10. bölüm / 28
İç𝐢𝐦𝐝𝐞𝐤𝐢 𝐒𝐮𝐬𝐦𝐚𝐲𝐚𝐧9. Bölüm
Bölümler 28Şu an: 9. Bölüm
- 1 Önsöz180 kelime
- 2 1. Bölüm812 kelime
- 3 2. Bölüm1.469 kelime
- 4 3. Bölüm1.804 kelime
- 5 4. Bölüm345 kelime
- 6 5. Bölüm969 kelime
- 7 6. Bölüm820 kelime
- 8 7. Bölüm828 kelime
- 9 8. Bölüm1.118 kelime
- 10 9. Bölüm856 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10. Bölüm855 kelime
- 12 11. Bölüm1.079 kelime
- 13 12. Bölüm1.213 kelime
- 14 13. Bölüm901 kelime
- 15 14. Bölüm1.710 kelime
- 16 15. Bölüm1.157 kelime
- 17 16. Bölüm1.140 kelime
- 18 17. Bölüm1.721 kelime
- 19 18. Bölüm2.246 kelime
- 20 19. Bölüm2.837 kelime
- 21 20. Bölüm1.305 kelime
- 22 21. Bölüm1.167 kelime
- 23 22. Bölüm2.020 kelime
- 24 23. Bölüm1.845 kelime
- 25 24. Bölüm2.053 kelime
- 26 25. Bölüm3.265 kelime
- 27 26. Bölüm2.508 kelime
- 28 27. Bölüm5.060 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çocuklar uyuduktan sonra odada hafif bir loşluk bırakan küçük masa lambasını açtım. Işık, duvarlardaki soluk mavi boyaya ince bir sarılık katıyor, odanın sessizliğine neredeyse dokunuyordu. Andrei'nin nefes alışları düzenli, huzurluydu. Yatağa yaklaşıp alnını ve gözlerini kapatan o kahverengi, yüzüne yapışmış saçlarını hafifçe çektim, sonra da yavaş adımlarla diğer oyuncak kutusunun olduğu köşeye geçtim.
Kapağı kaldırırken çıkacak en ufak gürültüden bile çekiniyordum. Oyuncaklar birbirine çarparsa çocukların uyanabileceğini düşündüm. Bu yüzden kutunun içindekileri tek tek parmak uçlarımla ayırarak çıkardım. Önce tahtadan hayvan figürleri elime geldi. Sonra askerler… Ve en altta, her zaman olduğu gibi, Andrei’nin en kıymetlileri: Aeroflot’un metal uçak maketleri.
Uçağı elime aldığımda, odanın sessizliği biraz daha derinleşmiş gibi oldu. Metal gövdenin soğukluğu avuç içimi ürpertti; fakat benim için bu soğukluk bile bir tür teselli gibiydi. Uçakları yatağın yanındaki halının üzerine dizdim, çocuklar uyanmasın diye yere çömeldim ve sessizce onların kanatlarına, gövdelerine dokunarak hayallerimin şekil almasına izin verdim.
Tu-154’ün burnunu işaret parmağımla hafifçe yukarı kaldırdım. Sanki gerçekten havalanacakmış gibi.
Yak-40’ı elime alınca, küçük ama inatçı bir şeyin insanı göğe taşıyabileceğini düşündüm.
İl-62 ise her zamanki gibi bana en büyük, en uzak hayallerimi hatırlatıyordu; içimdeki gizli kaçış arzusunu.
Anastasia yatağında dönünce hemen başımı kaldırdım, nefesimi tuttum. Çocuk tekrar sakinleşince, içimden derin bir rahatlama geçti. Uçaklar sessiz, ev sessiz, çocuklar sessiz fakat düşüncelerim sesliydi.
Yaklaşık yarım saat kadar oyuncaklarla oynayarak oyalandım. İçimdeki ses tekrar konuştu:
"Şu haline bak; bu uyuyan yedi yaşındaki Andrei bile senden daha yetişkin! Senin bu oyuncak sevgin yüzünden baban eve dönemedi. Bana kalırsa sırf sana verdiği oyuncak sözü yüzünden kendini o fabrikanın penceresinden attı. Şimdi istediğin oldu, en güzel ve lüks oyuncaklar şimdi senin elinde ama baban nerede? İrina İvanovna Goronova, sen babanın en büyük intihar müsebbibisin!"
Diye vesveseler verip, benim ara sıra uyanan şizofreni tarafımı uyandırıyordu. Bazen içimdeki o konuşan kişiyi susturmaya çalışsam da içimdeki o karanlık ses, beni geçmişin içine doğru yeniden sürüklüyordu. Başımı eğdim. Elimdeki İl-62’yi tutan parmaklarım titriyordu. O ses her çıktığında olduğu gibi içim buz kesiyordu. Ne kadar susturmaya çalışsam da hep bir yol bulup kendini bana hatırlatıyordu.
