17. bölüm · Kadim Kan
Gümüş Maskenin Ardındaki Teşekkür
Antrenmanın yorgunluğu ve gökyüzünde olmanın verdiği o tatlı esriklik hala üzerimdeydi. Soyunma odasında üzerimi değiştirip saçlarımı topladıktan sonra, çantamı omzuma asıp dışarı adım attım. Ancak koridorun loş ışığında, duvara yaslanmış bir gölge gördüğümde duraksadım.
Draco Malfoy, elleri cübbesinin cebinde, bakışları yerde öylece bekliyordu. Ayak seslerimi duyunca başını kaldırdı. O her zamanki alaycı sırıttışı ya da küçümseyen bakışları yoktu; aksine, yüzünde daha önce hiç görmediğim kadar dürüst ve savunmasız bir ifade vardı.
"Malfoy?" dedim, şaşkınlığımı gizlemeyerek. "Burada ne yapıyorsun? Bir sonraki antrenman için casusluk mu yapmaya geldin?"
Hafifçe gülümsedi ama bu seferki gülümsemesi içtendi. "Gökyüzünde olanları herkes gördü Lyra, casusluğa gerek yok. Gerçekten... etkileyiciydin."
Birkaç adım atıp bana yaklaştı. Aramızdaki mesafe azaldığında, gümüşi gözlerinde o iki gündür biriktirdiği kelimelerin ağırlığını gördüm. "Aslında buraya... başka bir şey için geldim," diye fısıldadı. Sesindeki o titremeyi sadece ben duyabiliyordum. "O gün, Hagrid’in dersinde... o canavarın önüne atladığında... Neden yaptığını sorduğumda bana verdiğin cevabı düşündüm. Beni kurtarmak zorunda değildin ama yaptın."
Yutkundu ve bakışlarını bir an için kaçırdı. "Bunun için... teşekkür ederim Lyra. Her şey için. Sadece hayatımı kurtardığın için değil, bana kim olduğumu ve aslında kim olabileceğimi hatırlattığın için de."
O an, koridorun köşesindeki heykelin arkasında iki tanıdık silueti fark ettim. Hermione ve Pansy, nefeslerini tutmuş bizi izliyorlardı. Lyra olmanın verdiği o keskin sezgilerle orada olduklarını biliyordum ama Draco’nun bu nadir anını bozmamak için fark etmemiş gibi davrandım.
"Bunu duymak güzel Draco," dedim, sesimi yumuşatarak. "Teşekkür etmene gerek yoktu ama etmen, sandığından daha asil bir hareket."
Draco elini yavaşça uzatıp kolyemin ucuyla havada asılı duran saç tellerimden birine hafifçe dokundu. "Herkes senin bir efsane olduğunu söylüyor," dedi, sesi neredeyse bir itiraf gibiydi. "Ama ben senin sadece bir efsane değil, bu karanlık okulda parlayan tek gerçek ışık olduğunu görmeye başladım."
Göz göze geldik. O an şatodaki tüm gürültü kesildi, sadece ikimizin arasındaki o görünmez bağın titreşimi kaldı. Draco, sanki bir şey daha söylemek istiyormuş gibi ağzını açtı ama sonra kendini frenledi. Hafifçe başını eğip yanımdan geçip gitti.
Ben arkasından bakarken, Hermione ve Pansy köşeden fırladılar.
"İnanamıyorum!" diye fısıldadı Pansy, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. "Draco Malfoy az önce birine teşekkür mü etti? Hem de bu kadar... bu kadar duygusal bir şekilde? Ben onu doğduğundan beri tanıyorum Lyra, o kimseye böyle bakmaz!"
Hermione ise daha düşünceliydi, elini çenesine koymuş bizi süzüyordu. "O bakışlar... O sadece bir teşekkür değildi Lyra. Draco’nun içinde bir şeyler gerçekten değişiyor. Ama dikkatli ol, Malfoylar için değişim sancılı olur."
"Farkındayım," dedim kolyemin üzerindeki o hafif ısınmayı hissederek. "Ama bazen bir aslanın pençesi değil, bir dokunuşu her şeyi değiştirir."
Pansy koluma girdi, "Hadi ama! Artık sadece 'Gryffindor Varisi' değilsin, Draco Malfoy’u dize getiren kız olarak anılacaksın. Bu akşam yemeğinde konuşacak çok şeyimiz var!"
Gülüşerek Büyük Salon’a doğru yürürken, Draco’nun az önceki o bakışının zihnimde bıraktığı izi silemiyordum. Hogwarts’ta asıl düello şimdi başlıyordu ama bu sefer asalarla değil, kalplerle.
_______________
Umarım beğenirsiniz 🩷 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 💜
