14. bölüm · İç𝐢𝐦𝐝𝐞𝐤𝐢 𝐒𝐮𝐬𝐦𝐚𝐲𝐚𝐧

13. Bölüm

Verdişan Kamer

Üçüncü haftanın pazarında, Bay ve Bayan Vorontsoyların akşam üzeri gelecekleri, tüm izinli çalışanların erkenden geldiği bir günde, ben de Anastasia ile geveze Andrei’yle ilgileniyordum. Malikaneye daha ilk geldiğim günkü gibi mutfak çalışanlarından hoşlanmıyor, onları görmemek için de mutfağa gerekmedikçe inmiyordum. Kahya kadın Bayan Galina ile çoğunlukla bahçede olan uşak Yegor, akşama doğru gelecek olan Bay Vorontsoy ve eşi Bayan Vorontsova için yemek hazırlığı yaptırıyorlardı. Ev temizliği ve daha önceden Bay Vorontsoy’un, fabrikadan getirilmesini tenbihlediği evrakları eve teslim etmek için diğer uşaklara emirler yağdıran Yegor, öte yandan da kendine has verilen kulube görevini yerine getiriyordu. Daha sonraları duyduğuma göre de bu sorumluluğu Bay Vorontsoy, sadece ve sadece uşağı Yegor’a vermişti.

Bu gün Pazar olduğu için kiliseye gitmem gerekiyordu. Tanrı affetsin, işe girdiğimden beri hiç hafta sonları kiliseye gidemedim. Ama malikaneye yakın olabilecek bir kilisenin olup olmadığını anlamak için gidip Bayan Galina’ya sormak istedim. Bayan Galina, bu akşam için ne yemek hazırlanılması gerektiğini çalışanlara söylerken istemsizce mutfağa girdim. Bayan Galina'nın bana yumuşak davrandığı gibi mutfak çalışanlarına davranmaması, bilakis, sert bir ses tonuyla emirler yağdırması hoşuma gitmişti. O üç mutfak çalışanının, daha ilk günümde bana nasıl da üstten baktıklarını unutmadım fakat korkmayın, intikam seven biri değilim. Lakin doğrusunu söylemek gerekirse, bu ayrıcalığın bana ne için yapıldığını bilmiyorum. Sadece Bayan Galina değil, sabah çocukların odasına giderken koridorda aşağıya inen ve bana tebessümle bakıp, “Günaydın Bayan İrina!” diyen uşak Yegor'un, arkasından nasıl şaşkınlıkla baktığımı tahmin edemezsiniz.

Dört mutfak çalışanının ve kahya kadın Galina’nın bulunduğu o sade ve lüks mutfağa girdim. Girdiğimde kimse beni farketmemişti. Bayan Galina en baştaki kadın aşçıya,

—Söylediklerimi anladın değil mi?
Ana yemek olarak Dana stroganof, yanında patates püresi, rus salatası, Borsç Çorbası ve yanında tatlı olarak ta medovik ile vişneli komposto olacak.

Bayan Galina bunu aşçıbaşı Katerina Morzova’ya söylerken başını çevirip bana baktı. Ellerimi arkama alıp birleştirdim. Diğer çalışanlar ise daha benim içeri girdiğimi farketmemişti. Tekrar aşçıbaşı Katerina Morzova'ya dönüp,

—Akşam bir eksiklik olmasın. Hadi…sen işine bak. Deyip yana geldi. Önce beni süzdü sonra da,

—Bayan İrina, kendinizi nasıl hissediyorsunuz, iyi misiniz? Diye sordu. Açıkçası bunu sual etmesini beklemiyordum. Tebessüm edip,

—Şimdi daha iyiyim efendim…teşekkür ederim.

—Güzel… Bay ve Bayan Vorontsoyların eve dönecekleri bir günde hasta kalmanızı istemem doğrusu. Dedi.

Bayan Galina'nın benim işten çıkarılmamı istemediğini, ben baygınlık geçirdikten sonra da sezmiştim. İçten içe bir annelik içgüdüsüyle yaklaşmak istiyordu fakat vazifesinin konumu gereğince
mesafeli ve temkinliydi. Bir an, ne diyeceğimi unuttum. Ama çok geçmeden hatırladım.

—Efendim, bu gün pazar ve benim kiliseye gitmem gerekir. İzniniz olursa iki saatliğine kiliseye gitmek isterim.