“Ben… ben babamın ölümünden sorumlu değilim,” diye fısıldadım kendi kendime, hatta iç sesime. Sesim o kadar kısıktı ki, gerçekten söyleyip söylemediğimi bile anlayamadım. Halının üstüne dizilmiş üç uçağa baktım. Metal gövdeleri lambanın ışığında hafifçe parlıyordu; ve o parlamanın yansımasında babamın bana Moskova'ya gitmek için bindiği trenden el salladığı anın yansıması vardı. O an, onu son görüşümdü. Ben ve annem onu tren istasyonunda uğurlamıştık.
Eğilip beni yanağımdan öptü ve kulağıma, "Sana özellikle o çok istediğin pahalı oyuncaklardan almak için uğraşacağım kızım. Ben yokken annen ve kardeşlerine göz kulak ol. Seni çok özleyeceğim. Kendine de dikkat, Tanrı seninle olsun" demişti. Hâlâ o ses kulaklarımda. Yoksa içimdeki şeytanın da dediği gibi gerçekten de ben mi sorumluyum ölümünden? Sırf bana verdiği sözü yerine getiremediği için mi kendini fabrikanın penceresinden attı? Ama hayır, o, Moskova'ya sadece bana oyuncak almak için gitmedi. Evimizin geçimini sağlamak için daha fazla paraya ihtiyaç vardı ve bu yüzden gitti.
Ama o ses tekrar yükseldi içimde:
“Kendini böyle mi avutuyorsun? Sen de biliyorsun ki, eğer her gün oyuncak oyuncak diye başının etini yemeseydin, belki de çalışmak için Moskova’ya gitmezdi. Belki o pencereye hiç çıkmazdı.”
Elimi hızla kulağıma götürdüm, sanki dışarıdan biri fısıldıyormuş gibi. Başımı iki yana salladım.
“Yeter!..” dedim fısıltıyla. “Sus artık, sus!”
Andrei’nin uykusunda hafifçe hırıldadığını duydum. Bir an kalbim yerinden çıkacak gibi oldu; oyuncakları hemen topladım, maketlerin kanatlarının birbirine çarpmaması için avuçlarımın arasına alıp kutuya koydum. Kapağı yavaşça kapattım, sonra odanın ortasında bir süre nefes almadan durdum.
Kendimi toparlamam uzun sürdü. O sesin söylediklerine inanmak istemiyordum. Babam… Babam kötü bir adam değildi. Sadece dünyanın yükü omuzlarına çok erken çökmüştü. Tıpkı benim gibi.
Yatağın kenarına oturdum. Ayaklarımı halıya bastım, yerin soğukluğu ayakkabısız ayaklarıma yayıldı. İçimde bir yer, kaçmak isteyen bir çocuk gibi hâlâ o uçaklara uzanıyordu. Uçup gitmek… Uzak bir yere. Uyanınca beni kimsenin bulamayacağı bir yere.
Ama çocukların yüzlerini düşündüm.
Anastasia’nın sessiz olgunluğunu…
Andrei’nin bana sorular sorarken gözlerindeki o saf merakı…
Onları sabaha kadar tek başına bırakma düşüncesi bile yüreğimi sızlattı.
Derin bir nefes aldım.
“Toparlan İrina,” dedim kendi kendime. “Onlar için buradasın. Biraz olsun iyi bir şey yap. Onlara zarar verme. Kendine de.”
Bir süre daha bekledim, loş ışığa baktım. Odanın içinde ağır bir huzur dolaşıyordu ama içimdeki gölge hâlâ tam gitmemişti. Yine de, en azından bu gece bana saldıracak kadar güçlü değildi.
Lambayı kapattım. Sessizlik tekrar odayı doldurdu. Temizliğe karşı hassasiyetimi o gece yok ederek Andrei’nin yanına sokuldum; gözlerimi tavana dikip geçmişi, geleceği, annemi, kardeşlerimi ve babamı düşündüm. Hep düşüncelerimin sonunda gelen Nadiya'yı da düşündüm. Düşünceler düşünceleri kovaladı; esnedim ve iç çektim. Şu anda odama gidip de kendi sesimle tek başıma kalmak istemedim. Yalnızlık, benim gibi şizofrenlere bir tehlikedir. Şizofren demişken, benim şizofren olduğumu ailem dahi hiç kimse bilmez.
Bunu ilk başta kabullenmesem de sonunda öyle olduğumu, susmak bilmeyen iç sesimden, arada bir babamın gelip giden ruhundan, ikide bir gözümün önüne gelen babamın cesedinden, halüsinasyonlardan ve temizlik takıntımdan anlamıştım. Bana doğru dönmeye başlayan Anastasia’yı fark edince hemen gözlerimi yumarak uyumuş taklidi yaptım. Derin nefes aldığını ve kalkıp bana doğru geldiğini duydum. Gelip sağ yanıma sokuldu. Ben de iki kolumu bu iki kardeşin zayıf ve sıcak vücutlarına sararak uykuya daldım. Sanki kendi karanlığımdan korunmak için onların masumiyetine ihtiyacım varmış gibi.
Bölüm etkileşimi
