13. bölüm · Kadim Kan

Asalet, Tebrikler ve Sarsılan Dengeler

Black Night

Bölümler
1 Peron 9 ¾ ve Saklı Miras 2 Safkanların Sessiz Savaşı 3 Büyük Salonda Yankılanan İsim 4 İlk Akşam 5 Altın Işık 6 Zindanlarda Zeka Savaşı 7 Gümüş ve Altın Arasındaki Kıvılcım 8 Beklenmedik Bir Dostluk 9 Kara Göl’ün Kıyısında Ezber Bozanlar 10 Aslanın Pençesi 11 Gölgeler ve Reddediş 12 Gücün Etkisi 13 Asalet, Tebrikler ve Sarsılan Dengeler 14 Vahşi Bir Bağ ve Gümüşün Korkusu 15 Kadim Ruhun Yankısı 16 Gökyüzünde Parlayan Altın 17 Gümüş Maskenin Ardındaki Teşekkür 18 Hogsmade Yolu 19 Küçük Jestler 20 Kuzey ve Güneyin Selamı 21 Aile Mirası 22 Balo Davetleri 23 Yıldızların Altında İki Yabancı 24 İpekler, Sırlar ve Siyah Güller 25 Merdivenlerdeki Efsane 26 Eş Değişimi 27 Küçük Tanışmalar 28 Sesin Gücü 29 Varisin Sihri 30 Alexie' nin Kararı 31 Balo Kritiği 32 Kuzey Yıldızı' na Veda 33 Zindanlarda Kıvılcımlar 34 Kışkırtma 35 Satranç Hamleleri 36 Aslan - Yılan Birleşimi 37 Kanayan Gözler 38 Sınırların Ötesinde Bir Akşam Yemeği 39 Gümüş ve Altın Yansımalar 40 Duvarlardaki Leke 41 Taşların Hafızası ve Kurucuların İradesi 42 Taşların Kalbi ve Mirasın Ağırlığı 43 Heykeller ve İnsanlar 44 Ateş Başında Yıldızlar ve Kahkahalar 45 Gece Yarısı Kokusu 46 Zonko’nun Gazabı ve Köpüklü Bıyıklar 47 Aslan İnindeki Yılanlar 48 Fırtınadan Önceki Kahvaltı 49 Yılanın Soyu ve Gerçek Vâris 50 İki Miras Tek Ruh 51 Gümüş ve Altının Sessizliği 52 Taşların Arasındaki Kadim Fısıltı 53 Sessiz Adalet 54 Düşmana Uzanan Adalet 55 Taşların Kanı, Ruhun Bedeli 56 Mirasın Ağırlığı ve Kırılma Noktası 57 Aslanın Uyanışı 58 Eksik Halka ve Üçlü Fırtına 59 Ravenclaw’ın Zihinsel Labirenti 60 Saf Safir ve Çelikten İrade 61 Dördüncü Parça ve Büyük Denge 62 Camdan Kalpler ve Sırların Külü 63 Dördüncü Mühür ve Kusursuz Denge 64 Ayaklı Hazine Sandığı ve Yeni Ben 65 Taht Krizleri ve "Şato" Meselesi 66 Kadim Savunma ve Dörtlü Kalkan 67 Ormanın Efendisi ve "Örümcek" Mevzusu 68 Kahvaltıdaki Boşluk 69 Altın Snitch ve Buzdan Bakışlar 70 Toz Tanesi 71 Eski Malfoy 72 Greengrass Laneti 73 Gerçek Dostluk

