KANLI İNTİKAM kitap kapağı

47. bölüm / 47

KANLI İNTİKAM

45 Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elif Karakurt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 45 Bölüm

Derek, Styles’ın baskısıyla koltuğa oturmuş olsa da, içindeki öfke ve hayal kırıklığı bir an bile dinmemişti. Gözlerindeki kehribar parıltı sönmezken, dişlerinin arasından sızan o boğuk ve sert ses tonuyla salondaki havayı yeniden dondurdu:
"Ne sanıyorsun?" diye sordu Derek, iğneleyici ve zehir zemberek bir gülümsemeyle Ali’ye doğru öne eğilerek. "Ben onu terk edince Melisa mutlu olup her şey düzelecek mi zannediyorsun?"
Başını iki yana sallayıp gözlerini Ali’nin yüzüne dikti ve alayla devam etti:
"Alfa onu bırakacak ve öylece mutlu mesut yaşayacak mısınız sanıyorsunuz?! Farkında değil misiniz, o kızın ailesi için bile bir hedef haline gelmesinin tek sebebi ben değilim; o zihniyetin kendisi!"Derek, Ali’nin suçlamalarını tamamen reddederek gerçeği yüzlerine çarpmaya devam etti. Nefesini sertçe bırakıp, gözlerini bu kez Ali’den ayırmadan Styles’a ve yeniden Ali’ye çevirdi:
"Farkında değil misiniz, o kızın bir hedef haline gelmesinin tek sebebi babası değilim!" dedi Derek, sesini alçaltarak ama her kelimeyi bir bıçak gibi saplayarak. "Bunu babası yaptı... Senin o müstakbel Konsey’in yaptı bunu!"
Salondaki hava bir anda buz gibi olurken, Derek ani bir hamleyle başını tekrar Ali’ye çevirdi ve yüzündeki o tehlikeli, gerçeği bilen ifadeyle dik dik baktı:
"Bakma bana öyle..." diye fısıldadı Derek, gözlerindeki kehribar ışıltı odada parlarken. "Senin ne olduğunu, senin bir avcı olduğunu biliyorum."Yüzünde soğuk, meydan okuyan bir gülümseme belirirken, ellerini koltuğun kenarlarına rahatça yerleştirdi. Derek’in gözlerinin içine dik dik bakarak, odayı daha da geren o tehlikeli soruyu fısıldadı:
"Beni biliyorsun, peki..." dedi Ali, sesindeki o ağır ve suçlayıcı tonla. "Melisa’nın bir avcı olduğunu bildiğini biliyor musun? Ve asıl önemlisi... senin ne olduğunu bildiğini?"Derek, Ali’nin bıçak gibi keskin sorusu karşısında bir an öylece kaldı. Kulaklarında yankılanan o cümle, zihnindeki tüm parçaları darmadağın etmeye yetmişti. Gözleri şaşkınlıkla açılırken, yavaşça başını çevirip bu kez onay bekler gibi Styles’a baktı.
Styles, salona çöken o boğucu ve ağır sessizliğin içinde, Derek’in un ufak olan bakışlarıyla karşılaştı. Yüzünde derin bir hüzün ve kabullenişle, yavaşça başını evet anlamında salladı.
"Evet, Derek," dedi Styles, sesindeki acı gerçeği saklama gereği duymadan. "Melisa senin bir kurt adam olduğunu biliyor. Ve..." Derin bir nefes alıp yutkundu,
"bunu bilerek kendi babasına, o zihniyete karşı geldi."
Odadaki tüm sesler çekilmiş gibiydi. Derek, aldığı bu itirafın ağırlığı altında ezilirken, genç kızın o korku dolu gözlerinin ardındaki asıl cesareti şimdi çok daha net anlamıştı. Melisa, her şeyi göze alarak onun yanında durmuştu.Derek, zihninde dönüp duran o yıkıcı gerçekliğin altından kalkarak derin bir nefes aldı. İçindeki kurt, Melisa’nın her şeyi bilmesine rağmen arkasında duruşunun yarattığı o sarsıcı gururla sakinleşirken, Derek üzerindeki şoku hızla attı.
