7. bölüm · KANLI İNTİKAM

6. Bölüm

Elif Karakurt

Ertesi gün okula geldiğinde her şey yolunda görünüyordu. Koridorlar her zamanki gibi kalabalık ve gürültülüydü. Cem'in iftirası ve Aslı'nın alaycı tavırları, sanki hiç yaşanmamış gibiydi.
Ancak, Melisa'nın ilk işi, can dostu Ali'yi arayan gözleri oldu. Ali'nin sırası boştu.
Melisa, hemen arkadaşı Selin'e gidip Ali'yi sordu. Selin'den öğrendiği haberle yüzü düştü ve üzülmüştü.
Arkadaşı Ali, bir haftalık izne çıkmıştı.Ders boyunca Melisa konulara katılamadı. Öğretmenin sesi, sınıfın gürültüsü, hepsi uzaktan gelen boğuk sesler gibiydi.
Aklı ve kalbi hep Derek'teydi.
"Derek"... O gizemli genç adamın adı, Melisa'nın zihninde bir anda belirdi.Melisa, ders kitabının kenarına, farkında olmadan o anıyı temsil eden küçük, hızlı bir eskiz çizdi: bandajlı bir el ve gözleri derin bir adamın silüeti.
Ali'nin yokluğunun yarattığı boşluğu, Derek'in gizemli çekimi dolduruyordu. Ders bitti ve teneffüs zili çaldı. Melisa, koridorların ve kantinin gürültüsünden, insanların meraklı bakışlarından ve Cem'in tehditlerinden uzak durup sınıfta kalmayı tercih etti. Kalabalıktan uzak, sakin bir köşe arıyordu.
Herkes dışarıdaydı. Sınıf tamamen boşalmıştı. O da sessizce, elinde okumadığı ama açık duran bir kitapla pencereden uzaklara dalmıştı.kapının tıklamasıyla kendine geldi.
Başını çevirdi. Kapının aralığında, Arthur ona bakıyordu. Arthur'un yüzünde, sınıfa girip giremeyeceğine dair izin ister gibi bir hali vardı.Arthur, çekingen bir sesle sordu: "Gelebilir miyim?"
Melisa, normalde kimseyle konuşmak istemezdi ama Arthur'un kibar tavrı karşısında kendini daha rahat hissetti. Yüzüne hafif bir gülümseme yerleştirdi.
"Tabi, buyurun hocam," dedi, hafifçe alaycı bir tonla. Bu, Arthur'un sınıfta sürekli disiplinli tavrına bir göndermeydi.
Arthur, Melisa'nın bu cevabıyla rahatlamış göründü ve sınıfa girdi. Melisa'nın masasına doğru yürüdü.Arthur, bakışlarıyla dışarıyı işaret etti. "Herkes dışarıda..."gülümsedi. "Burası daha sakin," dedi. Melisa, Arthur, Melisa'nın sandalyesinin karşısındaki boş sıraya oturdu bakışları Melisa'nın elindeki kitaba kaydı. Kitap, Melisa'nın pencereden dışarı bakarken elinde tuttuğu, açılmış ama okunmayan kitaptı. Arthur, kitaba dikkatle baktı.
Elindeki kitap kalın bir romandı. Kitabın adı ve kapağı, Arthur'un ilgisini çekmişti.Arthur, Melisa'nın gerginliğini biraz olsun azaltmak ister gibi, hafifçe gülümsedi.
"Efsanelere inanır mısın?" diye sordu ArthurMelisa, kitabın kapağını parmağıyla okşadı. Kendi hayatının da şu anda bir efsane kadar gerçek dışı olduğunu düşünüyordu. Evlatlık sırrı, kâbusları... Hepsi gerçeküstüydü.
"Sanırım artık inanıyorum," dedi Melisa, sesi yorgun ama kararlıydı. "Bazı efsaneler, gizlenmiş gerçekler gibidir."
Arthur'un yüzündeki gülümseme kayboldu. Melisa'nın sözlerindeki derinliği ve acıyı anlamış gibiydi. Tam bu esnada zil çaldı. Teneffüs bitmiş, ders saati başlamıştı. Arthur, konuşmalarının yarıda kesilmesine üzülerek zili işaret etti.
"Ders zamanı," dedi, yüzündeki gergin ifadeyle.
Hızla Melisa'ya veda etmeye ve sınıftan çıkmaya yeltendi. Tam kapıya yaklaşmıştı ki, aniden geri döndü. Gözleri Melisa'nınkine kenetlendi; sesi alçak ve anlamlıydı.
