44. bölüm · KANLI İNTİKAM

42 Bölüm

Elif Karakurt

Yüzündeki o sert ifadeyi yavaşça yumuşattı. Annesine doğru bir adım atıp, sanki her şeyi geride bırakmış ve onu tamamen affetmiş izlenimi vererek kollarını Aysel’in boynuna doladı.
"Tamam anne..." dedi Melisa, sesini olabildiğince yumuşak ve kabullenmiş bir tona çekerek. "Geçti... Biliyorum, beni korumak için yaptınız. Sadece... Benden bir şeyler saklanmasından yorulmuştum."
Aysel, kızının bu beklenmedik sarılışı karşısında bir an duraksadı; ardından büyük bir rahatlama hissiyle Melisa’ya sımsıkı sarıldı. Kızının kokusunu içine çekerken gözyaşları Melisa’nın omuzuna dökülüyordu.
"Seni çok seviyorum diye fısıldadı Aysel, sesindeki o derin suçluluk duygusuyla. "
Melisa, annesinin sırtına dokunurken başının üzerinden Zeynep’e kısa bir bakış fırlattı. Zeynep, hafifçe başını sallayarak doğru hamleyi yaptığını onayladı.
Styles ise kenarda durmuş, derin bir "ooh" çekerek göğsündeki o ağır baskıyı dışarı attı.Harika..." dedi Styles, sessizliği yavaşça bozarak ama bu kez sesindeki ton oldukça sakindi. "Melisa, izninizle ben artık ufaktan kaçayım?
."Sen..." dedi Aysel, sesindeki o korku ve şaşkınlık birbirine karışarak. "Sen de mi... Sen de mi her şeyi öğrendin Styles?"
Styles, Aysel’in üzerine dikilen o sorgulayıcı bakışlar altında bir an ne yapacağını bilemedi. . birkaç adım geri çekildi.
"Ş-şey..." dedi Styles, her zamanki akıcı konuşması birden tekleyerek. "Yani 'öğrendim' derken, şey gibi... Hani zaten dağ aslanı olmadığını hepimiz biliyorduk aslında!
"Styles!" diye uyardı Melisa, araya girerek.
Aysel sanki başına ikinci bir büyük darbe almış gibi elini başına götürdü. Nefes almakta zorlanıyormuş gibi duvara tutundu.
"Zeynep... Tanrı aşkına sen ne yaptın?" dedi Aysel, sesi feryat ile isyan arasında gidip gelerek. Bakışları Zeynep’le Styles arasında mekik dokuyordu. "Sadece kızımı değil, o çocuğu da mı bu cehennemin ortasına attın?! Kahraman bunu duyarsa...
Styles derin bir nefes alıp omuzlarını dikleştirdi, bu kez sesindeki o çocuksu şaşkınlığı bir kenara bırakıp ciddi bir tona büründü:
"Aysel Hanım, sakin olun lütfen. Beni oraya Zeynep Teyze zorla sokmadı," dedi Styles, Melisa’nın yanında durarak. "Zaten bu kasabada bir şeyler dönüyorken benim dışarıda kalmam imkansızdı."... bir süredir araştırıyordum," diye devam etti Styles, sesini daha da alçaltıp ciddileşerek. "Bazı şeylerin ters gittiğini, kasabada normal olmayan şeylerin döndüğünü zaten biliyordum Aysel Hanım. Her garip olayda, her kaza raporunda bir saçmalık vardı. Yani Zeynep bana sırları gümüş tepside sunmadı; ben zaten o izleri sürüp kapısına dayandım. Melisa'yı ve kendimi bu belanın içinde yalnız bırakamazdım."
Aysel, Styles’ın bu olgun ve kararlı duruşu karşısında söyleyecek söz bulamadı.Aysel gözyaşlarını elinin tersiyle sildi, Styles’a doğru derin bir bakış fırlattı. İçindeki korku hâlâ taptazeydi ama pes etmekten başka çaresi kalmadığını anladı.
"Eğer tek bir hata yaparsanız..." dedi Aysel, sesi titreyerek Styles ve Melisa’ya bakarak. "...eğer Kahraman’ın ya da o yaratıkların radarına takılacak en ufak bir adım atarsanız, ikinizi de bu kasabadan uzağa gönderirim. Anladınız mı beni? Sözünüzün arkasında duracaksınız."
