KANLI İNTİKAM kitap kapağı

46. bölüm / 47

KANLI İNTİKAM

44 Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elif Karakurt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 44 Bölüm

Kahraman’ın hayal kırıklığıyla karışık öfkesi odadaki herkesin tüylerini ürpertiyordu. Sesi, öfkesinden çatlayacakmış gibi titreyerek kükredi:
"Madem her şeyi biliyorsun, nasıl bir kurt adamla sevgili olursun?! Nasıl onun kollarına gidersin, aklını mı kaçırdın sen?!"
Melisa, babasının bu sert ve suçlayıcı soruları karşısında daha fazla dayanamayarak gözyaşları içinde haykırdı:
"Çünkü seviyorum baba! O bir canavar değil, bunu göremiyorsunuz! Sırf bizim düşmanımız olduğunu söylediğiniz için kalbime söz geçirebilecegimi mi sandınız?!"
Aysel dehşetle başını iki yana salladi. Kahraman ise duyduğu o kelimeyle adeta yıkıldı; öfkesi zihnini kör ederken, kızının düşmanla olan bu tehlikeli bağı karşısında ne yapacağını bilemez halde soluk soluğa kaldı. . Zihni, kızının "seviyorum" itirafıyla altüst olurken, öfkesi artık kontrol edilemez bir boyuta ulaştı. Yumruklarını sıkarak, dişlerinin arasından sızan o ölümcül sesle Melisa’nın üzerine doğru bir adım daha attı:
"Gebertirim..." diye kükredi Kahraman, sesi salondaki tüm camları titretecek kadar sert ve kararlıydı. "Onu gebertirim... Duydun mu beni? O hayvanı, o yaratığı kendi ellerimle gebertirim!"
Aysel dehşet içinde çığlık atarak Kahraman’ın koluna yapıştı:
"Kahraman, dur! Sacmalama!"
odadaki bu nefes kesen tehdit karşısında ellerinden gelen tek şeyin felaketi beklemek olduğunu anladı. Melisa ise babasının gözlerindeki o ölümcül kararlılığı gördüğünde kanı dondu; geriye doğru bir adım atarak korumacı bir refleksle kendini siper etti:
"Ona dokunamazsın!" diye haykırdı Melisa, gözyaşları yanaklarından sel gibi boşanırken. "Yemin ederim ona zarar verirseniz ben de kendimi öldürürüm!"Kahraman, kızının tehdit dolu cümlesi karşısında neye uğradığını şaşırdı. Öfkeden kavrulan zihni bu cümlenin ağırlığıyla bir an için durdu; yüzündeki sert kaslar gerildi, nefesi boğazında düğümlendi.
Melisa ise arkasına bakmayacak kadar kararlı, gözlerindeki tüm yaşları bir kenara bırakmış bir şekilde babasının tam karşısında duruyordu. Sesindeki o buz gibi netlik, salondaki tüm havayı tamamen kesti:
"Ona bir zarar gelmesine izin vermem," dedi Melisa, her kelimesini basa basa. "Onun kılına bile zarar verirsen... yemin ederim bir daha yüzümü göremezsin baba."
Aysel duydukları karşısında dehşetle ellerini ağzına götürdü, . Kahraman, kızının gözlerindeki o yabancı ve korkutucu kararlılığı gördüğünde, asırlık avcı soyunun ve kurallarının, evinin içinde ilk kez bu kadar büyük bir çatışmayla darmadağın olduğunu hissetti.Kahraman, kızından gelen bu cüretkâr tehditle adeta çılgına döndü. Öfkesi beynine sıçramış bir halde, bir adım daha atarak Melisa’nın tam önünde dikildi. Sesi, evdeki eşyaları sarsacak kadar yüksek ve sert bir öfkeyle patladı:
"Sen beni tehdit mi ediyorsun?!" diye kükredi Kahraman, parmağını genç kızın yüzüne doğru sallayarak.
"Sen benim kızımsın, benim kanımsın! Bu evde benim sözüm geçer ve sen o kurallara uyacaksın, duyuyor musun beni, uyacaksın!"
Salondaki gerilim hat safhaya ulaşırken, Aysel ve Zeynep nefeslerini tutmuş, babayla kızın bu kopma noktasına gelen çatışmasını dehşetle izliyordu.Gerginliğin tavan yaptığı, kelimelerin birer bıçağa dönüştüğü o anda Zeynep daha fazla sessiz kalamadı. Yerdeki fotoğrafları ve saçılan hayatları geride bırakarak büyük bir adımla ikisinin arasına girdi.
