9. bölüm · KANLI İNTİKAM
8.Bölüm
Aslında, biri onun Melisa'ya ulaşmasını engellemiş... durdurmuş," dedi Zeynep, gözleri yerdeydi.
"Komiser de bunun garip olduğunu söyledi. Melisa'ya zarar vermemiş. Fırsatı olmamış."
Bu esnada Zeynep, göz ucuyla Melisa'yı merdivenlerin başında görünce aniden sustu. Yüzündeki ifade, az önce çok önemli bir sırrı yanlışlıkla ifşa etmenin şokuyla değişti.
Melisa, merdivenlerin tepesinde, hareket etmeden donakalmıştı. Vücudunda yara olmamasının nedeni buydu. Kütüphanede savaşan iki yaratıktan biri, onu korumuştu. Kahraman bir adım atıp ona yaklaştı ağzını açıp tam konuşacak ti ki
. Zeynep, , zoraki bir gülümsemeyle
"Günaydın canım," dedi Zeynep, sesi fazla neşeliydi. "Nasılsın?"
Zeynep hızla Melisa'nın yanına gitti, onu aşağı indirmek istercesine kolunu tuttu. Aysel Hanım da telaşla merdivenin önüne geldi, sanki Melisa'nın daha fazla duymasını engellemek ister gibi.
Kahraman Bey, olduğu yerde öylece duruyordu. Gözleri, Melisa'nın her hareketini izliyor, sessizce kontrolü geri almaya çalışıyordu.
-İyiyim teyze, merak etme," dedi, sesi mümkün olduğunca normal çıkmaya çalışarak. "Sadece biraz yorgun."
Zeynep rahatlamış gibi göründü ve Melisa'yı merdivenlerden indirmeye başladı.
"Hadi bakalım, sana güzel bir kahvaltı hazırlayalım."Merdivenin son basamağında, babası Kahraman Bey ile karşı karşıya kaldı. Kahraman Bey'in yüzündeki öfke yumuşamış, yerini sert bir endişeye ve her zamanki otoriter sorgulama ifadesine bırakmıştı. Melisa, ne diyeceğini bilmiyordu. Yalan söylemek zorundaydı ama babasının keskin bakışları altında bunu yapmak zordu.
"İyi olduğuna sevindim kızım," dedi Kahraman Bey, sesi beklenenden daha sakindi ama altında gizli bir tehdit taşıyordu.
"Ama o saatte orada ne işin vardı?"
Melisa, gözlerini kaçırdı.
"Babacım, ben daha önce de oraya gidiyordum," diye mırıldandı Melisa. "Ders çalışmak için... Sınavlar yaklaşıyor."
Kahraman Bey'in yüzü gerildi. Bu, onun kabul edebileceği tek mantıklı bahaneydi. "Bir daha gitmeyeceksin," diye kestirip attı. Melisa. Bir daha o gece olanlar hakkında kimseyle konuşmak yok.Bizim avukat gerekenleri karakola verdi . Anlaşıldı mı?"Melisa, yavaşça başını salladı. Zeynep, hızla araya girdi.
"Hadi Melisa, açsın. Sana en sevdiğin pankekleri yapalım."
Kahraman Bey, Melisa'nın arkasından mutfağa doğru yürüyüşünü izledi. Onun gözlerindeki şüpheyi ve yorgunluğu görmüştü. Melisa, artık babası tarafından gözetim altında tutulacaktı. Mutfakta kahvaltıyı zorla yedi. Babası televizyonun karşısına geçmiş, annesi ve Zeynep ise telaşla onu rahat ettirmeye çalışıyordu."Teyze," diye fısıldadı Melisa, sesi alçaktı. "Bana doğruyu söyle. Komiser tam olarak ne dedi? O şeyin aslan olmadığını biliyormuş, değil mi?"