Kararlı ve ağır adımlarla yerinden kalktı; salondaki tahta zemin üzerinde yankılanan her adım, odadaki tansiyonu yeniden farklı bir boyuta taşıdı. Doğruca Ali’nin önüne kadar yürüdü ve tepesinde dikilerek ona yukarıdan, net ve sarsılmaz bir bakış fırlattı:
"Biliyorsa," dedi Derek, sesindeki o demir gibi kararlılıkla,
"o zaman ne için savaşmam gerektiğini de biliyor demektir."Derek, Ali’nin gözlerinin içine diktiği o keskin ve kararlı bakışlarını bir an bile çekmeden, dişlerinin arasından sızan tok bir sesle konuştu:
"Sana boynuma sarıl, arkadaşım ol demiyorum," dedi Derek, sesindeki ton her kelimeyle biraz daha sertleşerek.
"Ama beni ve Melisa’yı kabullenmek zorundasınız... Sen ve hepiniz!"
Bu net ve tavizsiz uyarının ardından Ali’ye daha fazla cevap hakkı tanımazcasına arkasını döndü. Salondaki ağır havayı ardında bırakarak tahta merdivenlere yöneldi; attığı sert ve tok adımlar, evin sessizliğini delercesine yukarı kata doğru tırmandı.
Melisa’nın yattığı odanın kapısına vardığında derin bir nefes alarak içeri girdi ve genç kızın korumasız, yorgun bedeninin yanına doğru sessizce adımladı.Yatağın kenarına çöktüğünde, Melisa’nın uykusunda bile huzursuzlukla titreyen omuzlarını fark etti. İçindeki kurt, sevdiği eşi koruma içgüdüsüyle huzursuzca kıvranırken, Derek yavaşça yatağa uzandı.
Kollarını narin ama sarsılmaz bir güvenle genç kızın bedenine doladı; onu, dışarıdaki tüm o acımasız dünyadan ve babasının karanlık gölgesinden sakınırcasına göğsüne çekti. Burnunu Melisa’nın saçlarına gömüp derin bir nefes aldı ve titreyen parmaklarıyla o asi saçları yavaşça okşamaya başladı.
Başını biraz geriye çekip, genç kızın yüzündeki o zalim morluğa baktığında boğazına oturan o acı yumruyu yutkunarak geçirmeye çalıştı. Eğildi, morarmış yanağına büyük bir hassasiyetle, sanki kırılacak narin bir cam parçasıymış gibi derin ve şefkatli bir öpücük kondurdu.
"Geçti," diye fısıldadı karanlık odada, sesi sadece ikisinin duyabileceği kadar yumuşak ama bir o kadar da yeminliydi. "Buradayım... Kimse sana dokunamayacak."Alt katta, Derek’in bıraktığı o ağır ve tavizsiz sözler odada yankılanmaya devam ederken, Ali sinirden adeta delirmiş durumdaydı. Yumruklarını öfkeyle sıkan genç adam, buradaki dik başlılığın ve tehlikeli gidişatın önüne geçemeyeceğini anladığı an patlama noktasına geldi.
"Yeterrrr!" diye hırsla kükredi içinden, oturduğu koltuktan fırlarcasına kalkarak.
Bakışları merdivenlere doğru öfkeyle saplandı ama adımlarını oraya yönlendirmek yerine kapıya çevirdi. Hırsla, arkasına bile bakmadan evden dışarı fırladı; kapının çarpma sesi eski ahşap duvarlarda yankılanırken, Ali akşamın hüzünlü havasında karışıp gözden kayboldu.
Styles, alt kata inen bu ani fırtınanın şokuyla kapının eşiğinde öylece kalakaldı. Ne yapacağını bilemeyen elleri havada asılı kalırken, arkasından boş boş bakmakla yetindi. Fırtınanın kopacağını biliyordu bu omzundaki yükü bir kat daha ağırlaştırıyordu.Styles, kapının ardındaki yankı sönene kadar birkaç saniye daha olduğu yerde dikildi. Aksam rüzgarının dışarıdan sızdırdığı soğuk hava odayı yavaşça sararken, omuzlarındaki tonlarca ağırlığı da beraberinde taşıyordu. Ali’nin öfkeyle çekip gitmesi, dışarıdaki tehlikenin kapıya dayandığının en net kanıtıydı ama artık bu saatte yapılacak hiçbir şey kalmamıştı.
Derin ve tükenmiş bir iç çekişle omuzları düştü; yukarıda Derek’in Melisa’nın yanında olduğunu biliyordu. En azından orada şu an için bir denge, sarsak da olsa bir huzur vardı.