Gözlerinde hem korku hem de sarsılmaz bir kararlılık vardı. Titreyen ama otoriter çıkmaya çalışan sesiyle araya girdi:
"Yeter artık! Kesin kavgayı!" dedi Zeynep, elini ikisinin arasına siper ederceye kaldırarak. "Birbirinize pişman olacağınız sözler söylemeden, bu evi tamamen yakmadan önce buna bir son verin!"
Kahraman öfkeyle soluyarak başını başka bir yöne çevirirken, Zeynep endişeli gözlerle önce kardeşi Kahraman'a, ardından da inatla geri adım atmayan Melisa'ya baktı.Zeynep’in araya girmesi bile salondaki o buz gibi havayı dağıtmaya yetmemişti. Melisa, teyzesinin arkasından başını uzatarak babasının gözlerinin içine diktiği o inatçı ve korkusuz bakışlarla son noktayı koydu:
"Ben bu kurallara uymak zorunda değilim!" dedi Melisa, sesi evde yankılanarak. "Bana bunları dayatamazsınız... Ben bir Karahan değilim! Kendi kurallarınız, kendi gelenekleriniz sizin olsun!"
Cümlenin son kelimesi odada yankılanıp kaybolduğunda, salonda nefes almayı unutan herkes adeta taşa döndü. "Karahan" soyadının omuzlarına yüklediği her şeyi bir kalemde reddeden bu isyan, Kahraman'ı zihninin en karanlık köşesinde vurdu. Adamın yüzündeki öfke yerini inanılmaz bir şok ve derin bir kırgınlığa bırakırken, elleri öfkeyle iki yanında yumruk gibi sıkıldı.Salondaki o ağır ve nefes kesen sessizlik, bir anda patlayan sert bir tokat sesiyle darmadağın oldu.
Kahraman’ın eli, kızının isyanına karşı daha fazla sabredemeyerek havayı yırttı ve zeynebi iterek Melisa’nın yanağına ağır bir darbe gibi indi. Genç kız aldığı darbenin şiddetiyle başı yana savrulurken, ağzından dökülen o acı dolu nefes salonda yankılandı. Melisa yanağını tutarak yavaşça başını kaldırdığında, gözlerindeki o gururlu ateş bir an için sarsıldı ama asla sönmedi.
Kahraman, nefes nefese, elleri öfkeyle titreyerek kızının yüzüne baktı. Sesi bu kez bağırarak değil, adeta buz gibi bir kesinlikle çıktı:
"Sen benim kızımsın ve öyle de kalacaksın!" dedi Kahraman,Aysel dehşetle çığlık atarak ileri atıldı:
"Kahraman, ne yaptın sen?! Kendine gel,Melisa, yanağındaki o yakıcı acıyı ve gururunu bir kenara iterek olduğu yerde hırsla durdu. Arkasını dönüp odadan çıkmak yerine, babasının tam gözlerinin içine diktiği o meydan okuyan bakışlarla yeniden dikleşti.
Yanaklarından süzülen yaşları sert bir hareketle silerken, sesindeki o titreme tamamen kaybolmuş, yerine buz gibi bir kararlılık oturmuştu:
"Bana teyzeme yaptıklarını yapmana izin vermem!" diye haykırdı Melisa, sesi evdeki tüm duvarlarda yankılanarak. "Beni bu evden gönderemezsin... Beni sevdiğim adamdan ayıramazsın!"
Aysel duyduğu o geçmişe ait imayla derin bir nefes alarak geriye doğru sendelerken, Kahraman’ın gözleri öfkeyle yeniden karardı. Kızı tarafından geçmişteki yaralarının yüzüne vurulması, adamın sabrını taşıran son damla oldu.Melisa, yanağındaki sızıyı ve boğazını yırtan o son sözleri arkasında bırakarak hırsla geriye döndü. Kapıya doğru yürürken son gücüyle bağırdı:
"Ben senin kulun köpeğin değilim!"
Kapıyı arkasından öyle bir çarptı ki, evin ahşap duvarları ve camları bu şiddetli darbeyle zangır zangır titredi. Genç kız hızla gözden kaybolurken, salonda kopan fırtına artık kontrolü tamamen aşmıştı.
