3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Verdişan Kamer Şah

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: 3. Bölüm

Nihayet eve vardığımda sessizce cebimden, bende hep duran yedek anahtarla kapıyı açıp içeri girdim. Anneme gözükmeden botlarımı ve mantomu çıkardım. Geldiğimi duymadı. Ses çıkarmadan yukarı kattaki küçük odama çıktım. Çoraplarımı ve okul önlüğümü üstümde bıraktım, penceremi açtım. Uzun sarı saçlarımın örgülerini çözüp divana uzandım. Yaz kış, soğuk sıcak demeden, üzerime bir şey örtmeden uyuyamam. Rahat pozisyonu bulabilmek için de bir sağa bir sola dönüp durdum. En son nadir olarak yattığım sırt üstü pozisyonunda durdum. Gözlerimi tavanın köşesindeki bir sineğe diktim. Aklımda dün ve bugün yaşadıklarımı kesit kesit canlandırdım. Aniden dışarıdan gelen bir adamın bağırma sesine kulak kabarttım. Sesi uzaktan geliyordu ki sesinin boğukluğundan ne dediği tam anlaşılmıyordu. Lakin adam git gide yakınlaşıyor ve sesi netleşiyordu;

“Lorita… Ah Lorita… Şu şehrin ışıkları bile senin yokluğunu örtemiyor. Paranın satın alamadığı tek şeyi aldın benden: huzurumu.
Sevgilinle kaçtığını söylüyorlar ya… Gülüyorum. Çünkü sen, benden değil; kendi kalbinden kaçtın.

Bak, şu kaldırım taşları bile adımlarımı benden iyi tutuyor. Ben düşe düşe yürürken… sen nasıl böyle kolay yürüdün arkasından?
Söküp atılır mı insanın yuvası böyle, Lorita?

Ben zengindim, evet… Ve beni soyu sopu belirsiz bir serseriye değiştin! Ama sen gidince anladım: İnsan en çok, sevdiği gidince fakirleşiyormuş.
Dön demiyorum… Dönemezsin zaten. Ama bari bir gece olsun, şu rüzgârın içinden adını geri ver bana…
Lorita… Lorita… Bu şehrin ortasında tek sarhoş ben değilim; anılar da senden sarhoş…

Bu sefer de ses uzaklaşıyordu. Pencereden kim olduğuna bakmak için yatağımdan doğruldum ve pencereden dışarıya başımı uzattım. Ama kimse yoktu; gitmiş. Belli ki adam, karısının ihanetine karşılık gündüz vakti dozunu kaçıracak kadar içmişti. Bir de zengin olduğunu ve sevgilisini parayla satın aldığını söyledi. Be hey akılsız! Onu satın alınca gönlünü de mi satın alacağını sandın? O kadar paran varsa kala kala o kadına mı kaldın?! Sen onu paranla aldın da o seni neye sattı? Serserinin tekine!
Bu insan nasıl garip bir varlıktır ki,
dünyanın en sadakatli eşini aldatır? Nasıl oluyor da dünyalar güzeli arasına girebilecek bir eşi varken, bir başkasına bakar? Ya da hem becerikli hem de yakışıklı bir kocası varken gözü başka serserileri arar? Demek ki burada her ne kadar güzellik ön planda gibi düşünülse de, benim fikrimce yanlıştır. Güzellik göreceli ve geçicidir. Göz zamanla o güzelliğe alışır ve artık onun için sıradanlaşır. Beynimiz sürekli tekrarlanan bir şeye karşı zamanla duyarsızlaşırmış. Misal, her ne kadar bir müziği çok beğenir, o müziğin melodisiyle kendimizi kaybediyorsak, zamanla bundan da bıkmaya başlarız. Lakin, müziğin manası ne kadar derin, heybetli ve kalbe dokunur olursa, o müzik ömür boyu dinlenebilir; hem de hiç bıkmadan. İşte insan da öyledir, ille de güzel olmasına gerek yok; inancınız olsun; dilin gücüne ve etkisine o kadar hayranım ki, yılanı bile deliğinden çıkarır derler ya, işte tam da öyledir. Küçücük, doğru, ama derinden bir sözü kim söylerse söylesin, yahut söz sahibi ne kadar çirkin olursa olsun, onu gözlerde daima cezbedici kılar. Bir çok insanın karşı cinste görünüşüne değil de, ses tonuna ve konuşma şeklinden etkilendiğini gördüm. Bazı İnsanlar mantıklı ve etkileyici konuşmalarıyla karşısındaki insanları kolayca etkileyebilir, hatta bazen kendine aşık bile edebilir.

