43. bölüm · KANLI İNTİKAM
41 Bölüm
Styles başını sallayarak masanın üzerindeki siyah dosyaya tekrar baktı. Arthur, Derek, Alfa ve Kahraman... Tüm bu karmaşık piyonlar ve şahlar masadaydı.
"Pekala..." dedi Styles, gözlerini Melisa’dan ayırmadan. "Derek’e şimdilik güveniyoruz
"Melisa’yı kaç defa ölümden kurtaran Derek’ti!" dedi Zeynep, tane tane ve üzerine basarak. "Onu o Alfa’nın elinden söküp aldı, hem de bunu tek başına yaptı! Kendi sürüsü yokken, arkasında Konsey ya da bir avcı birliği olmadan, sırf Melisayi sevdiği için kendi hayatını hiçe sayarak o canavarın karşısına dikildi."
Stayls melisa'ya baktı
Peki baban Derek'i biliyormu yani bir kurt adamla birlikte olduğunu
"Hayır..." dedi Melisa, sesi bir fısıltı gibi çıkarak. "Bilmeyi bırak, tahmin bile etmiyor. Babam, Derek’i hâlâ sadece kendi geçmişinin kırıntısı, tehlikeli bir kurt adam olarak görüyor. Eğer benim onunla... onunla birlikte olduğumu, ona güvendiğimi öğrenirse..."
"Öğrenirse bu kasabayı başımıza yıkar," diye tamamladı Zeynep, sesi buz gibi bir gerçekçilikle. Masanın üzerindeki siyah dosyayı yavaşça kapatırken Melisa’ya baktı. "Kahraman’ın gözünde Derek sadece bir tehdit değil Melisa;o baş düşman ırkından biri ama derek senin için canını ortaya koydu. O yüzden Derek’in sadakatini sorgulayacaksan, önce onun Melisa için neleri göze aldığına bakacaksın Styles."
Melisa, teyzesinin bu korumacı çıkışı karşısında yavaşça Styles’ın yanına yaklaştı. Elini Styles’ın koluna koydu.
"Teyzem haklı Styles..." dedi Melisa, sesi artık titremeyen, kararlı bir fısıltıyla. "O gece, ormandaki o kütüphane de Alfa beni köşeye sıkıştırdığında babam bile orada değildi. Derek geldi. Bütün kemikleri kırılma pahasına beni o pusudan çıkardı. Ben onun gözlerinde ne intikam gördüm ne de bir hesap... Sadece beni yaşatma hırsı vardı."
Styles, Zeynep’in ve Melisa’nın bu sarsılmaz duruşu karşısında derin bir nefes verdi. Omuzları hafifçe çöktü, ama gözlerindeki o korumacı şüphe tamamen silinmemişti. Başını sallayarak geri adım attı.
"Güzel..." dedi Styles, sesi bu kez daha sakin ama bir o kadar da ağır çıkarak. "Madem Melisa için canını defalarca ortaya koydu, o zaman bu savaşta yanımızda bir kurt adamın olması hiç fena olmaz. Ama bu durum Kahraman gerçeği öğrendiğinde kopacak kıyameti değiştirmiyor
Styles alaycı ve gergince hafifçe güldü, başını salladı.
"Yani şu an patlamaya hazır üç tane bombanın üzerinde oturuyoruz," dedi Styles, kollarını göğsünde birleştirerek. "Bir yanda Melisa’yı avlamaya çalışan o Alfa, bir yanda her an her şeyi öğrenip çıldırabilecek olan Kahraman, diğer yanda da kızını korumak için canını koyan ama Kahraman'ın ilk hedefi olan sevgilin Derek... Mükemmel bir tablo gerçekten."
Melisa başını kaldırıp ikisine birden baktı. Gözlerinde korkunun yerini alan o kararlı avcı ışığı belirmeye başlamıştı.
"O yüzden babam hiçbir şey bilmeyecek," dedi Melisa, sesi ilk kez bu kadar net çıkarak. "Ne gerçeği öğrendiğimi, ne Arthur Hocayı, ne de Derek’i... O Alfa’yı durdurana kadar babamın karşısında sadece hiçbir şeyden haberi olmayan, korkmuş küçük kızı oynamaya devam edeceğim.
