8. bölüm / 41
GÖKYÜZÜMYENİ HAYAT
Bölümler 41Şu an: YENİ HAYAT
- 1 CESARET3.732 kelime
- 2 GÖNÜL TERAZIM3.772 kelime
- 3 HARABE KALBİM3.505 kelime
- 4 CAN KIRIKLARI3.837 kelime
- 5 SÖZ3.827 kelime
- 6 ÖZGÜR KUŞLAR3.519 kelime
- 7 TERCİHLER2.434 kelime
- 8 YENİ HAYAT3.259 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 KÜÇÜK BİR KRİZ2.354 kelime
- 10 DAR SOKAK4.353 kelime
- 11 BİTMEYEN AYRILIKLAR5.122 kelime
- 12 YÜREĞİMİN ÇİÇEĞİ4.650 kelime
- 13 HUZUR4.266 kelime
- 14 KAR TANESİ5.636 kelime
- 15 SEVDAMIN KANATLARI4.448 kelime
- 16 RÜYA3.682 kelime
- 17 GEÇMEYEN ZAMAN3.953 kelime
- 18 BUZDAN ATEŞ4.560 kelime
- 19 VİCDAN KURŞUNU5.482 kelime
- 20 YİNE4.969 kelime
- 21 HASBELKADER4.722 kelime
- 22 TEK NEFES5.144 kelime
- 23 BAYAT POĞAÇA5.533 kelime
- 24 ÇAY4.152 kelime
- 25 ANILARIN KOKUSU4.701 kelime
- 26 PINAR4.637 kelime
- 27 ELÇİ4.153 kelime
- 28 ÖMRÜMÜN SAHİBİ4.720 kelime
- 29 HAYALLER3.399 kelime
- 30 TEK HAYAL4.875 kelime
- 31 YÜREĞİ ÇOCUK4.424 kelime
- 32 TESADÜF4.453 kelime
- 33 NİKÂH4.645 kelime
- 34 EVİM4.387 kelime
- 35 YORGUN4.659 kelime
- 36 ÖZLEMELER4.183 kelime
- 37 VUSLAT 13.004 kelime
- 38 VUSLAT 22.460 kelime
- 39 VUSLAT 31.805 kelime
- 40 BEN BENİM3.142 kelime
- 41 HAYATIMIN HEDİYESİ (FİNAL)1.571 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her gidişimiz bir anı bavulu ile yük oluyor içimize. Çocukluğun seninle gelir, gençliğin yeni umutlara yelken açar. Arada sende rüzgârla savrulup durursun.
Cuma sabahı erkenden yola çıkmak için sözleşerek hazırlanmıştık.
Uzun yolculuğumuz olduğu için üstüme eşofman giyerek odamın kapısından anneme seslendim.
"Anne Sevda'lar aşağıya geldiler hadi."
Mutfak kapısından Elif'le birlikte elinde su şişesiyle çıktılar.
Annem holün başındaki kumanya çantasıyla ve Elif'in elinden tutarak aşağıya indi.
Arabaya eşya indiren babam terlemiş halde yanıma geldi.
Yüksekliği benim belime gelen yeşil valizi işaret ettim.
"Babacım sen büyük valizi alır mısın, biraz ağır olmuş."dedim ter damlayan alnına bakarken.
Valizi kolundan tutarak çekmeye çalışınca düz bir yüz ifadesiyle bana baktı.
"Ya kızım bir daha geldin mi biraz daha götürürdün, bu ne! Dört yıl hiç gelmeyecek misin? " dedi eliyle valizi göstererek.
"Ya baba sonbahara girdik, havalar saat başı değişiyormuş orada."dedim masumca yüz ifadesiyle.
"Hay yarabbim eşşek ölüsü gibi."
diye söylenerek çektiği valizi bina önüne indirip nefes nefese tekrar yanıma geldi.
"Başka ne var küçük hanım." derken tatlı tatlı imalı konuşuyordu.