"Anladık anne," dedi Melisa kararlılıkla.
Styles da başıyla onaylayıp
"Söz Aysel Hanım. Duvar kadar sessiz, gölge kadar belirsiz olacağız."Melisa annesine son bir kez sarılıp arkasını döndü. "Hadi seni evine bırakalım," diyerek Styles’a işaret etti. İkisi hızlı adımlarla evden çıkıp kapının önünde park halinde duran arabaya bindiler.
Güneş batmak üzere arabayı hafifçe aydınlatırken, Melisa kontağı çevirdi. Motorun tanıdık gurultusu akşamın sessizliğini bölerken ikisi de derin bir nefes alıp koltuklarına yaslandılar.
Styles dikiz aynasından arkada kalan eve baktı, ardından emniyet kemerini takıp Melisa’ya döndü.
"Vay be..." dedi Styles, elini göğsüne koyarak. "Bir an Aysel Teyze'nin beni o bodrum katındaki gümüş oklardan biriyle avlayacağını sandım. Hayatımda geçirdiğim en uzun beş dakikaydı Melisa."
Melisa direksiyonu sıkıca kavrayıp arabayı yavaşça sokağa doğru sürdü. "Yine iyi atlattık Styles. Annem babama söyleseydi bu kasabadan ikimizi de ilk uçakla gönderirdi. Ama bu sadece başlangıç... Artık hem annemin gözü üzerimizde olacak hem de babamın devriyeleri dışarıda."
"Merak etme," dedi Styles, pencereden dışarı, karanlık ağaçların gölgelerine bakarak. "En azından artık arkamızdan ne çevrildiğini biliyoruz. Peki şimdi ne yapıyoruz? Arthur ve Derek’e annenin her şeyi öğrendiğini söyleyecek miyiz?
"Hiçbir konuda dert etme, olur mu?" dedi Styles, sesi sakinleştirici bir güvenle doluydu. "Senin yanındayız. Selin, Ali, ben... Hepimiz. Yalnız değilsin Melisa."
Melisa dikiz aynasından arkalarına bakarken hafifçe yutkundu. "Styles, onların da bu riske girmesini istemiyorum. Alfa... Her şey çok tehlikeli bir hal aldı."Styles, onların da bu riske girmesini istemiyorum... Her şey çok tehlikeli bir hal aldı," dedi Melisa, sesinde derin bir endişeyle.
Styles arkasına yaslanıp rahat bir tavırla elini salladı. "Ama neyi merak ediyorsun ki? Ali kendini koruyabilir Melisa, adamın arkasını kollamak için senin endişelenmene gerek yok."Ali de bir Avcı ve en az Zeynep Teyze kadar ne yaptığını biliyor. O yüzden Ali de, ben de neyin içinde olduğumuzun farkındayız. Korkmana gerek yok."Melisa bir an duraksadı, şaşkın gözlerle Styles’a baktı.
"Ne dedin sen?!" dedi Melisa, arabayı yolun kenarına doğru yanaştırıp gaza basmayı bırakarak. "Ali de mi Avcı? Styles sen ne saçmalıyorsun?"
Styles yaptığı çam devirmenin ağırlığıyla koltuğunda büzüldü. Ağzını eliyle kapatmak istedi ama iş işten geçmişti. Bodrum katında Zeynep’in Avcılar dosyasını karıştırırken Ali’nin adını o listelerin arasında gördüğünü Melisa’ya pat diye söyleyivermişti. Melisa’nın bundan zerre kadar haberinin olmadığını ancak şimdi anlıyordu.
"Şey... Melisa, ben..." dedi Styles, kekeleyerek . "Ben senin bildiğini sanıyordum! Yani Zeynep le bodrumdayken o listede Ali'nin adını gördüm. Tıpkı Teyzen gibi, o da bir Avcıymış bir Avcı olduğu o resmi evraklarda kabak gibi yazıyordu!"
Melisa direksiyonu sıkıca kavradı, şaşkınlıktan ve öfkeden nefesi kesilecek gibi oldu.
"Ali..." diye mırıldandı Melisa, gözlerini yoldan ayıramayarak. "Ali de mi bizden bir şeyler saklıyordu? Yanımda durup bana hiçbir şey yokmuş gibi davranırken o da mı o avcıların içindeydi?"