Kahraman, kızının gidiş artığı o boşlukta adeta deliye döndü. İçinde biriken o yıkıcı öfkeyi, çaresizliği ve hayal kırıklığını atacak başka bir yer bulamayarak etrafa saldırmaya başladı. Sehpada duran tüm lambaları, çerçeveleri ve vazoları yeri boylayacak şekilde büyük bir hırsla devirdi. Yerdeki sehpayı tekmeleyerek uzağa savurdu, duvardaki tablolardan birini koparıp yere fırlattı.
Aysel ve Zeynep, Kahraman’ın bu gözü dönmüş öfkesi karşısında korkuyla sinip köşeye çekilirken, evdeki her şey paramparça oluyordu. Kahraman soluk soluğa, elleri kan içinde kalmış bir halde ortalıkta dikilirken, boğazından hırıltılı bir inilti döküldü; kurdukları o asırlık düzen, kendi elleriyle darmadağın olmuştu.Kahraman, nefes nefese, göğsü inip kalkarak dağıttığı odanın ortasında bir süre öylece dikildi. Öfkesi biraz olsun dinmemiş, aksine içine akarak daha da koyu bir zehre dönüşmüştü. Başını yavaşça, köşede sinmiş duran Aysel’e çevirdi. Sesi, buz gibi bir emir gibi odada yankılandı:
"Git, eşyalarını topla," dedi Kahraman, gözlerini Aysel'in yüzüne dikerek. "Yarın ilk uçakla buradan gidecek... Bu konu da burada kapandı."
Aysel duydukları karşısında kanı çekilmiş gibi donakaldı; yıllardır bu evin duvarları arasında sakladıkları her şeyin, beş dakikada böyle paramparça olmasının acısıyla nefesi kesildi.
Kahraman, aklını kaçırmak üzere olan bir adamın sert ve keskin adımlarıyla Zeynep’e doğru bir an bakıp başını salladı, ardından arkasını dönerek ağır adımlarla merdivenlere yürüdü ve odasına kapanmak üzere gözden kayboldu.

Styles’ın evi de bu sırada en az Karahan malikanesi kadar hareketli, hatta çok daha farklı bir kaosa ev sahipliği yapıyordu.
Melisa’nın babasıyla kopuşunun ve arkasına bile bakmadan evden fırlayıp hızla gözden kaybolmasının ardından genç kızın soluğu alacağı tek bir yer vardı. Soluk soluğa, gözyaşları içinde Styles’ın kapısına dayandığında, Styles’ın bu ani baskın karşısında yüzlerindeki şaşkınlık devasa bir boyuta ulaştı.
Styles, Melisa’yı kapıda o halde, yanağındaki tokat iziyle ve titrerken görünce kanı beynine sıçradı. Genç kızın soluk soluğa anlattığı evdeki büyük savaşı, babasının "gebertirim" tehditlerini ve her şeyi arkasında bırakıp geldiğini dinlediginde evdeki atmosfer bir anda elektrikle doldu.
Bir tarafta yaşanan bu büyük kavganın getirdiği gerginlik, diğer tarafta ise Melisa’nın tüm dünyayı karşısına alarak o eve dönmeme kararı, Styles’ın evindeki dengeleri altüst etmeye yetmişti. Stayls ne yapacağını bilemez halde odanın içinde adımlarken, bir yandan Melisa’yı sakinleştirmeye çalışıyordu. Styles’ın evindeki bu ani fırtına ve Melisa'nın sığınması, durumu hemen acil bir boyuta taşımıştı. Vakit kaybetmek istemeyen Styles , yaşananları hızla değerlendirmek üzere Ali ve Derek’i acilen eve çağırmıştı.ilk Ali gelmişti
Çok geçmeden kapı çalındı ve Derek, yüzündeki o sert ve endişeli ifadeyle içeri girdi. Salonda yaşanan gerginliği, Melisa’nın yanağındaki tokat izini ve havadaki o gerginlik kokusunu anında fark etti.
Styles, ellerini ceketinin ceplerine sokup odada huzursuzca adımlarken durdu ve doğrudan Derek’in gözlerinin içine baktı:
" Derek," dedi Styles, sesindeki tonu korumaya çalışarak. "Melisa her şeyi göze alıp buraya geldi ama bu işin burada kapanmayacağını ikimiz de biliyoruz.