Anlatmak istediğim şu ki saygıdeğer okurlar, güzellik değişken ve geçici olabilirken, caziplik ise daima kalıcıdır ve bunu gayet çok güzel biri iken söylüyorum. Benim sınıf arkadaşlarımdan olan Tina; güzelliği hep ön planda tutan biridir. Sürekli güzelliğin bir insana şans getireceğini dile getirir. Aslına bakarsanız, kendisi de çok güzeldi ve derslerinde gayet de başarılıydı. Ama nadir de olsa sınavdan düşük not alınca da oturup ağlardı. Çünkü ne kadar güzel olursa olsun, düşük aldığı notunu yükseltemeyeceğini bilirdi. Biraz üzülmek veya öğretmene yalvarmak belki işe yarayabilir ama ne zamana kadar? Sürekli karşına böyle öğretmenin çıkacağı ne malûm? Başarı ve akıl, her zaman ön plandadır. Misal, güzellik yarışmalarında fiziksel görünüm her ne kadar ağır bassa da jüri üyelerince, "Dünyada barışı nasıl sağlarsınız?" veya "Kadınların sizce toplumdaki yeri nedir?" gibi sorularla zekayı ölçmekten de geri durmazlar.

***
Gözlerim git gide kararıyordu. Bazenleri ayaktayken uykum gelir ama divana uzandığım an gider. Bu yüzden uyumam biraz zaman alır. Bu gün ders boyunca başım dönüp durdu, gözlerim karardı. Nedeni ise anemî hastalığının ilerlemesi idi. Geçen sene bundan dolayı okulda düşüp bayılmıştım. Kullandığım ilaçlar bende mide bulantısına neden olduğu için ilaçları bitirdikten sonra bir daha almadım. Bu sebeple de tekrar etmeye başladı. Aklıma türlü türlü düşünceler gelmeye başladı tekrar; neyin nesi olduğunu tam kestiremediğim kapkara varlıklar hızla gelip geçiyor, tam başımı çevirip o yöne bakınca da yok oluyorlardı. Burnumdan yavaşça derin nefes alıp ağızdan verdim. Gözlerim tekrar kararınca pes edip onları kapattım.

***
Aşağıdaki derenin kenarındaki ince uzun yolda ilerleyen faytonlu atların sesi kulağıma bir hoş gelmişti. Hızlanmaları için onları kamçılayan adamın yüzünü uzak olduğu için seçemiyordum. Her taraf yemyeşil çiçekler ve ağaçlarla doluydu. Bir an esen serin hava öyle bir ferahlık hissettirmişti ki, bana yeniden dirilmek kelimesinin anlamını sorsalar, hiç yaşamadığım halde bu anı örnek verirdim. Hani insan hastalanıp yataklara düşer ve ardından iyileşince kendini öyle hafif ve mutlu hisseder ya, işte o türden bir histi.

Arkamdaki eski ama bir o kadar da güzel olan tek katlı eve dönüp baktım. Mavi renginde olan güzel bir kuş türü, kapısız penceresine kondu. Evden ağlayan bir bebek sesi gelince durup etrafıma baktım. "Acaba ailesi bir iş halletmek için onu evde tek başına mı bıraktı?" Ağlamakta olan bebeğin sesi fena derecede yükseldi. "Acaba girsem mi? Hem belki kucağıma alıp uyuturum." Diye düşündüm. Ama yine de tereddütte kaldım. Ailesinin eve geldikten sonra beni nasıl karşılayacağını bilmiyordum.

Bunu düşünüp kararsız kalınca aniden hava karardı. Yağmur başladı, şimşekler çaktı. Az önceki cennet bahçesinden eser kalmamıştı. Başka çarem kalmamış gibi evin kapısına doğru koştum. Yine de içeride biri olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak kapıya üç defa tıklattım. İçeriden Bebek ağlamasından başka ses gelmeyince bu sefer daha sertçe kapıya vurdum. Ama ne adam ne de yetişkin bir kadın sesi duydum.