"Eğer efsaneler gerçekse, bu gece dolunay var..."
Arthur, Melisa'nın aklında binlerce soru işareti bırakarak, son uyarısını yaptı:
"...ve dikkatli olmakta fayda var."
Arthur, bu sözleri söyledikten sonra, Melisa'nın tepkisini beklemeden sınıftan hızla çıktı.Tam bu sırada, sınıfa arkadaşları girmeye başladı. Melisa, hızla kendine geldi.
Hemen elindeki kitabı kaldırdı ve masasının üzerine koydu.Melisa, ders için hazırlanırken, masanın üzerindeki kitaba baktı.Bu, çok severek okuduğu bir kitaptı. Efsanelerle ilgili bu kalın roman, normalde onun kaçış noktasıydı. Ancak bu gün, hangi sayfayı açtığını bile hatırlamıyordu. Kitap, sadece dış dünyaya karşı taktığı bir maske olmuştu.Melisa, parmaklarıyla kitabın cildini okşadı. Son derste öğretmenleri gelmemişti ve sınıf boştu. Herkes kendi halinde takılıyordu; kimisi sohbet ediyor, kimisi telefonuna bakıyordu.
Melisa, sınıftan lavaboya gitmek için çıktı.Lavabodan geri gelirken, boş bir sınıftan sesler duydu. Melisa'nın adımları yavaşladı. Okulda boş sınıflar, genellikle Cem'in zorbalık için kullandığı yerlerdi.
Kapının aralığından baktığında gördüğü manzara karşısında Melisa'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.
Cem ve yandaşlarının, yeni gelen çocuğu sıkıştırdıklarını gördü.
Cem'in yüzündeki zalim ifade, Melisa'nın cuma günkü iftira anını tekrar yaşamasına neden oldu. Yeni çocuk, duvara yapışmış, gözleri korku doluydu.Melisa, tereddüt etmeden sınıfa daldı.
Kapının aniden açılması ile herkesin gözü ona çevrildi. Cem, yandaşları ve duvara sıkışan yeni çocuk—hepsi Melisa'ya şaşkınlıkla baktı.Melisa, Cem'in tam karşısında durdu. Gözlerinde ne korku ne de tereddüt vardı; sadece soğuk bir kararlılık parlıyordu. Onlara baktı.
"Siz ne halt ediyorsunuz burada?" diye sordu, sesi net ve sertti. Ardından emretti: "Rahat bırakın çocuğu!"
Cem'in yüzündeki şaşkınlık, hızla alaycı bir öfkeye dönüştü. Arkadaşları da Melisa'nın bu beklenmedik müdahalesi karşısında gerilmişti.Cem, Melisa'ya doğru bir adım attı
,Ne işin var senin burada?" diye sordu, sesi tehditkârdı.
Melisa, geri adım atmadı. Gözlerini Cem'den ayırmadan, asıl soruyu sordu:
"Asıl sizin ne işiniz var burada? Üstelik niye hırpalıyorsunuz onu?"
Melisa, duvara sıkışmış olan yeni çocuğa kısaca baktı. Çocuğun yüzü korkudan bembeyazdı.Cem alaycı bir şekilde gülümsedi. "Bu seni ilgilendirmez, Melisa. Küçük bir işimiz var, onu hallediyoruz."
Cem, ardından duvara sıkışmış olan yeni çocuğa pis pis bakıp güldü. Bu hareket, Melisa'yı daha da öfkelendirdi. Cem'in bu "küçük işi"nin ne kadar acımasız ve keyfi olduğunu biliyordu.Melisa, Cem'e yaklaştı, sesi alaycı ve iğneleyiciydi:
"Sapıklığı, iftiracılığı bıraktın..." Melisa, bir an durdu ve Cem'in yüzündeki öfkenin yükseldiğini gördü. "...bir de mafya mı kesildin başımıza?"Cem, elindeki kanı sildi. Yeni çocuğun burnunu kanatmıştı. Elindekini silip Melisa'ya döndü.
Melisa, çocuğa baktı ve hiç tereddüt etmeden onları geçip yanına gitmeye çalışınca, Cem hızla kolundan yakaladı.
Cem'in parmakları, Melisa'nın kolunu sertçe sıktı. Melisa, Cem'in gücü ve öfkesi karşısında acı içinde irkildi.
