6. bölüm / 27
İç𝐢𝐦𝐝𝐞𝐤𝐢 𝐒𝐮𝐬𝐦𝐚𝐲𝐚𝐧5. Bölüm
Bölümler 27Şu an: 5. Bölüm
- 1 Önsöz180 kelime
- 2 1. Bölüm812 kelime
- 3 2. Bölüm1.469 kelime
- 4 3. Bölüm1.804 kelime
- 5 4. Bölüm345 kelime
- 6 5. Bölüm969 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 6. Bölüm820 kelime
- 8 7. Bölüm828 kelime
- 9 8. Bölüm1.118 kelime
- 10 9. Bölüm856 kelime
- 11 10. Bölüm855 kelime
- 12 11. Bölüm1.079 kelime
- 13 12. Bölüm1.213 kelime
- 14 13. Bölüm901 kelime
- 15 14. Bölüm1.710 kelime
- 16 15. Bölüm1.157 kelime
- 17 16. Bölüm1.140 kelime
- 18 17. Bölüm1.721 kelime
- 19 18. Bölüm2.246 kelime
- 20 19. Bölüm2.837 kelime
- 21 20. Bölüm1.305 kelime
- 22 21. Bölüm1.167 kelime
- 23 22. Bölüm2.020 kelime
- 24 23. Bölüm1.845 kelime
- 25 24. Bölüm2.053 kelime
- 26 25. Bölüm3.265 kelime
- 27 26. Bölüm2.508 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah, Moskova’nın gri ışığı yavaşça binaların yüzüne vuruyordu. Hava keskin ve soğuktu. Sokaklarda karın üstüne basıldıkça hışırtılar duyuluyor, nefesler buhar gibi yükseliyordu. Kadınlar kalın paltolarına sarılmış, elinde file torbalarla aceleyle yürüyordu. Erkeklerin yüzleri rüzgârdan kızarmıştı. Kimse kimseye uzun uzun bakmazdı. Herkesin gitmesi gereken bir yeri, yetişmesi gereken bir işi vardı.
Metrodan çıkan kalabalık, kar tanelerini omuzlarında taşıyarak dağılıyordu. Yeraltından gelen tren gürültüsü, şehrin nabzı gibiydi. Bir çocuk annesinin elini sıkı sıkı tutmuştu; küçük adımlarla onun peşinden gidiyordu. Uzaktan, Lenin Mozolesi’nin önündeki nöbetçi askerlerin kıpırdamadan durduğu görülüyordu.
Evlerin pencerelerinde solgun ışıklar yanıyordu. Sobanın başında çay ısınır, radyodan alçak sesle bir müzik çalardı. Bir yerde bir kadın, elinde dikiş iğnesiyle sessizce çalışıyor; bir adam gazeteyi açıp aynı haberleri yeniden okuyordu. Küçük bir radyodan Batı’dan kaçak bir şarkı duyulsa bile, pencere hemen kapatılırdı.
Moskova, gürültüsüz bir şehirdi. Her şey yerli yerindeydi ama içinde bir sessizlik dolaşırdı. Bazen, metroda birinin gözleri gülümserdi; o an şehir biraz ısınırdı sonra yine soğurdu. Bu eski binadaki kiralık dairemizin sahibesi Alman bir yaşlı kadındır. Kendisinden gelir gelmez hiç haz etmedim doğrusu. Bu kadın asık suratlı, huysuz ve dediğim dedik biriydi.
Merkeze taşınalı iki ay olmuştu. Ben liseden mezun olur olmaz buraya yerleştik. Yaşadığım daire eski ve loştu. Eski evimiz kadar rahat ve temiz değilmiş gibi geliyordu. Kendi kendime, "Ya mikrop kaparsam?" diye sorup, içten içe huylanıyordum. Buradaki loşluk ve kirlilik benim temizlik takıntımı tekrar yüzeye çıkarmaya sebep oldu. Temizlik deyince... yine kaşınmaya başladım!..
Geldiğim günden beri iş bulmakta zorlandım. Fakat ev sahibemizin aracılığıyla zengin bir ailenin iki çocuğuna bakıcı aradıklarını duyunca hemen gittim. Resmi bir iş değildi ama kimse buna ses etmedi. Henüz on sekizime girmek için bir senem vardı ama Tanrı'ya şükür şimdilik kimliğimi istemediler. Bu koca malikaneden geri gitmek istemiyordum açıkçası. Aslında 1917'den sonra Sovyetler, tüm malikaneleri kamulaştırdı. Şimdiki zamanımızda ise hiçbir malikane özel mülk olarak bir aileye ait olamazdı. Buna rağmen burada yaşayan ailelerin tek bir açıklaması vardı; partiyle bağlantılı fakat perde arkasında çok zengin bir ailedirler. Aile, devlete ait eski malikanede tahsisli oturuyor olabilir.
Oraya gidince benimle malikane işlerinin hepsinden sorumlu kahya kadın ilgilendi. Benim bu iş için uygun olup olmadığımı anlamak için önce bir süzdü sonra da;
— Kaç yaşındasın? diye sordu. Yüzü o kadar kırışıktı ki benimle konuşurken gözlerine değil, kırışık çizgilerine istemsizce odaklanmıştım.
— On sekiz efendim.
— Adın ne?
— İrina İvanovna Goronova, dedim.
