37. bölüm · KANLI İNTİKAM

36

Elif Karakurt

Hastanenin o bitmek bilmeyen koridorlarında zaman adeta donmuş gibiydi. Saatler saatleri kovaladı; dışarıda gece yarısı çoktan geçmiş, sabahın ilk ışıkları hastanenin puslu camlarına vurmaya başlamıştı. Ama Daniel’dan hala tek bir net haber yoktu.
Yoğun bakımın o küçük camından içeriye bakan herkesin yüreği ağzındaydı. Hemşireler girip çıkıyor, doktorlar kendi aralarında hararetli bir şeyler konuşuyordu ama koridorda çaresizce bekleyen kalabalığa tek bir kelime bile fısıldanmıyordu. Bu belirsizlik, odadaki korkuyu her dakika daha da büyüterek katılaştırıyordu.

Ali ve Arkadaşları koridorun köşesindeki metal sandalyelerde sızıp kalmışlardı ama en ufak bir ayak sesinde irkilerek uyanıyorlardı. Yüzlerindeki o genç, tasasız ifade gitmiş, yerini hayata karşı duydukları ilk gerçek korkuya bırakmıştı.
Arthur Hoca: Saatlerdir aynı duvar kenarında, sanki bir heykelmiş gibi kıpırdamadan duruyordu. gözlerini bir an bile Daniel’ın yattığı odanın kapısından ayırmıyordu.

Melisa ve Styles, koridorun bir köşesinde, sırtlarını duvara dayamış halde yan yana oturuyorlardı. Saatler geçmesine rağmen elleri hala birbirine kenetliydi. Styles’ın gözlerindeki o deli gibi ağlayan çocuk, yerini bitkin ve donuk bir bekleyişe bırakmıştı. Arada bir derin iç çekişleri koridorun sessizliğinde yankılanıyordu.
Melisa, başını Styles’ın omzuna yaslamıştı. Gözleri açık, karşı duvardaki saate bakıyordu. İçindeki o huzursuz ses hiç susmuyordu. Daniel içeride ölümle pençeleşirken, arkalarında bıraktıkları o kanlı geçmişin gölgesi hala tepelerinde dolaşıyordu.

Kahraman ve Zeynep ise koridorun diğer ucunda, birer yabancı gibi uzakta bekliyorlardı. Kahraman, saatlerdir kızının Styles’ın elini tutuşunu, ona sığınışını izliyordu. Her geçen saat, Kahraman’ın yüzündeki çizgileri daha da derinleştiriyordu.Tam o sırada, yoğun bakım ünitesinin ağır metal kapısı yavaşça dışarıya doğru açıldı. Başhekim, yüzündeki o maskeyi indirerek doğrudan Styles ve Melisa’nın olduğu tarafa doğru yürümeye başladı.
Herkes tek bir vücut gibi ayağa kalktı. Koridordaki o ağır nefesler, doktorun ağzından çıkacak ilk kelime için tutuldu.Başhekimin dudaklarından dökülen o son kelimeler, koridorun tavanına çarpıp herkesin üzerine buzdan bir ağırlık gibi çöktü. Öğle güneşinin hastane camlarından içeri sızan çiğ ışığı, içerideki o karanlık gerçeği saklamaya yetmiyordu.
Vaka umutsuzdu. Cihazlar sadece kaçınılmaz olanı erteliyordu. Doktorun,
-"Onu tamamen kaybetmeden önce, içeri girip vedalaşmak ister misiniz?" sorusu, koridordaki her bir kalbi geri dönülmez biçimde kırdı.
Bu bir iyileşme bekleyişi değildi; bu, son vedaydı.

Melisa, doktorun sözleriyle dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti. Yanındaki Styles’ın elini öyle bir sıktı ki parmak boğumları bembeyaz oldu. O an Melisa için her şey netleşti. Zeynep teyzesinin o sert uyarısı, babasının o karanlık öfkesi boşuna değildi. Daniel’ın bu sargılar içindeki çaresiz bedeni, arkalarında bıraktıkları o kanlı geçmişin, o acımasız "Avcı" dünyasının bu kasabadan aldığı son masum can olmayacakti.
Daniel, Kahraman’ın geçmişteki günahlarının, Avcı nin bitmek bilmeyen intikam savaşının tam ortasında kurban seçilmişti. Ve Melisa bugün ilk kez, babasının "koruma" yalanlarının aslında koskoca bir enkaz yarattığını, o enkazın altında da can dostu Styles ile birlikte kendisinin kaldığını tamamen anlamıştı.

