22. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Verdişan Kamer Şah

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: 22. Bölüm

Zamanın henüz işlemediği, iyiliğin ve kötülüğün dahi var olmadığı asırlar önce; Yalan ile Gerçek dostmuş. Beraber yer, beraber içer, birlikte gezerlermiş. O kadar sarsılmaz bir bağ varmış ki aralarında, onları uzaktan gören Yaşam ile Ölüm bile bu dostluğa imrenir, onları tüm cihana överek anlatırmış.
Bir gün Yalan, arkadaşı Gerçek ile bir derenin serin sularında yüzerken ansızın sudan çıkmış. Gerçek'in kıyafetlerini sırtına geçirip kaçmaya başlamış. Gerçek arkasından seslenmiş: "Hey! Ne yapıyorsun? Giysilerimi geri getir, onlar olmadan sudan çıkamam!" Yalan ise arkasına bile bakmadan yanıtlamış: "Hayır; arada bir bu değerli giysileri giyip beni sen sananlardan hevesimi alacağım," demiş.
Üstünde giysisi olmadan sudan çıkmaya utanan Gerçek, çaresizlik içinde sormuş: "Bunu bana neden yapıyorsun? Oysa insanlar zaten benden çok seni seviyordu." Yalan gülerek yanıt vermiş: "Çünkü ben tatlı bir yalanım, sen ise acı bir gerçek! Bak, insanlar ne der diye şu çıplak halinle sudan çıkamıyorsun bile. Hiç kimse sana bu halinle inanmaz artık!" der ve Gerçek'in kıyafetleriyle oradan uzaklaşır.
Gerçek, dost bildiği Yalan'ın bu ihanetine inanamamış. Bir yandan da Yalan'ın gerçek yüzünü insanlara bu çıplaklığıyla nasıl göstereceğini bilemediğinden, utancından kendini suyun en dibine bırakmış. Ta ki... Yalan ortaya çıkıncaya kadar.
Ansızın kapı çaldı ve içeriye fırlayan Anastasia'nın içeri daldığını görünce irkildim.
—İrina, ben geldim! Müsait misin? dedi.
—Ah, evet canım, gel, diyerek yatağın altındaki ucu dışarıda kalmış oyuncak uçağı ona çaktırmadan ayağımla yatağın altına ittim. Koşup bana sarıldı. O sırada ben de sözüm ona yine pencere kenarında okuduğum kitapla derin düşüncelere dalmış, ara sıra gelen iç sesimle konuşuyordum.
—İrina, Yegor ile pencereden geldiğinizi gördüm ama o sırada yukarıdaki odada keman dersi görüyordum. Ders öğretmenim bir türlü gelmeme izin vermedi, dedi.
Dürüst olmak gerekirse, iyi ki izin vermemiş. Yoksa o yorgun argın halimle sümüklü kardeşi ve onun yapış yapış öpücükleri hiç çekilecek gibi olmazdı. Sabah babası gelip de beni Yegor’la gönderdiğinden beri kendimi iyi hissetmiyordum. Ucube herif! Nasıl da alttan alttan beni tehdit etmişti. Gelmeye mecbur kaldım. Gelir gelmez de çantamdakileri dolabıma dizdim.
Ne Bayan Elena'yı ne de kâhyayı gördüm. Geldiğim gibi Yegor o içinden hiç çıkmadığı bahçe kulübesine, ben de malikâneye girip odama çıktım. Hele ki fenalaşıp bir anda ortaya çıkan, sonra da bir anda kaybolan o kızın meğer hiç yanıma gelmediğini Yegor’dan duyunca, dehşetle bunun sadece bir halüsinasyondan ibaret olduğunu anladım. Ve bu da hiç iyiye işaret değildi. Oysa zaten iyi değildim lakin bu, hastalığımın ilerlediği anlamına geliyordu.
