55. bölüm · Kadim Kan
Taşların Kanı, Ruhun Bedeli
Astoria olayından sonra şato tuhaf, huzursuz bir sükunete bürünmüştü. Birkaç gün her şey yolunda gibiydi ama göğsümdeki kolye hiç olmadığı kadar soğuktu. Bir sabah kahvaltıda, Büyük Salon’un tavanındaki gökyüzü cam gibi çatlamaya başladı. Dev bir gürültüyle sarsıldık.
"Neler oluyor?" diye bağırdı Ron, masaya tutunarak.
Dumbledore asasını havaya kaldırdı, profesörler ayağa fırladı. Ama gökyüzündeki o çatlak büyüyor, şatonun kadim altın ışığı dışarı sızıyordu. Duvarlardan taşlar dökülmeye, kuleler eğilmeye başladı. Hogwarts, bin yıllık uykusundan uyanmış ve parçalanıyordu.
"Kalkanlar sönüyor!" diye bağırdı McGonagall dehşet içinde. "Sihir dışarı kaçıyor!"
Dumbledore’un yüzü ilk kez bu kadar solgundu. "Bu bir dış saldırı değil," dedi sesi titreyerek. "Bu, kalbin sızıntısı. Kadim mühür kırılmış. Ve bu mühür sadece... Varis'in kanıyla yeniden kapanabilir."
Anladım. O an, neden burada olduğumu, kurucuların beni neden seçtiğini anladım. Bu bir onur değil, bir görevdi. Ve bu görev, her şeyimi istiyordu.
"Yapma," dedi Draco. Elimi öyle sıkı tutuyordu ki kemiklerim sızlıyordu. "Lyra, gözlerindeki o ifadeyi biliyorum. Yapma."
Yavaşça ellerimi ondan çektim. Arkadaşlarıma döndüm. Hepsi oradaydı; Harry, Ron, Hermione, Pansy, Alexei... Ve hala bir köşede bana nefretle bakan Astoria.
"Gidip o asil kahramanlığını yap Gryffindor," diye tısladı Astoria, ama sesindeki o gizli korkuyu duyabiliyordum. "Şatoyu kurtar ki hepimiz sana borçlu kalalım."
Ona sadece acıyarak baktım. "Sus artık Greengrass. Bugün değil."
Dumbledore’un yanına, salonun merkezine yürüdüm. Herkes etrafımda bir çember oluşturmuştu. Gözümden tek bir damla yaş süzüldü ama bu korkudan değildi. Vedalaşmaktı.
"Harry," dedim, "Seninle o trende tanıştığım an hayatımın değiştiğini biliyordum. Kardeşim olduğun için teşekkür ederim."
"Ron," diye devam ettim, Ron ağlamamak için yüzünü buruşturmuştu. "Beni her zaman güldürdüğün için sağ ol. Hermione, her zaman haklıydın, en çok da dikkatli olmam gerektiğini söylerken..."
Pansy’ye döndüm. "Slytherin’deki ilk yuvam sendin Pansy. O soğuk zindanları bana sen ısıttın." Alexei’ye baktım, başıyla beni selamladı, gözleri nemliydi.
Ve Draco. Dizlerimin bağı çözülür gibi oldu. "Seni her şeyden çok sevdim," diye fısıldadım sadece onun duyacağı bir sesle. "Beni hep böyle hatırla."
Salonun tam ortasındaki kadim mühre elimi koydum. Asamı yere bıraktım. Sadece çıplak ellerim ve ruhum vardı.
"BEN LYRA GRYFFINDOR!" diye haykırdım, sesim şatonun her bir taşında yankılandı. "HOGWARTS'IN VARİSİ, TAŞLARIN SESİ! KANIMI VE RUHUMU BU KALE İÇİN KURBAN EDİYORUM! KAPATIN KAPILARI!"
Avuç içlerimden şatoya doğru devasa bir enerji boşalmaya başladı. Canımın yandığını değil, ruhumun benden çekilip taşlara dolduğunu hissediyordum. Görüşüm bulanıklaştı, bacaklarım dermanını yitirdi. Harry ve Ron ileri atılmak istedi ama görünmez bir güç onları durdurdu. Draco'nun "LYRA! HAYIR!" diyen feryadı şatodaki son duyduğum şeydi.
Yere yığılırken, kalbim durmak üzereydi. Karanlık beni içine çekerken şatonun sızıntısının durduğunu, taşların yeniden bütünleştiğini hissettim. Başardım, diye düşündüm. Bedeli canım olsa da...
Tam o anda, Büyük Salon'un ortasında altın sarısı, sıcak ve toprak kokulu bir ışık patladı. Helga Hufflepuff, en sevecen haliyle belirdi. Yerdeki cansız bedenimin üzerine eğildi.
"Kalk sevgili Lyra, Sınavlarımı geçtin" dedi Helga, sesi tüm salonu iyileştiren bir melodi gibiydi. "Dostum Godric'in gururu, Salazar'ın zekası... Sen kendini kanıtladın. Sadece güçlü olanı değil, herkesi korumak için canından vazgeçtin."
Helga elini alnıma koydu. Vücuduma geri dönen yaşam enerjisiyle gözlerimi açtım. Tüm okul şok içindeydi. Helga, parmağımdaki aslan-yılan yüzüğünün yanına altın bir yüzük daha bıraktı; üzerinde pırıl pırıl bir porsuk işlemesi vardı.
"Bundan sonra Hufflepuff'ın mirası da sana emanet," dedi Helga, tüm öğrencilere dönerek. "Çünkü adalet, sevgi ve fedakarlık olmadan hiçbir varis tam değildir. Sen, üç kurucunun onayıyla artık bu okulun ruhusun."
Helga ışıklar içinde kaybolurken, Draco beni yerden kaptığı gibi göğsüne bastırdı. Hıçkırarak ağlıyordu. Harry ve diğerleri etrafımıza çökmüşlerdi. Profesörler saygıyla başlarını eğmişti.
Ben ise sadece nefes alıyordum. Hogwarts kurtulmuştu, ama parmağımdaki üç yüzük artık sadece bir güç değil, ağır birer yemin gibi parlıyordu.
______________
Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 🖤 Yorumlarınız ve beğenilerinizi bekliyorum 💞