"Melisa, bak panik yapma," dedi Styles, ses tonunu hemen yumuşatarak Melisa’yı sakinleştirmeye çalıştı. "Adam belki de seni korumak için çaktırmıyordur.Ben dosyada adını, teçhizat numarasını ve kodunu kendi gözlerimle gördüm. Yalan söylemiyorum."
Melisa derin bir nefes alıp arabayı tekrar vitese taktı. Gözlerindeki şaşkınlık yerini derin bir sorgulamaya bırakmıştı. Kasabadaki herkesin yüzünde bir maske vardı ve en yakınındakilerin bile sırlarla dolu olduğunu öğrenmek canını yakıyordu.Melisa'nın gözleri karardı, elleri direksiyonda öyle bir sıklaştı ki eklem yerleri bembeyaz kesildi. İçinde büyüyen o aldatılmışlık hissi, az önce annesiyle yaşadığı gerilimden bile daha ağır basmaya başlamıştı.
"Korumak için mi?.." dedi Melisa, sesi fısıltı kadar kısık ama bir o kadar da tehlikeli çıkarak. "Herkes beni güya korumak için yüzüme baka baka yalan söylüyor Styles. Babam, annem, teyzem... Ve şimdi de Ali."
Styles pot kırdığının ve işleri iyice karıştırdığının farkındaydı. Gergince koltuğunda kıpırdandı, bir Melisa’ya bir de karanlık sokağa baktı.
"Melisa, bak hemen yargısız infaz yapma," dedi Styles, Melisa'nın öfkesini biraz olsun yatıştırmaya çalışarak. "Belki de kahraman ona söylenmemesi gerektiğini talimat vermiştir? Biliyorsun, bu Avcı teşkilatında herkes her şeyi bilemiyor. Ama Ali'nin adı o dosyada, . Yani adam sıradan biri değil, doğrudan bu işin göbeğinde."
Melisa gaza biraz daha bastı, araba gecenin karanlığında hızla ilerlerken dikiz aynasındaki kendi yansımasına baktı. Etrafındaki neredeyse herkes bir Avcı'ydı ya da supernatural bir sır taşıyordu; tek kandırılan, tek gerçeklerden uzak tutulan kendisiydi.
"Ali'ye hiçbir şey söylemeyeceksin Styles," dedi Melisa, sesindeki net kararlılıkla. "Ali'nin karşısına ben çıkacağım. Benden daha ne kadar şey saklayabileceklerini kendi gözlerimle göreceğim."
Stayls gergince yutkundu.
"Tamam, okey... Nasıl istersen öyle olsun," dedi Styles mecburen.
"Ama ne yaparsan yap, sakin kal Melisa. Şu an en son ihtiyacımız olan şey herkesin birbirine girmesi."
Melisa cevap vermedi. Arabayı Styles’ın evinin önüne kadar sürüp durdurdu. Styles arabadan inip kapıyı kapatmadan önce Melisa’ya endişeli bir bakış fırlattı, ardından gecenin karanlığında eve doğru ilerledi.
Melisa Styles’ı evine bıraktıktan sonra vakit kaybetmeden tekrar kendi evine döndü. Kapıdan içeri girdiğinde gürültü yapmamaya çalışarak adımlarını koridora doğru attı. Ancak salondan gelen ışığı ve babasının tanıdık öksürük sesini duyduğu an adımları bıçak gibi kesildi.
Kahraman dönmüştü.
Salonda oturmuş, yorgun argın çayını yudumlarken Aysel de onun yanında sessizce duruyordu. Annesiyle göz göze geldiklerinde Aysel hafifçe başını sallayarak "Sakin ol, baban bir şey bilmiyor" mesajı verdi. Melisa babasına çaktırmadan bir "iyi geceler" mırıldanıp odasına doğru geçti.Yatağın kenarına yavaşça ilişti, dizlerini göğsüne doğru çekip başını ellerinin arasına aldı. Göğsündeki o ağır baskı, nefes almasını bile zorlaştırıyordu. Aylardır zihnini kurcalayan, onu geceleri uykusuz bırakan o parçalar tek tek birleşiyordu ama ortaya çıkan resim canını düşündüğünden çok daha fazla yakıyordu.