Cem, Melisa'nın kulağına doğru eğildi, sesi şimdi kontrol altına alınmış, soğuk ve tehlikeliydi.Cem ona, "Sana karışma dedim, benim işime burnunu sokma," dedi. Gözlerinde saf öfke parlıyordu.Melisa, Cem'i var gücüyle itti.
"Çek şu pis ellerini!" diye bağırdı.
Melisa, Cem'in şaşkınlık anından faydalandı ve hırsla Cem'e okkalı bir tokat attı. Tokatın sesi, boş sınıfta yankılandı.
Cem'in yüzü yana döndü. Yandaşları şok içinde donup kalmıştı. Cem'in yüzündeki şaşkınlık anında yerini yakıcı bir öfkeye bıraktı. Cem, hayatında böyle bir aşağılanmaya maruz kalmamıştı.
Melisa, elinin acıdığını bile hissetmiyordu. Gözlerinde alev vardı.Melisa, elinin acıdığını umursamadan, Cem'e yaklaştı. Sesi alçak ama tehditkârdı:
"Bir daha bana dokunursan seni buna pişman ederim, demiştim!"
Bu sözler, Cem'in üzerindeki şoku biraz daha uzattı. Melisa, bu anı mükemmel bir şekilde kullandı.
Hızla, duvara sıkışmış olan yeni çocuğun yanına gitti. Aralarından çocuğu çekip aldı ve Cem'in yandaşlarının şaşkınlığı geçmeden dışarı çıktı.
Cem, tokadın ve Melisa'nın cesaretinin şokuyla kalmış, Melisa'nın arkasından öfkeyle bakakalmıştı. Yandaşları da ne yapacaklarını bilemiyorlardı.Melisa ise, çocuğu kolundan tutmuş, koridorlarda hızla ilerliyordu. Amacı, Cem'in onlara yetişemeyeceği en güvenli yer olan okul bahçesiydi.
Melisa da arkadaşını (yeni çocuğu) alıp bahçeye çıktı.
Bahçenin kalabalığına karıştılar. Melisa, derin bir nefes aldı ve kurtardığı çocuğa baktı. Çocuğun burnu kanıyordu ve hala şoktaydı. Melisa'nın eli ise Cem'e attığı tokattan dolayı sızlıyordu.Melisa, çocuğa bir bankta oturması için işaret etti. Ardından burnuna cebindeki peçeteyi verdi.
"İyi misin? Revire gidelim mi?" diye sordu, sesi endişeliydi.
Çocuk, peçeteyi burnuna bastırırken titrek bir sesle teşekkür etti.
"Ama gerek yok. Çıkışta hastaneye giderim. Sana çok teşekkür ederim, beni kurtardın. Manyak bu!" dedi çocuk, hala Cem'in zorbalığının şokundaydı.
Melisa, hafifçe gülümsedi. "Önemli değil. Kimseye zorbalık yapmaya hakkı yok."Bu esnada yanlarına stayls geldi. Stayls,arkadasina korkuyla bakti endişeyle onlara yaklaşmıştı.
Stayls, arkadaşını bu halde görünce endişelendi. Çocuğun burnu kanıyordu.
Ancak, çocuk, Cem'in kendisini hedef aldığını gizlemek istercesine ya da stayls endişelendirmemek için, iyi olduğunu ve ayağı takılıp düştüğünü söyledi.
Melisa, çocuğun yalan söylediğini anladı. Cem'in zorbalığının korkusu o kadar büyüktü ki, çocuk gerçeği söylemekten çekiniyordu.stayls, arkadaşının iyi olduğunu duyunca rahatladı ve Melisa'ya teşekkür etti. Melisa, çocuğu stayls emanet ettikten sonra hızla sınıfa geri döndü. Zaten son dersti ve okulun boşalması an meselesiydi.
Sırt çantasını açtı ve kitaplarını hızlıca içine yerleştirmeye başladı. Cem'e attığı tokattan dolayı eli hala acıyordu. Bu acı, hem Cem'e karşı gösterdiği cesaretin bir kanıtıydı.Melisa, okul çıkışı her zaman gittiği, ama bu ara fırsat bulamadığı kütüphaneye girmeye karar verdi.
Kütüphane, onun için bir sığınaktı. Orada sessizce kitap okuyor, ders çalışıyor ve dinleniyordu. Burası, babasının gücünün ve okulun zorbalığının erişemediği tek yerdi.Melisa, okuldan sonraki o tanıdık, hafifletici rahatlığı omuzlarında hissetti. Evin boğucu tartışmalarına karşı tek sığınağına doğru yürürken, adımları neredeyse kendiliğinden hızlanıyordu. Okuldan yaklaşık bir kilometre uzakta, etrafı sık ağaçlarla çevrili, iki katlı, eski bir yapıydı kütüphane. Burayı, iki yıl önce bir arkadaşının tavsiyesiyle keşfetmişti ve o günden beri dünyası olmuştu.