Bir memnuniyetsizlik gelmişti yüzüne. İçime, bu işin olmayacağına dair moral bozucu bir his girince iyice ümitsizliğe kapıldım. Tahminimce yaşı yetmişlerde ama yaşıtlarına göre gayet hızlı ve sağlıklı bir biçimde merdivenlerden çıkmıştı. Bu şehrin soğukluğu insanlarına da yansımış diye düşündüm kendimce. Öyle ki, apartman sahibemize kadar herkes asık suratlı ve keyifsizdi. Moskova ise beklediğimden de soğuktu; buranın yerli halkı da en az Moskova kadar soğuk ve sakindi.
— Daha önce bir işte çalıştınız mı?
Bu soruya tedirgince, hafif kekeleyerek cevap vermiştim:
— Hayır efendim, bu benim ilk işim olacak.
Yaşlı kahya köşede asılı duran Meryem Ana ikonuna baktı (İkondan yola çıkarak buradaki ailenin Ortodoks olduğu açıktı). Bir iç çekerek,
— Bayan Goronova, buraya geçici olarak geldiğinizi biliyorsunuzdur? (Bir an duraksadım. Çünkü bilmiyordum.)
Lakin bilmediğim halde,
— Biliyorum efendim, dedim. (Yalanım için Tanrım beni affet. O huysuz kadın bana bunu söylememişti!)
— Âla, bu evin sahibeleri Bay Aleksandr Mihayloviç Vorontsov ve Bayan Elena Sergeyevna Vorontsova, iş için bir haftalığına Leningrad’a seyahat ettiler. Bay Vorontsov, bir komisyon çalışması için giderken eşi Elena Vorontsova'yı da oradaki babasının evine bıraktı. Çocukları Anastasia'yı ve Andrei'yi bu kez yanlarına almadılar. Vorontsoyların büyük kızlarının adı Anastasia, on üç yaşındadır; kardeşi Andrei ise yedi yaşında. Biraz yaramazlar ama onlara güzel davranarak ve kendine sevdirerek üstesinden gelebileceğine şüphem yok.
Kahya kadın yine derin bir iç çekti ve solgun gözleriyle bana baktı:
— Tahmin ettiğimden fazlasıyla küçüksün ve ilk defa birine bunu söylüyorum; eğer kendini onlara sevdirir ve işinin hakkından gelirsen, Bayan Vorontsova'nın güvenini kazanırsın. Ayrıca senin burada daha fazla çalışmanı da isteyebilirler kızım.
'Kızım' demesi onu gözümde bir kahya olmaktan çıkarıp, evladının iyiliği için nasihatler eden merhametli bir anne konumuna dönüştürdü.
Durup oturduğu koltuğun hemen arkasındaki kitaplıktan kalkmadan, uzanarak bir zarf çıkarıp bana uzattı:
— Bu çalışmadan önceki avansın. Şimdilik içinde tam iki yüz ruble var. Umarım yeterlidir?
İşe başlamadan önce bana nakit vereceklerini tahmin etmemiştim. Ne yalan söyleyeyim, sevinçten havalara uçacaktım neredeyse ama sadece,
— Evet efendim, size müteşekkirim, dedim.
Umarım bu süre içinde kendimi sevdirir ve geçici çalışmak zorunda kalmam. Çünkü paraya ihtiyacım var ve bu kadar güzel bir yerde işi bırakmak istemem. Öte yandan, en mühim olanı da çocuklarla anlaşabilmek ve onları kendime alıştırmak. Zira bu veletleri kendime alıştırırsam sevgili anne ve babaları onların küçük, masum gözyaşları akmasın diye, "Bayan İrina, sizden daha fazla burada kalıp çocuklara bakıcılık etmenizi rica edeceğiz" diyeceklerdir. (İçimdeki şeytanın fikirleri de pek kurnazdır!)
— O zaman gel de sana kalacağın odayı göstereyim, diyerek ayağa kalkıp kapıyı açtı. Hemen çantamı tutup peşinden yürüdüm. Malikane gerçekten hem büyük hem de moderndi. Duvarlar ikonlarla süslüydü. Daha malikaneye ilk geldiğimde giriş salonunun büyüklüğü ve güzel mimarisinin büyüsüne kapılmıştım. Tütsü kokusunun giriş kattaki salonda olması yetmiyormuş gibi bir de çalışanların odalarının bulunduğu koridor bile tütsü kokuyordu. Uzun ve dar koridorlardan geçerken iki yaramaz çocuk sesi duydum. Bir taraftan da onlarla anlaşamayacağımı düşünüp tedirgin oluyordum. Ama bir yandan da onların yaşlarında iki kardeşimin olduğunu ve ilk deneyimime evde başladığımı hatırlayınca rahat bir nefes aldım.
İki koridor sonundaki küçük, bakımlı ve sade bir odaya girdik. Kahya kadın,
— İşte kalacağın oda burası, dedi.
Odanın içindeki eski ve kahverengi dolabı işaret ederek,
— Bakıcılık yaparken giyeceğin iş elbisesi bu dolabın içinde mevcut. Önce duş al ve üst katın ilk sağ odadaki çocukların odasına gir, kendini onlara tanıt ve onlara karşı sabırlı ol. (Sabırlı ol dediğine göre kesin çok yaramaz veletlerdir. Lanet olsun. Umarım kalbim kırılmaz.)
Bana diyecekleri bittikten sonra arkasını dönüp çıkarken,
— Efendim, bakar mısınız?
Durup arkasına döndü:
— İsminizi bağışlar mısınız?
Unutmuş ve daha yeni hatırlamış gibi,
— Ahh... Evet. Adım Galina Petrovna.
Bölüm etkileşimi