Ali de kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde ikisinin arasında dururken, Derek sessizce Melisa’ya doğru bir adım attı; gözlerindeki o vahşi ama korumacı parıltı, odadaki tüm havayı bir anda değiştirdi.Derek, Melisa’nın yanağındaki o morarmaya başlayan tokat izini ve genç kızın gözlerindeki acıyı gördüğü an, içindeki kurt öfkeyle kabardı. Adımları aniden hızlandı; aradaki mesafeyi nasıl kat ettiğini bile anlamadan Melisa’ya ulaştı ve kollarını ona siper eder gibi sıkıca sardı.
Melisa, tüm bu olanların, yediği darbenin ve içindeki devasa fırtınanın ağırlığıyla sonunda kendini tamamen bıraktı. Yüzünü Derek’in göğsüne gömerek deli gibi ağlamaya başladı; hıçkırıkları odanın sessizliğini delerken, kollarını Derek’in boynuna dolayıp ona sığındı.
Derek, kollarının arasında titreyen genç kadını sıkıca sarmalarken, derinlerden gelen boğuk bir hırıltıyla saçlarına öpücük kondurdu. Gözlerindeki o tehlikeli parlaklık odayı doldururken, Ali ve Styles sessizce ikiliye baktı; fırtına artık kapıdaydı ama hiçbir şey bu sarılışın gücünü bozamazdı.Derek, elleriyle Melisa’nın sırtını yavaşça sıvazlayarak onu sakinleştirmeye çalıştı. Genç kızın hıçkırıkları yavaş yavaş azalırken, Styles sessizce adımlayarak yanlarına yaklaştı.
Gözlerini Derek’in üzerinden ayırmadan, yumuşak ama net bir ses tonuyla konuştu:
"Odaya götür, biraz dinlensin," dedi Styles, başıyla üst katı işaret ederek. "Sabah sakinleşince ne yapacağımızı konuşuruz."
Derek, Styles’ın hak veren bakışlarını onaylarcasına başını salladı. Melisa’yı kollarının arasından tamamen koparmadan, şefkatli ama kararlı bir hareketle destek vererek merdivenlere doğru yönlendirdi. Salonun ortasındaki o ağır hava, ikilinin odadan ayrılmasıyla biraz olsun hafiflerken, Ali ve Styles yaklaşan fırtınanın planını yapmak üzere baş başa kaldı.Derek, Melisa’yı yukarıdaki odaya çıkarıp nazikçe yatağa yatırdı. Genç kız, yaşadığı büyük travmanın ve korkunun etkisiyle titrerken, Derek tam ayağa kalkacakken Melisa eliyle hızla onun bileğini yakaladı. Parmakları Derek’in elini can havliyle kavradı:
"Bırakma beni..." dedi Melisa, sesindeki o kırık yalvarışla. "Gitme, sakın bırakma beni..."
Derek, Melisa’nın gözlerindeki bu savunmasız ve korku dolu bakışı gördüğünde içindeki kurdun tüm öfkesi yerini derin bir koruma içgüdüsüne bıraktı. Yatağın kenarına oturarak diğer elini onun ellerinin üzerine örttü:
"Buradayım," dedi Derek, sesi her zamankinden çok daha yumuşak ve kararlı çıkmıştı. "Hiçbir yere gitmiyorum, korkma.Derek, Melisa’nın yanında neredeyse bir saate yakın bir süre boyunca hiç kıpırdamadan oturdu. Genç kız, yaşadığı o büyük sarsıntının ve dökülen gözyaşlarının etkisiyle uykusunda bile zaman zaman hıçkırıyor, kabuslar görerek hafifçe sayıkladı.
Nihayet akşama dogru sabırsızlıkla beklenen o derin uykuya dalıp nefesi yavaşladığında, Derek onu rahatsız etmemeye özen göstererek yavaşça elini çekti. Melisa'nın üzerini örtüp sessizce yataktan kalktı ve evdeki diğerlerinin beklediği aşağı kata indi.Merdivenlerin tahta basamaklarından gelen hafif gıcırtılar, alt katta sessizlik içinde bekleyen Ali ve Styles’ın dikkatini bir anda yukarı çekti. Derek merdivenlerden inerken yüz hatları gerilmiş, içinde zapt etmeye çalıştığı kurt öfkesi gözlerinden okunuyordu.
Salonun orta yerine varır varmaz, kollarını göğsünde kavuşturmuş olan ikiliye sert ve keskin bir bakış fırlattı:
"Neler oluyor?" dedi Derek, sesindeki tehlikeli tonu gizleme gereği duymadan. "Biri bana anlatsın artık!"
