18. bölüm · KANLI İNTİKAM
17 Bölüm
Melisa, kendi elini sıkıca kavrayan Derek’in eline baktı. Derek’in parmakları güçlü, sıcak ve güven vericiydi. Melisa tek bir kelime bile edemiyordu; sanki konuşmaya çalışsa kalbi ağzından çıkacakmış gibiydi. Göğüs kafesinin içinde yankılanan o deli dolu atışlar, sadece vücudunu değil, tüm ruhunu titretiyordu.
Derek her dokunduğunda, her yaklaştığında dünya etrafında dönmeyi bırakıyordu. Melisa’nın nefesi, sanki ciğerleri bu kadar yoğun bir duyguyu taşıyamıyormuş gibi kesik kesik ve titreyerek çıkıyordu.
Derek, Melisa’nın elinin titrediğini fark edince başparmağıyla Melisa’nın elinin üzerini nazikçe okşadı. Bu küçük hareket, Melisa’nın içinden bir elektrik akımı gibi geçti.
"Kalbin..." dedi Derek, sesi fısıltıdan da öte, bir soluk gibiydi. "Kalbinin sesini buradan duyabiliyorum, Melisa."
Melisa gözlerini Derek’in o ela dünyasına dikti. Titreyen nefesiyle, "O kadar hızlı mı atıyor?" diye sordu. Aslında cevabı biliyordu; kalbi o an sadece Derek için çarpıyordu.
Derek, Melisa'nın elini yavaşça kendi göğsünün üzerine, kalbinin tam üstüne koydu. "Benimki de öyle," dedi gözlerini bir an bile ayırmadan. Sesi, ormanın derinliklerindeki rüzgarla birleşip Melisa'nın ruhuna işledi. Gözlerini bir an bile Melisa’nın üzerinden ayırmıyordu; sanki bakışlarını çekerse bu anın bir rüya gibi dağılıp gideceğinden korkuyordu.
Derek, boşta kalan elini yavaşça Melisa’nın yüzüne doğru yaklaştırdı. Melisa’nın ipek gibi yumuşak saçları, Derek’in parmaklarının arasına süzüldü. Rüzgarın hafif esintisiyle savrulan teller, Derek’in eline her değdiğinde sanki saçları onun elini nazikçe okşuyor, ona olan sevgisini fısıldıyordu.
Melisa, Derek’in elinin sıcaklığını yanağında hissettiğinde gözlerini hafifçe yumdu. Derek’in parmak uçları, kaza gecesinin tüm soğuk hatıralarını siliyor, yerine hayata dair en sıcak duyguları bırakıyordu.
Derek’in parmakları Melisa’nın şakağından çenesine doğru ağır ağır indi. Melisa nefesini tutmuştu. Saçları hala Derek’in eline dolanıyor, her bir tel bu mucizevi ana şahitlik ediyordu.
"Seni o kadar çok bekledim ki..." diye fısıldadı Derek. Yüzünü Melisa’ya biraz daha yaklaştırdı. Aralarındaki mesafe artık sadece bir nefes kadardı.Melisa’nın kalbi artık bir davul gibi değil, bir kuşun kanat çırpışları kadar hızlı ve düzensiz atıyordu. Derek her santim yaklaştığında, Melisa dünyadan biraz daha koptuğunu hissediyordu. Eğer Derek biraz daha yaklaşırsa, eğer o ela gözlerin derinliği biraz daha büyürse, dizlerinin bağı tamamen çözülecek ve oracıkta, çiçeklerin arasına yığılıp kalacaktı. Ama bu korkutucu bir düşüş değil, sanki bulutların üzerine bırakılmak gibi bir histi.
Artık Derek’in nefesini kendi dudaklarında hissedebiliyordu. Derek’in nefesi, ormanın serinliğine inat sıcacıktı ve Melisa’nın titreyen nefesiyle birbirine karışıyordu. Melisa gözlerini hafifçe araladığında, Derek’in de aynı yoğunlukla sarsıldığını gördü. O güçlü adam, Melisa’nın bir fısıltısıyla yıkılacak gibi duruyordu.
"Melisa," dedi Derek. Adı, adamın dudaklarından dökülen bir dua gibiydi.
