45. bölüm · Kadim Kan

Gece Yarısı Kokusu

Black Night

Bölümler
1 Peron 9 ¾ ve Saklı Miras 2 Safkanların Sessiz Savaşı 3 Büyük Salonda Yankılanan İsim 4 İlk Akşam 5 Altın Işık 6 Zindanlarda Zeka Savaşı 7 Gümüş ve Altın Arasındaki Kıvılcım 8 Beklenmedik Bir Dostluk 9 Kara Göl’ün Kıyısında Ezber Bozanlar 10 Aslanın Pençesi 11 Gölgeler ve Reddediş 12 Gücün Etkisi 13 Asalet, Tebrikler ve Sarsılan Dengeler 14 Vahşi Bir Bağ ve Gümüşün Korkusu 15 Kadim Ruhun Yankısı 16 Gökyüzünde Parlayan Altın 17 Gümüş Maskenin Ardındaki Teşekkür 18 Hogsmade Yolu 19 Küçük Jestler 20 Kuzey ve Güneyin Selamı 21 Aile Mirası 22 Balo Davetleri 23 Yıldızların Altında İki Yabancı 24 İpekler, Sırlar ve Siyah Güller 25 Merdivenlerdeki Efsane 26 Eş Değişimi 27 Küçük Tanışmalar 28 Sesin Gücü 29 Varisin Sihri 30 Alexie' nin Kararı 31 Balo Kritiği 32 Kuzey Yıldızı' na Veda 33 Zindanlarda Kıvılcımlar 34 Kışkırtma 35 Satranç Hamleleri 36 Aslan - Yılan Birleşimi 37 Kanayan Gözler 38 Sınırların Ötesinde Bir Akşam Yemeği 39 Gümüş ve Altın Yansımalar 40 Duvarlardaki Leke 41 Taşların Hafızası ve Kurucuların İradesi 42 Taşların Kalbi ve Mirasın Ağırlığı 43 Heykeller ve İnsanlar 44 Ateş Başında Yıldızlar ve Kahkahalar 45 Gece Yarısı Kokusu 46 Zonko’nun Gazabı ve Köpüklü Bıyıklar 47 Aslan İnindeki Yılanlar 48 Fırtınadan Önceki Kahvaltı 49 Yılanın Soyu ve Gerçek Vâris 50 İki Miras Tek Ruh 51 Gümüş ve Altının Sessizliği 52 Taşların Arasındaki Kadim Fısıltı 53 Sessiz Adalet 54 Düşmana Uzanan Adalet 55 Taşların Kanı, Ruhun Bedeli 56 Mirasın Ağırlığı ve Kırılma Noktası 57 Aslanın Uyanışı 58 Eksik Halka ve Üçlü Fırtına 59 Ravenclaw’ın Zihinsel Labirenti 60 Saf Safir ve Çelikten İrade 61 Dördüncü Parça ve Büyük Denge 62 Camdan Kalpler ve Sırların Külü 63 Dördüncü Mühür ve Kusursuz Denge 64 Ayaklı Hazine Sandığı ve Yeni Ben 65 Taht Krizleri ve "Şato" Meselesi 66 Kadim Savunma ve Dörtlü Kalkan 67 Ormanın Efendisi ve "Örümcek" Mevzusu 68 Kahvaltıdaki Boşluk 69 Altın Snitch ve Buzdan Bakışlar 70 Toz Tanesi 71 Eski Malfoy