Styles, kollarını iki yana açarak oturduğu koltuktan biraz öne doğru eğildi. Yüzünde hem durumun ciddiyetini kavrayan bir sakinlik hem de kaçınılmaz bir gerginlik vardı:
"Ne olmasını bekliyordun, Derek?" dedi Ali, başıyla yukarıdaki odayı işaret ederek.
Gözlerindeki öfke parıltısı ve sesindeki suçlayıcı ton odada yankılanırken, Ali durmaksızın devam etti:
"Kahraman her şeyi öğrenmiş, birbirlerine girmişler ve kız her şeyi arkasında bırakıp buraya çıkıp gelmiş! Farkında mısın bilmiyorum ama ortalık tamamen alev aldı!"
Ali’nin Derek’e olan öfkesi büyüktü; bu tehlikeli yakınlaşmanın ve sırlar silsilesinin işleri buraya kadar getireceğini aylar öncesinden gördüğü için, şimdi patlayan bu krizin tüm faturasını kesmeye hazırdı. Styles aradaki gerginliğin tırmandığını hissederek ellerini sakinleştirici bir hareketle havaya kaldırdı, ancak odadaki barut kokusu çoktan her yeri sarmıştı.Odadaki gerilim hat safhadayken Ali, soluk soluğa ama bir o kadar da tehlikeli bir netlikle öfkesini kusmaya devam etti. Adımlarını sertçe tahta zemine basarak Derek’in üzerine doğru birkaç adım daha attı ve parmağıyla yukarıyı işaret ederek sesini biraz daha yükseltti:
"Eğer bunu Konsey duyarsa ortalık gerçekten çok karışacak, Derek!" dedi Ali, dişlerinin arasından sızan bir öfkeyle.
"Kahraman’ın o kurnazlığı ve gururu ortadayken, bu skandalı dışarıya duyurmadan kendi yöntemleriyle halletmeye çalışacağını görmüyor musun? Ve bu savaşın ortasında harcanacak olan tek kişi var; o da yukarıda, senin korumaya çalıştığın Melisa!"
Ali’nin haklı ama bir o kadar da acı olan bu tespiti, salondaki havanın daha da boğulmasına neden oldu. Styles gergin bir nefes vererek ellerini yüzüne götürdü; çünkü Konsey’in bu durumu öğrenmesi, kahramanı zora sokardi buda melisa'ya yüklenmesi demekti. Derek, Ali’nin üzerine gelen bu suçlamaları ve tehditkar cümleleri daha fazla kaldıramadı. Gözlerindeki kehribar rengi parıltı, içindeki kurdun kontrolü ele geçirmek üzere olduğunun en büyük kanıtıydı. Hırsla Ali’nin üzerine doğru bir adım attı; dişlerini sıkmaktan çene kasları gerilmişti. Öfkeyle soluyarak, sesindeki tüm vahşi tınıyı dışarı vurdu:
"Ne istiyorsun Ali?" diye kükredi Derek, eliyle sertçe yukarıdaki odayı ve ardından kendi göğsünü işaret ederek. "Ne yapayım? Öylece oturup izleyyim mi?!"
Ali, Derek’in bu vahşi çıkışından bir an bile geri adım atmadı. Aksine, kollarını göğsünde daha da sıkı kavuşturarak gözlerini onun gözlerine dikti ve bu kez çok daha net, acımasız bir gerçekliği yüzüne çarparak fısıldadı:
"Uzak dur Melisa’dan," dedi Ali, her bir kelimenin üzerine basarak. "Uzak dur onu rahat bırak... Bırak ailesi onu korusun, bırak kendi savaşını kendi versin. Ona yaklaşarak sadece ölüm fermanını imzalıyorsun, farkında değil misin?"
Styles, ikilinin arasında çıkabilecek olası bir kavganın evi yıkıp geçeceğini bildiğinden araya girmek için hareketlendi, ancak salondaki o gerilim dozu o kadar yükselmişti ki, havadaki her bir molekül adeta çıtırdayan birer barut tanesine dönmüştü. Derek ise Ali’nin "uzak dur" emri karşısında adeta donakaldı; çünkü kendisinin her hücreyle istediği şeyin tam tersini yapması söyleniyordu.Derek, Ali’nin "bırak ailesi onu korusun" sözleriyle iyice zıvanadan çıktı. İçindeki kurt, duyduğu bu adaletsiz ve kör cümleler karşısında zapt edilemez bir öfkeyle kabardı. Hırsla Ali’nin üzerine bir adım daha atıp, salonda yankılanan gür ve tehditkar bir sesle kükredi:
"Ailesi mi korusun?!" dedi Derek, gözlerinden alevler saçarak. "Melisa hâlâ bugün yaşıyorsa, onu ben korudum! Kaç defa ölümden kurtardım, farkında mısın sen?!"