Melisa, düşmemek için gayri ihtiyari Derek’in gömleğinin yakalarına tutundu. Parmakları kumaşı sıkıca kavrarken, vücudundaki tüm güç çekiliyor, yerini tamamen Derek’e olan teslimiyete bırakıyordu. Artık sadece nefesler konuşuyordu;Melisa, göğsünde sıkışıp kalan o devasa duyguyu serbest bırakmak istercesine derin, titrek bir nefes aldı. Zihni bulutlanmış, vücudu heyecandan uyuşmuştu ama kalbi o kadar doluydu ki, artık daha fazla saklayamıyordu. Dudakları kendiliğinden kıpırdadı ve o güne kadar sadece rüyalarında yankılanan, kendisinin bile o an söyleyeceğini tahmin edemediği o iki kelime döküldü:
"Seni seviyorum."
Sözcükler ormanın sessizliğinde, bir çiçeğin açması kadar doğal ama bir fırtına kadar sarsıcı şekilde yankılandı. Melisa söylediği an şaşırdı; sanki bu sözleri o değil, ruhu doğrudan Derek’in ruhuna fısıldamıştı.
Derek, duyduğu sözlerle olduğu yerde donakaldı. Bakışlarındaki hayranlık yerini derin bir sarsıntıya ve sonsuz bir şefkate bıraktı. Gözleri parladı, dudakları hafifçe titredi. Melisa’nın bu kadar kırılgan bir haldeyken, hayata tutunmak için seçtiği ilk büyük adımın bu itiraf olması onu derinden sarsmıştı.
Derek, aralarındaki o son mesafeyi de yok ederek alnını Melisa’nın alnına dayadı. Gözlerini kapattı, sanki bu anı sonsuza dek zihnine mühürlemek istiyordu.
"Ben de," diye fısıldadı Derek, sesi hiç bu kadar kararlı çıkmamıştı. " seni tanımadan önceki tüm boş günlerimden beri seviyorum Melisa. Ve bir daha asla seni bırakmaya niyetim yok."Derek’in sesi daha önce hiç bu kadar net ve kararlı çıkmamıştı. Bu sadece bir itiraf değil, bir yemindi. Melisa’nın alnına bıraktığı o küçük, tüy kadar hafif öpücük, sanki bu yemini mühürlemişti. O an zaman durdu; ne rüzgar esti, ne bir kuş öttü. Sadece iki kalbin birbirine verdiği sözün sessizliği vardı.
Melisa, gözlerini kapatıp bu anın tadını çıkardı. Derek geri çekildiğinde, Melisa’nın yüzünde beliren o hafif gülümseme, bir çiçeğin güneşe uyanışı gibiydi. Solgun yanaklarına hafif bir renk gelmiş, gözlerindeki yorgun fer yerini pırıltılı bir huzura bırakmıştı. Bu gülümseme, "Yine buradayım, hayattayım ve seninleyim," demenin en sessiz yoluydu.
Derek, onun bu huzurlu halini görünce derin bir nefes aldı. "Artık korkmana gerek yok," diye fısıldadı ellerini Melisa’nın ellerinden ayırmadan. "Bundan sonra her adımında, her nefesinde ben yanındayım."
O sırada, biraz uzaktaki ağaçların arasından Selin’in silüeti göründü. Onlara yaklaşırken yüzünde hem bir mutluluk hem de kaçınılmaz bir acele vardı. hastanenin gerçeklerine dönme vakti geldigini belirtiyordu.
"Bölmek istemiyorum ama gitmemiz gerekiyor..." dedi Selin, sesi hem mahcup hem de endişeliydi. "Hemşirelerin odaya girmesine çok az kaldı."
Derek, istemeyerek de olsa Melisa’nın elini bıraktı ama gözlerini ondan ayırmadı. Melisa’nın hala titreyen dizlerine destek olmak için hemen hamle yaptı. "Yavaşça..." dedi ve bir elini Melisa’nın beline, diğerini koluna koyarak onun ayağa kalkmasına yardım etti. Melisa, Derek’in gücünden destek alarak doğrulduğunda, vücudundaki yorgunluk değil, ruhundaki o hafiflik hakimdi.