Zeynep, bulaşık makinesindeki tabakları boşaltmayı durdurdu, yüzü bembeyazdı. "Melisa, lütfen. Başka ne olabilirdi ki tabiki dağ aslanı biliyorsun bu ara fazla saldırganlar başka bişey olduğuna dair düşünceyi unut gitsin
"Unutamam," dedi O yaratıklardan biri beni öldürüyordu neydi o, Teyze? "
Zeynep, Melisa'nın bu kadar kesin konuşması karşısında afalladı. Gözleri Kahraman Bey'in olduğu salona kaydı. Korkuyordu, ama Melisa'nın haklı olduğunu da biliyordu.
"Bak canım, baban gereken detaylarla ilgileniyor," dedi Zeynep, sesi sakin ve ikna edici olmaya çalışıyordu. "Lütfen daha fazla kendini yorma, olur mu? O dağ aslaniydi belki de büyük bir tanesidir Sen dinlenmene bak."
Zeynep'in gözlerindeki ifade, Melisa'ya bir şeyleri gizlemek zorunda kaldığını, ama aynı zamanda Melisa'nın haklı olduğunu bildiğini açıkça gösteriyordu. Bu kaçamak cevap, Melisa'nın şüphesini daha da kesinleştirdi: Ailem benden bir seyler saklıyor.
Kahvaltıdan sonra Melisa, odasına çekildi. Kapıyı kilitleyip yatağa oturdu. Telefonu kütüphanede kırılmıştı. Yapabileceği en mantıklı şey, dizüstü bilgisayarını açıp olayın hemen ardından çıkan haberleri ve sosyal medya paylaşımlarını incelemekti.
Melisa, dizüstü bilgisayarını açtı ve arama çubuğuna şunu yazdı: Kütüphane saldırısı dağ aslanı
Hemen ardından yüzlerce haber başlığı çıktı. Hepsi aynı resmi açıklamayı tekrarlıyordu:
"Tarihi Kütüphane Dağ Aslanı Saldırısına Uğradı: Bir Ölü"
"Yetkililer Sakinlik Çağrısı Yaptı: Tehlike Bertaraf Edildi"
"Kütüphaneci Berfin Ç.'nin Feci Sonu"
Ancak Melisa, haber fotoğraflarını incelerken bir şeye takıldı. Kütüphanenin parçalanmış dış kapısının uzaktan çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Paramparca olmuştu nasil bir dağ aslanı bunu yapabilirdi.
Çekilmiş resimlerin arasında kendisi de vardı . Battaniyeye sarılmış teyzesiyle yürürken çekilmişti. Yüzünde korku dehşet ölüm korkusu vardi
Bu bir hafta boyunca Melisa, yavaş yavaş normal hayatına dönüyor gibi davrandı. Okul derslerini takip etti, annesiyle mutfakta vakit geçirdi. Ancak her anı, babasının sözsüz kontrolü ve zihnindeki yaratığın kükremesi arasında geçiyordu.Sabah, Melisa alt kata indiğinde, babası Kahraman Bey koltuğunda oturmuş, günlük gazetesini okuyordu. Her zamanki gibi disiplinli ve otoriter görünüyordu. Aysel Hanım ise mutfakta, kahvaltı hazırlığıyla meşguldü.
Melisa, okula hazir kıyafetleri ve cantasini takmış şekilde sakin bir ifadeyle alt kata indi.
Kahraman Bey, onu görünce gazeteyi indirdi ve sıkıca baktı. Bu bakış, "Nereye gidiyorsun?" anlamına gelen sessiz bir sorguydu.
"Günaydın baba," dedi Melisa, sesi neşeli olmaya çalışıyordu."Babacım, artık okula gitmek zorundayım," dedi Melisa, sesine endişeli bir öğrenci tonu katmaya çalışarak. "Dün raporum bitti ve sınavlar başlıyor. Derslerden geri kalmak istemiyorum."
Kahraman Bey, gazeteyi tekrar indirdi. Kaşları çatılmıştı. "Selinler sana ders notlarını her gün getiriyorlardı."
