7. bölüm / 27
İç𝐢𝐦𝐝𝐞𝐤𝐢 𝐒𝐮𝐬𝐦𝐚𝐲𝐚𝐧6. Bölüm
Bölümler 27Şu an: 6. Bölüm
- 1 Önsöz180 kelime
- 2 1. Bölüm812 kelime
- 3 2. Bölüm1.469 kelime
- 4 3. Bölüm1.804 kelime
- 5 4. Bölüm345 kelime
- 6 5. Bölüm969 kelime
- 7 6. Bölüm820 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7. Bölüm828 kelime
- 9 8. Bölüm1.118 kelime
- 10 9. Bölüm856 kelime
- 11 10. Bölüm855 kelime
- 12 11. Bölüm1.079 kelime
- 13 12. Bölüm1.213 kelime
- 14 13. Bölüm901 kelime
- 15 14. Bölüm1.710 kelime
- 16 15. Bölüm1.157 kelime
- 17 16. Bölüm1.140 kelime
- 18 17. Bölüm1.721 kelime
- 19 18. Bölüm2.246 kelime
- 20 19. Bölüm2.837 kelime
- 21 20. Bölüm1.305 kelime
- 22 21. Bölüm1.167 kelime
- 23 22. Bölüm2.020 kelime
- 24 23. Bölüm1.845 kelime
- 25 24. Bölüm2.053 kelime
- 26 25. Bölüm3.265 kelime
- 27 26. Bölüm2.508 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Galina Petrovna odadan çıkıp kapıyı kapattı. Hemen dolabı açmaya gittim. Dolabın içindeki halat (dadı elbisesi) oldukça temiz, yeni ve sade görünüyordu ama yine de çok kısaydı. Bu elbiseye alışmam zor olacak. Çantamı da açıp elbiselerimi çıkardım ve oldukça eski ama sağlam dolaba dizdim. Banyo ve tuvalet de odamın içindeydi. Ayrıca küçük bir şöminenin de olması iyi olmuştu. Bugün saçlarımı örgü yapmadan iki yandan kurdele ile bağlayıp gelmiştim. İlk defa bir işte çalışacağım için heyecanlanmamam elimde değildi.
Tekrar dolabı açıp içinden, yanımda getirdiğim beyaz bornozumu ve saçlarımı kurutmak için ayriyeten getirdiğim küçük, beyaz havluyu aldım. Dolapta banyo için yeteri kadar havlu ve temizlik ürünleri vardı ama ben temizlik takıntım yüzünden başkalarının kullanılmamış ürünlerini bile kullanamıyorum. Ya mikrop kaparsam! Tanrı korusun!
Duş alırken uzun saçlarımı taramak hep zor olmuştur ama bir taraftan da kesmek istemiyorum. İnanın kesmeyi denedim ama elim bir türlü varmadı. Babam ben küçükken hep sarı saçlarımı okşar ve öperdi. Onun dokunduğu saçları nasıl keserim? İlerde ister istemez kesmek zorunda kalacağım ama şimdi istemiyorum. Keşke saçlarım daha fazla uzamasa ve bu kadar kalsa; böylece kesmek zorunda kalmam.
Banyodan çıkıp üzerime beyaz bornozumu geçirdim; o esnada başımda evden getirdiğim annemin havlusu vardı. Dolaba gidip giyeceğim halatı(bakıcı elbisesi)aldım ve ister istemez üzerime geçirdim. 'Umarım halatta mikrop yoktur.'
Üzerimi giyindikten sonra odadan çıkıp Kahya kadın bayan Galina Petrovna'nın tarif ettiği üzere üst katın koridorundaki ilk sağ odaya gidecektim. Çocukların sesi kesilmişti. Yavaş ve sakin adımlarla ilerdeki merdivenlere yürüdüm. İçimdeki ses başladı, "Ya çocuklar senden hoşlanmazlarsa, ya bir yabancıyı görünce odadan kovarlarsa, ellerindeki oyuncakları sana fırlatırlarsa odadan çık diye?"
Başım âni ve kısa süreliğine döndü. Her strese girdiğimde midem bulanır. Neden bu kadar korkuyorum sanki? Sonuçta el kadar veletlerin beni yiyecekleri yok. Tanrım! Umarım küçük veletler sümüklü değildirler; umarım sürekli parmaklarını burunlarına sokup karıştırmazlar. Tanrı korusun, eğer hem yaramaz hem de kirlilerse bu işe tükürüp arkama bakmadan kaçar giderim. Geçinme derdinin canı cehenneme! Benim ne işim var burada, okullarda öğrenci olarak kalmak yerine neden buradayım? Diye kendime bu iç burkan soruları sorarken,
—Merhaba bayan! Siz yeni bakıcımız mısınız yoksa? Diye sordu ince bir ses.