Birlikte Selin’in beklediği yere kadar ağır adımlarla yürüdüler. Her adımda ormanın taze kokusu arkalarında kalıyor, yerini arabanın metalik gerçekliğine bırakıyordu. Selin, yanlarına geldiklerinde ikisinin yüzündeki o değişimi hemen fark etti. Melisa’nın o solgun yüzüne bir can gelmiş, Derek’in o kaskatı duruşu ise yerini derin bir dinginliğe bırakmıştı.Arabanın kapısını, sanki dünyanın en değerli hazinesini içine yerleştiriyormuş gibi büyük bir nezaketle açtı. Melisa, vücudunun her bir hücresinde hala Derek’in dokunuşunun sıcaklığını taşıyarak yavaşça koltuğa yerleşti.
Selin, şoför koltuğuna geçmek üzere arabanın etrafından dolanırken Derek olduğu yerde durdu. Selin kapıyı tam açacakken, Derek ona baktı. Bu bakışta binlerce kelime saklıydı Derek’in sesi ormanın serinliğinde yankılandı:
"Selin! Her şey için çok teşekkür ederim..."
Bu teşekkür sadece o günkü kaçamak için değil; Melisa’yı kaza gecesinden beri yalnız bırakmadığı ve bugün onları bir araya getirdiği içindi. Selin duraksadı, elini kapının üzerine koydu ve Derek’e döndü. Yüzünde, dostluğun verdiği o eşsiz, içten gülümseme vardı.
"Onu mutlu ettiğin için asıl ben teşekkür ederim," dedi Selin. Sesi yumuşacıktı ama içinde büyük bir gerçeklik barındırıyordu. Çünkü Melisa’nın o solgun yüzüne kan getiren şey ilaçlar değil, Derek’in aşkıydı.
Selin arabaya bindi, motorun hafif mırıltısı sessizliği bozdu. Araba yavaşça tozlu yoldan ana caddeye doğru süzülürken, Melisa dikiz aynasından arkasına baktı. Derek, olduğu yerde çakılı kalmış, araba gözden kaybolana kadar yerinden kıpırdamamıştı. Ormanın yeşilliği içinde kalan o uzun, mağrur silüet yavaş yavaş siliniyordu.
Melisa koltuğuna iyice yaslandı. Üzerinde hala ormanın kokusu, alnında Derek’in öpücüğünün sıcaklığı vardı. Selin Melisa’nın parlayan gözlerini yakaladı.
"Değdi ama değil mi?" diye sordu Selin, neşeli bir tonla. "Risk aldık ama seni hiç bu kadar hayatta görmemiştim."
Melisa sadece gülümsedi. "Hayattayım Selin," diye fısıldadı. "Gerçekten hayattayım."
Hastanenin o ağır kokusu ve beyaz ışıkları Melisa’yı tekrar karşıladı ama bu sefer o kadar da soğuk gelmiyordu. Selin, koridoru bir dedektif titizliğiyle kontrol ettikten sonra Melisa’yı adeta bir hayalet gibi odaya sokmayı başardı. Hiç vakit kaybetmeden onu yatağına oturttu ve üzerini alelacele örttü. Her şey saniyeler içinde eski haline dönmüştü; en azından dışarıdan bakıldığında öyle görünüyordu.
Melisa, Selin’in bu telaşlı ama başarılı operasyonunu izlerken içindeki o çocuksu merakı bastıramadı. Selin tam "Başardık!" diyerek derin bir nefes alacakken, Melisa uzanıp onun elini tuttu. Yüzünde muzip bir gülümseme belirdi.
"Plan mı yaptınız?"
Selin tam ağzını açmış tı ki hemşire, elinde ilaç tepsisiyle içeri girdiğinde odadaki hava bir anda değişti. Gözlüklerinin üzerinden Melisa’ya bakıp nabız ölçerini hazırlarken, "Hastamız nasıl bakalım? Yormuyorsunuz kendinizi değil mi?" diye sordu, sesi her zamanki o monoton ama şefkatli tondaydı.
O an Selin ve Melisa’nın gözleri birbirine çarptı. Hemşirenin "yormuyorsunuz" kelimesi, ikisinin de zihninde aynı kareyi canlandırdı: Ormandaki o dik yokuş, çiçeklerin arasındaki yürüyüş ve Derek’in kollarındaki o heyecan dolu anlar...
