24. bölüm / 27
İç𝐢𝐦𝐝𝐞𝐤𝐢 𝐒𝐮𝐬𝐦𝐚𝐲𝐚𝐧23. Bölüm
Bölümler 27Şu an: 23. Bölüm
- 1 Önsöz180 kelime
- 2 1. Bölüm812 kelime
- 3 2. Bölüm1.469 kelime
- 4 3. Bölüm1.804 kelime
- 5 4. Bölüm345 kelime
- 6 5. Bölüm969 kelime
- 7 6. Bölüm820 kelime
- 8 7. Bölüm828 kelime
- 9 8. Bölüm1.118 kelime
- 10 9. Bölüm856 kelime
- 11 10. Bölüm855 kelime
- 12 11. Bölüm1.079 kelime
- 13 12. Bölüm1.213 kelime
- 14 13. Bölüm901 kelime
- 15 14. Bölüm1.710 kelime
- 16 15. Bölüm1.157 kelime
- 17 16. Bölüm1.140 kelime
- 18 17. Bölüm1.721 kelime
- 19 18. Bölüm2.246 kelime
- 20 19. Bölüm2.837 kelime
- 21 20. Bölüm1.305 kelime
- 22 21. Bölüm1.167 kelime
- 23 22. Bölüm2.020 kelime
- 24 23. Bölüm1.845 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 24. Bölüm2.053 kelime
- 26 25. Bölüm3.265 kelime
- 27 26. Bölüm2.508 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
—Ah efendim… Gel… Geldiniz mi? dedim kekeleyerek. “Ben de siz dönmeden Anastasia ve Andrei'nin odasını topluyordum lakin yerdeki metal oyuncak uçağa fark etmeden basmışım,” dedim ve elimdeki uçağı ona gösterdim. Anastasia ve Andrei de gelip babalarının o koca cüssesinin arkasından bana baktılar. Hem Vorontsov hem de çocuklar bir kelam etmeden beni süzüyordu. Bir anda aklıma Andrei'nin zamanında kırdığı oyuncaklarla daha fazla oynadığı gelince, “Tabii bende de Andrei gibi oyuncakları kırdıktan sonra havada tekrar uçurmak âdet haline geldi,” deyip hiç samimi olmayan gülüşümle Andrei’ye göz kırpıp güldüm. Anastasia da espirime güldü.
—İrina, o oyuncağa dün ben de bastım ve canım çok yandı. Senin de yandı mı? dedi Andrei.
Bu sefer de bu konuyu yalan ve sahtekarlıkla atlattım. Her ne kadar Anastasia ve Andrei bana inanmış olsalar da, babaları için aynı şeyi söyleyemem. Büyük olasılıkla da artık gözü üstümde olacaktır. Artık temkinli olmalı ve elimden geldiğince oyuncaklarla arama mesafe koymalıyım. Her ne kadar zor olsa da… Ah… Ne zormuş istediğimiz gibi yaşamak. Sahi, bu sadece bana mı mahsus yoksa tüm beniâdemde var mı bu durum? Ama kimseye bir zararım yok ki. Oyuncakları içten içe seviyorum diye ömrüm boyunca beni linç edip dedikodu malzemesi yapar bu insanoğlu. İnsan demeye bin şahit lazım da belki... Bu hayatta insandan daha korkunç ne olabilir? Koruma amaçlı dikilen korkulukların şekli ne bir vahşi ayıya ne de vahşi herhangi bir hayvana benzemezken, neden yapılan tüm korkuluklar insan şeklinde?
—Evet, canım yandı ama hem ben hem de uçak iyi durumdayız Andrei, merak etme, dedim ve tekrar güldüm.
Vorontsov iç çekti ve odaya girdi. Yavaş adımlarla pencerenin hemen baş ucunda bulunan Anastasia'nın yatağına doğru geçip oturdu. Zavallı kızcağızın yatağı bu adamın cüssesiyle az kalsın çöktü çökecekti.