Styles, doktorun sözlerinden sonra tek bir kelime bile etmedi. Gözlerindeki yaşlar çoktan kurumuş, yerini derin, dipsiz bir boşluğa bırakmıştı. Stayls bu sonun olacağını biliyordu Daniel kötü durumdaydi Çocukluk arkadaşına, beraber büyüdüğü o çocuğa son kez bakmak için yoğun bakımın kapısına doğru bir adım attı. Vücudu bir yaprak gibi titriyordu.
Melisa, onun elini bir an bile bırakmadan birlikte yürümeye başladı. Ali, Arthur Hoca ve futbol takımındaki diğer çocuklar, arkalarından sessiz gözyaşlarıyla onları izliyordu.
Koridorun sonundaki Kahraman ise, kızının o kapıdan içeri girişini izlerken hayatında ilk kez tamamen yenildiğini hissetti. Ellerini kana bulayarak kurduğu o sahte güvenli dünya, Daniel’ın son nefesiyle birlikte yerle bir oluyordu.
Melisa ve Styles, yoğun bakım odasının kapısını aralayıp Daniel’ın yatağına doğru yaklaşırken, içerideki o kesik kesik gelen cihaz sesleri artık bir vedanın ritmini tutuyordu.Styles, Daniel’ın yatağının başucuna vardığında, cihazlardan gelen o monoton ve acımasız sesleri duymayı reddetti. Doktorların yüzündeki o teslim olmuş ifade, onun dünyasında hiçbir şey ifade etmiyordu. Bakışları saniyeler içinde o derin boşluktan sıyrıldı; gözlerindeki o sönmeyen ateş, bu sefer ölüme ve kadere meydan okurcasına yeniden parladı.
Melisa’nın elini sertçe bıraktı ve Daniel’ın sargılar içindeki soğuk ellerine sarıldı. Başını hızla iki yana sallayarak arkasındaki doktora döndü, sesi tüm odayı titreten bir öfkeyle yükseldi:
"Hayır! İnanmıyorum size! Duymuyor musunuz, kalbi hala atıyor! O ölmedi!"
Ardından Melisa’ya döndü. Gözlerindeki çaresiz inat, Melisa’nın kalbini paramparça ediyordu. Styles, çocukluk arkadaşının, can kardeşinin elini bırakmadan haykırdı:
"Melisa, bir şey söylesene onlara! O iyileşip ayağa kalkacak! Beni bırakmayacak o... Biz daha neler yapacaktık, o benim kardeşim! Duymuyor musun beni Melisa, o benim kardeşim!"
Onlar kardeş gibi buyumuslerdi .Styles’ın bu çığlığı, yoğun bakım odasının o steril sessizliğini yırtıp geçti.Melisa, Styles’ın bu feryadı karşısında hıçkırıklara boğuldu. Yavaşça yaklaşıp Styles’ın omuzlarını tuttu, onu sakinleştirmek istedi ama ne diyeceğini bilemiyordu. Doktorların "veda" dediği o gerçekle, Styles’ın bu devasa inancı arasında sıkışıp kalmıştı.
"Styles..." dedi Melisa, sesi ağlamaktan kısılmıştı. "Lütfen... Daniel bizi duyuyor. Onu bırakma, ama kendine de bunu yapma..."
Tam o sırada, Styles’ın Daniel’ın elini sımsıkı tuttuğu o an, odadaki cihazlardan biri aniden daha hızlı ve kesik kesik ötmeye başladı. Ekrandaki çizgiler dalgalandı. Daniel’ın kapalı göz kapakları hafifçe titredi, sanki Styles’ın o yırtıcı feryadı, onu gittiği o karanlık dehlizden geri çağırıyordu.O odadaki her şey, o son saniyede adeta zamanın dışına çıktı. Cihazların telaşlı ritmi, Styles’ın Daniel’ın elini sımsıkı tutan titreyen parmakları ve Melisa’nın tuttuğu nefesi... Hepsi o an dondu.
Daniel, sanki kardeşinin o yırtıcı feryadını, o çaresiz haykırışını kilometrelerce uzaktaki o karanlık dehlizlerden duymuş gibi, ağırlaşan göz kapaklarını son bir gayretle araladı. Bakışları bulanıktı ama tam tepesinde duran, gözyaşları içindeki Styles’ı buldu.
