11. bölüm / 27
İç𝐢𝐦𝐝𝐞𝐤𝐢 𝐒𝐮𝐬𝐦𝐚𝐲𝐚𝐧10. Bölüm
Bölümler 27Şu an: 10. Bölüm
- 1 Önsöz180 kelime
- 2 1. Bölüm812 kelime
- 3 2. Bölüm1.469 kelime
- 4 3. Bölüm1.804 kelime
- 5 4. Bölüm345 kelime
- 6 5. Bölüm969 kelime
- 7 6. Bölüm820 kelime
- 8 7. Bölüm828 kelime
- 9 8. Bölüm1.118 kelime
- 10 9. Bölüm856 kelime
- 11 10. Bölüm855 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 11. Bölüm1.079 kelime
- 13 12. Bölüm1.213 kelime
- 14 13. Bölüm901 kelime
- 15 14. Bölüm1.710 kelime
- 16 15. Bölüm1.157 kelime
- 17 16. Bölüm1.140 kelime
- 18 17. Bölüm1.721 kelime
- 19 18. Bölüm2.246 kelime
- 20 19. Bölüm2.837 kelime
- 21 20. Bölüm1.305 kelime
- 22 21. Bölüm1.167 kelime
- 23 22. Bölüm2.020 kelime
- 24 23. Bölüm1.845 kelime
- 25 24. Bölüm2.053 kelime
- 26 25. Bölüm3.265 kelime
- 27 26. Bölüm2.508 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey Andrei'nin yüzüme yakın açtığı ağzıydı ve ağzından, dün yemekten sonra onlara mutfakta ara öğün olarak yedirdiğim bisküvilerin kokusu geliyordu. Andrei solumda, Anastasia ise sağ tarafımda uyumuş, sıcak bedenleriyle beni ısıtmışlardı. Bana bu kadar çabuk alışacaklarını ve seveceklerini hiç tahmin etmemiştim. Aklıma, bir defasında ilköğretim çağlarımdayken tüm okulun sevdiği bir öğretmenim geldi. Bazı öğrenciler sabah onun okula geldiğini görünce ona koşar ve sarılırlardı.
Annem Nataşa, gittiği veliler toplantısında bu öğretmenimin onlara, çocuklara ilgi ve sevgi gösterilmesi gerektiğini anlatmış. Ailelerin çocuklara yeterli sevgi göstermediğini, kendisine duydukları aşırı sevgi ve bağlılıktan anladığını beyan etmiş. Belki de doğrudur. Bana göre de öyle, zira her şeyleri olan Anastasia ve Andrei'nin bana hiç beklemediğim kadar ilgi göstermesi, gözlerimin içine bakarak benim hep onlarla kalmamı istemeleri ve Anastasia'nın bana büyük sırrını güvenip anlatması beni içten içe hayrete düşürmüştü doğrusu.
Bu da ailelerinin onlara yeteri kadar ilgi gösteremediklerinin, sevgi verecek birini aradıklarının en büyük kanıtı değil mi? Özellikle de Anastasia'nın da babasını çok sevmesi, annesinden neredeyse hiç bahsetmemesi durumu da bana tanıdık geliyordu... Tıpkı benim gibi. Ben de annemden daha çok babamı severdim. Anneme asla sırlarımı paylaşmazdım. Tanrı Anastasia ve babasını daima korusun.
İç çekip tavana, sonra da duvarlara göz gezdirdim. Duvardaki bir fotoğraf, (yeni çekilmiş olsa gerek) bu aile çerçevesinden daha büyüğünü aşağıdaki büyük giriş salonunda da görmüştüm. Ama fotoğrafta o kadar kalabalıktılar ki hangisinin kim olduğunu, Anastasia ve Andrei hariç, tahmin edemiyordum. Giydikleri takımlar 1981 senesinin giyilebilecek en güzel, en modern giysileri idi. Çocukların evde giydikleri kıyafetlerini bile ülke liderlerinin çocukları giyse ancak o kadar olurdu.
Lakin gelin görün ki, ben gelip onlara hijyeni sağlamasaydım, sadece temiz kıyafetler giymek ile yetinip, ne tırnaklarına, ne ağız temizliklerine, ne saçlarına ne de ter kokularına bakılınca bir dilenciden farkları kalmayan bu çocukların hali nice olurdu? Anneleri bu zamana kadar neredeydi, hiç mi dikkat etmiyor bu çocuklara? Elimden geldiğince gizlemeye çalıştığım temizlik takıntısına bir hastalık derler ve ben de buna gülerim. Nedense insanlarımız en temiz, en olması gereken, düzene, sadeliğe ve temizliğe burun kıvırıp, üzerine de bunu hastalık kabul ederler. Kirlerini yeni kıyafetlerle, değişik ağır parfümlerle örtmek isterler. O yetmezmiş gibi kendi içlerini de alkol ve sigara ile kirletirler.