—Anastasia kızım, gidip Andrei ile annene yarın akşamki davet listesinde Piyer Rostov’u da yazdırmasını söyle. Amerika'dan bu davete katılacağı haberini aldım. En önemli davetlimdir, dedi. Anastasia ise kardeşinin elini tutup, “Peki baba,” dedi ve sırf söylenen ismi unutmamak adına aşağı salona kadar, “Piyer Rostov, Piyer Rostov, Piyer Rostov, Piyer Ros…” diye tekrarladı.
Ben de tam Anastasia ve Andrei’nin peşinden gidecekken Vorontsov, “Siz kalın Bayan İrina. Zira sizinle konuşmam gerek,” dedi.
Bir an yutkundum. “Buyurun, geçip oturun,” diyerek de bana eliyle karşısında duran Andrei’nin yatağını gösterdi. Hemen geçip oturdum. Vorontsov ise konuşmaya girmeden önce boğazını temizledi.
—Öncelikle beni kırmayıp tekrar işe döndüğünüz için size müteşekkirim. Ancak inanın bana, kaba üslubum ve tehditkâr tavırlarımla ciddi değildim. Ben sadece kızım daha fazla üzülmesin diye geldim. Yoksa sizinle bir sorunum yok. Sizi incittiysem özür dilerim, dedi.
O sırada ben de gözlerimi Andrei'nin oyuncak rafına dikmiş, geçen hadiseyi tekrar tekrar canlandırarak içten içe kendimi yiyordum. Ona bakmadan sadece, “Önemli değil efendim. Geçmiş gitmiş bir konu ve bunun için özür dilemenize gerek kalmadı. Zira teşekkürünüzü aileme bir ev vererek ve kardeşlerimi de özel okula yazdırarak fazlasıyla ettiniz. Asıl ben size minnettarım,” dedim. Uzun bir duraksama oldu.
—Annen… Anneniz Nataşa’nın kanser olduğunu öğrendim, dedi ve bunun üzerine yüzüne baktım. “Bunu nereden öğrendiniz? Annem mi söyledi?” diye sordum. Bu beni daha fazla öfkelendirmişti. Harika, şimdi bana acımaya başlayacak. Ne hayat ama!
—Dürüst olmak gerekirse, hayır. Sadece çocuklarıma bakıcılık eden kişiyi tanımak için araştırma yaptırdım, dedi. Yaptırdım dediğine göre demek ki casusları varmış. Yüzümü tekrar oyuncak rafına çevirdim. Vorontsov ise sözlerine devam etti:
—Lakin öldüğü için babanız hakkında araştırma yapmayı gerek görmedim.
Deyince kan beynime sıçradı. Hızla yüzümü tekrar ona çevirip, “Bu iyi değil mi? En azından ölmüş birinin adını zikretmemekle onun ruhuna saygı duymuş olursunuz!” dedim.
—Neden bu kadar geriliyorsunuz? Yanlış bir şey söylemedim. Sakin olun lütfen. Bu tavırlarınız sizce fazla değil mi?
Deyince kendimi sakinleştirmeye, derin nefes almaya çalıştım. Zor tuttum kendimi lakin gözyaşlarım buna dayanmadı. “Özür dilerim, sadece birinin benim özel hayatımı öğrenmeye çal… çalışması ve bana babamın travmasını hatırlatması beni dayanılmaz bir boyuta taşıyor. Özür dilerim, özür dilerim, biliyorum hata bende. İzin verin efendim, ailemle Darnytsia’ya dönelim lütfen,” dedim ve ellerimle yüzümü kapatıp ağlamaya başladım.