Oturup Tanrı'ya dua edip tütsü yaktım. Daha sonra pencere kenarına geçip Puşkin’in o sosyeteyi ve Rus toplumunu derinlemesine işleyen Yevgeni Onegin eserinden birkaç sayfa okuyup hayal âlemime dalmıştım.
—Merak etme canım, hiç sorun değil. Önemli olan sen ve kardeşinin hep iyi olması, dedim o samimi görünüşlü ama aslında hiç samimi olmayan konuşmamla.
Nedense Anastasia odaya girdiğinden bu yana, sanki bu ânı daha önce yaşamışım gibi geldi. Hani olur ya, bir yerde, bir işte veya bir şeye odaklıyken o anın daha önce yaşandığını hissettiğimiz o an… Ah… Yine bu malikâneye geri döndüm lakin içimde ilk geldiğim günkü heyecandan eser yok. Şimdi de diyeceksiniz ki, “Güzelim malikânede, şöhret mekanında huzuru bulamıyor musun?”
Evet, sanırım artık bulamayacağım. Tabiatımı anlatmak gerekirse, günün her saati bir başka şekilim. Sabah başka, öğlen başka, akşam başka, gece ise bambaşkayım. Aynı yıl ve aynı gün bana bir uzun, bir kısa gelir; aynı düşünceyi bugün ölesiye savunurken, ertesi gün bir bakmışım ki aynı düşünce bana ters gelmeye başlar. Bazen oyun olsun diye savunduğum düşüncenin aksini savunurken, bir anda o düşünceyi benimsemeye başlarım.
—Sen gittikten sonra çok ağladım. Sonunda babam seni getirmek için bana söz verdi. Artık hep beraber yaşayacağız, dedi Anastasia elimi tutarken.
Pekâlâ, bir marifet sergiledin doğrusu! Hatta baban sana öyle söz verdi ki, gerekirse tehdit edecekti; nitekim etti de. Gel de bu veletler yetişene kadar babalarının o ucube suratını gör. Tanrım… Buna sadece ailemin rahatı için katlanacağım. Sonra bir çaresini düşünürüm.
—Tanrı seni korusun Anastasia, sen ve kardeşin benim için çok değerlisiniz, dedim Anastasia’nın o güzel tebessümle bakan gözlerine bakarken.
Bir iç çekip sordum: “Kardeşin Andrei nerede? Geldiğimden bu yana onu da görmedim. Geleceğimden haberi yok muydu?”
—Annem Elena'nın odasında. Sen gittiğinden beri annemin yanından hiç ayrılmadı. Birazdan babam Vorontsov gelip bizi Gorky Parkı’na götürecek. Sen de geleceksin.
Ah Tanrım, o parkı duymuştum. “Koş İrina koş!” dedi içimdeki susmayan. Ancak babalarıyla gidecekleri düşüncesi yüzünden bir bahane uydurup gitmemeliydim.
—Ah canım, doğrusu kendimi iyi hissetmiyorum. O günkü gibi düşüp bayılacağımdan korkuyorum. Beni mazur gör, burada kalıp siz dönünceye kadar dinlenmeliyim, dedim. Oysa onlar gittikten sonra odalarına girip o muazzam oyuncaklarla oynama hayali kuruyordum.
—Ama babam Vorontsov bunu söyledi. “İrina ile sizi birlikte götüreceğim” dedi.
Bu adamın beni tekrar aşağılamasına mahal vermemeliyim. Düşüncem o ki, fırsattan istifade edip beni orada da tüm eksikliklerimle ve aileme karşı yaptığı iyiliklerle kendisine boyun eğmemi bekleyecek, eski dadısının gidişinden beni sorumlu tutup tüm hıncını benden çıkarmaya yer arayacaktı. Bu yüzden de bu gezi planını uyguladı. Anastasia’nın elini tutup:
—Sen bana karşı hep anlayışlı biri oldun, bunun için sana minnettarım canım. Ancak beni tekrar anlayacağını düşünüyorum, dedim ve ekledim: “Biliyorum, ben senin sadece bir bakıcınım ve bunu senden istemeye hakkım yok. Bu güne kadar sen bana öyle davrandın ki, kendimi bir bakıcıdan ziyade senin bir ablan olarak gördüm canım. Lütfen, senden son defa beni idare etmeni isteyeceğim.”