Aman Tanrım! İçimdeki sesle konuşurken çocukların odasına çoktan girmişim. Yerde oturmuş oyuncaklarıyla oynayan iki küçük çocuk o yeşil gözlerini bana dikmiş merakla süzüyorlardı. Kız olan, yanlış hatırlamıyorsam adı Anastasia idi; ayağa kalkıp yanıma geldi,
—Ne güzel saçlarınız var hanımefendi, keşke benimki de sizinki kadar uzun ve parlak olsa.
Diyerek uzun saçlarımı, o kirli mi kirli elleriyle tutup okşadı. Tanrı'ya şükür ki, düşündüğüm kadar yaramaz çocuklar değiller. Aksine, çok kibar, çok ta anlayışlı veletlere benziyorlar. Böyle bir malikanede, böyle modern ebeveynlere de tam da böyle çocuklar yakışır.
On üç yaşındaki gri gözlü, beyaz tenli olan bu güzel kıza yaklaşarak,
—Ah canım...teşekkür ederim. Senin saçların da çok güzel. Dedim. Söylediğim bu iltifatım hoşuna gitmiş ki tebessümle karşılık verdi. Yerde oturan yedi yaşındaki oğlan çocuğu da ayağa kalkıp yanıma geldi. Ablasının gri gözlerinin aksine açık yeşilimsi bir tonda gözleri vardı. Ama adını hatırlayamayınca,
—Adınızı bağışlar mısınız küçük prens? Diye sordum.
Çocuk, hâlâ bana odaya ilk girerken ki merak ifadesiyle bakıyordu. Sabırla tebessüm ederek bana unuttuğum adını söylemesini bekliyordum. Böyle devam ederse ebeveynleri bir haftalık iş seyahatlerinden döneceklerdi. Lakin, beklediğim cevabı, hiç sormadığım halde ablasından aldım.
—Efendim onun adı Andrei, benim adım da Anastasia' dır. Sizinle tanıştığımıza memnun olduk.
"Ahh...evet adı Andrei idi."
Andrei hemen ablasını elinden tutarak köşeye çekti ve iki eliyle ablasının kulağı ve ağzını kapatarak ona gizliden bir şeyler fısıldadı. Anastasia, kardeşi Andrei'ın kulağına fısıldadığı şeylere gülünce sinirim bozuldu. Bu yaptıkları kulaktan kulağa işi, bana okulumdaki o sürekli birilerinin dedikodusunu yapıp gülen sinir bozucu kız gruplarını hatırlattı.
"Kesin seni beğenmeyip alay ediyorlar Irina!" Deyip sinirlerimi daha çok tahrik eden içimdeki sese, "Kes sesini!" Diye mırıldandım. Sinir bozucu veletler şeytani fısıltılarını bitirip,
bana baktıkları an onlara tekrar samimiyetsizce tebessüm ettim.
***
Saygıdeğer okuyucularım, aslında ben çocuklara karşı bir kin ve iğrenme beslemiyorum; aslında bu çocukların kötü bir niyeti ve benimle alay edebilecekleri gibi bir halleri de yok. kim olursa olsun, eğer bir kişi bana geçmişimde yaşadığım en berbat ve üzücü olayları hatırlatacak olursa, tepkisiyle, hareketleriyle veya mimikleriyle olsun, bu kendi kardeşlerim dahil, beni hep istemsizce öfkelendirir ve üzer. O kadar yumuşak bir kalbim var ki, o anda, o küçücük veletlerin bile yaptığını düşündüğüm incitici sözler ve hareketlerden koşa koşa yatağa girip ağlayabilirdim. Ne vakit beni üzen veyahut sevindiren hadiseler olsa o anda içimdeki ses, ses vererek benim moralimi yerle bir eder. İçimdeki sese Şeytan desek yeridir; ve bu Şeytan bizim en hassas, en sevdiklerimizi barındıran, kaybettiklerimizin yaşadığı yerden, yani kalbimizden vesveseler verip duruyor. Bu vesveseye kulak verip esir olanların vay haline!
—Hanımefendi! Diye seslendi Anastasia.
—Evet?
—Kardeşim Andrei sizi çekici bulduğunu söylüyor. Bunu dedikten sonra kardeşi Andret hemen ablasının koluna vurdu.
Ablası gülmeye başladı.
Güzel, en azından beni incitecek bir şeyler söylememiş. Bu oğlan çocuğunun ilk aşkı olmak komikti. Halbuki, ilk odaya girdiğim an ki bakışlarını kötüye, memnuniyetsizliğe yormuş, ve şimdi de, ne kadar ön yargılı olduğumu anladım. Ama anlasam bile, kendimi bilirim ve huyum kurusun, yine huyum değişmez. Tanrı günahlarımı affetsin!
Bölüm etkileşimi