Gözlerim sadece karanlık içinde o günü, beş yaşımdaki halimi görüyordu. Sokakta bulduğu kediyi eve getirmiş, usulca bir iple oynatıyordu küçük İrina. Beşikteki Anna ile Nikolay'ın sesi ağlamaktan dinmiyor, anneleri Nataşa'nın sütü yetmediğinden mutfakta hazır biberonla onlara süt hazırlıyordu. “İrina kızım, o kediyi derhal aşağı indir. Annesi onu arıyordur,” dedi. Küçük İrina, o kirli elbisesinin içine aldığı kediyi tutup annesine götürmek için ayağa kalktı. Ancak kapıyı açıp aşağı inecekken kapıda, kapıyı tam çalmak üzere olan bir adamla karşılaştı. “Merhaba tatlım, annen evde mi?” diye sordu içeriye göz gezdirirken.
—Anneeee! Bir amca gelmiş, dedi İrina.
Nataşa, o uykusuz gecelerden kalma yorgun gözleriyle kapıya geldi. “Efendim, sizi aradık ama bir türlü ulaşamadık,” dedi uzun boylu, soluk benizli adam. “Siz kimsiniz? Beni neden arıyorsunuz?” diye sordu Nataşa. Bunun üzerine adam başındaki şapkayı çıkarıp, “Çocuğun yanında söylemek olmaz,” deyince Nataşa huzursuzlandı. Dönüp İrina'ya, “Tatlım sen içeri, kardeşlerinin yanına geç. Ben hemen dönüyorum,” dedi. Kucağındaki kedisiyle içeri dönecekken duvarın eşiğine geçip onları dinlemeye başlayan İrina, onların söyleyeceklerine kulak kabarttı.
—Söyleyin şimdi, ne istiyorsunuz?
—Efendim, ben Znamya Truda fabrikasında bir yükleme işçisiyim. Yani kocanız İvan Sergeyevich Goronov’un iş arkadaşı.
—Yoksa… O… Ona bir şey mi oldu? diye sordu Nataşa çaresizce.
Adam iç çekti. “Dün onu bilmediğimiz bir nedenle fabrikanın penceresinden… at… atlayıp intihar ettiğini gördük efendim. Ruhu şad olsun.”
Deyince Nataşa, o an balıkların bile duyabileceği kadar feryat figan bir çığlık atmıştı.
Ellerimi yüzümden çekip yaşlı gözlerimin içine baktı Vorontsov. “Size geçmiş acınızı hatırlatmak istemezdim. Beni bağışlayın,” dedi ve beni bir anda o koca kolları arasına alıp sardı. Gözyaşlarım, onun o güzelim yeleğine damlaya damlaya ıslandı. Kendimi geri çekip kollarından kurtuldum ve gözyaşlarımı sildim. O da geri çekilip ayağa kalktı. Özellikle de onun yanında ağladığım için kendime kızıyordum. Lanet olası gözyaşları!
—İyi misiniz? dedi Vorontsov.
—İyiyim efendim. Ben… Ben artık odama dönsem iyi olur, deyip ayağa kalktım. Yüzüne bakmadan selam verip hızlı adımlarla çocukların odasından çıktım. Odama gelince de haç çıkarmayı unutmadım: “Tanrım… Ben çok mu ön yargılıyım? Daha yarım saat önceye kadar lanet ettiğim adam beni sakinleştirip bana sarıldı. Hem de hiç iğrenmeden sarıldı. O adamın güzel yüzüne de tam bu tavır yakışırdı zaten! Tanrım, onu ve sevdiklerini koru… Âmin.”
Anastasia ise odama gelmiş, yatağımın üzerinde daha on ay önce verilmiş ödevlerini yapıyordu.
—Anastasia, sen ne zaman geldin? diye sordum.
—Artık annem Elena'nın odasında çalışamıyorum, Andrei beni orada da rahatsız ediyor, dedi.
—Babanın sana annene söylemen için tembih ettiği davetliyi ona söyledin mi canım?