Anastasia başını eğdi, sonra tekrar başını kaldırıp samimice gülümsedi. “Pekâlâ, ama bunu hasta olduğun için değil de sırf babamı görmemek için söylediğini biliyorum. Ve haklısın, ama sana söz veriyorum; babam hakkındaki düşüncelerin değişecektir,” dedi ve iç çekerek elimi bırakıp odadan çıktı. Ben de öylece arkasından bakakaldım. O gerçekten de çok olgun bir kız. Bu sene on dördüne girecekti. Tanrı ona uzun ömürler versin.
Bir binanın üstünde yürümeye başladım. Orada neden bulunuyordum, ne işim vardı? Bunu akletmedim bile. Karşıdaki binalara baktım. Sonra diğer tarafta hepsinden daha büyük bir bina gördüm lakin bu bina diğerlerine nazaran daha büyüktü. Bu dev bina diğer binalardan ziyade bir fabrikayı anımsatıyordu. Daha iyi görebilmek için gözlerimi kısıp binanın üstündeki yazıyı okumaya çalıştım: Znamya Truda yazıyordu. Evet, evet, bu bir fabrika ismi. Bu isim bana hiç yabancı gelmemekle birlikte bende kötü bir his uyandırmıştı. Bu anımsamayı daha iyi hatırlayabilmek için daha yaklaşıp binanın altındaki yazıyı okumaya çalıştım ama bir anda ayağım kaydı ve bir boşluğa düştüm… Derken bir anda irkilerek yattığım yataktan doğrulup nefes aldım.
“Ah… Lanet olsun; bu rüyalarımın yüksek yerlerden kayma anları çok sinir bozucu.”
Ayağa kalkıp ellerimi ve yüzümü yıkamaya gittim. En son Anastasia odadan ayrıldıktan sonra nasıl oldu da uykuya daldım, hatırlamıyorum. Saate baktım ve baktığım gibi dehşete düştüm. Aman Tanrım! On ikiye çeyrek vardı. Bu nasıl oldu? Nasıl dört saat uyuyabildim? Ah! Bunun sebebi, dün evdeyken her zamanki derin düşüncelerle vakit öldürmem idi.
Hızla dolaptan dadı elbisesini çıkarıp üstüme geçirdim. Saçlarımı ise bu sefer örmeden direkt bağlayıp odamdan çıktım. Koridordan sesler gelmiyor, etraf sessizdi ve bu da çocukların hâlâ dönmediğini gösteriyordu. Direkt aşağı salona indim. Ancak ortalıkta kimseler yoktu. Bahçeye çıkmak istedim ama kapının kilitli olduğunu görünce paniğe kapıldım. Ancak kulağıma gelen hafif bir dua mırıltısıyla sakinleştim. Bu mırıltının bir dua olduğunu ve sesin Bayan Elena’nın sesi olduğunu anlamam üç saniyemi aldı. Malikâneye ilk geldiğim gün dikkatimi çeken, salonun bir köşesinde şarap kırmızısı bir perdenin arkasında Meryem Ana, sağ tarafında Mesih İsa ve sol tarafında ise Aziz Nikola ikonu olan, Bayan Galina'nın deyimiyle kırmızı bir köşe bulunuyordu. Kâhya kadın Bayan Galina, oranın Bayan Elena için gizli bir dua köşesi olduğunu söylemişti. Demek ki dışarıdan gelebilecek her tehlikeye ve dedikoduya karşı temkinli davranıp kapıları kilitlemişti. Bu da devlet ateizminden kaynaklı bir korunma sayılırdı.
