17. bölüm / 27
İç𝐢𝐦𝐝𝐞𝐤𝐢 𝐒𝐮𝐬𝐦𝐚𝐲𝐚𝐧16. Bölüm
Bölümler 27Şu an: 16. Bölüm
- 1 Önsöz180 kelime
- 2 1. Bölüm812 kelime
- 3 2. Bölüm1.469 kelime
- 4 3. Bölüm1.804 kelime
- 5 4. Bölüm345 kelime
- 6 5. Bölüm969 kelime
- 7 6. Bölüm820 kelime
- 8 7. Bölüm828 kelime
- 9 8. Bölüm1.118 kelime
- 10 9. Bölüm856 kelime
- 11 10. Bölüm855 kelime
- 12 11. Bölüm1.079 kelime
- 13 12. Bölüm1.213 kelime
- 14 13. Bölüm901 kelime
- 15 14. Bölüm1.710 kelime
- 16 15. Bölüm1.157 kelime
- 17 16. Bölüm1.140 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 17. Bölüm1.721 kelime
- 19 18. Bölüm2.246 kelime
- 20 19. Bölüm2.837 kelime
- 21 20. Bölüm1.305 kelime
- 22 21. Bölüm1.167 kelime
- 23 22. Bölüm2.020 kelime
- 24 23. Bölüm1.845 kelime
- 25 24. Bölüm2.053 kelime
- 26 25. Bölüm3.265 kelime
- 27 26. Bölüm2.508 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yegor ve İrina kilise dönüşü arabayı arka bahçeye park ederken lüks bir aracın bahçede olduğunu gördüler. Yegor ve İrina, Vorontsov’ların geldiğini anlamıştı.
— Ah… Gelmişler, dedi Yegor.
İrina, yol boyunca onu tedirgin eden bu konunun birazdan gerçekleşeceğini düşünerek mide bulantısı yaşadı. “Ya eğer ben gider gitmez artık vazifemin bittiğini söyleyerek beni geri gönderirlerse? Ya Yegor onları ikna edemezse? Ya çocuklar kalmam için annelerini ikna edemezlerse?” diye düşünerek stresten kaynaklanan karın ağrısını daha da kötü hâle getiriyordu. Arabadan iner inmez baş dönmesiyle beraber gözlerinin karardığını hissetti. Lakin küçük Andrei'nin evden ona doğru koşup sarılmasıyla biraz sakinleşmişti. İrina onun yumuşak saçlarını okşadı.
— Küçük prensimiz beni özledi mi? dedi.
Andrei başını İrina'nın karnına yaslamış, belini sımsıkı sarmıştı. Yegor ise kimseyle bu denli kolay samimi olmayan Andrei'nin, İrina’ya öyle sevgiyle yaklaşmasına içten içe hayret etmişti. Andrei başını kaldırıp İrina'ya:
— Neredeydin? Ben ve Anastasia artık bizi sevmediğini ve bu yüzden bizi terk ettiğini sandık. Çok korktum, dedi.
Buna İrina da şaşırmıştı. Diğer taraftan hem gururlanmış hem de amacına kolaylıkla ulaşabileceği düşüncesinden dolayı içten içe bir zafer sevincine bürünmüştü. İrina, Andrei'nin kulağına eğilip fısıldadı:
“Eğer gitmemi istemiyorsanız o zaman beni çok sevmelisiniz ve burada kalmam için hep yanımda olmalısınız,” dedi ve ekledi: “Beni seviyorsunuz değil mi?”
Bunu Yegor’un duyamayacağı bir fısıltıyla söylemişti. Küçük Andrei ise:
— Evet. Seni çok ama çok seviyoruz, diyerek gözlerinden akan belli belirsiz yaşları ve genzini İrina'nın beyaz, çiçek desenli elbisesine sürttü.
Fakat temizlik ve hijyen konusundaki son derece hassasiyetine rağmen Andrei’nin gözlerini, küçük burnunu eteğiyle tamamen silip temizledi. Ve bu, sevginin tüm hastalıklara rağmen ağır basmasındandı. Bu sevgi, İrina’yı fırsattan yararlanmaktan ziyade kendisine gösterilen bu beklenmedik ilgiden dolayı mutlu etmişti.
— Eğer gitmezsen sana babamın bana bugün yeni getirdiği dev uçak setlerinden vereceğim.