O sargıların, o acıların arasından, sadece Styles’ın anlayabileceği o eski, tanıdık ve huzurlu gülümsemesini yerleştirdi yüzüne. O gülüş, "Ben iyiyim, korkma" der gibiydi. Styles’ın elini çok hafifçe, belli belirsiz sıktı. O son dokunuş, aralarındaki çocukluk bağının, o kopmaz kardeşliğin bu dünyaya bıraktığı son iz oldu.
Ve hemen ardından, odadaki tüm cihazlardan kulakları tırmalayan, acımasız ve düz bir çığlık koptu.
"Biiiiiiiiiiiiiiiiiiip..."
O ses, Daniel’ın bu dünyadaki son nefesiydi. O düz çizgi, bir masumiyetin daha bu karanlık düzene kurban gittiğinin ilanıydı. Doktorlar hızla ileri atılırken, Styles donup kaldı. Daniel’ın gözleri hala yarı açıktı ama o içindeki ışık, o sıcak gülümseme saniyeler içinde sönüp gitmişti.
"Daniel? Daniel, bak bana! Aç gözlerini!" diye fısıldadı Styles. Sesi bu kez gürlemiyordu; tamamen kırılmış, küçücük bir çocuğun sesine Ağlamaya başladı."Kardeşim... Hadi ama, güldün ya bana... Aç gözlerini..."
Melisa, cihazın o durmak bilmeyen son çığlığı altında hıçkırıklara boğularak arkaya doğru sendeledi. Kapının camından içeri bakan Ali başını duvara vura vura ağlamaya başlamış, Arthur Hoca ise dizlerinin üzerine çökmüştü.
Yoğun bakım odasının dışındaki koridorda bekleyen Kahraman, o düz sesi duyduğu an gözlerini kapattı. Biliyordu; Daniel’ın kalbini durduran o son çığlık,Doktorlar ve hemşireler acımasız gerçekle odayı doldururken, Styles’ı ve Melisa’yı Daniel’ın başından zorla uzaklaştırmaya çalıştılar. Güvenlik görevlileri içeri daldığında, odada tam bir can pazarı yaşanıyordu.
Melisa’yı kollarından tutup odadan çıkardıklarında, genç kızın feryadı hastane koridorunu yıktı geçti. "Bırakın beni! Daniel! !" diye çırpınıyordu. Koridora savrulduğunda Selin ona sarıldı, ikisi de acıdan nefes alamaz halde yere çöktüler.
Ama asıl feryat figan, Styles odadan çıkarılırken koptu. Birkaç görevli birden Styles'ı zapt etmeye çalışıyordu. Styles, Daniel'ın elini bırakmamak için direnirken hastanedeki tıbbi cihazları, masaları devirdi. Odanın kapısından koridora doğru adeta fırlatıldığında, çıkardığı o yırtıcı, acı dolu haykırış tüm katı inletti.
-"Daniel! Kardeşim! Hayır!" diye bağırdı Styles, elleriyle duvarları yumruklayarak. Gözü tamamen dönmüştü. Önüne çıkan her şeyi yıkmak istiyor gibiydi.
O sırada koridorun başında bekleyen Kahraman, Styles’ın bu acı dolu çığlıklarını ve kızının yerdeki feryadını izlerken dişlerini sıktı.Styles, uğruna dünyayı yakacağı kardeşinin acısıyla koridorda adeta bir enkaz gibi savrulurken, asıl kırılma Melisa’nın cephesinde yaşandı.
Selin’in kollarında, hastanenin soğuk zemininde hıçkırıklara boğulan Melisa, aniden ağlamayı kesti. Göz yaşlarının ardındaki o masum kız çocuğu saniyeler içinde yok oldu. Başını yavaşça kaldırdı. O deliye dönmüş, kan çanağı gözleri, koridorun tam sonunda bir heykel gibi duran babası Kahraman’ı buldu.
Bu bakış, bir evladın babasına bakışı değildi; her şeyi öğrenmiş, aldatılmış ve can dostunun ölümüne tanık olmuş bir "Avcı kızı"nın en saf, en tehlikeli bakışıydı. O gözlerde artık korku ya da itaat yoktu; sadece buz gibi bir nefret ve hesap sorma arzusu vardı.