"Evet ama benim gidip dinlemem gibi olmaz ki," diye karşı çıktı Melisa. "Bir hafta yeterince geri kaldım."sözü Kahraman Bey'in mantık duvarını aştı. Otoriter bir nefes verdi ve kafasını salladı.
"Tamam," dedi Kahraman Bey, sesi tok ve kararlıydı. "Ama seni Zeynep götürüp getirecek. Bir daha ayrı gelirsen, senle çok fena bozuşuruz, haberin olsun."
Bu, Melisa için hem bir zafer hem de bir yenilgiydi. Artık okula gidebilecekti,Melisa, durumu bozmamak için yüzüne büyük bir sevinç ifadesi yerleştirdi.
"Tamam merak etme baba!" dedi sevinçle.
Kahraman Bey, gazeteye döndü, konunun kapandığını düşünüyordu.
Tam o sırada, Zeynep mutfaktan çıktı, elinde paltosu vardı. Kahraman Bey'in kararını duymuştu.
"O zaman okula gidelim," dedi Zeynep.
Melisa ve Zeynep, montlarını alıp evden hızla çıktılar.Okula vardıklarında, Zeynep "Akşam seni aynı yerden alacağım," diye tembihledi.Melisa, okul kapısından içeri girdiğinde, hemen dikkatleri üzerine çekti. Kütüphane olayı, küçük kasabada büyük bir şok dalgası yaratmıştı ve o, bu olayın hayatta kalan tek tanığıydı.
Herkesin ona dik dik bakmasına maruz kaldı. Fısıltılar, endişeli ve meraklı gözler, Melisa'yı takip ediyordu. Melisa, derin bir nefes aldı. Babasının otoritesi gibi, bu bakışları da aldırmamaya çalışarak sırtına almalıydı.
Sınıfa gittiğinde, en azından tanıdık yüzlerin olduğu bir sığınak buldu. Sırasında her zamanki arkadaş grubu onu bekliyordu: Ali, sessiz ve mantıklı en yakın arkadaşı; Selin, notları sürekli güncel olan çalışkan arkadaşı; ve Daniel, Erasmus programıyla okula katılan, yabancı ama hemen ortama uyum sağlamış yanlarında diğer arkadaşları stayls vardı.
Arkadaşları, onu görür görmez bir telaşla yanına yaklaştılar.Ali, Selin, Daniel ve stayls hep bir ağızdan "Hoş geldin!" dediler.
Melisa'nın yüzüne gerçek bir gülümseme yayıldı. Dostlarının yanındaydı. Gördüğü dehşet, ve babasının baskısı arasında, bu sığınak ona güç verdi. Onu bir hafta boyunca yalnız bırakmamışlar, notlarını getirmişler, hep yanında ve destek olmuşlardı.
Selin, elini Melisa'nın omzuna koydu. "Çok sevindik Melisa. İyi misin gerçekten?"
"İyiyim arkadaşlar," dedi Melisa, sesi titrek de olsa samimiydi. "Sadece biraz yorgun."
Ali, "Ne zaman istersen konuşabilirsin," dedi, her zamanki gibi düşünceliydi.
Melisa arkadaşlarinin samimiyeti, üzerindeki yükün bir kısmını almıştı. Hala ayakta konuşurlarken Arthur yanlarina geldi
"Hocam,
Arthur Hoca, . "Geçmiş olsun, Melisa. Seni görmekten memnun oldum. Büyük bir şok yaşadığını duyduk."
"İyiyim, hocam. Teşekkür ederim," dedi Melisa.
Arthur Hoca gülümsedi. "Öğrencilerimizden birinin böyle bir şey yaşaması çok üzücü. Ama güçlü olmalısın." Gözlerinde, basit bir teselliden fazlası varmış gibi, derin ve anlamlı bir bakış vardı.
Melisa, bu bakışın nedenini anlayamadı ama Arthur Hoca'nın sorgulamaması onu rahatlattı. Bu esnada zil çaldı
"Şey... Sizin şimdi derse başlamanız gerekiyor, gençler ," dedi hoca.
