42. bölüm · Kadim Kan
Taşların Kalbi ve Mirasın Ağırlığı
Kurucuların gidişinden sonra şatoda hayat durmuş gibiydi. Koridorlar boşalmış, herkes gördüklerini sindirmek için köşelerine çekilmişti. Bizim ekip ise göl kenarındaki o her zamanki ağacın altına sığınmıştık. Ama bu sefer kimse şaka yapmıyordu; Ron bile ağzını açıp sosislerden bahsetmiyordu.
"Hala inanamıyorum," dedi Ron, asasını öylece elinde tutarak. "Godric Gryffindor... Bana baktı. Yani tam olarak bana değil ama o tarafa baktı! Lyra, sen az önce bin yıllık bir tarihi koridora indirdin."
"Ben bir şey yapmadım," dedim, sesimdeki şaşkınlığı hala üzerimden atamamıştım. "Sadece... Sadece çok sinirliydim. Ama Astoria’ya o istediği yıkılmış kız görüntüsünü vermek istemedim. İçimden bir şeyler taşıyordu ama belli etmemek için kendimi öyle bir sıktım ki, sanırım şato benim yerime bağırdı."
"Belli etmiyordun ama havada statik bir elektrik vardı Lyra," dedi Hermione, gözleri parlayarak. "O kağıtlar küle dönerken şatonun çıkardığı sesi duymadınız mı? O bir kükremeydi. Sen kendini ne kadar bastırırsan, mirasın o kadar çok taşıyordu."
Pansy, Alexei’nin omzuna yaslanmış, hala Astoria’nın o rezil oluşunu düşünerek hafifçe gülümsüyordu. "Astoria’nın suratı... Hayatım boyunca unutmayacağım. Bir Greengrass’ı ancak bir kurucu bu kadar yerin dibine sokabilirdi. Draco, sen iyi misin? Salazar sana 'Aferin' dedi, farkındasın değil mi?"
Draco, Karagöl’ün sularına bakıyordu. Bakışlarında bir gurur ama daha çok derin bir düşünce hali vardı. "Benim için asıl önemli olan, Salazar’ın Lyra’ya bakışındaki o kabuldü," dedi Draco sakince. "Ona 'köprü' dedi. Bu, tüm o safkan saçmalıklarından daha büyük bir şey."
Alexei araya girdi, sesi her zamankinden daha ciddiydi. "Durmstrang’da çok eski bir efsane anlatılır," dedi Alexei, hepimizin dikkatini üzerine çekerek. "Buna 'Locus Spiritus' derler. Bazı kadim kaleler, sadece taş ve harçtan ibaret değildir. Onlar yaşayan birer organizmadır. Eğer kalenin ruhu ile mirasçısının ruhu aynı frekansta titreşirse, kale artık bir bina olmaktan çıkar, o kişinin bir uzvu haline gelir."
Alexei bana doğru döndü. "Şarkı söylerken bunu görmüştük Lyra. Şato seninle ritim tutuyordu. Ama bugün olan şey farklıydı. Bugün şato seninle öfkelendi. Sen bir efsaneyi gerçekleştirdin; sen Hogwarts’la tamamen 'bir' oldun. Bu her zaman olan bir şey değil, sadece şatonun ve varisinin tehlikede hissettiği ekstrem durumlarda ortaya çıkan bir koruma içgüdüsü."
"Yani ben ve Hogwarts..." diye mırıldandım, başımı kaldırıp uzaktaki kulelere bakarak. "Aynı şeyi mi hissediyoruz?"
"Öyle görünüyor," dedi Harry, elini omzuma koyarak. "Senin canın yandığında taşlar sızlıyor, sen sustuğunda onlar haykırıyor. Sen artık sadece bir öğrenci değilsin Lyra, sen bu şatonun atan kalbisin."
O an, rüzgarın ağaçların arasından geçişi sanki bir onaylama gibi geldi kulaklarımıza. Hogwarts sadece bir okul değildi; o benim koruyucum, dostum ve sesimdi. Ve artık herkes biliyordu ki, Gryffindor varisini karşısına alan, karşısında bizzat bin yıllık taşları bulurdu.
____________
Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 🌸 Yorumlarınız ve beğenilerinizi bekliyorum 💚
