15. bölüm · Kadim Kan
Kadim Ruhun Yankısı
Hicaz Ejder-Atı olayının üzerinden yirmi dört saat bile geçmemişti ki, Hogwarts’ın taş duvarları fısıltılarla nefes almaya başladı. Okulun her köşesi, koridorların en kuytu noktaları ve ortak salonların şömine başları tek bir konuya kilitlenmişti: Gryffindor Varisi, Slytherin Prensi’ni kurtarmıştı.
Dedikodular sabah kahvaltısında bir kar fırtınası gibi büyümüştü. Bazıları Lyra’nın Draco’yu sadece Draco olduğu için değil, Malfoy ailesinin gücünü arkasına almak için kurtardığını iddia ediyordu. Bazıları ise çok daha ileri gidip, "Gryffindor aslanı gümüş yılana aşık olmuş," diye fısıldaşıyordu. En kötüsü de bazı radikal Gryffindorların, "Keşke kurtarmasaydı, bir Malfoy eksilseydi dünya daha güzel bir yer olurdu," şeklindeki acımasız yorumlarıydı.
Akşam yemeği için Büyük Salon’a girdiğimde, uğultu bir anda kesildi ve ardından daha boğucu bir fısıltı yığınına dönüştü. Harry, Ron ve Hermione’nin yanına oturduğumda, Ron’un yüzü sinirden kıpkırmızıydı.
"Duydun mu Lyra? Ravenclaw masasındaki o çocuk az önce ne dedi?" dedi Ron, çatalını masaya vurarak. "Güya sen Malfoy ile gizli bir anlaşma yapmışsın da, bu olay sadece bir sahneymiş! Saçmalığın daniskası! Sen onun hayatını kurtardın be!"
"Boş ver Ron," dedim sakince, önümdeki balkabağı suyundan bir yudum alarak. "İnsanlar bilmedikleri şeyler hakkında hikaye yazmayı severler. Konuşurlar, konuşurlar ve sonunda susarlar."
Ancak o akşam, susmaya niyetleri yoktu. Tam o sırada yan masadan, yedinci sınıflardan bir öğrenci ayağa kalktı. Sesi tüm salonun duyabileceği kadar yüksek ve iğneleyiciydi.
"Gerçekten bir Gryffindor olduğuna emin miyiz?" dedi çocuk, çevresindekilerin onayını bekleyen bir sırıtışla. "Yoksa sadece isminin arkasına saklanan, Slytherinlerle iş birliği yapan bir sahtekar mısın? Belki de Godric Gryffindor bugünleri görse, varisliğini elinden alırdı. Bir Gryffindor, bir yılandan kahraman yaratmaz!"
O an salon buz kesti. Hermione elini koluma koydu, "Lyra, sakın..." diye fısıldadı.
Ama duyduğum şey, kişisel bir hakaretten çok daha fazlasıydı. Bu, üzerine titrediğim, uğruna yıllarca eğitim aldığım o kadim mirasa, büyükbabamın ruhuna atılmış bir çamurdu. İçimdeki o devasa güç, damarlarımda bir nehir gibi gürlemeye başladı. Kolyem boynumda adeta bir güneş gibi korlaştı, masadaki bardaklar hafifçe titremeye, mumların alevleri maviye dönmeye başladı.
Gücümü kontrol etmek için yumruklarımı sıktım. Yıllardır aldığım eğitim zihnimde yankılandı: "Güç, kontrol edilmediğinde sadece bir yıkımdır Lyra. Onu bir kılıç gibi değil, bir ışık gibi kullan."
Yavaşça ayağa kalktım. Hareketim o kadar asildi ki, salonun tavanındaki bulutlar bile durulmuş gibiydi. Kürsüye doğru yürümedim, sadece oturduğum yerde, o kadim ses tonumla konuşmaya başladım. Sesim bağırmıyordu ama salonun en ücra köşesindeki öğrenci bile her harfi kalbinde hissediyordu.