Avcılar, yalanlar, gizlenen kimlikler... Ve en yakını bildiği Ali’nin bile aslında bu kanlı oyunun bir parçası olması.
Yatıp dinlenmesi, zihnini toplaması gerektiğinin farkındaydı. Yaşadığı o zihinsel fırtına ve peş peşe öğrendiği ağır gerçekler karşısında bedeni de ruhu da tamamen güçsüz düşmüştü. Ama asıl canını yakan şey aşağıdan gelen seslerdi. Babasının yorgun ayak sesleri, annesiyle fısıltılı konuşmaları...
Şu an aşağı inip babasına bakacak yüzü yoktu. Gözlerini tavana dikmiş yatarken, aşağıdan gelen o her bir ayak sesi Melisa’nın zihninde karanlık bir perdeyi aralıyordu.
. Çünkü artık o yüzü gördüğünde, karşısında sadece kendisini seven, korumaya çalışan o şefkatli ama bir o kadar otoriter baba figürünü bulamayacağını biliyordu. Kahraman’ın gözlerinin içine her baktığında, zihninde yıllar öncesine ait o korkunç görüntüler belirecekti.
Yıllar önce yaşanan o vahşeti, babasının o karanlık, kanlı ve acımasız avcı tarafını... Bir canavarı alt ederken büründüğü o gözü dönmüş vahşiliği ve etrafa saçılan o dehşeti hatırlayacaktı.
Kendi babasının bir zamanlar neler yaptığını, o ellerin ne kadar kanla kirlendiğini artık biliyordu. Çocukluğundan beri "bizi koruyor" dediği adamın, aslında arkasında nasıl dehşet verici bir iz bıraktığı gerçeği zihnine kazınmıştı bir kere.
Gözlerini sıkıca kapattı ve yorganı çenesine kadar çekti. Aşağıda çayını yudumlayan Kahraman, kızının her şeyden habersiz odasında mışıl mışıl uyuduğunu sanıyordu. Ama Melisa için artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Babasının o sakin ve yorgun sesini her duyduğunda, içindeki o küçük kız çocuğu biraz daha geri çekiliyor; yerini, babasının geçmişteki vahşetiyle yüzleşmek zorunda kalan bir avcı kızına bırakıyordu.

Sabah güneşinin soğuk ışıkları pencerelerden süzülürken Melisa çoktan hazırlanmıştı. Gece boyunca zihninde dönüp duran o karanlık düşünceler, sabahın ilk ışıklarıyla yerini buz gibi bir kararlılığa bırakmıştı. İçindeki fırtınayı yüzüne yansıtmadan odasından çıktı, babasıyla göz göze gelmemeye çalışarak evden ayrıldı ve okulun yolunu tuttu.
Bahçeye adım attığında etraftaki şakalaşan, ders notlarını konuşan öğrencilerin kalabalığı ona her zamankinden daha yabancı geldi. Herkes kendi küçük, dertsiz dünyasındaydı. Kendisi ise arkasında devasa yalanlar barındıran bir dünyanın ortasında tek başınaydı.
Koridorda ilerlerken Ali’yi gördü. Ali, dolabının önünde durmuş birkaç kitap karıştırıyordu. Her zamanki gibi sakin, kendinden emin ve korumacı görünüyordu. Melisa’nın yaklaştığını fark edince yüzüne o tanıdık, güven veren tebessümünü yerleştirdi.
"Günaydın Melisa," dedi Ali, sesindeki o rahat tavırla.Melisa duraksadı. Gözlerinin derinliğinde beliren o soğuk, mesafeli ifadeyi gizlemeye çalışarak,
"Günaydın Ali," dedi sadece. Sesi dümdüz, duygudan arınmıştı.
Tam o sırada koridordaki büyük zil, kulakları tırmalayan o yankıyla çalmaya başladı. Dersin başlamasına sadece 5 dakika kalmıştı. Koridordaki öğrenciler aceleyle sınıflarına doğru koşuştururken, Melisa Ali'nin gözlerinin içine son bir kez, içinde derin anlamlar barındıran bir bakış attı.
"Ben kütüphaneye gidiyorum," deyip başka tek bir kelime bile etmeden Ali'nin yanından ayrıldı.