Kütüphanenin ağır kapılarından çıkıp Büyük Salon’un görkemli koridoruna yöneldiğimizde, Hogwarts tarihinin en alışılmadık manzaralarından birini sunduğumuzun farkındaydım. Ortada ben, sağımda Hermione ve solumda Pansy... Gryffindor ve Slytherin’in bu kadar doğal bir şekilde kol kola yürümesi, koridordaki tabloların bile fırçalarını düşürmesine neden oluyordu.
Büyük Salon’un kapısına geldiğimizde Pansy durup gülümsedi. "Harika bir sohbeti Lyra, en yakın zamanda tekrarlayalım," dedi ve ardından Hermione’ye dönerek hafifçe başıyla selam verdi. "Sana gelince Granger, kütüphane kuralları konusundaki disiplinine hayran kaldım. Bir ara bana şu yasaklı bölgeye girme yollarını anlatmalısın."
Pansy, Slytherin masasına doğru kendinden emin adımlarla ilerlerken, Hermione ve ben de Gryffindor masasına yöneldik. Masaya yaklaştığımız an Harry ve Ron’un bakışlarıyla karşılaştım. Ron’un elindeki tavuk butu havada asılı kalmıştı; Harry ise sanki karşısında bir grup ruh emici varmış gibi şaşkınlıkla gözlüklerini düzeltiyordu.
"Siz az önce..." dedi Ron, yutkunarak. "Parkinson ile mi beraberdiniz? Ve o az önce sana gülümsedi mi?"
Hermione yerine oturup çantasını yanına bıraktı. "Evet Ron, Pansy ile beraberdik. Sandığının aksine oldukça zeki ve hoşsohbet bir kız. Artık şu ön yargılarını bir kenara bırakmalısın."
Ben tam bir şeyler söyleyecektim ki, arkamda o tanıdık, ılık ve parlak enerjiyi hissettim. Cedric Diggory, üzerinde Hufflepuff cübbesiyle, sanki etrafına ışık saçarak masamıza yaklaşmıştı. Tüm salonun bakışları bir anda bizim üzerimize kilitlendi.
"Lyra," dedi Cedric, sesi Büyük Salon’un gürültüsü içinde bile pürüzsüzce duyuluyordu. "Bugünkü düelloyu duydum. Sadece gücünü değil, o kalkan büyüsündeki zarafetini de herkes konuşuyor. Senin gibi bir yeteneğin Hogwarts’ta olması hepimiz için bir şans."
Eğilip elimi her zamanki nazikliğiyle tuttu ve hafifçe, saygıyla öptü. "Tekrar tebrik ederim. Umarım yakında uzun uzun sohbet etme şansımız olur."
Cedric uzaklaşırken Ron masaya doğru eğildi. "Bakın, ben size söylüyorum. Bu kız okula geldiğinden beri herkes bir tuhaf oldu. Cedric Diggory bile resmen hayran hayran bakıyor!"
Ancak şaşkınlık dalgası burada bitmeyecekti. Cedric’in gidişinden birkaç dakika sonra, salonun en soğuk ve mesafeli masası olan Slytherin masasından bir siluet ayağa kalktı. Bu, Blaise Zabini’ydi. Blaise, genelde kimseyle konuşmayan, Draco’dan bile daha mesafeli ve aristokrat tavırlarıyla bilinen bir Slytherinliydi.
Blaise, sanki bir balo salonunda yürüyormuşçasına asaletle masamıza geldi. Harry ve Ron adeta savunma pozisyonuna geçtiler. Blaise, tam önümde durdu; boyu oldukça uzundu ve bakışlarında alışılmadık bir ciddiyet vardı.
Hiçbir şey söylemeden, asil bir soylu geleneğiyle önümde hafifçe eğildi. Bu, sadece bir tebrik değil, bir "eşitini tanıma" selamıydı.
"Bayan Gryffindor," dedi Blaise, sesi alçak ve etkileyiciydi. "Slytherin binaları arasında gerçek gücü tanıyanlar azdır. Bugün sadece bir büyü yapmadınız, aynı zamanda bize bir ders verdiniz. Sizi ve kadim kanınızı selamlıyorum."
Başını kaldırdığında gözlerinde küçük bir tebessüm belirdi ve ardından hiçbir açıklama yapmadan, aynı sessiz asaletle arkasını dönüp kendi masasına yürüdü.
Gryffindor masasında öyle bir sessizlik oldu ki, salonun tavanındaki büyülü mumların cızırtısını bile duyabilirdim. Ron, Harry’ye dönüp fısıldadı: "Harry, az önce Zabini... Blaise Zabini... Lyra’nın önünde mi eğildi? Ben mi rüya görüyorum yoksa dünya tersine mi döndü?"
Harry şaşkınlıktan sadece kafa sallayabildi. "Sanırım Lyra, sadece Gryffindor’u değil, tüm Hogwarts’ı kendi etrafında toplamaya başladı."
Başımı hafifçe Slytherin masasına doğru çevirdiğimde, Draco’nun kaskatı kesilmiş bir halde Blaise’e baktığını gördüm. Blaise’in bu hareketi, Draco’nun kontrol etmeye çalıştığı her şeyi sarsmıştı. Kolyem boynumda sakin bir sıcaklıkla parlıyordu; sanki o da bu yeni kazanılan saygının tadını çıkarıyordu.

__________

Umarım beğenirsiniz 🫶