53. bölüm · Kadim Kan
Sessiz Adalet
Büyük Salon’daki o görkemli olaydan sonra şatoda her şey tuhaf bir sessizliğe gömülmüştü. Boynumda Godric’in kolyesi, bileğimde Salazar’ın yılanı, parmaklarımda ise Draco ve Viktor’un hediyeleri… Kendimi yaşayan bir müze gibi hissediyordum. Ama içimde, sanki birileri beni sürekli izliyormuş gibi tuhaf bir karıncalanma vardı.
O sabah bitki bilim dersi için seralara doğru yürüyorduk. Profesör Sprout her zamanki neşesiyle bizi karşıladı ama seranın bir köşesinde, daha önce hiç görmediğim kadar solgun ve ölmek üzere olan bir "Gümüş Yapraklı Ay Sarmaşığı" duruyordu.
"Çocuklar," dedi Sprout, sesi üzgün geliyordu. "Bu bitki şatonun en eski köselerinden birinden geldi. Ne yaptıysam iyileştiremedim. Eğer bugün canlanmazsa tamamen yok olacak. Ama maalesef bugün müfredatımız çok yoğun, onunla ilgilenecek vaktimiz yok."
Ders başladığında herkes kendi saksısıyla ilgileniyordu. Ron, kendi bitkisiyle güreşirken; Draco, asil bir tavırla toprak karıştırıyordu. Ama benim gözüm o solgun sarmaşığa takılıp kalmıştı. Bitki sadece ölmüyordu, sanki acı çekiyordu.
"Lyra, kendi iksir otuna odaklanmalısın," dedi Hermione fısıldayarak. "Yoksa notun düşecek."
Notumun düşmesi ya da dersi tamamlamak… Normalde bir öğrenci için öncelik budur. Ama o an kalbimde tarif edilemez bir sızı hissettim. Helga Hufflepuff’ın o şefkatli sesini duyar gibi oldum; her canlının eşit ilgiye değer olduğunu söylüyordu sanki.
Kimsenin bakmadığı bir anda, kendi ödevimi bir kenara bıraktım. Çamurun içine diz çöktüm; üzerimdeki Gryffindor cübbesinin kirlenmesini umursamadım bile. Ellerimi o bitkinin soğuk, titreyen yapraklarına koydum. Salazar’ın bilekliği hafifçe ısındı ama herhangi bir büyü yapmadım. Sadece bitkiye, yalnız olmadığını hissettirmeye çalıştım.
"Lyra, ne yapıyorsun?" diye sordu Draco yanıma gelerek. "Ders bitmek üzere, senin saksın boş!"
"Bu bitki ölüyor Draco," dedim, sesimdeki kararlılığa ben bile şaşırmıştım. "Eğer ben şimdi onun yanında durmazsam, kimse durmayacak. Notlar ya da puanlar... şu an hiçbirinin önemi yok."
Alexei ve Pansy de yanımıza geldi. Pansy kaşlarını kaldırdı. "Bir ot parçası için notunu yakmak mı? Bu çok... Hufflepuffvari bir hareket."
"Belki de öyledir," dedim gülümseyerek. O an, ellerimden bitkiye doğru altın rengi, çok ince bir sızıntının geçtiğini hissettim. Bitki, parmaklarımın arasında yavaşça gerindi. Solgun gri rengi, yavaş yavaş gümüşi bir parlaklığa döndü.
Sprout dersin sonunda yanımıza geldiğinde gözlerine inanamadı. "Bu imkansız! Ay Sarmaşığı sadece en saf niyetli dokunuşla canlanır... Lyra, sen kendi çalışmanı bitirmemişsin ama bu kadim canı kurtarmışsın."
Tam o sırada, seranın tavanında asılı duran porselen bir porsuk figürü bir anlığına canlanır gibi oldu ve bana göz kırptı. Göğsümdeki kolye ve bileğimdeki yılan aynı anda titredi.
"Neler oluyor?" dedi Ron, etrafına bakarak. "Hava bir anda taze ekmek kokusu gibi kokmaya başladı."
Güldüm. İçimdeki o izlenme hissi geçmemişti ama huzurlu bir onay almışım gibi hissediyordum.
______________
Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 💓 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 💜
