içindeki o huzuru, karanlığın içindeki o güveni. Kim olursa olsun, ister babam olsun, ister dünya karşımda dursun... Unutmam, unutamam."
Selin, Melisa’nın gözlerindeki o ateşi gördü. Bu, bir genç kızın geçici hevesi değil; bir kadının ilk ve belki de en tehlikeli başkaldırısıydı.Selin’in gitmeden önceki o son sorusu, Melisa’nın zihninde bir türlü oturtamadığı o kilit taşıydı: "İyi de, baban neden istemiyor Derek'i?"
Melisa’nın "Bilmiyorum canım" deyişi aslında bir bilgisizlikten çok, gerçeğin ağırlığından duyulan bir korkuydu. Çünkü o da biliyordu ki, babası Kahraman gibi adamlar birinden sadece "hoşlanmadıkları" için nefret etmezlerdi; onlar, sadece kendi suçlarını hatırlatanlardan nefret ederlerdi.Selin’in bu tespiti, Melisa’nın zihninde bir süredir dönüp duran o karanlık çarkları hızlandırdı. Selin’in eli, Melisa’nın buz gibi elini ısıtmaya yetmiyordu çünkü Melisa artık sadece babasından değil, bu evin her köşesine sinmiş o "saklı" gerçeklerden korkuyordu.
Selin: "Senin bu ailen çok farklı Melisa... Sanki bu olay sadece yasak ilişki den daha başka sözlerindeki o nefretin altında başka bir şey var. Teyzen bir şeyden korkuyor sanki.

Melisa: "Başka bir şey..." diye fırıldattı kelimeleri ağzında. "Haklısın Selin.var bişey ama şuan derekle irtibaata geçmem lazim
"Melisa, delirdin mi sen? Teyzen evde , annen var baban aşağıda Nasıl ulaşacaksın ona?" diye fısıldadı.Melisa, Selin’in ellerini daha sıkı tuttu. "Biliyorum Selin, bu yüzden ona sen soyliyceksin iyi olduğumu "Selin: (Fısıltısı odanın duvarlarında yankılandı)
"tamam yaparım ama bende numarası var istersen sana da verebilirim.
Melisa aşkla baktı
"Olmaz eğer o numarayı alırsam dayanamm ve onu ararım ona giderim şimdilik benim iyi olduğumu bilsin işin aslını öğrendiğimde senden numarasni alırım ona zamana ihtiyacim olduğunu söyle onu sevdiğimi ve ona geri döneceğimi söyle,
Selin başını tmm anlamında salladı.

Melisa: (Selin’in kulağına iyice sokularak) "
Buraya gelmesin teyzem onu gorebilir dedi ve onu yolcu etmek için dışarı çıktılar alt katta Zeynep le karşılaştılar Zeynep: "Evine git Selin," dedi, sesi koridorda bir bıçak sırtı gibi uzayarak. "Melisa’nın biraz 'kendiyle kalmaya' ihtiyacı var. Ailesi olarak biz onun için en doğrusunu biliyoruz."
Selin, Zeynep’in gözlerindeki o tehditkar ama bir o kadar da hüzünlü ifadeyi görünce bir saniye bile durmadı. Kapıdan çıkarken son bir kez Melisa'ya doğru baktı; o bakış, "Ne pahasına olursa olsun onu bulacağım" yeminiydi.

Aradan 10 dakika geçmişti ki kapı çaldı o kasvetli malikanenin kapısında beklenmedik bir çatlak açıldı. Ayten, mahallenin neşesi, her şeyden haberdar olan ama kimsenin "tehlikeli" görmediği o kızdı. Elinde bir tabak taze yapılmış kurabiye ile kapıda duruyordu.
Zeynep kapıyı açtığında, Ayten o her zamanki patavatsız ama cana yakın gülümsemesiyle içeri süzülüverdi.
Ayten: " Zeynep abla,naber valla annem 'Melisa bugün pek keyifsiz görünüyordu, şu sıcak kurabiyelerden götür de ağzı tatlansın' dedi. Şöyle bir uğrayayım dedim, bir mahsuru yoktur ya?"
Zeynep, Kahraman’ın içerideki varlığını düşünerek bir an tereddüt etti ama Ayten’i geri çevirmek, dikkatleri daha fazla üzerlerine çekmek demekti.
Zeynep: "Geç Ayten, geç... Bu günde yol gecen hanıba döndü ev.Melisa odasında, biraz başı ağrıyor. Fazla kalma ama."

Ayten merdivenleri ikişer ikişer çıkıp Melisa’nın odasına daldığında, Melisa onu şaşkınlıkla karşıladı.Melisa, Ayten’in o cıvıl cıvıl enerjisiyle bir anlığına da olsa üzerindeki o ölü toprağını attı. Ayten’in neşesi, bu kasvetli evin duvarlarını delip geçen tek şeydi sanki. Güzelce oturdular, Ayten bir yandan kurabiyeleri ikram ediyor, bir yandan da mahallenin bitmek bilmeyen dedikodularını anlatıyordu.
Ayten: "Valla Melisa, seni böyle solgun görmek hiç yakışmıyor. Bak ablam bile klinikte o kadar yaralı hayvanla uğraşıyor, yine de senin kadar dertli durmuyor. Ablam demişken, geçen gün klinikte ne oldu duysan inanmazsın..."
Melisa, Ayten’in ablası özlem in hatırladı. Mahallenin sevilen veterineriydi; sessiz, sakin ama çok bilgili bir kadındı. Kliniği ormana yakın olduğu için sık sık vahşi hayvanlarla da ilgilenirdi.Ayten:
"Ablam geçenlerde kliniğe gelen bir adamdan bahsetti. Yazarmiymis neymiş bazı şeyler getirmiş ablama kimsenin bilmemesi gerekn şeyler demiş. Melisa’nın elindeki çay bardağı hafifçe titredi. Ayten’in bu sözleri, odadaki havayı bir anda değiştirdi. Artık konu sadece bir aşk ya da bir kaçış hikayesi değildi; işin içine "kimsenin bilmemesi gereken şeyler" ve bir "yazar" girmişti.
Melisa: (Sesini iyice kısarak) "Yazar mı? Ne yazarıymış Ayten? Ve ablan Bahar'a ne getirmiş?"
Ayten: " Ablam ağzını pek açmaz biliyorsun, veteriner değil sır küpü mübarek. Ama adam gittikten sonra onu çok dalgın gördüm. Masasının üzerinde eski, sararmış kağıtlar vardı. Üzerinde bizim buraların eski haritaları mı dersin, gazete kupürleri mi taa 19 sene öncesi haberler ... Hatta bir tanesinde senin babanın gençlik fotoğrafına benzer bir resim gördüm sanki."
Melisa’nın kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı.babama benzer bir resim mi gördün . Babam
Bana öyle de gelmiş olabilir bilmiyorum işte getirdiği şeyleri ablam arastiricakmis inceleyecekmis