Yavaş adımlarla kendi odasına yöneldi. Üzerindeki gerginliğin getirdiği fiziksel yorgunluk, bacaklarına kurşun gibi ağırlık yapıyordu. Odaya girip daha fazla ayakta kalamayarak kendini yatağa bıraktı. Başını yastığa koyduğu anda zihni hala dönmeye devam ediyordu; fakat göz kapakları bu ağır havaya daha fazla direnemeyerek kapandı.

Sabaha karşı odanın içine sızan soluk gri ışık, henüz tamamen dağılmayan karanlıkla boğuşurken, Melisa yaşadığı kabusun ve bedenindeki zonklayan ağrıların etkisiyle ani bir sıçramayla yataktan fırladı. Gözlerinde anlık bir panik ve yönünü kaybetmiş bir korku vardı; nefesi boğazına düğümlenmişti.
Ancak Melisa’nın bu fevri hareketiyle birlikte, yatakta onunla birlikte nöbet tutan Derek de bir an bile gecikmeden gözlerini açtı. Genç kızın düşmesine ya da kendine zarar vermesine izin vermeyecek bir hızla doğruldu ve titreyen bedenini hemen kollarının arasına aldı.
Onu göğsüne yaslayıp sımsıkı sarılırken, parmakları Melisa’nın terden sırılsıklam olmuş saçlarının arasında şefkatle dolaşmaya başladı. Kulağına fısıldayan sesi, dışarıdaki tüm dünyaya meydan okurcasına kararlı ve sakindi:
"Geçti canım... Hiçbir şey yok," dedi Derek, dudaklarını genç kızın saçlarına bastırarak. "Ben yanındayım. Hiçbir yere gitmiyorum, korkma."Melisa, soluk soluğa göğsünden ayrılıp başını kaldırdı. Gözlerindeki o ilk andaki panik sis gibi dağılırken, karşısındakinin bir rüya ya da zihninin yarattığı bir serap değil, gerçek bir insan olduğunu idrak etmeye çalıştı. Göz bebekleri titriyordu.
Ellerini yavaşça uzatıp Derek’in sıcak, sert yüzünü avuçlarının arasına aldı. Parmak uçlarıyla onun elmacık kemiklerini, çenesini yokladı; buradaydı, kanlı canlı ve onunla birlikteydi.
"Gerçekten buradasın..." diye fısıldadı Melisa, sesindeki o kırılgan ve inanılmaz ton odayı doldurdu. "Benimlesin..."
Daha fazla bekleyemeden öne doğru alınlarını birbirine yasladı. Gözlerini kapatarak Derek’in aldığı her nefesi, teninin sıcaklığını içine çekti; o an, dışarıdaki tüm o karanlık dünya, babasının tehditleri ve gölgesi silinip gitmişti.Derek, alınlarını birbirine dayadıkları o yakın mesafeden, genç kızın yüzündeki o zalim morluğa bir kez daha baktı. İçindeki suçluluk duygusu, boğazına batan keskin bir demir parçası gibi canını yaktı. Gözlerindeki o sert ve vahşi ifade tamamen kırılmış, yerine derin bir pişmanlık bırakmıştı.
"Özür dilerim," diye fısıldadı Derek, sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçak ve acı dolu çıkmıştı. "Benim yüzümden bu haldesin..."
Melisa, onun kendini suçlamasına izin vermedi. Yüzündeki o yorgun ama her şeye rağmen inatçı ve aydınlık ifadeyle hafifçe gülümsedi. Titreyen elini Derek'in yanağından çekip, parmak uçlarını sevgilisinin dudaklarına götürdü; susmasını istercesine oraya nazikçe bastırdı.
"Senden başka herkesin suçlu olduğunu biliyorum, Derek," dedi Melisa, fısıltısı odayı sararken. "Bunu sen seçmedin. Ve seninle olduğum için... asla pişman değilim."Melisa’nın kararlılıkla parıldayan gözlerindeki o güçlü ifade, Derek’in içindeki tüm karanlığı ve suçluluk duygusunu bir anda dağıtmaya yetmişti. Genç kızın dudaklarının arasından dökülen o kısa ama dünyalara bedel cümle, odadaki havayı tamamen değiştirdi.
"Seninle her şeye varım ben," dedi Melisa, sesindeki o sarsılmaz inançla.