"Vay be..." dedi Styles, abartılı bir hayretle gözlerini devirerek. "İçinde bulunduğumuz drama seviyesine bakar mısınız? Biri kasabanın ingilizce öğretmeni kılığında takılan gizli kurt adam, diğeri Melisa’nın 'yasak aşkı' karizmatik kurt adam, baban ise eli tetikte her an katliam yapmaya hazır bir avcı... Yemin ederim bu kasabanın pembe dizileri bile bizim hayatın yanında çizgi film gibi kalır! Bir tek eksiğimiz dolunayda halay çeken bir sürüydü, o da oldu kadro tamamlandı.
Melisa, Styles’ın bu zamansız ama ortamın gerginliğini bir anda dağıtan şakası karşında gözlerini devirmeden edemedi. Yüzünde haftalardır ilk kez hafif bir tebessüm belirdi.
"Styles! Gerçekten sırası mı?" dedi Melisa, ama sesindeki o sıkıntı ve korku az da olsa dağılmıştı.
"Ne yani?" dedi Styles, pişkin bir tavırla göğsünü kabartarak. "Gelecekteki felaket senaryolarımızı gözden geçirirken biraz mizah katmayalım mı? Yoksa bu bodrum katında ciddiyetten Alfa gelip bizi yemeden biz kendimizi yiyeceğiz! Hem fena mı, en azından olası bir iç savaşta kimin kime dalarak dikkatinin dağılacağını şimdiden biliyoruz."
Zeynep bile Styles’ın bu patlaması karşısında başını hafifçe iki yana sallayarak bıyık altından gülümsedi. Masadaki yeşil dosyayı Styles’ın önüne doğru itinerek konuyu tekrar ciddiyete topladı."Gülüşmeniz bittiyse Styles," dedi Zeynep, gözlerini ona dikerek, "o çok güvendiğin çeneni biraz kapatıp şu avcı tekniklerine ve avcı listelerine odaklansan iyi edersin."...Çünkü o Alfa kapıya dayandığında ona şaka yapmayacaksın. Üstelik adam yalnız da gezmiyor; etrafında ona körü körüne sadık, kan hırsıyla dolu koca bir sürü var. Kendi krallığını kurmuş gibi hareket ediyor."
Styles önüne itilen yeşil dosyayı alırken sırıtışını yavaşça sildi. Tek kaşını kaldırıp Zeynep’e baktı.
"Doğru ya, unutmuşum," dedi Styles, dosyanın kapağını parmağıyla vurarak. "Adamın bir de 'Sadakat Yemini Etmişler Derneği' var değil mi? Yani sadece bir tane alfa canavarla değil, onun arkasında sıraya girmiş koca bir sürüyle muhatabız. Harika. Zaten tek bir kurt adam az gelirdi, paket program olarak takılıyorlar."
Melisa, masanın üzerindeki haritaya ve Zeynep'in çıkardığı avcı notlarına doğru bir adım attı. Yüzündeki o korku hissi yerini tam bir odaklanmaya bırakmıştı.
"O sürü," dedi Melisa, sesini dikleştirerek. "Sadece kasabanın dışındaki ormanlarda saklanmıyor Teyze, değil mi? O siyah dosyadaki isimlerin kaçı bu sürüye dahil? Yani yolda yürürken yanımızdan geçen kaç kişi o Alfa'nın emrinde?"
Zeynep yeşil dosyanın yanına, siyah dosyadaki haritayı serdi."Pek fazla yok aslına bakarsanız," dedi Zeynep, sesini biraz daha yumuşatarak. "Bu kasabada düşündüğünüz kadar çok kurt adam yok. Sayıları bir ordu oluşturacak kadar büyük değil. Avcılar, Derek ve Arthur’u çıkarırsanız,Alfa’nın peşinden giden o kemik kadroda tam olarak kaç kişi var... İşte bunu tam olarak bilmiyoruz."
Styles elindeki kalemi masaya bırakıp gözlerini devirdi.
