56. bölüm · Kadim Kan
Mirasın Ağırlığı ve Kırılma Noktası
İhtiyaç Odası, o gece tam da ihtiyacımız olan şeye; devasa minderlere, çıtırdayan bir şömineye ve dış dünyadan bizi ayıran o ağır kadife perdelere dönüşmüştü. Ama odanın sıcaklığı bile içimizdeki o buz gibi korkuyu eritemiyordu.
Draco, beni kollarının arasına öyle sıkı almıştı ki, sanki bıraktığı an tekrar o mühre karışıp yok olacakmışım gibi titriyordu. Başımı onun göğsüne yaslamış, kalbinin düzensiz atışlarını dinliyordum.
"Öldün sandım," dedi Pansy, sesi çatallanarak. Göz makyajı akmış, o her zamanki sert Slytherin maskesi tamamen düşmüştü. "Lyra, o ışık seni içine çektiğinde... Hayatımda ilk kez bu kadar çaresiz hissettim."
"Hepimiz öyleydik," diye ekledi Harry. Gözlüklerini kenara bırakmış, elleriyle yüzünü kapatmıştı. "Hogwarts’ı kurtardın evet, ama neredeyse kendini yok ediyordun."
Ron, titreyen elleriyle bir kadeh balkabağı suyunu masaya bıraktı. "Godric, Salazar ve şimdi de Helga... Dostum, sen artık bir öğrenci değilsin, sen yürüyen bir Hogwarts kütüphanesisin. Bu çok fazla."
Odanın ortasındaki sessizlik uzarken, ben uzaklara, şöminenin alevlerine dalıp gitmiştim. Boynumdaki aslan kolyesi, bileğimdeki gümüş yılan ve parmağımdaki altın porsuk yüzüğü... Üçü birden tenimde farklı frekanslarda titreşiyordu.
"Lyra?" dedi Hermione yumuşak bir sesle. "Neyin var? Neden bu kadar sessizsin?"
Derin bir nefes aldım, sesim yorgun ve hırıltılı çıkıyordu. "Neden ben?" dedim, başımı Draco’nun omzundan kaldırmadan. "Yıllarca sadece Godric’in varisi olduğum için eğitildim. O tek gücü taşımak bile zorken, şimdi üç kurucunun mirası omuzlarımda. Ya layık olamazsam? Ya bu güç beni kontrol etmeye başlarsa? Ben sadece Hogwarts’ta huzurla yaşamak isteyen o kız olmak istiyordum. Şimdi üç farklı irade, üç farklı kadim büyü damarlarımda dolaşıyor. Bunu nasıl yöneteceğimi, nasıl dengeleyeceğimi bilmiyorum."
Draco, çenesini saçlarımın üzerine yasladı ve kollarını biraz daha sıktı. "Sakin ol güzelim," diye fısıldadı kulağıma. Sesi o kadar yumuşak ve sahipleniciydi ki içimdeki fırtına bir anlığına duruldu. "Sen sadece bir varis değilsin, sen sensin. Salazar seni seçti çünkü o kibrin içindeki adaleti gördü. Helga seni seçti çünkü o gücün içindeki merhameti gördü. Biz buradayız."
"Draco haklı," dedi Alexei, ayağa kalkıp yanımıza gelerek. "Senin bu güçleri tek başına kaldırmana izin vermeyeceğiz. Ben Durmstrang’ın kadim savunma tekniklerini biliyorum, sana zihnini kapatmayı öğretirim."
"Ben de yanındayım," dedi Harry kararlılıkla. "Çatalağız konusunda, Hogwarts’ın gizli dehlizlerinde... Beraber çözeceğiz."
"Ve ben," dedi Hermione, "Kurucuların kitaplarındaki her bir satırı senin için ezberleyeceğim. Hangi gücün neyle dengeleneceğini bulacağız."
Pansy hafifçe gülümsedi. "Slytherin’in o sinsi zekasını sana ben aşılayacağım, kimsenin seni kullanmasına izin vermeyiz."
O an, içimde tuhaf bir şey oldu. Bileğimdeki yılan parlamaya, parmağımdaki porsuk ısınmaya ve kolyemdeki aslan kükrer gibi titremeye başladı. Ellerimi havaya kaldırdığımda, parmak uçlarımdan yeşil, altın ve kırmızı ışıkların birbirine sarılarak çıktığını gördüm. Ama bu ışıklar sadece birer renk değildi; odanın içindeki bir saksıdaki bitki bir saniyede devasa bir sarmaşığa dönüştü (Helga), sarmaşığın etrafında koruyucu bir sis tabakası oluştu (Salazar) ve sarmaşığın içinden küçük, parlak ateşten kuşlar havalandı (Godric).
Üç güç, benim irademle değil, duygularımla birleşip yeni bir büyü formu oluşturmuştu.
"Gördünüz mü?" dedim hayretle. "Ben daha hiçbir şey yapmadım, onlar kendiliğinden birleşiyor."
"İşte bu yüzden sen seçildin Lyra," dedi Draco, elimi tutup parmak uçlarımdaki o sönmeye başlayan ışıkları öperek. "Çünkü sen onları savaştırmak için değil, birleştirmek için buradasın. Ve biz, her adımda senin gölgen olacağız."
İhtiyaç Odası’nın sıcaklığında, dışarıdaki fırtınaya inat birbirimize söz verdik. Ben artık üç dünyanın kızıydım ve bu yolculukta asla yalnız yürümeyecektim.
______________
Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 🌸 Yorumlarınız ve beğenilerinizi bekliyorum 💚
