49. bölüm · Kadim Kan
Yılanın Soyu ve Gerçek Vâris
Büyük Salon’un kapıları duvara çarptığında içeri giren figür, beraberinde malikanesinin soğuk ve kibirli havasını da getirmişti. Lucius Malfoy, elindeki asasıyla yere her vuruşunda sanki şatonun huzurunu dövüyordu. Bakışları doğrudan Gryffindor masasına, yan yana oturan oğluna ve bana kilitlendi.
Lucius, masanın başında durduğunda buz gibi bir sessizlik salonu kapladı. "Draco," dedi sesi bir bıçak kadar keskindi. "Soyadımızın onurunu bu masada, bir... Gryffindor ile mi harcıyorsun? Hele ki onun parmağındaki yüzük... Bir Malfoy’un mührünü nasıl bir başkasına layık görürsün?"
Draco, babasının karşısında ilk kez titretmeden omuzlarını dikleştirdi. "Baba," dedi, sesi tüm salonda yankılandı. "O yüzük sadece bir mühür değil, bir seçim. Ve bu seçimi bizzat Salazar Slytherin onayladı. Kendi kulaklarımla duydum; beni tebrik etti, cesaretimi onurlandırdı."
Lucius kahkahayla karışık bir küçümsemeyle yüzünü buruşturdu. "Zırvalık! Salazar senin gibi bir zayıflığı asla onaylamazdı." Bakışlarını bana çevirdi. "Ve sen, küçük varis... Hogwarts’ın taşlarını oynatman seni gerçek bir güç yapmaz. Sadece şanslı bir çocuksun."
İçimdeki o sabahki huzursuzluk, bir anda kor gibi yanan bir öfkeye dönüştü. Ayağa kalktığımda masadaki kupalar titremeye başladı. "Şans mı?" diye tısladım. "Sizin gibi güç peşinde koşanların anlayamayacağı bir şey bu Bay Malfoy. Biz burada bir efsaneyi değil, bir gerçeği yaşıyoruz. Draco’yu kendi kalıplarınıza hapsetmeye çalışmanız, sadece sizin korkunuzu gösterir."
Tam Lucius asasını tehditkarca kaldırmıştı ki, arkasındaki duvardan simsiyah, dumanlı bir gölge süzülmeye başladı. Duvarın taşları eriyormuş gibi bir şekil aldı ve Salazar Slytherin, bu sefer çok daha görkemli ve ürkütücü bir formda, doğrudan Lucius’un arkasında belirdi.
Lucius’un yüzündeki renk bir anda çekildi, asası elinden düştü. Büyük bir korkuyla dizlerinin üzerine çöktü, başını yere eğdi. "Yüce Salazar..." diye mırıldandı sesi titreyerek.
Salazar, Lucius’a bir hamamböceğine bakıyormuş gibi tiksinerek baktı. "Ayağa kalkma," dedi Salazar, sesi yerin altından geliyormuş gibi gürledi. "Adımı ağzına alarak soyumun asaletini kirletiyorsun. Sen ve senin gibiler... Gücü baskıda, kanda ve karanlık oyunlarda aradınız. Oysa ben, zekayı ve sadakati her şeyin üstünde tutarım."
Salazar, diz çökmüş Lucius’un üzerinden geçerek doğrudan bana yürüdü. Lucius yerin dibine girmiş gibi, bakışlarını bile kaldıramıyordu. Salazar, önümde durduğunda hafifçe eğilerek selam verdi; bu hareket tüm profesörlerin ağzını açık bıraktı.
"Lyra Gryffindor," dedi Salazar, sesi bu sefer yumuşamıştı ama otoritesinden hiçbir şey kaybetmemişti. "Godric’in aslanı olduğunu biliyordum ama damarlarında taşıdığın o stratejik zekayı ve az önce bu adama karşı gösterdiğin o dik duruşu gördükçe anlıyorum ki... Sen sadece onun değil, benim de mirasımı taşıyabilecek tek kişisin."
Elini havada gezdirdi ve bileğimde saf gümüşten, gözleri zümrütle parlayan bir yılan bilekliği belirdi. "Bu, benim mührümdür. Bundan sonra sadece Gryffindor’un değil, Slytherin’in de koruyucusu ve varisisin. Benim mirasım da, bu koca şatonun dengesi de artık senin ellerine emanet. Godric ile aramızdaki o bin yıllık dostluk, senin kalbinde yeniden hayat buluyor."
Sonra tekrar Lucius’a döndü. "Şimdi bu şatoyu terk et, küçük adam. Adımı bir daha kirletmeye cüret edersen, seni bu taşların derinliklerine gömerim."
Lucius Malfoy, hayatında hiç olmadığı kadar aşağılanmış ve korkmuş bir halde, arkasına bile bakmadan salondan kaçarcasına uzaklaştı. Salazar, bana son bir kez anlamlı bir bakış atıp dumanlar arasında kaybolurken, koca salonda tek bir nefes sesi bile duyulmuyordu.
Draco’nun elini sımsıkı tuttum. Artık sadece bir binanın değil, iki devasa efsanenin yükü omuzlarımdaydı ama ilk kez kendimi bu kadar güçlü hissediyordum.
______________
Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 🌸 Yorumlarınız ve beğenilerinizi bekliyorum 💚 Bir Tom Riddel kurgusu yazıyorum göz atarsan sevinirim 🥰