"Elbette," dediler ve siralara geçtiler , ." Gün boyu bakışlar fisiltilar yayıldı durdu. Melisa okulun bitmesini dört gözle bekledi sıkılmıştı ve sonunda istediği oldu paydos oldu .
"Okuldan çıkarken, park yerinde duran, etrafa ait olmayan lüks bir araba dikkatini çekti. Parlak siyah bir limuzin, okulun mütevazı öğrenci araçlarının ve Zeynep'in normal arabasının arasında göze çarpıyordu.
Melisa bu arabayı daha önce görmüştü. Bir hafta önce, kütüphanede polis arabalarının arasında duran, aynı lüks ve gizemli arabaydı. Araba , Melisa'nın beynine kazınmıştı. Bu, sıradan bir polis aracı değildi.
Melisa, kaşlarını çatarak arabaya bakarken, içgüdüsel olarak okula doğru baktı. Müdürün camında birinin ona baktığını fark etti.
Uzun boylu, siyah giysili, hafifçe gümüş rengi saçları olan bir adamdı. Melisa, bu adamı daha önce hiç görmemişti. Ne öğretmen ne de okul personeli gibi görünüyordu. Adamın yüz ifadesi mesafeli ve dikkatliydi.
Adam, Melisa'nın onu gördüğünü fark edince, başını hafifçe eğerek Melisa'ya selam verdi. .O an, öğrencilerden biri ona çarptı ve Melisa dengesini kaybedip sendeldi. Hemen toparlandı, ama bu kısa anlık dikkatsizlik, Melisa'nın önemli bir şeyi kaçırmasına neden olmuştu.
Tekrar doğrulduğunda, adamı müdürün camında göremedi. Gitmişti.
Melisa, yolda teyzesini beklerken, kaldırımda bulunan bir şeye, bir gazete parçasına takıldı gözü. Melisa, gazeteyi yerden aldı. Rüzgârda katlanmış olan bu parça, bir haftalık resmi 'dağ aslanı' hikayesinin yanında, üst manşette daha eski bir habere odaklanıyordu.
Bu haber, geçenlerde dağda kaybolan genç bir kızla ilgiliydi.Melisa, gazeteyi çevirdi. Parçanın alt kısmında yer alan küçük bir kısım, kalbinin sıkışmasına neden oldu. Haber şununla başlıyordu: "...dağda kaybolan kızdan acı haber..." Gerisi parçalanmıştı. Melisa, kızın öldüğünü anlamıştı. Bu kayboluş, kütüphane saldırısıyla zamansal olarak çok yakındı.
Melisa, bu düşüncelerle boğuşurken, yolun kenarında Zeynep'in arabasının kornası çaldı.
Melisa hızla arabaya bindi. Zeynep'in endişeli yüz ifadesiyle karşılaştı.
"Merhaba servisiniz geldi bayan dedi ve gülümsedi Zeynep.Arabada, Melisa üzgündü. Kızın öldüğünü anlamıştı. Bu olaylar zinciri, basit bir dağ aslanı hikayesi olamazdı. Aklında sadece tek bir şey vardı: Bir an önce eve gidip, bu haberi internette bulmalıydı. Bu, ona sadece Berfin Teyze olayının münferit bir olay olmadığını, bölgede aktif bir tehdit bulunduğunu kanıtlıyordu, Zeynep Melisa'yı bırakır bırakmaz, Melisa hızla odasına geçti.
Hemen dizüstü bilgisayarını açtı ve araştırmaya başladı. Önceki haberleri tararken, aradığı manşet ortaya çıktı.
Haberde şöyle yazıyordu:
Tüm aramalara rağmen bulunamayan Zehra Güneş feci şekilde can vermiş. Saldırıya uğramış. Vücudunda ve yüzünde pençe izleri bulunan Zehra Güneş'in cesedi adli tıp'a gönderildi.