Melisa, dudaklarının arasından kaçan küçük bir kıkırtıya engel olamadı. Selin ise suçlulukla karışık bir neşeyle başını başka yöne çevirdi ama o da omuzlarının sarsılmasına engel olamıyordu. Hemşire, bu ani neşe patlamasına anlam veremeyerek duraksadı.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu şaşkınlıkla.
Melisa, derin bir nefes alıp kendini toparlamaya çalıştı. "Yok... Hayır hemşire hanım," dedi, hala gülümsemesine engel olamayarak. "Sadece... Bugün kendimi hiç olmadığım kadar canlı ve dinç hissediyorum. Sanırım ilaçlar sonunda etkisini göstermeye başladı."
Hemşire, Melisa’nın yanaklarındaki o doğal kırmızılığı ve gözlerindeki pırıltıyı görünce gülümsedi. "Gerçekten de öyle. Renginiz yerine gelmiş. Demek ki sadece dinlenmek ve sakin kalmak size iyi geliyor."
Selin arkadan sessizce fısıldadı: "Evet, çok 'sakin' bir gün geçirdik gerçekten..." Hemşire işini bitirip dışarı çıktı selin hızla nelisanin yanına oturdu kahkahaları odanın duvarlarına çarpıp koridora taşıyordu ama duramıyorlardı. Hemşirenin "sakin kalmak size iyi gelmiş" dediği o an, ikisi için de komedinin zirvesiydi. Melisa, gülmekten sızlayan karın kaslarını umursamadan yastığına sarıldı.
"Sakin kalmak mı?" dedi Selin, nefes nefese kalmış bir halde. "Eğer ormanda bir adım daha atsaydık heyecandan kalbin yerinden fırlayacaktı! Hemşire bunu bilse herhalde hepimizi hastaneden kovardı."
Melisa, gözlerinden süzülen neşe yaşlarını sildi. "Görmeliydin Selin... O kadar ciddi sorunca bir an kendimi gerçekten bütün gün bu yatakta yatmışım gibi hissettim. Ama sonra aklıma Derek’in o bakışı geldi ve..."
Melisa sustu. Gülümsemesi daha yumuşak, daha derin bir hal aldı. Kahkahalar yerini tatlı bir iç çekişe bıraktı. Odanın içindeki o neşeli enerji, bir anda huzurlu bir sessizliğe dönüştü.
"Gerçekten oradaydı, değil mi?" diye sordu Melisa, sesi şimdi titriyordu ama bu sefer mutluluktandı. "Hayal değildi. Derek oradaydı, ellerimi tuttu ve... beni sevdiğini söyledi."
Selin ,onun elini şefkatle tuttu. "Hayal değildi canım. Gerçekti. Ve o kapıdan çıktığı andan itibaren seni tekrar göreceği dakikaları saydığına eminim."dedi ve sarıldılar.
Hastanenin o tanıdık, ağır kokusu bu gece yerini zihnindeki taze orman kokusuna bırakmıştı. Melisa’nın ruhu çoktan o çiçekli alana, pırlanta gibi parlayan çiğ damlalarına dönmüştü.
Melisa, annesinin elini tuttuğunu hissediyordu; annesi geldiğinden beri başucunda bekliyor, kızının her hareketini titizlikle takip ediyordu. Evde fazla kalamamisti onlar geldikten iki saat sonra da o gelmiş selini eve yollamisti.
Gözlerini kapattığında artık takla atan bir arabanın gürültüsünü ya da cam kırıklarını görmüyordu. Zihninde sadece bir görüntü vardı: Derek’in ela gözleri ve alnına kondurduğu o küçük, şifalı öpücük. O anın sıcaklığı, kalbindeki tüm korku duvarlarını tek tek yıkmıştı.
Kaza gecesinden beri her gece kan ter içinde uyanmasına neden olan o derin uçurum, artık bir bahçeye dönüşmüştü. Derek, o bahçenin kapısında bekliyordu ve Melisa biliyordu ki; o orada olduğu sürece hiçbir kabus ona ulaşamazdı.
Annesi, kızının yüzündeki o huzurlu ifadeyi fark edince içten bir dua etti. Melisa, kazadan sonra ilk kez kaşlarını çatmadan, parmaklarını sıkmadan derin ve deliksiz bir uykuya daldı. Kalbi artık "yaşamak zorundayım" diye değil, "seviyorum ve seviliyorum" diye atıyordu.