"Harika..." dedi Styles, ellerini havaya kaldırarak. " Yani 'birkaç kişi' derken 'belki üç, belki otuz, belki de bütün kasaba' demek istiyordun, doğru mu anladım Zeynep?"
"Bunu basite almanızı istemediğim için söylüyorum Styles," dedi Zeynep Melisa haritadaki o işaretlenmemiş karanlık noktalara baktı. Bilinmeyen bir düşmanla savaşacak olma fikri, az önceki o hafifleme hissini bir anda yok etmişti.
"Yani yolda yanımızdan geçen herhangi biri..." dedi Melisa, bakışlarını teyzesine çevirerek. "...o Alfa’nın gizli bir sürü üyesi olabilir mi?"
"Olabilir ," dedi Zeynep, masanın üzerindeki gümüş avcı pusulasını eline alarak. "İşte bu yüzden sayıya güvenmeyeceğiz. Düşmanın tam olarak kaç kişi olduğunu bilmediğimiz bir savaşta, tek güvencemiz kimliğimizi ve hamlelerimizi açık etmemek. Alfa kaç kişi olursa olsun, bizim kiminle ve ne zaman vuracağımızı bilemeyecek."
Styles derin bir iç çekip belindeki hayali silah kılıfını düzelten bir jest yaptı.
"Pekala," dedi Styles, Melisa’ya bakıp çarpık bir şekilde gülümseyerek. "Sürpriz paketlerle dolu bir av partisi bizi bekliyor demektir. 'Olay sayı değil Styles, güç," dedi Zeynep, masadaki gümüş avcı pusulasını bir kenara bırakarak. "Bir kasabayı yok etmek için yüzlerce kurda ihtiyacın yok. Alfa ve yanındaki o birkaç kemik isim, bu kasabadaki tüm dengeleri altüst etmeye yeter de artar bile. Sayılarının az olması, onları avlamayı kolaylaştırmıyor; aksine, kendilerini gizlemelerini ve tam zamanında nokta atışı saldırmalarını sağlıyor."
"Yine de," dedi Styles, Melisa’ya göz kırparak, "en azından her sokak başında üzerimize atlamayı bekleyen bir tüylü ordu olmadığını bilmek güzel. Yanımdan geçen fırıncının ya da tesisatçının ansızın pençe çıkarmayacak olması içimi rahatlattı."
Melisa teyzesine doğru eğildi. Yüzündeki o şaka havası dağılmış, bakışları tekrar ciddileşmişti.
"Tamam," dedi Melisa, teyzesine bakarak. "Kemik kadroda kimlerin olduğunu tam bilmesek de en azından tehdidin genel boyutunu kestirebiliyoruz. Arthur bizden yana, Derek zaten Alfa'yı yok etmek istiyor...
Zeynep, masanın üzerindeki siyah dosya ve haritayı hızlı ama düzenli hareketlerle toplamaya başladı. İkisini birleştirip diğer siyah dosyalarin yanına koydu . Ardından başını kaldırıp Melisa’nın gözlerinin içine şefkatle ama son derece ciddi bir ifadeyle baktı.
"Evet canım, resim tam olarak bu..." dedi Zeynep, sesini alçaltıp Melisa’nın omuzlarını iki eliyle sıkıca tutarak. "Ama şimdilik bekliyoruz. Açık bir hamle yapmak için henüz çok erken. Baban her yerde o Alfa'nın ve sürünün izini arıyor, kasabadaki devriyeleri iki katına çıkardı."
Zeynep gözlerini Melisa'dan bir an bile ayırmadan devam etti:
"Sen sadece kendine dikkat et Melisa. Babanın şüpheci gözleri senin üzerindeyken, okulda, sokakta ya da evde en ufak bir yanlış adım atmayacaksın.
"Aynen öyle," dedi Styles, ciddiyetle başını sallayarak. "Kahraman Amca ormanda iz sürerken bizim de burada sakin kalmamız lazım. Yoksa Alfa’dan önce Kahraman’ın radarına takılırız ki, bunun sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum."
Melisa teyzesinin elini tuttu ve yavaşça başını salladı.