Kamp ateşinin külleri arkamızda sönüp giderken, şatoya döndüğümüzde hepimizin üzerinde tatlı bir yorgunluk, saçlarımızda ise Yasak Orman’ın o odunsu is kokusu vardı. Herkes kendi ortak salonuna doğru yavaşça dağılırken, Draco koridorun gölgesinde kalıp adımlarını yavaşlattı. Bizimkiler önden yürürken, kolumdan hafifçe tutup beni duvardaki bir heykelin arkasına, loş bir nişe çekti.
"Bir saniye," diye fısıldadı. Sesi, gecenin sessizliğinde kalbimin ritmini değiştirmeye yetmişti.
"Draco, yakalanacağız," dedim gülerek ama sırtım soğuk taş duvara yaslandığında, onun sıcaklığı aradaki tüm mesafeyi kapattı. Ceketini hala giymemişti, gömleğinin kolları katlıydı ve o kamp ateşinin turuncu ışığı sanki hala gözlerinin içindeydi.
"Yakalanırsak yakalanalım," dedi, yüzünü yüzüme doğru yaklaştırarak. Nefesi tenimi yakıyordu. Eğilip burnunu hafifçe saçlarıma sürttü, derin bir nefes aldı. "Orman gibi kokuyorsun. Ama en çok da... sen gibi."
"Sen de tam bir Slytherin serserisi gibi kokuyorsun," diye takıldım, ellerimi göğsüne koyarak. Kalbinin ne kadar hızlı attığını avuçlarımın altında hissedebiliyordum. O bildiğimiz aristokrat, mesafeli Malfoy gitmiş; yerine sadece benim karşımda böyle savunmasız, böyle çocuksu duran bir Draco gelmişti.
Gülümsedi. O meşhur, tek tarafı yukarı kalkan gülüşüydü bu ama gözlerinde ilk kez hiçbir kibir yoktu. "Serseri mi? Ayıp oluyor Varis. Ben sadece... o ateşin başında elini tuttuğum andan beri kafayı kurcalayan bir şeyi halletmeye çalışıyorum."
"Neymiş o?" diye sordum, gözlerimi hafifçe kısarak. Gözlerimin içindeki o kehribar parıltıların onun gri gözlerinde yansıdığını görebiliyordum.
"Şu," dedi ve daha fazla beklemedi.
Ellerini yavaşça yanaklarıma yerleştirdi. Parmakları tenime değdiği an içimden bir ürperme geçti. Eğilip dudaklarını dudaklarıma bastırdığında, şatonun tüm taşları, kurucuların mirası, yaklaşan sınavlar... Her şey bir anda silindi. Öpücüğü o kadar yumuşak, o kadar acelesiz ama bir o kadar da sahipleniciydi ki, bacaklarımın bağının çözüldüğünü hissettim.
Ayrıldığımızda alnını alnıma yasladı. İkimiz de nefes nefeseydik. "Pansy’nin cebinden aşırdığın o çilekli şekerlerden yemişsin," diye mırıldandı, dudakları hala dudaklarıma değerken. "Tadı hala orada."
"Şikayetçi gibisin?" dedim, kollarımı boynuna dolayarak onu kendime daha da çekip.
"Asla," dedi ve bu sefer daha derin, kalbimi yerinden oynatacak kadar tutkulu bir şekilde öptü beni. Masanın altından el tutmalara, gizli bakışmalara hiç benzemiyordu bu. Bu, Yasak Orman'ın büyüsünün koridorlara taşınmasıydı.
Birkaç dakika sonra, koridorun ucundan Filch’in ayak sesleri ve Mrs. Norris’in miyavlaması duyulduğunda zorlukla birbirimizden ayrıldık. Draco’nun yanakları hafifçe kızarmıştı, saçları ellememden dolayı biraz dağılmıştı ve hayatımda gördüğüm en mutlu, en şapşal gülümsemeyle bana bakıyordu.
"Yarın," dedi, başparmağıyla dudağımın kenarını hafifçe silerken. "Hogsmeade’de tüm gün elini bırakmayacağım, haberin olsun. Weasley istiyorsa ağlayabilir."
"Sabırsızlıkla bekliyorum Malfoy," dedim, ona son bir kez göz kırpıp koridorun karanlığına, Gryffindor kulesine doğru koşarken.
Yukarı çıkıp yatağıma yattığımda, parmaklarım hala dudaklarımın üzerindeydi ve yüzümde salakça bir tebessüm vardı. Yarın karlar altında Hogsmeade’i gezecektik, Zonko’ya gidecektik, çok eğlenecektik... Ama benim için o günün en güzel kısmı, şimdiden bu koridorda başlamıştı.

________________

Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 🥰 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 🤍