Derek, bu kelimelerin kalbinde yarattığı o derin sarsıntıyla birlikte yutkundu. Yavaşça elini kaldırarak Melisa’nın o morarmış yanağına doğru uzandı; parmak uçlarıyla genç kızın tenine sanki kırılacak en narin hazineye dokunur gibi inanılmaz bir şefkatle dokundu, başparmağıyla yanağını nazikçe okşadı.
O an, içindeki tüm fırtınalar dinmişti ama o dokunuşun getirdiği yoğun duygusal ağırlık, Melisa’nın daha fazla direnmesine izin vermedi. Göz pınarlarında biriken o sıcak damla, inatçı direnişini kırarak genç kızın gözünden süzüldü ve Derek’in yanağını okşayan elinin üzerine düştü.Derek, genç kızın gözünden süzülen o tek damla yaşın elinin üzerine düşüşünü hissettiğinde, kalbindeki tüm buzlar tamamen eridi. Melisa’nın elini yavaşça dudaklarına götürdü; parmak eklemlerine derin, uzun ve sonsuz bir sadakat barındıran bir öpücük kondurdu.
Gözlerini Melisa’nın gözlerine diktiğinde, sesindeki tüm o sertlik gitmiş, yerine ruhunu ortaya koyan o adam kalmıştı:
"Seni seviyorum," dedi Derek, fısıltısı odanın sessizliğinde yankılanarak.
Melisa, dudaklarında büyüyen o tatlı ve huzurlu tebessümle başını hafifçe yana eğdi. Gözlerindeki yaşın izi hâlâ duruyordu ama yüzü şimdi her zamankinden daha aydınlık, daha inançlıydı:
"Her zerremle... Ben de seni seviyorum."İkilinin arasındaki bu kırılgan ama bir o kadar da sarsılmaz bağ, odadaki tüm soğukluğu ve dışarıdaki tehlikeyi unuttururcesine aralarındaki mesafeyi tamamen yok etti. Derek, Melisa’yı daha fazla kendine çekerek kollarının arasına aldı; genç kız başını onun geniş göğsüne yasladı.
Birlikte yatağa uzandıklarında, dışarıda esen sabah rüzgarının ahşap pencereleri döven sesi artık ikisi için de bir anlam ifade etmiyordu. Melisa, Derek’in kalp atışlarını dinleyerek güvende hissetti; Derek ise saçlarına burnunu gömüp içine çektiği kokusuyla huzur buldu. Dünya yıkılsa bile, o an sadece ikisi vardı ve birbirlerine tutundukları sürece hiçbir güç onları alt edemezdi.Melisa, aralarındaki bu yoğun ve kusursuz anın getirdiği çekimle başını biraz daha kaldırarak Derek’e yaklaştı. Gözleri onun dudaklarına kayarken, hissettiği tüm o derin sevgiyi bu öpücükle mühürlemek istedi.
Ancak Derek, aralarındaki mesafeyi sıfırlayacak o son hamleyi yapacağı sırada aniden durdu. Göz bebekleri hafifçe büyüdü; zihnindeki o koruma içgüdüsü ve mantık duvarı bir anlığına araya girdi. Melisa’nın henüz yeni dinen korkusunu, yüzündeki morluğu ve içindeki öfkeyi hatırladı.
Hafifçe geri çekilip Melisa’nın gözlerinin içine baktı, sesindeki o temkinli ve korumacı tonla fısıldadı:
"Melisa... Şu an öfkelisin," dedi Derek, parmak uçlarıyla genç kızın çenesini nazikçe kavrayarak. "Babanın yaptıklarına, yaşananlara karşı içindeki o öfke hâlâ taze... Melisa, Derek’in geri çekilişiyle birlikte kısa bir an şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı; ancak genç adamın gözlerindeki o ince düşünceli ve korumacı tavrı gördüğünde içindeki tüm kuşkular buharlaşıp gitti.
Yatırıldığı yerden hızla doğruldu; doğrudan Derek’in gözlerinin içine baktı. Sesi, en ufak bir tereddüt barındırmayacak kadar net ve kararlı çıkıyordu:
"Bunu babama inat olsun diye yapmıyorum," dedi Melisa, ellerini Derek’in göğsüne koyarak. "Ben bunu istiyorum... Seni istiyorum. Ben sensiz nefes alamam, Derek."Derek, Melisa’nın göğsünün üzerindeki elini kavrayıp parmaklarını onun parmaklarıyla kenetledi. Genç kızın gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı gördükçe içinde büyüyen sevgiyi durduramıyordu; fakat zihnindeki o vahşi gerçek, koruma içgüdüsüyle yeniden başını kaldırdı. Yutkundu, sesindeki o derin tereddütle başını hafifçe iki yana salladı:
"Ama ben bir kurt..." diye mırıldandı Derek, gerçeğin ağırlığı omuzlarına binerken.