"Tamam Zeynep Teyze," dedi Melisa, bakışlarındaki korkuyu geride bırakarak. "Dikkatli olacağım. Babam hiçbir şey anlamayacak."Styles masanın üstünde açık kalan Avcılar dosyasına gözü kaydı. . Parmağını dosyadaki karmaşık isimlerin, silah teçhizat listelerinin ve kırmızı işaretli haritaların üzerinde gezdirdi.
"Peki ya Avcılar?" dedi Styles, gözlerini dosyadan ayırmadan. "Yani Kahraman ve onun ekibi... Baban sadece o Alfa'nın peşinde değil . Etrafında bu kadar Avcı varken, kasabada her çalı kıpırdadığında silahına sarılan adamlar gezerken Melisa nasıl 'sakin ve dikkat çekmeyen' biri gibi davranacak?"
Zeynep derin bir nefes alıp Styles’ın baktığı Avcılar dosyasını yavaşça kapattı.
"Avcılar onun emrinde hareket ediyor Styles," dedi Zeynep, sesini temkinli bir tonda tutarak. "Kahraman şu an tüm avcı teçhizatını orman sınırına ve kasaba girişlerine yığmış durumda. Onların odağı tamamen dışarıdan gelecek bir saldırıda. Melisa normal rutininden sapmadığı, her zamanki gibi okuluna ve evine gidip geldiği sürece Avcıların radarına takılmaz."
Styles şüpheci bir tavırla tek kaşını kaldırdı. "Tabii, okula giderken yanındaki sevgilisinin kurt adam, ingilizce öğretmeninin de eski bir kurt adam olduğu gerçeğini saymazsak harika bir plan!"
Melisa, Styles'ın koluna hafifçe vurup dosyayı elinden aldı.
"Styles haklı Teyze," dedi Melisa, dosyayı dolaba yerleştirirken. "Babamın adamları kasabanın her yerinde.
Zeynep". Kahraman ve Avcılar Alfa'nın izini sürerken, siz hiçbir olaya karışmayacaksınız. Kendini korumak demek, bazen en iyi saklanan olmak demektir Melisa. Şimdi bu dosyaları kapatıyoruz ve buradan çıkıyoruz." Melisa ve Styles birbirlerine kısa bir bakış atıp Zeynep’in peşinden merdivenleri tırmandılar.
Eski ahşap basamaklar ayaklarının altında hafifçe gıcırdarken, arkalarında kalan o loş odada haritalar, gümüş avcı pusulaları ve üzerlerinde Derek ile Arthur’un adlarının yazılı olduğu dosyalar karanlığa gömüldü.Ahşap basamakların sonuncusunu tıpış tıpış çıkıp kapıyı açtıklarında, koridorun loş ışığında bekleyen karaltıyı gördükleri an üçünün de adımları havada kaldı.
Aysel, hemen kapının birkaç adım ötesinde, ellerini göğsünde birleştirmiş öylece dikiliyordu. Yüzündeki o soğuk ve sorgulayan ifade, bodrum katındaki tüm o tehlikeli sırlardan çok daha dondurucuydu. Bakışları önce Zeynep’e, ardından arkasından süklüm püklüm çıkan Melisa ile Styles’a kaydı.
Odadaki sessizlik bir an için katlanılmaz bir hal aldı. Melisa’nın kalbi boğazında atmaya başladı; işleri birmeden eve gelmiş olması en son bekledikleri şeydi.
"Aysel..." dedi Zeynep, sesindeki o profesyonel avcı soğukkanlılığını hızla toparlamaya çalışarak. Bir adım öne çıkıp bodrum kapısını arkasından çaktırmadan kapattı. "Sen... Bu saatte burada ne arıyorsun? Pazarda olman gerekmiyor muydu?"
Aysel hiç istifini bozmadı. Bakışlarını Zeynep’in arkasındaki o kilitli kapıya sabitledi, ardından yavaşça Melisa’nın gözlerinin içine baktı.Aysel’in yüzündeki dehşet, adeta zamanı durdurdu. Dudakları titredi, gözleri kızı Melisa’nın üzerinde çakılı kaldı. Sormaktan ölesiye korktuğu o soru, boğazında düğümlenip kaldı:
"Yoksa... Düşündüğüm şeyi mi yaptın Zeynep? Melisa... Yoksa sen..."