Melisa, sandığından daha kötü bir gerçekle karşı karşıyaydı. Zehra Güneş'ti. Ve Zehra'nın kaderi, Berfin Teyze'ninkinden farksızdı. Her iki kurbanda da "pençe izleri" vardı ve ikisi de kamuoyuna "vahşi hayvan saldırısı" olarak sunuluyordu.Melisa, Zehra Güneş hakkındaki haberi okuduktan sonra bile, gözleri ekrandan ayrılamıyordu. Derin bir nefes alıp, tekrar tekrar okuduğu cümleleri zihnine kazıyordu. Bu, sadece bir kaza değil, sistematik bir dehşetti.
"...bu saldırılar akıllara dağ aslanlarının neden bu kadar saldırmaya başladıklarını sorusunu getirdi. Zira bu saldırı tek değil; birçok saldırı var ve birçok ceset. Daha dün akşam bir kitabevinde saldırdılar.. . Kütüphane görevlisi hayatını kaybederken, orada bulunan genç kız son anda kendisini odaya kilitleyerek kurtuldu."
Fotoğrafta Melisa, Zeynep'le beraber arabaya binerken çekilmişti. Üzerinde hala ambulansın verdiği ince, metalik battaniyeye sarılı durumdaydı ve yüzündeki dehşet ifadesiyle korkmuş görünüyordu.
Melisa, o anı yeniden düşündü. Aynı şeyler gözünün önüne geldi: Kırılan kapının gürültüsü, kırmızı gözler, Zeynep'in sesindeki endişe... Yüzündeki dehşet, yalan değildi, Melisa, hırsla bilgisayarı kapattıktan sonra bile, zihnindeki görüntüler susmuyordu. Bir yanda Zehra Güneş'in feci sonu, diğer yanda kendi battaniyeye sarılı, korkmuş fotoğrafı. O kızın, Zehra'nın yerinde pekâlâ kendisi olabilirdi.
O gece zorlukla uyudu.
Yatağında döndü durdu. Ara ara hala titriyor ve kendini yorganın içine gömüyordu. Yorganın sıcaklığı, ona kütüphanenin karanlığından bir sığınak sağlamaya yetmiyordu. Her gözünü kapattığında, kütüphane kapısına çarpan gümbürtü ve kükremeler yeniden başlıyordu.
En çok da Zehra'ya üzülüyordu. Zehra'nın kim olduğunu, ne hayalleri olduğunu bilmiyordu ama onun da bir ailesi, arkadaşları vardı. Ve şimdi, o da "dağ aslanı" saldırısının bir parçasıydı. Polisler erken gelmeseler kendisinin de Zehra gibi bedeninin parçalanıp bir ormanda bulunacağını düşünüyordu.
Melisa okula geldiğinde, atmosfer ağırdı. Tüm öğrenciler, okul bahçesinde toplandı. Müdür, hüzünlü bir sesle konuştu. Dağ aslanı saldırısı yüzünden hayatını kaybedenler için saygı duruşu yapılacağını duyurdu. Melisa, gözlerini kapattı. Zihninde Zehra'nın ve Berfin Teyze'nin görüntüleri canlandı. Bu yalanın kamuoyundaki ağırlığı, Melisa'nın omuzlarına binmişti.
Saygı duruşunun ardından, Müdürün sesi yankılandı: "Yaşanan üzücü olaylar nedeniyle, okulumuz bugün tatil edilmiştir . Dersler yarım saat içinde sonlanacak, öğrencilerimiz evlerine gönderilecektir.
Dedi ve töreni bitirdi herkes dağılmaya basladi"Melisa, okulun tatil edilmesiyle hızla bahçe kapısına ilerlerken, arkasından gelen sese döndü.
Melisa, karşısında dün müdürün camından ona bakan adamı gördü.
Uzun boylu, siyah giysili, gümüş rengi saçlı o yabancı, şimdi tam karşısındaydı. Adamın yüzü hâlâ mesafeliydi ama gözleri Melisa'yı keskin bir şekilde inceliyordu.
