52. bölüm · Kadim Kan
Taşların Arasındaki Kadim Fısıltı
Profesör Dumbledore, tüm öğrencilerin bu olanları sindirmesi ve şatonun yatışması için günün geri kalanında derslerin iptal edildiğini duyurmuştu. Okulda tam bir kaos hakim olsa da, biz kendi "güvenli limanımıza", Karagöl kıyısındaki o devasa ağacın altına sığınmıştık.
Hava durgundu, suyun yüzeyi bir ayna gibi parlıyordu. Bileğimdeki gümüş yılan, güneş ışığı vurdukça sanki canlanıyormuş gibi görünüyordu.
"İnanılmaz," dedi Ron, hala şaşkınlıkla başını sallayarak. "Derslerin iptal edilmesi için koca bir kurucunun mezarından çıkıp gelmesi gerekiyormuş demek ki. Keşke her hafta bir tanesi gelse."
"Ron, konumuz bu değil," dedi Hermione, gözlerini benim bileğimdeki yılan bileklikten ayırmayarak. "Lyra, o bileklik... Sanki seninle birlikte nefes alıyor. Salazar’ın mirasını taşımak ne demek farkında mısın?"
"Farkındayım Hermione ama hala neden ben olduğunu bilmiyorum," dedim. O sırada, yaslandığım ağacın köklerinin arasından ince, zümrüt yeşili bir yılan süzülerek çıktı. Kimse fark etmedi ama ben yılanın hareketlerini, pullarının toprağa sürten sesini sanki bir melodi gibi duyuyordum.
Yılan, doğrudan benim botlarımın ucuna kadar geldi. Başını kaldırıp sarı gözlerini bana dikti.
"Varrrisss... Sonunda uyanışşş tamamlandı..." dedi yılan. Ama sesi zihnimde bir rüzgar fısıltısı gibiydi.
Hic düşünmeden, sanki normal bir dilde cevap veriyormuşum gibi eğildim ve ona fısıldadım: "Beni bekliyor muydun? Kimsin sssen?"
Masadaki herkes bir anda donup kaldı. Harry’nin gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. Ron elindeki kurabiyeyi düşürdü, Draco ise nefesini tuttu.
Yılan, başını hafifçe yana eğerek tısladı: "Ben bu sşşatonun sesssiz ssşahidiyim. Salazar’ın sssırlarını taşşşların arasında saklayanım. Sssende hem assslanın yüreği hem yılanın sssoğukkanlılığı var. Ssşato ssşimdi güvende."
"Anlıyorum," dedim, sesim benim bile yabancıladığım, çok daha derin, kadim ve yankılı bir tona bürünmüştü. "Gözlerin hep üzerimizde miydi?"
"Her zamannn..." dedi yılan ve taşların arasına geri süzüldü.
Başımı kaldırdığımda ekibin bana bakışını gördüm. Harry bembeyaz olmuştu. "Lyra..." dedi sesi titreyerek. "Sen... Sen az önce Çatalağız konuştun."
"Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Hayır, sadece yılanla konuştum. O bir şeyler söyledi, ben de cevap verdim."
"Hayır Lyra," dedi Harry, gözlüklerini düzelterek. "Ben Çatalağız biliyorum, anlıyorum ama senin konuşman... farklıydı. Benimki sadece bir iletişim gibi, ama senin sesin sanki bin yıllık bir büyü gibi yankılandı. Çok daha kadim, çok daha saf bir dildi bu. Sanki kelimeler havada dans ediyordu."
"Çatalağız mı?" dedi Ron, sesi bir oktav yükselerek. "Yani şimdi bir de yılanlarla mı fısıldaşıyorsun? Harika! Bir sonraki aşama ne, uçmak mı?"
Pansy, hayranlıkla bana bakıyordu. "Bu bir yetenek değil Harry, bu bir otorite," dedi. "Salazar’ın varisiysen, yılanlar sana sadece eşlik etmez, sana itaat ederler. Lyra, sesin az önce tüylerimi diken diken etti. Sanki başka birisi konuşuyordu."
Draco elini omzuma koydu, parmakları hafifçe titriyordu. "Korktun mu?" diye sordum kısık sesle.
"Korkmak mı?" dedi Draco, gözlerinde tarif edilemez bir gururla. "Hayır. Sadece... senin ne kadar eşsiz olduğunu bir kez daha anladım. Harry bile o dilde konuşurken bu kadar 'ait' görünmüyordu. Sen o dile aitsin Lyra."
"Ben sadece ne dediğini anladım," dedim, hala durumun şokundayken. "Bana şatonun sessiz şahidi olduğunu ve artık şatonun güvende olduğunu söyledi. O kadar doğaldı ki, başka bir dil konuştuğumu fark etmedim bile."
Alexei, kollarını göğsünde bağlamış, şatoya doğru bakıyordu. "Görünüşe göre Hogwarts’ın sırları senin için birer birer çözülüyor Varis," dedi. "Çatalağız olmak sadece bir başlangıç. Salazar sana bilekliği verirken sadece bir takı vermedi, dilini de verdi."
Gölün suyu hafifçe dalgalandı. İçimde bir yerlerde, o yılanın kadim fısıltısı hala yankılanıyordu. Ben sadece bir Gryffindor değildim, ben artık Hogwarts’ın her iki yüzünün de sesiydim.
______________
Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 🥰 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 🩶
