25. bölüm · Kadim Kan
Merdivenlerdeki Efsane
Büyük Salon’un girişindeki o devasa mermer merdivenlerin başında durduğumuzda, aşağıdan gelen müzik sesi ve yüzlerce kişinin uğultusu kalbimin ritmini değiştirdi. Pansy sağımda, Hermione solumdaydı. Derin bir nefes aldık ve aynı anda ilk adımı attık.
Merdivenlerin ortasına geldiğimizde, aşağıda sanki zaman durdu. O bitmek bilmeyen gürültü bıçakla kesilmiş gibi dindi. Herkes başını yukarı kaldırmış, büyülenmiş bir halde bize bakıyordu.
En önde Viktor Krum duruyordu. O her zamanki sert, ödün vermez ve asık suratlı duruşu bir anda yerle bir oldu. Gözleri beni gördüğünde öyle bir parladı ki, sanki gökyüzündeki tüm yıldızlar o gözlere inmişti. Ağzı hafifçe aralandı, o dünya starı edası gitti ve yerine sadece hayranlık dolu bir genç adam geldi. Yanında Alexei, Pansy’yi gördüğünde asasını neredeyse elinden düşürüyordu. Harry ve Ron ise Hermione’ye bakarken adeta nefes almayı unutmuşlardı.
Basamakları birer birer inerken, aile yadigarı elbisemin ipeği bacaklarımın etrafında bir alev nehri gibi akıyordu. Kolyem, salonun binlerce mumu altında kutsal bir ışık saçıyor, Viktor’un hediye ettiği bileklik ise bileğimde bir zafer nişanı gibi parlıyordu.
Merdivenlerin sonunda Viktor öne çıktı. O devasa cüssesiyle önümde öyle bir eğildi ki, pelerini yere serildi. Elimi nazikçe tutup dudaklarına götürdüğünde sesi titriyordu.
"Lyra..." dedi Viktor, sesi her zamankinden daha derin ve buğuluydu. "Gökyüzünde bir yıldız olduğunu biliyordum ama bu gece... bu gece tüm galaksiyi yanında getirmişsin. Tek kelimeyle nefes kesicisin."
Hemen yanımızda Alexei, Pansy’nin elini öperek, "Bayan Parkinson, Slytherin’in neden bu kadar gururlu olduğunu şimdi anlıyorum," diye fısıldadı. Pansy, o meşhur özgüveniyle gülümsedi ama yanaklarındaki hafif pembeleşme onu ele veriyordu.
Ron ise Hermione’nin yanına gidip kekeleyerek, "Hermione... Sen... Sen çok... Yani, aslında her zamanki gibisin ama biraz daha... Güzel kelimesi yetmez sanırım," dediğinde hepimiz hafifçe güldük. Hermione’nin yüzündeki o mutlu ifade paha biçilemezdi.
Ancak salonun diğer ucunda, Astoria Greengrass’ın kolunda duran Draco Malfoy’un bakışlarını hissetmemek imkansızdı. Draco, sanki taş kesilmişti. Yanındaki kızın bir şeyler söylediğini duyuyor gibi bile değildi. Gözleri üzerimde çakılı kalmıştı; o bakışlarda saf bir hayranlık, derin bir pişmanlık ve kontrol edemediği bir tutku vardı. Blaise ise hemen yanında, elindeki kadehi bana doğru hafifçe kaldırarak o her zamanki asaletini korudu ama onun bile gözlerinde bu görkemli tabloya karşı bir saygı vardı.
Viktor kolunu bana uzattı. "Bu geceyi başlatmaya hazır mısın, Leydim?"
"Hazırım Viktor," dedim ve koluna girdim.
Müzik yeniden yükseldi ve biz, yüzlerce hayranlık dolu bakışın arasından geçerek salonun merkezine ilerledik. O gece Hogwarts’ta sadece bir balo yoktu; o gece bir devrim, ipeklerin ve ışığın içinde dans ediyordu.
_____________
Umarım beğenirsiniz 💕 Yorumlarını ve beğenilerinizi bekliyorum 🫶