Melisa'nın zihninde bir şimşek çaktı: Bu adam, o gece kütüphanede de vardı!Melisa usulca yaklaştı ve endişeli bir sesle sordu: "Buyurun?"
Adam, Melisa'nın bu kadar yakın gelmesine şaşırmadı. Gözleri, Melisa'nın yüzündeki korku ve kararlılığın karışımını okuyordu.
" Etrafına dikkat etmelisin, Melisa."Melisa, irkilerek etrafına bakındı. "Burası zaten güvenli," diye mırıldandı.
Adam, Melisa'yı baştan aşağı süzdü, yüzünde ne tehdit ne de dostluk vardı, sadece profesyonel bir dikkat vardı.
"Hiçbir yer güvenli değil," dedi adam.
Adam, kendini tanıttı:
"Ben Kemal Türker. Araştırmacı yazarım. Geçen gece hakkında biraz konuşabilir miyiz lütfen?"
Melisa, adama bir an tedirginlikle baktı.
"Melisa, lütfen sadece 10 dakika, lütfen biraz konuşmak istiyorum.
"Tamam," dedi Melisa, sesi sertti. "Ama sadece beş dakika.Melisa, Kemal Türker'in ısrarlı ve samimi ricalarına daha fazla dayanamadı. .Kemal Bey'in yüzü sevincle aydınlandı. "Peki! Hadi o zaman şu okulun bahçesinden çıkalım, bir kafeye gidelim."küçük büfeye ulaştılar.Bir masaya oturdular. Melisa, hala ürküyordu. Gözleri sürekli etrafı kontrol ediyordu.
"Hadi artık, ne soracaksanız sorun," dedi Melisa, sesi sabırsızlıktan titriyordu. Kemal Türker, Melisa'nın gerginliğini anladı. Acele etmeden, çantasından bir tomar dosya ve kağıt çıkardı. Yüzü anında ciddileşti.
"Melisa," dedi Kemal, dosyaları masaya yayarken. "Sana yalan söyleyen biri değilim.
Kemal, bir dosyayı Melisa'nın önüne itti. Dosyanın üzerinde kalın harflerle ZEHRA GÜNEŞ yazıyordu.
"Zehra Güneş, Berfin Hanım'dan önceki kurbandı. Onu öldüren yaratık, kütüphaneye saldıran yaratığın aynısıydı. Ve başka kurban larda var .Bizim aradığımız şey ise, o yaratığın ne olduğu "
Kemal, dosyayı bir kenara itti ve Melisa'ya doğru eğildi.
"Bana her şeyi anlatmalısın. O gece ,ki gerçekler senin gördüklerinde saklı. Saldırıya uğrayıp sağ kurtulan sadece sensin "Kemal, Melisa'nın şaşkınlığını fark ederek, daha da ciddileşti.
"Bak Melisa," dedi Kemal, sesi alçak ve etkileyiciydi. "Ben sadece bu kasabadaki olayları araştırmıyorum. Ben, dünyanın ve ülkemizin çeşitli yerlerindeki bu saldırıları ve sebeplerini araştırıyorum."
Melisa'nın gözleri faltaşı gibi açıldı.
"Yani... bu sadece burada olmuyor mu?"
Kemal başını salladı.
"Hayır. Bu gördüğünüz Yırtıcılar, farklı bölgelerde, farklı adlar altında ortaya çıkıyorlar. Ortak noktaları, tıpkı Zehra ve Berfin Hanım'da olduğu gibi, kurbanları parçalanmış halde bırakmaları ve yetkililerin olayı hep aynı şekilde, vahşi hayvan saldırısı olarak kapatması."
Kemal, masadaki dosyaları işaret etti.
"Bu dosyaların içinde, son beş yılda Türkiye'nin dört bir yanındaki 'kayıp' ve 'vahşi hayvan saldırısı' vakalarının varMelisa," dedi Kemal Bey, sesi alçak ve gürlüyordu. "Her yerde saldırı oluyor ve bu saldırılardan sadece sen sağ kurtuldun. Nasıl oldu? Bana bunu anlatman gerek."Zehra Güneş'in cesedi parçalandı. Berfin parçalandı. Ama sen sapasağlam kurtuldun."Melisa, araştırmacı Kemal Bey'e baktı, gözleri şaşkınlık, korku ve hüsranla doluydu.