Melisa, kapının önündeki taş basamaklara ulaştığında hafifçe duraksadı. Kütüphane normalde, akşamüstü saatlerinde öğrencilerin ve yaşlıların sessiz bir uğultusuyla dolup taşardı. Ama bu akşam, çevredeki ağaçların gölgeleri gibi, binanın kendisi de anormal derecede sessizdi.
Kalabalık bir yerin birdenbire boşalması, Melisa'nın içini tuhaf bir gerginlikle doldurdu. Yine de, kapının ağır, oyma ahşabına elini koydu. Yavaşça itti.Kapı, neredeyse bir fısıltı gibi gıcırdayarak aralandı. Kitap kokusu, eski kağıtların, tozlu ciltlerin ve cilalı ahşabın o eşsiz harmanı, ciğerlerini doldurdu. Melisa derin bir nefes aldı; bu koku onun için huzur demekti. Ancak bu kez, bu kokunun hemen altında, nemli toprak ve vahşi, ıslak kürk karışımı tuhaf bir yabancılık vardı.
Melisa kaşlarını çatarak etrafına bakındı. Zemin kat masaları bomboştu. Tam o anda, merdivenlerin hemen yanındaki yüksek rafların arasından hafif, ritmik ayak sesleri geldi.
Ardından 50’li yaşlarının başında, tombul Berfin Teyze belirdi. Gözlükleri burnunun ucuna kaymıştı, kulağının arkasına bir kalem iliştirmişti ve kollarında kitaplarla dolu bir kutu taşıyordu.
Berfin Teyze, gözlüklerinin üzerinden Melisa'ya baktı. Yüzü anında gülücüklere boğuldu.
"Oo, kitap kurdu, hoş geldin!"
Melisa kadını görünce içtenlikle güldü. "Hoş buldum Berfin Teyze, nasılsın?"
Berfin elindeki kutuyu yere bıraktı ve Melisa'ya doğru yaklaştı. Yüzündeki gülümseme biraz mahcup bir ifade aldı.. "İyiyim de, bugün kapalıyız kızım," dedi ve etrafındaki toplanmış kutuları gösterdi.Melisa'nın yüzü düşmüştü. "Aaa, . Özür dilerim, hemen gidiyorum o zaman."
Berfin dostça elini salladı. "Yok canım, hemen gitmek yok. Bu kitaplar yeni geldi, onları yerleştiriyorum. Ama sen üst kata çıkıp takılabilirsin. Kapatırken sana haber veririm."
"Yaa, çok teşekkür ederim , sağ olasın!" dedi Melisa, yüzü tekrar aydınlanmıştı. Bu, tam da ihtiyacı olan şeydi.Melisa, Berfin'e minnet dolu bir teşekkür ettikten sonra bir hevesle merdivenlere yöneldi. Üst kata çıktı ve fantastik edebiyat raflarıyla çevrili, her zamanki koltuğuna yerleşti. Kalın, ciltli bir kitap aldı. Bambaşka alemlere daldı .
Koltuğa gömülmüş, okuduğu metnin içine öylesine dalmıştı ki, saatlerin nasıl geçtiğini anlamadı. Dışarısı çoktan kararmış, loş ışıklar kitabın sayfalarını zor aydınlatır olmuştu. Melisa, kitabındaki kahramanın tehlikeli bir ormanda yaptığı yolculuğu heyecanla takip ederken, zihnindeki hayali canavarlar dışındaki tüm gerçekliği unutmuştu.
Ta ki... alt kattan gelen anı bir gürültüyle daldığı kitaptan başını kaldırana kadar.
Ani gürültü, düşen bir şeye benziyordu—belki Berfinin yerleştirdiği kutulardan biri devrilmişti. Melisa, kalbi hızla çarparak bir an dinledi. Ses gelmeyince, "Kitap düştü herhalde," diye düşündü ve gözlerini yeniden sayfaya çevirdi.
Tam kitaba tekrar başlayacakken, bu kez çok daha belirgin, ikinci bir gürültü geldi. Bu, düşme sesi değil, hızlı, kontrolsüz bir hareketin sesiydi. Sanki devasa bir şey, ağır bir masayı itmiş ya da bir rafı sarsmıştı.