Kapı tahtadan ve dışarıdan kolayca açılabilecek kadar eskiydi. Kapıyı yavaşça itip içeri başımı uzattım. Kimseler yoktu ve loş oda eski eşyalarla doluydu. Ayakkabımın çamur olduğunu fark edince içeri girmeden çıkardım ve dışarıda, kapının girişinde bıraktım. Köşedeki ağlayan bebeğin beşiğine doğru gittim. Bebeğin sesi yırtınırcasına çıkıyordu; yüzüne kadar beyaz bir bataniyeyle örtmüşlerdi. "Zavallı Bebek! Böyle örterseler tabi ağlar, nefes almakta zorlanıyor." Diyerek bebeğin yüzünü açmak için elimi uzatıp battaniyeyi açtım, fakat orada bebek yerine bir domuz kafasının olduğunu görünce bir çığlık atarak geriye sıçradım.

***
Kendimi yerde buldum. Gördüğüm bu kabus yüzünden divandan düşmüşüm. Derin nefes alıp etrafıma göz gezdirdim. Ellerimi birleştirerek, "Tanrım, lütfen beni koru. Kötü düşüncelerden ve korkulardan beni uzak tut" diye Tanrıya dua ettim. Düştüğüm yerden kalkıp okul önlüğümü çıkardım. Pijamalarımın olduğu çekmeceye gidip en rahatından seçip üzerime geçirdim. Üzerimi değiştirirken gözüm, odamın sağ üst köşesinde asılı olan babamın fotoğraf çerçevesine kaydı. İş için gittiği Moskova'da arkadaşlarıyla çekindiği bir fotoğraftı bu. Moskova'da, uçak parçalarının üretildiği bir fabrikada yükleme işçiliği yapıyordu. Ama işe gittikten dört ay sonra intahar haberini aldık. O zaman daha beş yaşındaydım. Küçüktüm ve ölümü bilmeyen biri olduğum için nasıl olsa bir gün çıka gelir düşüncesindeydim. Ama zamanla bu acı gerçeği anladım ve büyüdükçe bende daha anlaşılır hale geldi. Hatırlıyorum, onun cenazesini getirkenken ki ânı. Bizim evin baçesinde Moskova'dan gelen bir cenaze aracıyla getirilmişti. Cenazesini Rusya'nın soğuk estiği bir günde, behçemizde ilahi ve törenlerle uğrlamıştık. O anın griliğini, renksizliğini, soğuğunu ve unutulmaz hüznünü hiç unutmuyorum. Görmüştüm..eski ve biçimsiz olan tabuttaki babamın bedenini ve kırık kolunu görmüştüm. Kendini o çalıştığı fabrikanın penceresinden attığı için kırmıştı kanadını.

Babamı bana hatırlatacak tek bir şey vardı, o da sigara kokusu... nereye gidersem gideyim, aldığım bir sigara kokusu anında onu bana hatırlatır. O yüzden sigaradan hep uzak durmuşumdur; onu hatırlamaktan korktuğum için. Onu…onu tekrar düşünmekten korktuğum için...

Odamın dışında kalan koridorun lavabosuna kadar gidip ellerimi ve yüzümü yıkadım. Su sesini duyunca, "Sen mi geldin tatlım?" diye mutfaktan seslenen anneme, yüzme bir avuç dolusu daha su attıktan sonra, "Evet anne, ama çok oldu geleli!" diye yüksek sesle cevap verdim. Çenemde, ergenlik nedeniyle çıkan sivilcemi aynada inceleyip, elimle yokladıktan sonra aşağıya, mutfağa indim. Kardeşlerim çoktan gelmiş, masaya oturmuşlardı. Neredeyse bir saatten fazla uyuduğumu onların eve gelmesiyle anlamıştım; çünkü onlar hep benden bir saat sonra okuldan çıkarlardı. Annem bayan Nataşa ise, babamın ölümünden sonra iyice fakirleşince, geçimimizi sağlamak amacıyla farklı farklı apartmanlara temizliğe giderdi.