Bayan Galina da odasında olmalıydı. Diğer çalışanları ise hiç görmedim. En azından çocuklar dönünceye kadar odalarındaki muazzam oyuncaklarla vakit geçirmeliydim. Sanıyorum ki onlar da beni en az benim kadar özlemiştir!
Sessiz adımlarla merdivene doğru yürümeye başladım ancak dua mırıltısı bir anda kesildi ve:
—Bayan İrina, siz misiniz? dedi Elena perdenin arkasından çıkarken. Çıkarken de tekrar haç çıkarmayı unutmamıştı.
—Merhaba efendim, dedim sadece.
—Merhaba canım, geldiğini biliyorum, bu yüzden odama gelmiştim ama uyuduğunu görünce uyandırmadım, dedi ve ekledi: “Zaten çocuklar da babalarıyla Gorky Parkı’ndalar. Birazdan dönerler.”
—Evet efendim, Anastasia bunu bana söylemişti ancak çok mazur görün, gelir gelmez onlarla gidecek takatim yoktu ve uykuya dalmışım. Bu yüzden şimdi gidip onlar dönene kadar odalarını toplamam gerek.
Elena merhametle tebessüm etti. Bu anlayışı ve sıcak tepkisi içimi ısıtmıştı. Bir kez daha ona karşı ilk geldiğim günkü gibi önyargılı olduğum için utanmıştım.
—Peki canım, müsaade senindir, dedi ve tam arkamı dönüp çıkacakken tekrar seslendi: “Ah canım sormayı unuttum, sen hangi mezheptensin?”
Korktuğum başıma gelmişti. Protestan olduğumu Bayan Galina ondan gizlememi istedi ama ben dürüst olacağım; zaten malikânede kalmak istemiyordum artık. Bu da bana fırsat olacaktı. Zira Bay Vorontsov gelmeden eve gidip ailemizle pılımızı pırtımızı toplayıp Darnytsia’ya dönmeliydik.
—Ben… Ben Protestan'ım efendim, dedim sonunda.
Elena'nın yüzü sertleşti. Tam bir şey diyecekken sustu. Sonra:
—Protestan mı? diye sordu şaşkınlıkla.
—Neden, bu sorun mu? diye sordum beklenmedik bir cesaretle. Artık her şeyi göze almıştım. Onurumun zedelendiği bu ucube evden kurtulmalıydım.
—Asla! Bu neden sorun olsun? Çocuklarımın kendi mezhepleri dışındaki diğer mezhepten olan insanlarla vakit geçirmesi, onlar için bir deneyim olmaz mı? dedi.
Bu da beni şaşırtmıştı. Bunu bilerek mi yoksa çocukları için mi görmezden geliyordu hiç bilmiyordum. İç çekti ve devam etti: “Ah Bayan İrina… Tanrı’ya yemin ederim, dün eşim Vorontsov'a karşı olan tavrınızdan hiç rahatsız olmadım; bilakis, bir genç kız olarak kendi onurunuzu korumaya çalıştınız. Oysa sizin yerinizde tüm Moskova'nın genç kızları olmak ister ve bu tür davranışı sineye çekerlerdi.”
Tekrar bir iç çekti. Bu sefer gözlerimi ondan çevirip büyük yemek masasındaki çiçek vazosuna odaklandım.
—Dürüst olmak gerekirse, eşim Vorontsov bazen karşısındakini kırabilecek kadar dikkatsiz oluyor. Lakin o iyi bir eş olmasa da iyi bir babadır, dedi.
Son söylediği cümledeki ‘iyi bir eş olmasa da…’ sözü dikkatimi çekmişti. Demek ki bu elit çiftin arasında bir anlaşmazlık vardı. Ancak en sondaki cümlesi doğruydu; o, iyi bir baba. “Söyle, söyle! Elena'ya bu sabah Vorontsov'un seni evinde alttan alttan tehdit ettiğini söyle,” dedi içimdeki ses. Ama hayır, buna gerek yoktu; kocasından çekindiğini bildiğim halde ona bunu şikâyet etmek yersiz olacaktı.