"Nasıl? Anlamadım. Nasıl olur? Neden ben ki?" diye sordu Melisa, sesi titrek ve güçsüzdü. Bu, tüm yaşadıklarının temelindeki cevapsız soruydu. Neden o, bu savaşın ortasındaydı? Neden o sağ kalmıştı?
Kemal Bey, Melisa'nın bu insani çığlığı karşısında yüzünü buruşturdu. Melisa'nın travmasını anlamıştı ama ona net bir cevap veremezdi.
"Bilmiyorum, Melisa. Hiçbir fikrim yok," dedi Kemal, dürüstçe. "Sana yalan söyleyemem.Kemal, Melisa'ya doğru eğildi. "Tek bildiğim, sen artık bu savaşın merkezindesin. Yırtıcılar, seni öldürmeye çalışan o yaratık, bir sebepten dolayı seni hedef aldı.Melisa, derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı: ama neden dokunmadı tek bir çizik dahi almadan kurtuldun anlatmani istiyorum o geceyi bilmek istiyorum cevap istiyorum.
"Bakın. Ben üst katta kitap okuyordum. Orası daha sessiz oluyor. Bir an büyük bir ses geldi. Gürültü ve bir çığlık. Hemen aşağı indim. Berfin Teyze'nin ofisinin kapısı aralıktı. Onu orada yerde gördüm kanlar içinde "Melisa, sesi bir fısıltıya düşmüştü. "Orada, odanın karanlık yerinde bir şey vardı. Ne olduğunu bilmiyorum. Ama korkunçtu."
Kemal, Melisa'ya doğru eğildi. Gözleri Melisa'nın yüzündeki korku ifadesini dikkatle inceliyordu.
"Gördün mü onu?" diye sordu Kemal, not defterini sıkıca tutarak.
"Hayır, karanlıktaydı. Görmedim," dedi Melisa, başını sallayarak. "Ama hissettim. Tuhaftı, korkunçtu. Sanki ölüm gibi bir histi. Sanki o şey, odadaki tüm yaşamı emiyordu."
Melisa'nın ifadesi, Kemal'in yüzündeki ciddiyeti daha da artırdı.
Melisa, o geceyi tekrar yaşarken, kilitli kapının ardındaki koltuğa odaklandı. Telefonunu eline alıp Zeynep Teyze'yi aradığı anı hatırlıyordu. Ancak tam o anda, Melisa'nın yüzüne bir şok ifadesi yayıldı. Gözleri boşluğa dalmış, o anı tüm yoğunluğuyla hissediyordu.
"Teyzemi aradım ama..." Melisa'nın sesi nefes darlığıyla kesildi.
Kemal, hemen Melisa'nın elini tuttu. "Ne oldu Melisa? Ne hissettin? Telefonu eline aldığında bir şey mi oldu?"
Yırtıcı, kapıdaki camı kırdı ve içeri elini soktu!"
Kemal, Melisa'nın bu ifadesine, araştırdığı dosyalardan bildiği bir detayı düzeltmek istercesine hafifçe gülümsedi.
"Pençe diycektin galiba?" diye sordu Kemal, daha önce karşılaştığı kurban ifadelerinde hep bu terimin kullanıldığını varsayarak.
Melisa, Kemal'e baktı ve başta kafa sallayacak gibi oldu, ancak o anın dehşetini ve detayını tekrar hatırlayınca hemen durdu. Korku ve kararlılıkla Kemal'i düzeltti:
"Hayır, o bir eldi."
Melisa'nın bu kesin ve korkulu ifadesi, Kemal'in gülümsemesini anında dondurdu. Melisa'ya baktı.
"El olduğuna emin misin?" diye sordu