Sofraya oturup önce kendime bir bardak su doldurup içtim. Kardeşlerim Nikolay ve Anna sürekli birbiriyle didişiyor, onları susturmak için de arada bir masaya yumruk atmam da bir alışkanlığa dönüşmüştü. Annem Nataşa düşünceli görünüyordu, onunla hiçbir zaman çok samimi olduğumu hatırlamıyorum; çünkü ona küçükken söylediğim şeyleri gidip babama anlatırdı. Buna şahit olduktan sonra bir daha ona sır konusunda güvenemedim. Babamın ölümünden sonra gözleri bir hayli çökmüştü. Zira babamı gerçekten seviyordu; bilmukabele, o da onu.

Aralarında tam yirmi üç yaş farkı olmasına rağmen nasıl anlaştıklarını, nasıl birbirinin enerjilerine ayak uydurduklarını hep sorgulamışımdır. Annemin gençken yaramaz ve utanmaz bir genç kız olduğunu hep duymuşumdur ama babamın ise tam tersine, bir beyefendi gibi olgun ve sorumluluk sahibi olduğunu da biliyordum. Kader nasıl bir şeydir ki bu iki zıt insanı birbirine alıştırıp sevdirmekle kalmıyor, ilk fırsatta papaza gidip nikah kıydırıyor?

—İrina! Diyerek beni yine daldığım derin düşüncelerimden ayılttı annem Nataşa.

Gözlerimi kaldırıp iyice zayıflamış yüzüne bakarak,

—Efendim? Dedim.

İç çekerek sözüne başladı.
—Bak canım, önümüzdeki ay mezun oluyorsun. Düşündüm de sen liseden mezun olduktan sonra Moskova'ya yerleşelim diyorum.

—Ama neden? Dedim çaresizce.

—Bu şehirde aldığım ücret bizim için yetersiz. Moskova'da daha yüksek veriyorlarmış. Hem merak etme, kardeşim Daniel'a söyledim; bize düşük bir fiyatla kiralayabileceğimiz bir ev bulmuş. Hem oraya yakın Alman bir apartman sahibesinin burda aldığım ücretin iki katını veriyormuş. Bizim için yeter de artar. Üniversiteni de okumak istersen orada okursun hem kardeşlerini de oraya yakın bir okula yazdırırız.

Bunu duyduğumda tedirginleştim. Çünkü Nadya'dan ayrılmak istemiyordum; aslında o da bazenleri oraya sırf bakıcılık veya herhangi bir işe çalışmak için giderdi ama annesinin son zamanlardaki ilerlemiş hastalığından orada kalıp iki sene kendi şehrinde çalışmaya karar vermişti. Ayrıca Moskova benim babamın öldüğü şehir olduğu için adı bile bana hep korkutucu gelmiştir. Annem bunu bana sanki danışarak olacağını söyler gibi anlatıyor ama değil, annem her ne kadar bana danışsa ve kararım olumsuz olsa dahi yine kendi bildiğini okur. Bu yüzden bana hep danışırken yine kendi bildiğini okuyacağını bildiğimden, ona cevap vermemeyi tercih ederim ve kaderime razı gelirim.

Ağzıma zar zor attığım lokmayı yine zar zor yutarak, ümitsizce cevap verdim.

—Sen nasıl uygun görürsen anne.

—Harika, hem Nadya'dan ayrılacağın için üzülmene gerek yok; arada gelir gider, belki ona orada bir iş bulursak bize yakın bir ev tutarız. Sen de o da bir iş bulup çalışırsınız. Hem bana da masraflarda yardım etmiş olursun. Bu ev bana hep babanı hatırlatıyor. Eğer uzaklara gidersek onu unutur ve düşünmekten kurtulurum. Orada çok mutlu olacağız tatlım inan bana. Ayrıca...

Kulağımı anneme tıkamış kendi hayal alemime daldım. Nasıl olacaktı bu? Nasıl yaşayabilecektim orada? Annem oraya sadece iş için değil, her şeyi, yaşadığı evi, kentini bırakıp giderek, insanlarının bile kibirli ve soğuk olan yerde huzuru yakalayabileceğini mi sanıyor?
O her ne kadar unutmaya çalışsa da bunu önce kendi içinde bitirmelidir; yoksa güneşini ve havasını değiştirerek hiçbir şeyini değiştiremez. Bir köpek sahibinin bağladığı yerden zincirini kopararak her yere kaçıp gidebilir. Lakin, tasmasını boynunda taşıyarak.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

195okunma 54beğeni 16yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18