Ancak cümlesini tamamlamasına izin vermeyen Melisa, hızla öne atılıp onun sözünü kesti. Gözlerinde alevlenen o net ve inatçı ifadeyle Derek’in elini daha sıkı kavradı:
"Biliyorum," dedi Melisa, sesindeki ton her kelimeyle biraz daha güçlenerek. "Ve umrumda değil! Bunu yeni öğrenmedim... Uzun zamandır biliyorum ve umrumda değil!"Derek, genç kızın kelimelerindeki bu keskin ve tavizsiz gerçeklikle sarsıldı. İçindeki o vahşi, her an kontrolden çıkmaktan korktuğu kurt bile Melisa’nın bu net duruşu karşısında sessizliğe gömülmüştü. Onu korumak için ördüğü tüm o kalın duvarlar, Melisa’nın inatçı sevgisi ve cesareti karşısında birer birer yıkılıyordu.
Genç adam, gözlerindeki o son direniş pırıltısını da yitirdi; yerini tamamen Melisa'ya teslim olmuş derin bir tutkuya bıraktı.
"Sen..." diye fısıldadı Derek, nefesi Melisa’nın dudaklarına çarparak. Sesindeki o son engeller de tamamen eriyip gitmişti.
Daha fazla direnmedi. Elini genç kızın boynuna, saçlarının arasından nazikçe dolayarak onu kendine çekti ve aralarındaki o son mesafeyi de kapatarak dudaklarını Melisa’nın dudaklarıyla mühürledi. O ilk temas, ikisinin de içindeki tüm korkuları, tereddütleri ve gecenin getirdiği o buz gibi karanlığı bir anda eritti. Derek'in dudaklarındaki o sahiplenici ve derin baskı, Melisa’nın ruhundaki bütün yaraları sarar gibiydi.
Her öpücük, damarlarında akan kanı ısıtan bir köz gibi bedenlerine yayılıyor; ikisini de dış dünyadan tamamen koparıp sadece birbirlerinin nefesine odaklıyordu. Melisa, ellerini Derek’in boynuna dolayarak kendini tamamen o ateşe bıraktı. O an ne bir kurt vardı ne de dışarıdaki tehlikeler; sadece iki kalbin aynı ritimle çarptığı, kelimelerin bittiği ve geriye sadece tutkunun kaldığı o kusursuz an vardı.Aralarındaki tüm engeller, korkular ve dış dünyanın karanlığı, o odanın içinde tamamen eriyip gitmişti. Derek’in dudaklarındaki o tutkulu ve sahiplenici baskı, Melisa’nın içindeki tüm fırtınaları dindirirken, ikisini de bambaşka bir boyuta taşıdı.
Melisa ellerini Derek’in geniş omuzlarına, ardından saçlarının arasına dolayarak onu kendine daha da çekti. Derek, genç kızın bedenindeki her bir kıvrımı ezberler gibi ellerini yavaşça beline, sırtına doğru kaydırdı. Tenlerinin teması, odadaki soğuk gece havasını tamamen unutturacak kadar yakıcı bir ısı yayıyordu.
Her dokunuş, her nefes alış verişi aralarındaki bağı daha da derinleştiriyordu. Derek, Melisa’nın üzerindeki zarif parmaklarıyla onu korurcasına sarıp sarmalarken, Melisa da onun kalbinin nasıl deli gibi attığını hissediyordu. Kelimelerin artık tamamen kifayetsiz kaldığı o an, iki ruh ve iki beden kusursuz bir uyumla birbirine karıştı.Seni istiyorum..." dedi Melisa, sesindeki o kırılmaz kararlılıkla. "İlk aşkım ve son aşkım olacaksın... Seni sevmekten asla vazgeçemem."
Derek, bu kelimelerin kalbinde yarattığı o derin sarsıntıyla birlikte gözlerini kapattı. Onu göğsüne daha da bastırıp kollarının arasına tamamen hapsettiğinde, artık ikisi için de geri dönüş olmadığını biliyordu; onlar birbirlerinin kaderiydi ve bu gerçeği ne bir kurt oluşu ne de dışarıdaki dünya değiştirebilirdi.