Bayan Galina beni süzdü. Ama sanki aklı başka bir şeyle meşguldü.
Etrafında yemek yapmakla meşgul olan ve arada başlarını çevirip bize bakan diğer mutfak çalışanlarına baktı. O da onlara bakınca hemen önlerine döndüler. Sonunda bana bakarak,

—Benimle koridora gelin, ne istediğinizi orda söyleyin. Diyerek önden mutfaktan çıktı. Arkasından koridora geçip yine söylediğim şeyi tekrarladım.

—Efendim, ben bugün kiliseye gitmek istiyorum. Epeydir gitmiyorum. Müsade ederseniz, çocukları size emanet edip kiliseye bir saatliğine gidebilir miyim?

—Gidebilirsin. İbadetini engelleyemem. Dışarıya çıkıp sağ sokağa sap. İki sokak ilerisine gittiğinde de sola sap. Orada Aziz Nikola Kilisesi var. Dedi.

—Evet ama ben Protestanım. Protestanlar için gidilen kiliselere gitmem gerek.

Bayan Galina bunu duyunca durakladı. Yüzü yumuşamıştı.

—Sizin Protestan olduğunuzu bilmiyordum. Lakin, çok dindar bir Ortodoks kadını olan bayan Elan’nın çocuklarına bakmaktan yükümlüsünüz. Sizin onlara örnek olmanız durumunda, size düşen mezhebinizden çocuklara bahsetmemek, ve onları etkilememektir. Bu geçici ve kısa iş zamanınızda kendi mezhebinizi saklamak, bunun hakkında ortalıkta konuşmamak sizin için iyi olur. Bayan Elena çocukları için hep Ortodoks bir bakıcı getirilmesini temin ederdi fakat bu sefer tamamen aklımdam çıkmıştı. Bayan Elena bu konuda çok hassas. Dedi.

Bu sözlerden sonra içime bir huzursuzluk girmişti. Bayan Galina açık açık mezhebim hakkında ev sahibelerine yalan söylememi istedi.
Yalan söylemek istemiyordum. Her ne kadar bu planı onaylayıp kabul etsem de, bununla ilgili herhangi bir soruya yalan cevap vermeyeceğimi de biliyordum.

—Şimdi git, Yegor seni arabayla istediğin kiliseye götürsün. O nerede olduğunu bilir. Bahçeye çık ve bunu benim söylediğimi söyle. Dedi.

Ona teşekkür edip işimi kısa tutacağımı söyleyerek evden çıktım. Bahçede uşak Yegor'u aradım. Kulubeyi yeni bitirmiş olmalı ki kapısına kilit vuruyordu. Ellerimi arkamda birleştirerek yavaş adımlarla yanına gittim. Arkası dönük bir şekilde kilide birden fazla anahtarı tek tek deniyordu. Ondan çekindiğim için konuşunca kısık sesle konuşacaktım ama tam komuşacaktım ki aniden durup arkasına döndü.

—Ne oldu…bir isteğiniz mi var?

—Ha…ha yok…yani var. Beni bir yere götürmenizi istiyorum. Bayan Galina bana yardımcı olacağınızı söyledi.

—Nereye gitmek istiyorsunuz? Dedi. Yegor’un göz altı kızarmıştı. Muhtemelen dün uykusuz kalmıştı.

—Kiliseye gitmek istiyorum efendim.

—Kilise sizi arabayla bırakacak kadar uzak değil. Bu sokaktan çıkın ve iki sokak öt…

—Ama efendim, ben bir protestanım. Diyerek Yegor'un sözünü kestim. Yegor durup beni süzdü.

—Bundan haberim yoktu. Dedi. Protestan mezhebine sahip olduğumu duyduklarında ki garip bakışları benim sinirimi bozmuştu. O anda o kadar öfkelenmistim ki Yegor'a sert karşılık verecek cesareti de kendimde bulmuştum.

—Bunun bir önemi var mı efendim?
Bana öyle bakıyorsunuz ki, her an ırkçılığa maruz kalacağımı hissediyorum. Üstelik bayan Galina da beni bunu ev sahibelerinden saklamam gerektiğini tembihledi. Anlamıyorum, Moskova'nın başka mezhepten birini görünce sanki insan değil de bir Şeytan’a bakar gibi bakmaları da nedir!? Ama…

—Lütfen sakin olur musunuz!? Sakin olun bayan İrina!

Bana sakinleşmemi söylediğinde daha da öfkelenmiştim.

—Ben gayet sakinim. Fakat siz? Neden inancım hakkında size bilgi verdiğimde duraksadınız? Hem…

—Çünkü ben de bir Protestanım.