"Bana ve soyadıma dil uzatanlar..." dedim, gözlerimi tüm salonun üzerinde gezdirerek. Bakışlarım Slytherin masasındaki Draco’ya, Hufflepuff masasındaki Cedric’e ve bizi izleyen profesörlere değdi. "Görüyorum ki bin yıl geçmiş olmasına rağmen, bu kalenin taşları arasında hala asıl önemli olan şeyi unutmuşsunuz. Hogwarts'ın neden kurulduğunu, binaların neden dört ayrı renk taşıdığını sanıyorsunuz?"
Slytherin masasına döndüm. "Salazar Slytherin, hırsı ve kurnazlığı bir silah olarak değil, bir hedefi gerçekleştirmek için gerekli olan keskin zeka olarak görürdü. O, imkansızı başarma isteğiydi."
Hufflepuff masasına baktım. "Helga Hufflepuff, sadakati ve sabrı, en büyük büyüden bile daha üstün tutardı. Çünkü o bilirdi ki, birlik olmayan bir yerde hiçbir büyü sonsuza dek sürmez."
Ravenclaw masasına döndüm. "Rowena Ravenclaw, bilgiyi bir hazine gibi toplardı çünkü cehaletin en büyük karanlık olduğunu bilirdi."
Son olarak kendi binama, Gryffindorlara döndüm. "Ve Godric Gryffindor... O, cesareti sadece savaşmak için istemedi. O, cesareti doğru olanı yapmak için istedi. Bir Slytherin'in hayatını kurtarmak benim için bir seçim değil, bu kanın bana yüklediği bir sorumluluktur. Eğer bir Gryffindor, yardıma ihtiyacı olan birine binasına bakarak sırtını dönüyorsa, o aslan armalı cübbeyi hemen şimdi üzerinden çıkarmalıdır!"
Salonda çıt çıkmıyordu. Dumbledore’un gözlerinin parladığını, Hagrid’in ise hüngür hüngür ağlayarak devasa mendiline sığındığını gördüm. Profesör McGonagall’ın gurur dolu bakışları üzerimdeydi.
"Büyükbabam her zaman derdi ki: 'Binalarımız bizi ayırmak için değil, farklı yeteneklerimizi tek bir amaç uğruna birleştirmek için vardır: Hogwarts'ı korumak.' Biz burada birbirimizle savaşırken, dışarıdaki gerçek karanlığın en büyük müttefiki bizim bu anlamsız nefretimizdir. Eğer bir yılandan kahraman yaratmak sizi korkutuyorsa, asıl korkmanız gereken şey kalbinizdeki o dar vizyondur."
Son bir kez derin bir nefes aldım ve sesimi biraz daha yumuşattım ama etkisi daha da derinleşti.
"Ben Lyra Gryffindor. Ve bu kalede tek bir kişi bile tehlikedeyken, onun hangi binadan olduğu benim umurumda olmayacak. Çünkü Hogwarts, sadece bir okul değil; o, hepimizin sığınağıdır. Ve bu sığınak, biz birbirimizi ötekileştirdikçe yıkılmaya mahkumdur."
Konuşmam bittiğinde yerime oturdum. Salon bir süre o derin sessizliğe gömüldü. Ardından, hiç beklenmedik bir şey oldu. Hufflepuff masasından Cedric Diggory ayağa kalkıp alkışlamaya başladı. Onu Pansy ve Blaise izledi. Birkaç saniye içinde tüm salon, Slytherinler dahil, ayağa kalkmış ve bu kadim hakikati selamlıyordu.
Ron, hayretler içinde yanıma eğildi. "Vay canına Lyra... Sanırım az önce sadece bir konuşma yapmadın. Az önce Hogwarts'ı yeniden kurdun."
Gülümsedim. İçimdeki o fırtınalı güç artık dingindi. Draco ile göz göze geldiğimizde, onun bu sefer başını saygıyla hafifçe eğdiğini gördüm. Artık kimse dedikodu yapmıyordu; herkes, Hogwarts'ın gerçek ruhunun bir bedende nasıl canlandığını konuşuyordu.
_____________
Yeni bölüm sizlerle 💖 Umarım beğenirsiniz 🩶 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 🤎