İrina yutkundu. Andrei, onun en hassas yerinden oynamıştı. Diğer taraftan da ailesinin gelmesiyle oluşan gerginlikten dolayı gözleri kararıp duruyordu. Yegor yanlarına yaklaşıp:
— İçeri geçelim, diyerek önden içeri girdi.
İrina ise Andrei’nin elini sımsıkı tutarak, sözüm ona aralarındaki samimiyeti göstermek amacıyla o kirli ellerini tutup yavaş adımlarla malikâneye girdi. Salonda, evin mutfak çalışanlarına kadar hepsi toplanmıştı. İrina, Yegor’un içeride olmadığını fark etmişti. Herkes İrina ve Andrei'nin salonda olduklarından habersiz, yemek masasında bulunan arkası dönük, uzun elbiseli Elena’ya yemek servis ediyordu. Bayan Galina ise tam başucunda ayakta duruyordu. Bayan Galina, Elena'nın kulaklarına eğilip bir şeyler fısıldıyor, ara sıra başka yemeklerin de getirilmesi için hizmetlilere emir veriyordu. Annesinin tam yanına oturan Anastasia ise İrina ile Andrei'nin salonda olduklarını görünce:
— Efendim, geldiniz mi?! diyerek oturduğu yerden İrina’ya doğru koşup sarıldı.
O kadar hızlı koşup sarılmıştı ki, İrina iki adım arkaya düşecek gibi olmuştu. Lakin İrina, tam olarak Elena'nın hiç bilmediği huyunu, görmediği yüzünü bile daha tanımadan içten içe bir huzursuzluk, deyim yerindeyse buna karşı büyük bir korku hissetmişti. Öyle ki, Anastasia’nın söylediklerini duymaz olmuştu.
Aynı anda Bayan Galina da onlara baktı. Sonra hiçbir şey demeden tekrar Elena'nın kulaklarına eğilip bir şeyler fısıldadı. Elena başını çevirmeden yavaşça ayağa kalktı. İrina'nın kalp atışları hızlanmış, kaderini belirleyecek olan o anı beklemişti. Yüzünü dönüp önce ona sarılmış olan Anastasia'ya, sonra da İrina'ya baktı.
Bayan Elena’nın yüzü, ilk başta İrina'ya açıklaması zor bir mesafe hissi verdi. Ne sertti ne de yumuşak; sanki duygularını belli etmemeye alışmış birinin yüzüydü. Elmacık kemikleri belirgin, çehresi düzgün ve ölçülüydü. Açık renkteki gözleri, karşısındakine doğrudan bakarken daha çok inceleyen, tartan bir ifade taşıyordu. Bu bakışlarda fark edilecek kadar ince bir üstünlük hissi gizliydi.
İrina, yüzü güzel bu bayana tebessümle baktı. Ona sarılmış olan Andrei ile Anastasia'yı nazikçe kendisinden çekerek uzaklaştırdı. Lakin Bayan Elena'nın o görkemli görünüşünü izlemekten, elindeki mavi kapaklı günlüğünü sonradan fark etmişti. Bir an yanlış gördüğünü sanıp tekrar gözlerine baktı. Fakat yanlış değildi. Bayan Elena'nın elinde bulunan mavi günlük İrina'ya aitti.
— Bayan İrina! Çocukları bu denli kendinize sevdirmeniz neyden kaynaklanıyor? diyerek tebessüm etti Elena.
İrina, bu sıcak ve beklenmedik samimi soruyu duyunca sevinmişti. Ona karşı daha tanımadan ön yargılı olduğu için kendine kızdı. Ardından Elena'nın sorusuna cevap verdi:
— Efendim, onlar o kadar güzel yetiştirilmişler ki, onlarla anlaşamamak zordur, dedi.
Bu sözler Elena'nın hoşuna gitmişti. Ama diğer taraftan da ağırlığını korumak için bunu içine atıyordu. İrina ise tekrar Elena'nın elindeki günlüğüne baktı. Bunu fark eden Elena:
— Bu defter sizin olmalı, diye sordu.
— Evet hanımefendi. O benim günlüğümdür, dedi İrina.