Korku, Melisa'nın beyninde şimşek gibi çaktı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Kitap, kucağından kayarak koltuğun yanına düştü.
Korkuyla kapıya baktı.Kitabın kucağından kayarak düşmesinin gürültüsü bile, asagidan gelen sesi bastırmadı. Kilitlenmiş durumdaydı; kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi atıyordu.
Korkuyla kapıya yaklaştı. Kulaklarını zorladı, dinledi.
Ses, soluk yoktu. Sadece kendi panik dolu nefes alış verişi duyuluyordu. Bu ani sessizlik, az önceki vahşetten daha korkutucuydu. Saldırgan gitmiş miydi? Ya da daha kötüsü, onu mu bekliyordu? Ya da sadece gereksiz bir korkumuydu?
Melisa, elini kapının soğuk koluna uzattı. Yavaşça, neredeyse saniyeler sürercesine, kapıyı araladı. Boşluğa baktı. Üst kattaki loş ışıklar, merdiven boşluğunun etrafına ürkütücü gölgeler yayıyordu.
Korku ve dikkatle merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Ayaklarını kenarlara, gıcırtı yapmayacak yerlere basmaya çalışıyordu. Fakat kütüphanenin tarihi, eski ahşap merdivenleri, onun bu çabasını hiçe sayıyordu.,attığı her adımda merdivenler rahatsız edici bir gıcırtı yapıyordu. Her gıcırtı, bıçağın gerilimi kesmesi gibi, sessizliği parçalıyor ve Melisa'nın tam olarak nerede olduğunu ilan ediyordu.Etrafına baktı. Zemin kat, loş ve korkunç bir şekilde sessizdi. Rafların arasında, Berfin Teyze'nin az önce kitap yerleştirdiği yere baktı. Berfin Teyze ortalıkta yoktu. Sadece yerdeki devrilmiş bir kutu ve birkaç dağınık kitap, az önceki dehşetin tek kanıtıydı.
"Berfin Teyze?" diye fısıldadı Melisa, sesi kuru ve titrek çıkıyordu.
Tam o sırada, kütüphanenin arka tarafındaki odalardan birinden boğuk bir ses geldi. Bir şeyin ağır bir şekilde yer değiştirmesi, bir hırıltı ya da hafif bir inleme gibiydi.
Korkuyla, ya da daha doğrusu dehşet dolu bir merakla, odaya doğru yavaşça gitti. Adımları mermer zeminde neredeyse hiç ses çıkarmıyordu. Kapı, yarı aralıktı.
Melisa, titreyen eliyle kapıyı daha fazla itti.
Gördüğü şey karşısında şok oldu.
Odanın ortasında, yerde kanlar içinde Berfin Teyze yatıyordu. Gözleri açık, yüzü donuk bir ifadeyle tavanı izliyordu. Ama Melisa'yı gerçekten dehşete düşüren şey, Berfin Teyze'nin boynundaki ve göğsündeki yaralardı. Bunlar, bir dağ aslanınınkine benzeyen geniş yırtıklar değildi; daha ziyade, bıçakla yapılmış gibi keskin ve derin, ancak grotesk bir şekilde kalın bir pençenin işiydi. Melisa'nın midesi kalktı. Ofisin ortasında, yerde kanlar içinde yatan Berfin Teyze'yi görmesiyle dehşetle donmuştu.
Tam o anda, ofisin karanlık tarafından koyu, kıllı bir gölge belirdi. O şeyin, Berfin Teyze'nin cesedinin hemen yanında durduğunu ve şimdi ona döndüğünü gördü. Gölgeler içinde bile, yaratığın boyutları ve o kırmızı, alevli, akıllı gözler Melisa'nın dehşetini katladı.
Melisa'nın boğazından bir çığlık kaçtı. Geri dönüp kaçmak için düşünmedi bile. Korkuyla geri adımlarla hızla merdivenlere koştu. Arkasından, ofis kapısının çarparak açılma ve hızlı, ağır adımların mermer zemine vurma sesini duydu.
Merdivenleri, gıcırtıları umursamadan, neredeyse tırmanarak çıktı. Her bir basamak, kalbine inen bir çekiç darbesi gibiydi. Üst kata ulaştığında, kan ter içindeydi.
Hemen, az önce kitap okuduğu fantastik edebiyat bölümüne ait kapıya doğru sendeledi. Kendini içeri attı ve arkasından kapıyı hızla çarptı.