Sabahın ilk ışıkları pencereden süzülürken odadaki hava hâlâ dünkü gecenin o yoğun ve huzurlu sıcaklığını taşıyordu. Derek ve Melisa, birbirlerine kollarını dolamış bir şekilde yatakta derin bir uykuya dalmışlardı.
Evin diğer köşesinde ise hareketlilik çoktan başlamıştı. Styles, sessizce odadan ayrılarak üzerini giyindi ve evden çıkmaya hazırlandı. Masanın üzerine, ikisini de uyandırmamaya özen göstererek kısa ve net bir not bıraktı:
"Okula gidiyorum."Styles, çıkış kapısını arkasından çekerken metal kilit mekanizması loş koridorda yankılanacak kadar sert bir sesle kapandı. O ani gürültü, odadaki sessizliği bıçak gibi kesti.
Derek, kapının sesine anında tepki vererek gözlerini açtı. Zihnindeki o keskin uyanıklık hissiyle hemen yanına baktı; Melisa, yorgunluğun ve gecenin getirdiği o derin huzurla hâlâ mışıl mışıl uyuyordu. Derek, genç kızın uykusunun bölünmemesi için başını hafifçe kaldırıp dikkatle kapıya doğru baktı, ardından yavaşça derin bir nefes alarak Melisa'nın saçlarına huzurla dokundu.Derek, hafifçe eğilerek uyumaya devam eden Melisa’nın saçlarına ve ardından yumuşak bir hareketle alnına derin bir öpücük kondurdu. Sevgilisi, omuzlarının arasında, tüm dünyadan uzakta güvenle uyuyordu; içini kaplayan o saf huzurla kollarını ona biraz daha sarıp bu sessiz ve kusursuz anın tadını çıkardı.

Sabahın o erken saatlerindeki dinginlik, evin üzerine çöken ağır ve tekinsiz sessizlikle adeta gölgelenmişti. Geniş mutfakta Aysel ve Zeynep, masanın başında öylece oturuyorlardı; önlerindeki kahvaltılıklar neredeyse hiç dokunulmamış halde dururken, ikisinin de aklındaki düşünceler odadaki sessizlikten çok daha gürültülüydü.
Havanın gerginliği, dün gecenin o fırtınalı ve yorucu atmosferinin ardından evde kalan tek misafir gibiydi. Aysel, dalgın bakışlarını fincanına dikmişken, Zeynep de sessizliğin içinde dışarıdan gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı içten içe tetikte bekliyordu.zeynebin ici rahattı stayls zeynebe melisa'nın onda olduğuna dair mesaj atmisti.
Kahraman ağır adımlarla merdivenden indi diş kapıya yöneldi kapıyı açıp durduğunda arkaya bakış attı masada sessiz ve düşünceli oturan karısı ve Zeynep'e seslendi.
"Bavulunu hazırlayın, Melisa'yı bu gece yolluyorum!"
Kahraman’ın öfkeyle ve son derece net bir tonda haykırdığı bu cümle, mutfaktaki o ağır sessizliği bir bıçak gibi kesti. Cevap vermelerine bile fırsat tanımadan arkasını döndü ve kapıyı sertçe çarpıp evden çıkıp gitti.
Aysel ve Zeynep, kapının arkasından gelen yankıyla birlikte mutfak masasının başında öylece kalakalmışlardı. Söylenenlerin şoku üzerlerinden kalkmamışken, aralarındaki o korkunç sessizlik bu kez daha da derin bir anlam kazanmıştı; Melisa'nın bu gece gönderilecek olması, her şeyi altüst edecek yeni bir fırtınanın habercisiydi

Melisa, gözlerini yavaşça araladığı an, karşısında kendisini koruyan o sıcak ve hayran bakışlarla karşılaştı; Derek’in gözleriyle yüz yüze geldiğinde yüzünde huzur dolu, tatlı bir gülümseme belirdi.
"Günaydın," diye mırıldandı Melisa, gözlerinin içindeki o derin sevgiyle.
Derek, parmaklarını genç kızın yumuşak saçlarının arasında gezdirerek şefkatle gülümsedi ve karşılık verdi:
"Günaydın kadınım ."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.