Lakin eşyalarına izinsiz dokunulması ve mahremiyet çizgisinin aralanması düşüncesi onun sinirlenmesine neden olmuştu. Bunu ona veren, Yegor'la kilisedeyken onu arayan Andrei'den başkası değildi.
— Ahh… Andrei. O sizin odanıza girmiş ve bunu bulunca bana getirmiş. Resim çizmek için aldı fakat siz dönünceye kadar onun elinden almayı başardım, dedi ve ekledi: “Fakat merakımı mazur görün, bu defterde yazılanlar okunmuyor, başka bir alfabe ile yazılmış sanki.”
İrina sanki bir zafer kazanmış gibi belli belirsiz gülümseyerek:
— Ben günlüğümü kimsenin anlayamayacağı bir biçimde, kendi alfabelerimi oluşturarak yazdım. Gördüğünüz gibi herhangi birinin eline geçebilme ihtimali oluyor, dedi.
Bayan Galina ve diğer çalışanlar da İrina'nın bu konuşmasını dikkatle dinliyor, onun günlüğü için bulduğu çözümü bir hayli zekice bulmuşlardı.
— Bu çok akıllıca. Böyle zeki genç bir kızın çocuklara çok faydasının dokunacağını umuyorum, diyerek elindeki günlüğü masaya bıraktı. Ve ekledi:
— Ben istirahat için yukarı çıkacağım. Akşam yemeğinden önce çocuklar duş almış bir şekilde aşağıya indirilsinler, deyip merdivenlere doğru yavaş ve nazik adımlarla ilerledi. Sonra aniden aklına bir şey gelmiş gibi durup Bayan Galina’ya döndü:
— Aleksandr nerede? Gelir gelmez çalışma odasına mı çıktılar? diye sordu.
Bayan Galina tebessüm ve hafif bir mahcubiyet ifadesiyle Elena'nın sorusuna cevap verdi:
— Evet hanımefendi. Biraz önce siz odanızdayken alt kattaki çalışma odasına çekildiler. Yegor da gelir gelmez yanlarına gitti. Bildiğiniz üzere muhakkak Ortadoğu’ya tekrar seyahat etme hazırlığındadırlar.
Elena iç çekti:
— Bazen kendime evli olup olmadığımı sorguluyorum. Biz Leningrad’da iken zaten yine Ortadoğu'ya seyahat edeceğini söyleyerek İran’la Irak'a gitti ve üç gün dönmedi. Kabul ediyorum; o çok meşgul bir iş insanı fakat beni ve çocuklarını çok ihmal etmiyor mu? Halbuki bana oradan da Ortadoğu'ya seyahat edeceğinden hiç bahsetmemişti, dedi ve merdivenlerden odasına yavaş adımlarla çıktı.
Ardından Galina da gitti. Bayan Elena'nın sitemi dışında her şey sakin geçmişti. İrina ve diğer ev çalışanları, onlar merdivenleri çıkıp kayboluncaya kadar ardlarından bakmışlardı.
İrina, arkasından gelip birden tırnağını eline bilerek batıran küçük Andrei'nin yüzüne baktı. Andrei'nin gözlerindeki parıltı ve sevgiyi iliklerine kadar hissetmiş, öte yandan Anastasia'nın da ona bu şekilde yaklaşması onda bir merhamet, bir sıcaklık hissi uyandırmıştı. Anlamıştı artık çocukların gerçekten onu sevdiğini, anneleri orada dururken sanki o yokmuş gibi koşup sarılacaklarını, bir saatten fazla ortalıkta olmayınca onların deli gibi onu özleyeceklerini ve artık bu sevginin alelade olmadığını anlamıştı.
Aslında bu sevgi ve sıcaklık ona bir yerden de tanıdık gelmişti. Evet evet… Bu sıcaklığın tadını öz kardeşleri Anna ve Nikolay’dan da tatmıştı. Ve içten içe bu sevginin aşktan daha farklı, aşktan daha güçlü bir kudret olduğunu da görmüştü. Fakat Anastasia'ya olan sevgisinin boyutunun Andrei’den bir tık daha fazla olduğunu da hissediyordu. Zira Anastasia bir zamanlar onun babasına olan özlemini ve sevgisini hatırlatmış, deyim yerindeyse kendi babasıyla olan vakitlerini hissettirmişti ona. Anastasia, şimdiki küçük İrina’ydı onun için.
Bölüm etkileşimi