Melisa bir adım öne çıktı. Artık saklanacak, korkacak ya da bir çocuğun arkasına sığınacak zamanın bittiğini biliyordu. Bakışlarındaki o tereddüt tamamen silinmiş, yerini sarsılmaz bir kararlılığa bırakmıştı.
"Evet anne!" dedi Melisa, sesi koridorda bir yankı gibi çınlayarak. "Yoksa ne? Yoksa ben bir avcı olduğumu öğrendim mi?!"
Odadaki hava bir anda buz kesti. Aysel sanki göğsüne ağır bir darbe almış gibi bir adım geri yalpaladı. Elini duvara dayayarak dengesini toplarken gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Yıllardır Kahraman’la birlikte üzerini örttükleri, Melisa’yı korumak için canlarını ortaya koydukları o en büyük, en kanlı sır ortalığa saçılmıştı.
"Melisa..." dedi Aysel, sesi parçalanmış bir fısıltıdan ibaretti. Bakışları öfkeyle, dökülen gözyaşlarının ardından Zeynep’e kaydı. "Sen... Sen ona ne yaptın Zeynep? Kahraman’a söz vermiştik! Onu bu lanetten, bu kanlı mirastan uzak tutacaktık! Nasıl yaparsın bunu?! Nasıl kızımı bu cehennemin içine çekersin?!"
Zeynep Aysel’in bu feryadı karşında dik duruşunu bozmadı, ama gözlerindeki o derin acıyı gizleyemedi.
"Zamanı gelmişti ," dedi Zeynep, sesi sakin ama son derece ağır çıkarak.Aysel şaşkınlıkla kızına bakarken Melisa bir adım daha yaklaştı.
"Hani defalarca ölümden döndüm ya?" dedi Melisa, geçmişin o karanlık anılarını tek tek Aysel’in önüne sererek. "Hani o gün ormandaki o kaza olmuştu... 'Arabanın önüne bir dağ aslanı çıktı, direksiyonu o yüzden kırdın' demiştiniz bana. Önüme çıkan şey bir dağ aslanı falan değildi anne! O gece ormanda neyle karşı karşıya geldiğimi, o gözleri, o pençeleri dün gibi hatırlıyorum. Beni aylarca 'kazaydı, hayal gördün' diye geçiştirdiniz ama ben ne yaşadığımı çok iyi biliyorum!"
Aysel duydukları karşısında donakaldı. Aylardır Melisa’nın zihninden silmeye, basit bir kaza hikayesiyle üzerini örtmeye çalıştıkları o kanlı gecenin aslında hiç unutulmadığını anlamak yüzüne tokat gibi çarptı.
"Melisa... Ben sadece..." Aysel’in sesi boğazında tıkandı, cümlesini tamamlayamadı.
"Sadece beni korumak istediniz, biliyorum," diye devam etti Melisa, sesini biraz daha yumuşatarak. "Ama o yaratıklar, o kazalar ve o kanlı geçmiş... Hepsi gerçekti. Ve ben her defasında ölümün kıyısından dönerken bana sadece yalan söylediniz. Teyzem bana tetiği nasıl çekeceğimi öğretmiyor anne, bana o gecelerden nasıl sağ çıkacağımı ve kendimi nasıl koruyacağımı gösteriyor. Artık babamın ve senin arkana saklanıp bir dağ aslanı masalına daha inanmamı bekleyemezsin."