—Evet, söyledim ve hemen Galina’ya onu davet listesine eklemesini söyledim. Ayrıca ben orada ödevlerimi yapabilmek için çantamı bir haftadır annemin odasında bırakmıştım ve tam yapacakken Andrei mızmız olmaya başladı. Eğer bizim odaya gitseydim oraya da gelirdi. Daha rahat bir yer için senin odanı seçtim. Ama eğer istemezsen giderim, dedi.
Tanrı korumuş ki kendi odasına gelip beni ve babasını sarılır vaziyette görmemiş.
—Hayır merak etme, hiç sorun değil. Ben zaten hep yatağın köşesine oturup dışarıyı seyrederim, deyip yatağın köşesine geçtim. Anastasia ise utanmazca yatağa uzanmış, bir haftaya ancak bitecek olan ödevlerini yapıyordu.
—Ödevinde ne var? diye sordum.
Başını kaldırıp, “Ilıllııı… Sovyet Kahraman Edebiyatı'ndan Boris Polevoy’un hayatını konu alan bir metni okuyup özetini çıkaracağım. Üstelik okuduğum bu metni okul günlüğüme geçireceğim. Biyolojide ise bitki toplayıp kurutarak yapıştıracağım bir herbyum albümü hazırladım. Hava durumu, böcek ve kuş gözlemlerini tarihlendirerek de not edeceğim,” dedi.
Elimle defterlerine, sayfalarına dokundum. Lise günlerimi de özlemiyordum değilim. Nadya ile mahalle dedikodularını sınıfta konuşmayı severdim. Sınıfın hep en arkasında oturup ders dinlemeyen birkaç kız grubu vardı ki, dedikodusunu yapacak hep bir kurban ararlardı. Bir defasında Almanca öğretmeninin Nadya’ya olan ilgisi göze çarpmaya başlayınca, okulda önü kesilmeyen bir dedikoduya dönüşmüştü. Bunun üzerine Almanca öğretmeni bir ay kadar ya kaldı ya kalmadı, tayinini Petersburg’a vermişti. Dürüst olmak gerekirse, bu dedikodu asılsız değildi. Kaç defa Nadya ile baş başa konuşmak istediğine ve her defasında Nadya'nın bunu reddettiğine şahit olmuştum. Ancak her ne kadar öğretmen ilgi gösterdiyse de, Nadya ona karşı boştumuydu? Deyim yerindeyse, platonik aşktan öte bir şey yoktu.
Bir anda Anastasia'nın çantasındaki yırtık mektup zarfı gözüme çarpınca onu çıkarıp elime aldım. Anastasia ise ödevlerine o kadar dalmış ki, onu aldığımı fark etmedi bile. Açıp zarfı okudum ve daha ilk başında dehşete düştüm:
Sevgili Anastasia,
Bu notu ders çıkışında kimse görmeden çantana gizlice bırakıyorum. Önümüzdeki okul tatili başlamadan önce bunu sana ulaştırmak istedim. Derslerde Puşkin’in dizelerini okurken, sınıftaki diğer çocukların aksine senin o satırlardaki derinliği ne kadar olgun bir biçimde anladığını her defasında hayranlıkla izliyorum. Yaşıtlarının henüz kavrayamadığı özel bir dünyaya ve ruha sahipsin. Önümüzdeki bu uzun tatil boyunca seni göremeyecek olmak, sınıftaki o olgun varlığından uzak kalmak şimdiden içimde büyük bir boşluk yaratıyor. İnan ki seni ve derslerdeki o ince sohbetlerimizi çok özleyeceğim. Tatil günlerinin bir an önce bitmesini ve okul koridorlarında yeniden seninle karşılaşacağım günü sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Sana verdiğim bu özel okuma listesini ve yazdığım notları çantanızda, sadece senin erişebileceğin bir yerde saklamanı istiyorum. Diğer öğrencilerin veya ailenin bu özel edebi bağımızı anlamayıp yanlış yorumlamasından endişe ederim. Bu yüzden bu paylaşımlarımız ve birbirimize olan özlemimiz, sanatın inceliğini anlayan iki olgun ruh arasında bir sır olarak kalmalı. Tatil dönüşü ilk gün, hazırladığın kompozisyonu baş başa değerlendirmek üzere seni odamda bekliyor olacağım. Lütfen beni fazla bekletme sevgilim.