Soluğu kesilir gibi olurken, parmağıyla Ali’yi sertçe suçlarcasına işaret etti ve öfkesini kusmaya devam etti:
"Bu esnada ailesi neredeydi? Ne halt ediyordu? Sen neredeydin, Aliii?!"Ali, Derek’in bu haklı ve yakıcı çıkışı karşısında yutkundu; tam ağzını açıp kendini savunacak bir şeyler söyleyecekken, salonun gerilimini bir yay gibi geren o sessizliği kulakları tırmalayan bir ses patlaması böldü.
Styles, daha fazla bu çocukça ve tehlikeli dalaşmaya katlanamayarak tüm gücüyle kükredi:
"Yetteeeerrr!"
Sesinin evdekileri ve hatta dışarıdakileri uyandıracak kadar çok çıktığını aniden fark eden Styles, derin bir nefes alarak yüzünü ovuşturdu ve ses tonunu hızla bastırıp yavaşlattı:
"Susun artık... Melisa yukarıda yeni uyudu, Tanrı aşkına şu kavgayı kesin!" dedi, gözlerini önce Ali’ye ardından Derek’e dikerek.
Eliyle salondaki tekli koltuğu gösterip Ali’ye sertçe buyurdu:
"Ali, otur şuraya."
Ardından bakışlarını yumuşatmaya çalışarak ama hala otoriter bir tonda Derek’e döndü:
"Derek... Lütfen sen de sakinleş ve otur. Birbirimizi suçlamanın şu an kime ne faydası var? Durumu nasıl çözeceğimize odaklanmalıyız."Styles’ın uyarısı salonda yankılanıp havayı bir nebze olsun yumuşatmaya çalışsa da, ne Ali’nin ne de Derek’in içindeki öfke soğumustu. Ali, Styles’ın gösterdiği koltuğa derin ve öfkeli bir nefes vererek hırsla kendini bıraktı, ancak gözlerindeki o suçlayıcı parıltı sönmemişti.
"Hangi durumu, Styles?" diye çıkıştı Ali, dayanamayıp öne doğru eğilerek. Sesindeki zehir gibi keskin öfke odayı yeniden doldurdu: "Melisa yukarıda ne halde, görmüyor musun? Suratına bak, mosmor! Ve bunun tek sebebi... tek sebebi o!"
Ali parmağıyla yeniden Derek’i işaret edip suçlamasını yinelediğinde, az önce Styles’ın lafıyla tam koltuğa oturmak üzere olan Derek aniden durdu. İçindeki kurt, atılan bu haksız suçlamayla birlikte yeniden zincirlerinden kurtulmak istercesine kükredi; Derek, Ali’nin üzerine doğru tekrar ayağa kalktı. Kasları gerilmiş, gözleri öfkeden kararmıştı. İkili arasındaki o tehlikeli hat, bir kez daha kopmanın eşiğine gelmişti.Salondaki tansiyon yeniden zirveye tırmanıp kabaran öfke dalgası odayı sararken, Styles duruma el koymak için aniden araya girdi. Ali’nin sivri dilli çıkışına ve Derek’in yeniden kalkan bedenine karşı, bardağı taşıran son damlanın gelmesini engellemek zorundaydı.
Ellerini yatıştırıcı bir hareketle iki yana açarak Ali’ye doğru döndü:
"Tamam, Ali... Lütfen Melisa için susar mısın?" dedi Styles, sesindeki tonu hem bir rüya hem de kesin bir rica gibi ayarlayarak.
Ali, dişlerini sıkarak arkasına yaslanırken, Styles bu kez hızla Derek’e yöneldi. Kararlı adımlarla yanına yaklaşıp eliyle göğsünden ve omuzundan hafifçe bastırarak onun öfkeyle kalkan bedenini oturtmayı başardı.
"Otur, Derek," dedi Styles, gözlerinin içine dik dik bakarak.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.