Neyse ki, burası kütüphanenin eski bir bölümüydü ve kapısı hala çalışan eski tip bir sürgüyle kilitlenebiliyordu. Titreyen elleriyle, sürgüyü deliğine soktu ve kapıyı kilitledi.
Kapının diğer tarafında, merdiven boşluğunun başında, boğuk bir kükreme yankılandı. Ardından, kükremeyi takip eden hızlı ve ritmik vuruşlar geldi. O şey, kapıyı bulmuştu.
Melisa, kapının arkasına yaslandı, nefes nefese kalmıştı. Ahşap kapı, dışarıdan gelen güçlü bir darbeyle sarsıldı. Yaratık, içeride ne olduğunu biliyordu.
"Yardım edin... lütfen..." diye fısıldadı Melisa, sesi zar zor duyuluyordu. .
Kapıya yeni bir darbe indi, bu kez daha güçlüydü. Kapının çerçevesi hafifçe çatladı. Melisa, o şeyin pençelerinin kapıyı parçalayıp içeriye girmesinin an meselesi olduğunu biliyordu.Melisa, kapıyı kilitler kitlemez, hemen arkasındaki eski, ağır koltuğu öne doğru itti. Koltuk, hızla parçalanmakta olan kapının önünde zayıf bir engel oluşturdu. Geri çekildi.
Merdiven boşluğunun oradan gelen güçlü bir kükreme ve ardından kapıya inen yeni bir darbe, Melisa'nın beynindeki son mantık kırıntılarını harekete geçirdi.
Hızla, masanın üzerindeki çantasına uzandı ve telefonunu aldı. Ekranın ışığı, titreyen elleri arasında bir can simidi gibi parlıyordu. Vahşi yaratık kapıyı parçalamak üzereydi; ahşapta derin çatlak sesleri geliyordu.
Melisa, tuşlara basmaya çalışırken nefesi kesiliyordu. Titreyerek teyzesini aradı.
Telefon çalmaya başladı. O anda, kapının üzerindeki küçük cam havalandırma deliği, dışarıdan gelen bir darbeyle paramparça oldu. Cam kırıkları gürültüyle yere saçılırken, koyu, kıllı bir pençe o aralıktan içeri uzandı. Pençe, kapı kolunu yakalamaya çalışıyordu.
Telefonun diğer ucundan teyzesinin uykulu sesi geldi: "Melisa? Bu saatte ne oldu canım?"
Melisa'nın sesi boğazında bir hıçkırık olarak kaldı. "Teyze... kütüphane... O..."
Konuşacak vakti kalmadı. Pençe kapı kolunu içeri doğru kilitliyordu. , kapıya anı sert bir vurma sesi geldi. Darbe o kadar güçlüydü ki, kapı üzerindeki cam paramparça olurken, Melisa'nın elindeki telefon kayıp yere düştü ve çatlayarak karardı. Son umudu da kırılmıştı.
Melisa, dehşetle koltuğu ittiği yerden uzaklaştı ve gözleri odanın köşesindeki dolap ile duvar arasındaki dar aralığa takıldı. Hızla oraya sığındı, kendisini mümkün olduğunca küçültmeye çalıştı.
Kapı, menteşelerinden tamamen sökülmek üzereydi. Yaratık, içeride ne olduğunu biliyordu ve içeri girmekte kararlıydı.
Ancak tam bu anda, dışarıdan, merdiven boşluğundan gelen vahşi sesler bir anda kesildi.
Melisa, nefesini tuttu. Ne olmuştu? Gitmiş miydi? Bu sessizlik, bir anda içeri dalacak bir canavardan daha kötüydü.
Bu sessizlik, bir saniyenin ardından anı bir gürültüyle parçalandı. Sanki devasa, ağır bir şey, merdivenlerin en üst basamağından kendini bırakmış gibiydi. Ardından, küt küt vuran sesler eşliğinde bir şeyin merdivenlerden aşağıya, zemin kata doğru kontrolsüzce yuvarlandığını duydu. Yuvarlanma, zemin katta ağır bir çarpma sesiyle son buldu.
Bu çarpmanın hemen ardından, kütüphanenin yüksek tavanlarında yankılanan kısık, vahşi bir kükreme duyuldu. Bu, acı ve öfke karışımı bir kükremeydi; Melisa'nın daha önce duyduğu hiçbir hayvana ait olamazdı.Kapana kısıldığı daracık yerde, Melisa'nın bilinci, son bir çığlığın ardından yavaşça kararmaya başladı.