Eğer bir hastalıksa gerçekten bu, benim için en güzel hastalıktır. Okulumuzda her zaman güzel bulduğum, sadece benim de değil, öğretmenlerin bile çekici bulduğu ama tanımadığım, benim yaşlarımda bir kız talebesi vardı. Bu talebeye ya okulun bahçelerinde ya da koridorlarda rastlardım. Lisenin ilk ve ikinci sınıfında hâlâ güzelliğini korumuş, lakin çevresindeki serseri arkadaşlarından gizlice alışkanlık edindiği sigara lanetine bulaşmıştı. Onun, o boya dahi sürmediği yüzünün sonraları boyasız çıkmadığını görürdüm. Önceden inci gibi beyaz dişleri şimdi kararınca eski halinden eser bırakmamıştı.
Çürük dişli olmasa da yine de çürük izlenimi bırakıyordu. Öyle insanlar vardı ki, değil makyaja, lüks hayata bile ilgi duymazlar. Tırnaklarını uzatmaz, şaşalı giyinmek için uğraşmaz, kendilerine yüzü ve vücudu en güzel eşleri değil de en zekisini, en merhametlisini ve bir aile sorumluluğunu kaldırabilecek birini seçerler. Sizce de öyle olması gerekmez mi? Bence uygun; ve bunu sadece kendi kavradığım bir biçimde söylüyorum. Her neyse; gördüğünüz gibi konudan konuya atılıyorum. Bu şizofreni yazarınızın gevezeliğini mazur görün.
Çocukların odaları bile ikonlarla süslüydü. Şu ana kadar bu koca malikanede tek gördüğüm yer salon, çocukların odası, mutfak ve bahçe idi. Diğer çalışanlar ile pek mesafeli durmaya çalışıyorum. Ara sıra tıpkı bir rahibeyi anımsatan Galina Petrovna'yı koridorda, çocuk odasında ve bazen de kendi odamda görürdüm.
Çocuklar için o gün neler yapacağımı, onlara neler yaptırdığımı gelip sorar ve şu ana kadar hiç içini görmediğim odasına çekilirdi. Ancak bugün onun odasına gidip Anastasia hakkında merak ettiğim bazı şeyleri konuşmayı düşünüyorum. Ama önce kalkıp çocuklar için kahvaltı hazırlamam gerekiyordu. Uykudan uyanmaya çalışan Anastasia'nın kıpraşmasıyla gözlerimi yumdum. Uyandığında esnedi ve beni ittirerek yalan uykumdan uyandırmaya çalıştı. Uykumdan beceriksizce uyandım (uyku numarasını yuttuysa tabii). Kulaklarıma eğilip:
— Babam ve annemin dönmesine üç gün kaldı. Babam için bir sürpriz yapmak istiyorum. Benimle tatlı yapmanı istiyorum ama Andrei'nin bundan haberi olmasın yoksa bizimle yapmak için mızmızlanır ve mutfağı batırırız. O zaman da annemin öfkesi bir volkana dönüşür.
Sonra durup aklına bir şey gelmiş gibi yüzünü buruşturdu:
— Dün sana anlattıklarımı unuttuğumu sanma. Sana içimi dökerek gerçekten rahatladım. Bana söz ver, hatta yemin et! Kimseye söylemeyeceksin ve duysan bile bilmezden geleceksin. Babamı ne kadar sevdiğimi tahmin edemezsin.
— Ben de babamı en az senin kadar seviyorum. Seni çok iyi anlıyorum ve yemin ederim, bu sır benimle mezara kadardır.
Buruşan yüzüne bir sevinç gelmişti:
— Teşekkür ederim, teşekkür ederim! Sen çok iyi birisin İrina. Babam için yapacağım sürpriz kutlamaya babanı da çağır o zaman; onun gelmesinden mutluluk duyarız.
Öyle bir iç çektim ki ciğerlerim acıdı. Bunu gören Anastasia'nın yüzü tekrar buruştu. Ona:
— Babam gelemez, öldü. Daha ben beş yaşındayken öldü. O yüzden bir daha onu sorma, dedim.
İçten içe öyle üzüldüm ki, yüzümü ondan yana çevirip her an akabilecek olan gözyaşlarımı saklamak istedim. Yüzümü Andrei'nin tarafına, tam başucunda duran küçük çekmeceli dolabın üzerindeki parlayan metal oyuncak uçağa çevirdim. Bunu kendisine doğum günü hediyesi olarak babasının aldığını söylemişti. Uçağın gövdesi çok güzel parlıyordu. Ansızın o parlamadaki, bana tebessümle bakan birini görünce irkildim ve bunu Anastasia bile fark etmişti. Boğazım düğümlendiği için konuşamadım. Sanki kilitlenmiştim ve ancak kendi duyabileceğim kadar kısık bir sesle konuştum:
— Baba!
Bölüm etkileşimi