Styles arka tarafta ciddiyetle başını salladı. Aysel ise gözlerinden süzülen yaşlarla kızına bakarken, Melisa’nın artık korumaya çalıştıkları o küçük çocuk değil, kendi gerçeğiyle yüzleşmiş kararlı bir avcı adayı olduğunu ilk kez bu kadar net hissetti. "Geçmiş, senin o kilitli kapıların arkasında kalmıyor. Alfa kasabanın kapısındayken, Kahraman ormanda kan döküyorken Melisa’yı kör ve savunmasız bırakamazdım. O senin düşündüğün gibi korunması gereken küçük bir kız çocuğu değil artık. O Kahraman’ın kızı... Ve neyle karşı karşıya olduğunu bilmek zorundaydı."dedi Zeynep
"O bir çocuk!" diye haykırdı Aysel, öfkesi ve korkusu birbirine karışarak. "O bir avcı değil Zeynep! Ben onun eline tetik geçsin, geceleri yaratık avlasın diye büyütmedim onu! Kahraman bunu duyduğu an—"
"Babam bunu duymayacak!" diye kesti Melisa, annesinin sözünü bitirmesine izin vermeyerek. Adımlarını annesine doğru attı, Aysel’in titreyen ellerini kendi ellerinin arasına aldı.
"Babam hiçbir şey öğrenmeyecek anne. Ama ben artık gözlerimi kapatamam. Dışarıda ne olduğunu, soyumuzun neyle savaştığını ve bu kasabanın üzerindeki o laneti biliyorum. Bizi korumaya çalışmanı anlıyorum ama ben saklanmayacağım. Kendimi ve sizi korumayı öğreneceğim."Melisa’nın boğazında yıllardır biriken o acı tortu, bu son cümlelerle patlayıverdi. Göz pınarlarında biriken yaşlar yanaklarından aşağı süzülürken sesi titriyor ama bir o kadar da haykırıyordu:
"Bana deli muamelesi yaptınız! Ben günlerce, haftalarca korkumdan kimseye tek bir şey anlatamadım! 'Gördüklerin hayal, zihnin sana oyun oynuyor' dediniz bana. Kendi aklımdan, kendi gözlerimden şüphe ettiniz beni! Her gece o yaratığın gözlerini rüyamda görürken 'sadece bir kâbustu' deyip sarıldınız ama o kan kokusunu, o haykırışları ben zihnimin içinden silemedim!"
Aysel sanki göğsüne kurşun yemiş gibi sarsıldı. Kızının yüzündeki o ayların birikmiş yalnızlığını, o çaresiz korkusunu gördükçe kalbinin parçalandığını hissetti. Eli istemsizce ağzına gitti, dökülen gözyaşlarını tutamadı.
"Melisa... Güzel kızım..." dedi Aysel, sesi hıçkırıklarının arasında boğularak. "Biz... Biz sadece seni o karanlığın içine çekilmekten korumaya çalıştık. O yaşta o yükü kaldıramazsın, o korkuyla yaşayamazsın sandık..."
"Ama o korkuyla yaşadım anne!" diye böldü Melisa, sesindeki o derin kırgınlıkla. "Beni korumadınız, beni o korkunun ortasında tamamen yalnız bıraktınız. Dışarıda canavarlar varken, ben kendi evimde, kendi ailemin yanında delirdiğimi sanarak tek başıma mücadele ettim. En azından Teyzem bana gerçeği söyledi. Bize yalan söylemedi."
Zeynep sessizce Melisa’nın arkasında duruyordu. Aysel’e bakışlarında bir zafer edası yoktu; aksine, bu ailenin yıllardır üzerine inşa ettiği o sahte huzur kalesinin yıkılışını izlemenin hüznü vardı.
Styles ise kenarda, elini ensesine atmış bakışlarını yere indirmişti. İlk defa çenesini tamamen kapatmış, Melisa’nın yıllardır içinde taşıdığı bu ağır yükün patlama anına saygıyla tanıklık ediyordu.
Aysel yavaşça Melisa’ya doğru bir adım attı. Titreyen elini kızının yüzüne doğru uzattı ama Melisa’nın geri çekilip çekilmeyeceğinden korkarak duraksadı.
"Özür dilerim Melisa..." dedi Aysel, sesi tamamen kısılarak. "Sana yalan söylediğimiz için, seni o yalnızlığa mahkûm ettiğimiz için çok özür dilerim..."
Styles arkada, adeta nefes bile almayı unutmuş şekilde bu sahneyi izliyordu. Aysel’in bakışları kızının ellerindeki o kararlı tutuşa, gözlerindeki o avcı ışığına kaydı. Yıllardır korktuğu o kehanet, tam da kendi evinin koridorunda gerçek olmuştu.