Kahraman, kızının gözlerindeki o yırtıcı parıltıyı gördüğü an adeta yerinden kıpırdayamadı. Yıllarca sakladığı o kanlı geçmişin,Melisa’nın bu bakışı, Avcının edebileceği tüm intikam yeminlerinden daha ağır bir darbe gibi indi Kahraman’ın göğsüne.Melisa, içindeki o devasa acı ve nefretle babasından gözlerini ayırmadan, yerdeki görevlileri iterek ayağa kalkmaya çalışan Styles’a doğru atıldı. Güvenlik görevlilerinin Styles’ı hırpalamasına izin vermedi; büyük bir güçle araya girerek can dostunun kolundan tuttu ve onu o adamların elinden çekip aldı. Styles, Melisa’nın bu sert korumacılığıyla biraz olsun sakinleşir gibi oldu ama gözleri hala yarı delice bakıyordu.
Tam o sırada, yoğun bakım odasının aralık kalan kapısından içeriye buz gibi bir sessizlik sızdı. İçerideki o kulakları tırmalayan, düz cihaz sesi aniden kesilmişti.
Doktorlar geriye çekildi. Başhemşire, yavaşça Daniel’ın başucuna doğru ilerledi ve o bembeyaz, ruhsuz çarşafı Daniel’ın yüzünün üzerine kadar, yavaşça ve tamamen örttü.
O an her şey bitti. Masumiyetin üzeri beyaz bir bezle kapatıldı.
Koridordaki herkes; Melisa, Styles, Selin, Ali, futbol takımındaki diğer çocuklar, Arthur Hoca ve uzakta duran Kahraman ile Zeynep... Hepsi bu ana canlı canlı, nefeslerini tutarak tanık oldu. Çarşafın Daniel’ın yüzünü kapattığı o saniye, koridorda zamanın ve umudun bittiği andı.
Selin hıçkırıklarla dizlerinin üzerine çökerken, Ali yumruğunu duvara geçirip başını öne eğdi.
Styles, o beyaz çarşafı gördüğü an Melisa’nın elinin altında tamamen kaskatı kesildi. Artık ağlamıyordu. Gözlerindeki o yaşlar anında dondu, yerini dipsiz bir kuyuya bıraktı. Kardeşinin tamamen gittiğini, o beyaz bezin altında artık nefes almadığını kendi gözleriyle görmüştü.Zeynep yanlarına koştu melisayla birlikte stayls'sin kolundan tuttu
Melisa, Styles’ın kolunu daha da sıkı kavradı. Arkadaşını o görevlilerin elinden almıştı ama Daniel’ı ölümün elinden alamamışlardı. Şimdi o çarşafın altında yatan sadece Daniel değil, bu çocukların çocukluğu ve masumiyetiydi.
Melisa başını tekrar koridorun sonuna çevirdi. Kahraman, o çarşafın örtülüşünü izlerken gözlerini kapatmıştı ama Melisa’nın buz gibi bakışları hala onun üzerindeydi. Bu ölümün, bu beyaz çarşafın sorumlusu o koridorun sonundaki yalanlardı.Daniel’ın üzerini örten o bembeyaz çarşaf, Styles’ın içindeki son direnci de kırdı. Melisa’nın onu tutan güçlü kollarına rağmen, dizlerinin bağı çözüldü ve hastanenin soğuk zeminine çöktü.
Az önce sönen o öfke yerini upuzun, yırtıcı bir feryada bıraktı. Styles, ellerini yüzüne kapatıp deli gibi ağlamaya başladı. Bu öyle bir ağlamaydı ki, koridordaki diğer tüm sesleri, Selin’in hıçkırıklarını, Ali’nin duvarı yumruklayışını bile susturdu.
"Yalvarırım aç gözlerini..." diye yakardı Styles, sesindeki acı koridorda yankılanırken. "Daniel, kalk kardeşim... Beni burada tek başıma bırakma. Gitme!"
O deli dolu stayls " gitmiş; yerine çocukluk arkadaşının cansız bedeni önünde adeta küçülmüş, çaresiz bir çocuk gelmişti. Havaya doğru açtığı elleri titriyor, adeta görünmez bir güce Daniel’ı geri vermesi için yalvarıyordu. Göğsü o kadar hızlı inip kalkıyordu ki, artık nefes alamayacak raddeye gelmişti. Acının büyüklüğü, genç adamın bedenine ağır gelmeye başladı.
"Daniel..." diye fısıldayabildi son kez. Sesi bir iç çekiş gibi koptu dudaklarından.
Hemen ardından Styles’ın bedeni aniden tamamen boşaldı. Baş öne düştü, gözleri kapandı ve acının o devasa ağırlığına daha fazla dayanamayan bilinci tamamen kapandı. Styles, Zeynep ve Melisa’nın kollarının arasına yığılarak bayıldı.