—Size saygım sonsuzdur efendim, ama bu konularda hassasım. Tanrı korusun, eğer tekrar bu hadise yaşanırsa, size daha sabırlı ve saygılı olmaya çalışacağım, dedim.
O ise bana tekrar tebessüm etti. Gülerken onun mavi gözleri kısılıyor, o güzel yüzüne daha muhteşem bir güzellik katıyordu.
—Teşekkürler canım, çok naziksin. Sen çocuklarıma iyi bir rehbersin. Bir gün onların da senin gibi onurla yaşamayı öğrenmesi dileğiyle, dedi ve ekledi: “Unutmadan söyleyeyim, yarın akşam malikânemizin salonunda sanat gecesi düzenlenecektir. Moskova'nın ileri gelenlerinden elit ve sosyete mensupları bu davete katılacak. Sen de olacaksın.”
—Efendim, beni mazur görün, bu tür ortamlar bana göre değil. Hem bu davet gecesi için uygun bir elbisem olmamakla birlikte sizin gibi asilzade insanlarla beraber bulunmak bana göre değil. Ben sadece bir çocuk bakıcısıyım… Affedin, zira yarın gece çocuklarla kalmayı yeğlerim, dedim.
Elena bu sefer derin bir iç çekti. “Haklısın, seni zorlayamam. Ama eğer fikrin değişir ve salona inmek istersen, Kâhya Galina'dan istediğin türden elbiseyi temin etmesini söyleyebilirsin. Yarın akşamki davete birçok iş insanı katılacak ve senin de birkaçıyla tanışıp çevre edinmeni istiyorum. Fakat yine de karar senin. Şimdi çıkabilirsin, müsaade senindir canım,” dedi.
Başımla selam verdim ve arkamı dönüp merdivenlerden çocukların odasına çıktım. Anastasia'nın yatağı topluydu ancak Andrei'nin yatağı darmadağındı. Masanın üstündeki hayvan kartlarını da oraya buraya atmış, bazılarını da ağzına sokup çiğneyerek yere tükürmüştü. Ah bu çocuk… Beni çok yoruyor. Önce yatağını topladım, sonra Anastasia'nın dolabından temiz bir bez parçasıyla çiğnenen kartları topladım. Toplarken bir anda ayağımla metal oyuncak uçağa bastım ve basmamla bağırmam bir olmuştu ama sesimi hemen kestim. Umarım kimse duymamıştır.
“Oyuncağa bastın, Tanrı bilir şimdi bu oyuncağın canı nasıl da yanmıştır,” dedi içimdeki ses.
Aman Tanrım, ya içimdeki ses doğruyu söylüyorsa? Ya bastığım için canı yandıysa?
Hemen elimdekileri bırakıp eğildim. Patlak ve yeni olan bu muhteşem güzellikteki metal uçağı elime aldım. Nasıl da parlıyor gövdesi, kanatları ne güzel! “Ah canım… Sana bastığım için senden özür dilerim, istemeden oldu, seni görmedim, yemin ederim!” dedim. Ancak kanadındaki ufak eğriliği fark ettim. “Merak etme, yine uçabilirsin. Sen demirdensin. Haydi uç canım!” diyerek onu havada tutup elimle uçurmaya başladım. “Haydi uç!” diyerek onu daha hızlı çevirip uçurdum. “Haydi uç!” dedim bu sefer ayağa kalkıp etrafımda dönerek onu döndürürken. “Haydi uç!”
—Ne yapıyorsunuz? dedi bir ses.
Refleksle davranıp arkamı hızla döndüm. Ancak döndüğümde içten içe korkuya ve paniğe kapıldım. Ben şimdi bu vaziyetimi ona, baştan beri buna şahit olmuş Vorontsov'a nasıl açıklayacaktım? Tanrım… Yardım et!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

102okunma 16beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18