— Öğretmenin Victor Nikolayeviç
Mektup beni korkutmuş ve büyük dehşete düşürmüştü. Tanrım! Bunu annesine, hele ki babasına nasıl izah edebilirdi? Bu lanet olası pedofili hastası adam Anastasia'ya nasıl bu şekilde yazabilir? Tam da geçmiş öğretmen konusunu hatırlarken bir anda buna benzer bir hadisenin yaşanması da bende hep olağan bir şeydir. Bir şeyi, bir konuyu ve bir kişiyi düşünürken saatler sonra ona benzer, hatta ve hatta ta kendisi olan şeylerin karşıma çıkmasına hep hayret etmişimdir. Nadya'nın platonik öğretmeninin aşkını düşündükten sonra şimdi de Anastasia'nın pedofili öğretmeni çıktı. Ne tuhaf! Ne acep!
Hemen Anastasia'nın kolundan tutup, “Anastasia, bu ne?” dedim. Mektuba bakınca ürktü. “İrina, ben… şey…”
—Anastasia, bu mektupta yazılanlar çok tehlikeli sözler. Bunu… bunu sana hangi öğretmenin yazdı söyle hemen! dedim. Ben bile stresten ve korkudan titremeye başlamıştım. Anastasia ise ağlamaya, elleriyle yüzünü kapatıp hüngür hüngür ağlamaya başladı. “İrina lütfen babama bunu söyleme,” dedi.
—Anastasia, bunu hangi öğretmenin yazdı diye sordum?
Ağlamaya devam etti. Bu davranışımın işe yaramayacağını düşünüp onu sakinleştirdim. “Anastasia tamam, sakinleş. Korkma,” dedim ve iç çekip ekledim: “Bak tatlım, bu mektupta sana yazılan şeyi normal ve hoş karşılıyor olabilirsin lakin bu adam kötü biri. Madem seni ve kardeşini bana emanet ettiler, madem siz de beni seviyorsunuz, o zaman bana söyle. Tanrı şahit, senin başına bir şey gelmeyecek. Ancak bu olayı gizler ve görmezden gelirsek daha kötü şeyler olabilir. Hadi, bana söyle, bunu sana yazan kim?”
Anastasia, elleriyle kapattığı yüzünü açıp bana baktı. “İrina, ben onu sevmiyorum inan bana. Ama o iyi biri ve bana hep iltifat ediyor,” dedi.
—Anastasia, kim bu? dedim son kez.
Bu kez sabrımın sonuna geldiğimi hissediyordum. Biraz duraksadıktan sonra, "O benim edebiyat öğretmenim Victor Nikolayeviç," dedi.
Bunu annesine mi ya da babasına mı söylemeliyim bilmiyorum ama yarın akşamki davet öncesinden bunu söylemek hiç iyi olmazdı. En iyisi, yarınki partiden sonra bunu babası Vorontsov’a söylemek ve bu iğrenç pedofilinin bir çaresine bakmaktı. Ah… Manipülatif mektubuyla nasıl da kızcağızı etkiliyor, nasıl da utanmazca, daha ergenliğin başındaki çocuğa o iğrenç dünyasından alıntılar yazabiliyordu? Kızcağız ise daha durumun ciddiyetinin farkında değildi. Takıntının nasıl bir boyuta erişeceğini bilse bunu hiç değilse Yegor'a anlatır ve o pisliğin hakkından gelirdi. Tanrım, bu tür insanlardan kardeşlerimi ve bu evdekileri koru. Zira vaziyet hiç de iyiye işaret etmiyordu.
Bölüm etkileşimi