"Styles! Styles, aç gözlerini!" diye bağırdı Melisa, arkadaşının başını kucağına alarak.
Ali ve Arthur Hoca hemen ileri fırlayıp Melisa’ya yardım etmek için yere çöktüler. Doktorlar ve hemşireler bu kez Daniel’ın odasından çıkıp Styles’ın başına üşüştüler. Saniyeler içinde sedyeler, bağrışmalar ve acil müdahale sesleri koridoru yeniden doldurdu.
Melisa, ellerine bulaşan Styles’ın gözyaşlarıyla yerde öylece kalakalmıştı. Başını kaldırıp koridorun sonuna baktığında, babası Kahraman’ın enkaza, bu baygınlığa ve dökülen gözyaşlarına dehşet içinde baktığını gördü.Zeynwp melisa'ya ağlayarak sarıldı
Daniel ölmüş, Styles ise bu acıya dayanamayıp onun yanına, karanlığa düşmüştü. Melisa ayağa kalkarken gözlerindeki yaşları sildi;Melisa, Styles’ın baygın bedeninin bir sedyeye alınıp hızla koridorda götürülüşünü izlerken içindeki o son çaresizlik kırıntısını da söküp attı. Yanaklarındaki yaşları elinin tersiyle, sertçe sildi. Artık ağlayarak harcayacak tek bir saniyesi bile yoktu; Styles’ın ona, kendisinin de Styles’a ihtiyacı vardı.
Doktorlar ve hemşireler sedyeyi koridorun diğer ucundaki müdahale odasına doğru koştururken, Melisa bir an bile tereddüt etmeden peşlerinden koştu. Ayak sesleri hastanenin o yankılı koridorunda sertçe çınlıyordu.
O esnada koridorun ortasında:
Ali ve Selin: Bir anlık şokun ardından, Melisa’nın arkasından gitmek için hareketlendiler. Ali, Styles’ın bu çöküşüyle tamamen sarsılmıştı ama Melisa’nın o dik duruşu, gruptaki diğer çocukları da toparlayan bir güç oldu.
Kahraman: Kızının, Styles’ın sedyesinin peşinden bir fırtına gibi koşup gidişini izlerken arkasından bir adım attı. "Melisa!" diye seslendi, sesi ilk kez bu kadar korumasız ve endişeli çıkmıştı.
Ancak Melisa, babasının sesini duymasına rağmen arkasına dönüp bakmadı bile. O ses, artık onun için geçmişin yalanlarından başka bir şey ifade etmiyordu.
Müdahale odasının kapısına vardıklarında hemşireler Melisa’yı içeri almamak için barikat kurmaya çalıştı.
-"Lütfen dışarıda bekleyin, sakinleştirici yapıp müdahale edeceğiz," deseler de Melisa kapının aralığından içeriye, Styles’ın o bembeyaz yüzüne baktı. dostu, o sarsılmaz çocuk, şimdi bir yatakta tamamen savunmasız yatıyordu.
Melisa kapının önünde dikildi, nefes nefese kalmıştı ama gözlerindeki o kararlı, intikam dolu parıltı bir an bile sönmedi. Styles o odada uyanacaktı ve uyandığında, Daniel'ın yokluğuyla yüzleşirken yanında bulacağı ilk kişi yine Melisa olacaktı. Melisa, içeri giren hemşirelerin Styles’a müdahale etmesine izin vererek yavaşça geri çekildi. Kapı, üzerlerine büyük bir ağırlıkla kapandı.
O kapının kapanmasıyla birlikte sadece o steril oda değil; çocuklukları, masumiyetleri ve bu kasabanın eski huzuru da tamamen arkada kaldı.

İçeride: Styles, sakinleştiricinin etkisiyle derin ve acı dolu bir uykuya teslim olurken;
Dışarıda: Daniel’ın cansız bedeni, bembeyaz bir çarşafın altında son yolculuğuna hazırlanıyordu.
: Melisa, kapıya sırtını dayayıp koridorun sonundaki babası Kahraman’a son kez baktı. Gözlerindeki yaşlar tamamen kurumuş, yerini keskin bir kararlılığa bırakmıştı.