Ali, onun arkasından bakakalırken içini anlamsız bir huzursuzluk kapladı. Melisa’nın o kısa, soğuk "günaydın"ının arkasındaki fırtınayı sezmişti ama ne olduğunu tam olarak çözemiyordu.
Melisa ise hızlı adımlarla kütüphaneye doğru ilerlerken derin bir nefes aldı. Zihninde Ali’nin o dosyadaki ismi ve Avcı kimliği dönüp duruyordu. Kafasını toplamaya, bu yüzleşmeyi nerede ve nasıl yapacağını planlamaya ihtiyacı vardı. Ve kütüphanenin o sessiz, ıssız koridorları şu an için sığınabileceği tek yerdi.
Ders başlayalı henüz 10 dakika olmuştu. Sınıftaki sessizliği sadece öğretmenin tahtaya yazdığı tebeşir sesleri ve monoton anlatımı bozuyordu. Ali sırasında huzursuzca kıpırdandı; aklı sabahtan beri Melisa’nın o soğuk bakışlarında ve kütüphaneye gidişindeydi.
Tam o sırada cebindeki telefon titremeye başladı.
Ali çaktırmadan elini cebine attı, ekranı hafifçe aralayıp baktığında nefesi kesilir gibi oldu. Arayan Melisa’ydı. Öğretmenin arkası tahtaya dönükken fırsat bu fırsat deyip telefonu sıranın altından kulağına yaklaştırdı ve fısıltıyla cevap verdi:
"Melisa?Karşı taraftan hiçbir ses gelmedi. Ne bir nefes alıp verme, ne de bir konuşma. Sadece derin, ürkütücü bir sessizlik...
Ali gergince kaşlarını çattı.
"Melisa, orada mısın? Sesin gelmiyor," diye tekrar fısıldadı, kalbinin ritmi hızlanmaya başlamıştı.
Sessizlik bir iki saniye daha devam etti. Ardından telefonun ahizesinden hafif bir parazit sesi ve hemen ardından arka planda kütüphanenin o tanıdık, yankılı ortamında bir metalin ahşaba vurma sesi geldi. Sanki Melisa telefonu açmış, ama konuşmak yerine Ali’nin dinlemesini istiyor gibiydi.
Ali’nin içini kaplayan o huzursuzluk bir anda paniğe dönüştü. Melisa başını bir belami gelmişti. Ali’nin içini kaplayan o huzursuzluk bir anda yerini panikten kaynaklanan bir soğuk ter damlasına bıraktı. "Başında bir dert mi var? Bir şey mi oldu?" düşüncesi zihninde şimşek gibi çaktı.
Öğretmenin anlatımını kesmesini ya da zil sesini bekleyecek vakti yoktu. Telefonu cebine fırlattığı gibi, sıradan aniden fırladı. Sınıftakilerin ve öğretmenin şaşkın bakışlarına, arkasından seslenmelerine hiç aldırış etmeden kapıyı açtı ve kendini koridora attı.
Hızlı adımları boş koridorda yankılanıyordu. Merdivenleri ikişer ikişer tırmanıp doğruca kütüphanenin bulunduğu üst kata doğru koştu. Yılların kazandırdığı Avcı refleksleri ve koruma içgüdüsü devreye girmişti; kalbi güm güm çarpıyor, elindeki tek odak noktası Melisa’nın güvende olup olmadığını görmek oluyordu.
Kütüphanenin büyük, ağır ahşap kapısının önüne geldiğinde bir an duraksadı. Derin bir nefes alıp kapıyı hızla itti ve içeri daldı.
Sessizlik... Kütüphane her zamanki gibi loş ve ıssızdı. Rafların arasında süzülen hafif toz taneleri dışında görünürde hiçbir hareket yoktu.
Ali adımlarını yavaşlattı, gözleriyle devasa kitap raflarının aralarını taramaya başladı. "Melisa?.." diye fısıldadı, sesi kütüphanenin yüksek tavanında yankılandı.
Tam o sırada, kütüphanenin en arka tarafındaki, pek az kişinin uğradığı ıssız masaların olduğu bölümden hafif bir ayak sesi geldi. Ali panikle ve tedbiri elden bırakmadan o tarafa doğru yöneldi. Rafların arasından sıyrıldığında gördüğü manzara karşısında adımları olduğu yere çakıldı.Kütüphanenin en ıssız köşesindeki masanın üzerinde Melisa’nın çantası devrilmiş, kitapları ve çalan telefonu yere saçılmıştı. Etrafta Melisa’dan tek bir iz bile yoktu.