Odanın tavanındaki soluk beyaz ışık, Styles’ın gözlerini araladığında karşılaştığı ilk şey oldu. Şakaklarındaki o zonklayıcı ağrı ve damarlarında dolaşan sakinleştiricinin ağırlığı, ona nerede olduğunu yavaşça hatırlatıyordu. Hastane odası sessizdi; az önceki o feryatlar, koridordaki kargaşa sanki kilometrelerce uzakta kalmış gibi bir sükunet vardı.
Styles, ağırlaşan başını hafifçe yana çevirdi. Gözleri loş odada gezindi ve aradığı kişiyi pencerenin önünde buldu.
Melisa ayaktaydı. Sırtı yatağa dönük bir şekilde, kollarını göğsünde kavuşturmuş, dışarıdaki puslu hastane bahçesini ve ormanın sınırını seyrediyordu. O güçlü, babasına meydan okuyan kız gitmiş; omuzları sessiz hıçkırıklarla sarsılan, savunmasız bir Melisa gelmişti. Dışarıdaki karanlığa bakarken gözyaşları yanaklarından sessizce süzülüyordu. Koridorda herkes için dik durmaya çalışan Melisa, nihayet yalnız kaldıklarında acısını serbest bırakmıştı.
Styles, boğazındaki o kurulukla fısıldadı:
"Melisa..."
Sesi o kadar pürüzüz ve zayıf çıkmıştı ki, neredeyse kaybolup gidecekti. Ama Melisa, o sesi duyar duymaz irkilerek arkasını döndü. Yüzündeki yaşları hızla silmeye çalıştı ama gözlerinin etrafındaki kırmızılık her şeyi ele veriyordu.
Hızla yatağın kenarına gelip Styles’ın eline uzandı.
-"Styles... Uyandın," derken sesi titredi. Tekrar ağlamamak için alt dudağını ısırdı. -"Nasıl hissediyorsun? Doktoru çağırayım mı?"
Styles, yatakta hafifçe doğrulmaya çalıştı ama vücudu tonlarca ağırlıktaymış gibi hissettiriyordu. Melisa’nın elini tuttu, gözlerinin içine baktı. O an ikisi de biliyordu; kelimeler Daniel’ı geri getirmeyecekti ama birbirlerinin ellerini tutmak, bu karanlık dünyada nefes alabilmelerinin tek yoluydu.Sakinleştiricinin yarattığı o yapay uyuşukluk saniyeler içinde dağıldı ve acımasız gerçek, Styles’ın göğsüne balyoz gibi indi. O düz çizgi, Daniel’ın son kez gülümseyişi, beyaz çarşafın üzerine örtülüşü… Her anı, her kare zihnine hücum etti.
-"Daniel..." diye fısıldadı Styles.
Sesi büküldü, hıçkırıklara dönüştü. O sarsılmaz çocuk, yatağın içinde iki büklüm olup çocuksu, çaresiz bir acıyla yeniden ağlamaya başladı. Bu seferki öfkeli bir haykırış değil; ruhunun en derininden gelen, her şeyini kaybetmiş bir insanın sessizce un ufak oluşuydu.
Styles’ın o ilk gözyaşı yanaklarından süzüldüğü an, Melisa’nın da günlerdir içinde biriktirdiği, tuttuğu o baraj kapakları sonuna kadar patladı. Styles’ın acısı onun da acısıydı artık.
Melisa daha fazla dayanamadı, kendini yatağın kenarına bıraktı ve kollarını Styles’ın boynuna doladı. Styles da sanki hayatta tutunabileceği son dal oymuş gibi Melisa’ya sarıldı, başını göğsüne gömdü.
İkisi de deli gibi, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Odanın sessizliğini sadece iki yaralı gencin birbirine kenetlenmiş hıçkırıkları ve gözyaşları dolduruyordu.
Styles, Daniel’ın gidişiyle içinde açılan o devasa boşluğu Melisa’nın sıcaklığıyla doldurmaya çalışıyordu.
Melisa ise, babasının dünyasının ellerine bulaştırdığı o kanı ve suçluluk duygusunu Styles’ın omuzlarında gözyaşlarıyla yıkıyordu.Onlar birbirlerinin acısında kaybolmuş, gözyaşları içinde birbirlerine kenetlenmişken, odanın kapısı yavaşça tıklandı ve içeriye Zeynep girdi. Gözlerinde derin bir şefkat ve aynı zamanda endişeli ifade vardı. Onları bu halde görünce duraksadı, nefesini tuttu ve sanki onların acısını bölmeye korkuyormuş gibi sessizce bir adım geri çekildi.