"Melisa!" diye bağıran Ali, tam bir panik ve korkuyla ileriye doğru atıldı. Yıllardır korumakla görevli olduğu kızın başına bir şey geldiği düşüncesi zihnini kilitlemişti.
Tam masanın yanına vardığı o salisede, arkasından gelen rüzgârı ve yaklaşan o tehlikeli gölgeyi hissetti. Yılların kazandırdığı o kusursuz Avcı refleksi anında devreye girdi. Ali gözünü bile kırpmadan arkasına döndü; üzerine doğru hızla savrulan o eli havada yakaladı, bileği bükerek saldırganın dengesini bozdu ve tek bir akıcı hamleyle karşı tarafı sertçe masanın üzerine yatırıp sabitledi!
Saldırganı tamamen etkisiz hale getirmiş, diğer eliyle de hamle yapmasını engellemek için üzerine abanmıştı.
Fakat tam o an... Nefes nefese masaya bastırdığı kişinin yüzüne baktığında Ali’nin beyninde şimşekler çaktı.
Masaya sabitlediği kişi Melisa’ydı.
Melisa, sırtı masaya yapışmış, bileği Ali’nin demir gibi güçlü kavrayışında kilitlenmiş haldeydi. Ama yüzünde en ufak bir korku ya da acı ifadesi yoktu. Aksine, dudaklarının kenarında beliren o buz gibi, zafer dolu tebessümle doğrudan Ali’nin gözlerinin içine bakıyordu.
Ali neye uğradığını şaşırdı.Ali’nin göğsü, geçirdiği şok ve aldığı derin nefeslerle hızla kalkıp iniyordu. Melisa’nın üzerindeki baskısını farksız bir refleksle sürdürse de, parmakları genç kızın bileğinde tir tir titriyordu.
"Melisa..." diyebildi sadece. Sesi bir fısıltıdan farksızdı. Yutkunmaya çalıştı ama boğazı Dicle’nin kurak toprakları gibi kupkuru olmuştu.
Kütüphanenin o sessiz, kuytu köşesinde zaman tamamen durmuş gibiydi. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, Ali’nin ritmini kaybetmiş düzensiz nefesleri Melisa’nın tenine çarpıyordu. İkisinin de nefesleri birbirine karışıyor, ortamdaki o ağır gerilime yakıcı bir sıcaklık katıyordu.
"avcı olduğunu biliyorum.Şimdi söyle bakalım Ali... Yanımda durup benim koruyucu meleğim rolünü oynarken, bana başka neler söylemeyi unuttun?"
Ali şaşkınlıktan ve yakalanmışlığın verdiği o çaresizlikten ne diyeceğini bilemez bir halde kalakaldı. Bakışları, Melisa’nın o hesap soran, soğuk ama bir o kadar da ateşi andıran gözlerine kilitlenmişti.Gözleri Melisa'nın dudaklarına takılı kaldığında, Ali’nin içindeki o devasa baraj tamamen yıkıldı.Melisa ondan bir Avcı olduğunu sakladığı için hesap soruyordu; ama Ali’nin göğsüne oturan o fil ondan başka bir şey daha sakliyordu ... Melisa’dan bu hayattaki en büyük, en tehlikeli sırrını saklıyordu: Ona deli gibi âşıktı.
Yıllardır bir Avcı olarak aldığı tüm disiplin, duygu kontrolü ve soğukkanlılık eğitimi, Melisa’nın dudaklarından dökülen sıcak nefes tenine çarptığı an buhar olup uçtu. Kızı tehlikelerden korumak için bir "koruyucu melek" gibi yanında dolanırken, aslında kendi kalbinin onun ritmiyle attığını gizlemek zorunda kalmıştı. Çünkü bu dünyada bir Avcı’nın en büyük zayıflığı, korumakla yükümlü olduğu kişiye olan aşkıydı.
Melisa, Ali'nin bakışlarındaki o ani değişimi, gözlerindeki o savunmasız ve derin arzuyu fark edince bir an için duraksadı.