"Bir de şu kitap kolim var, başka bir şey yok." dedim gülümseyerek.
Başıma şal bağlayıp evi tekrar kontrol ettim. İnşallah bir şey unutmamışımdır diyerek kapıyı kitleyerek küçük valizimle aşağıya indim.
Bütün eşyalarımın sonuncusunu da arabaya yerleştirince arabada yer kalmamış, arka koltuğun bir tarafına bile eşya koymuştuk.
Bagaj kapağı "beni kapatamazsınız" der gibi göz kırpıyordu.
Ali amca babama bakarken bir eliyle tıkabasa dolu olan bagajı gösterdi.
"Ya bilseydim bunların temelli göç ettiğini kamyonet tutardım, arabanın kıçı yere vura vura geldik, daha yolun başındayız."
diyen Ali amcanın devamında babam da gaza gelmişti.
"Yola çıkalım, beş dakika geçmeden, 'ayyy şunu unuttum' demezlerse
ben de Şükrü değilim." dedi şikayet ederek.
Yanımıza gelen annem ve Esma teyze bizi eleştiren kocalarına ters ters bakarken Esma teyze karşılık vermeye başladı.
"Bagajın hepsi kıyafet değil, kumanyası var, mutfak eşyası var, yastık yorganı var."
Sırayı annem aldı.
"Offf uğraşmayın kızların eşyalarıyla, hadi gidelim." diyerek arabanın ön kapısını açınca Ali amca babama dönerek işaret parmağını havaya kaldırdı.
"Bir kadın arabanın yanında 'hadi gidelim' dediyse hemen git. Yoksa en az yarım saat daha beklersin."dedi.
Annemler gözlerini devirirken, babamlar gülüyordu.
Araba gibi doluydu yüreğim. Bütün duygular üst üste. Yer yok başka hüzünlere.
Sevda'lar kendi arabalarıyla, biz de babamın üç günlük kiraladığı arabayla önlü arkalı yola çıktık.
Annem öne, ben arkaya Elif'te ortaya yanıma oturmuştu.
Sokağımızdan ana yola çıkınca işe giderken yürüdüğüm yola baktım.
Ne çok ayak izim vardı bu yollarda. Yine aynı yolda yürüyeceğim fakat ben asla aynı olmayacağım.
Buradaki benle vedalaştık, ikimizde artık aynı olmayacaktık. Ne ben eskisi gibi, ne eski ben yenisi gibi olabilirdi.
Telefonu cebimden çıkartarak Gökhan'a mesaj attım.
-Biz yola çıktık, gidince msj atarım. Grs.
Her metre yüreğimi yaklaştırırken bedenlerimizi uzaklaştırıyordu. Hüzün yağmuruna tutulan yüreğim, ayrılık sözlerini kendime bile söylersem ağlayacak kadar doluydu.
Gökhan'ı düşünmemek için Elif'i kucağıma aldım.
"Sarı papatyammmm, yaaa!" diyerek aklıma gelenle kendime kızarak başımı ön koltuğun başlığına vurarak öylece kaldım.
"Kızım ne oldu!" diyerek telaşla arkasını dönen annem bana bakarken
hiç başımı kaldırmadan kendime kızgın ses tonuyla cevap verdim.
"Orkidemi unuttum."
Annemden önce babam, şikayet karışık kendi sözünü onayladı.
"Hıh işte, unutamazlarsa şaşarım zaten."
Babamı duyunca geri dönelim teklifi yapmamın gereksiz olacağını anladım.
Babama bir anlık bakan annem bana döndü.
"Kızım ben bakarım çiçeğine, özledikçe seninle konuşur gibi konuşurum onunla. İyi oldu unuttuğun."diyerek önüne döndü.
Başımı kaldırarak anneme baktım.
"Anne yanlız çiçek benim gibi cevap veremez, bekleme(!)."dedim muzur bir sırıtmayla.
Babam kahkaha atarken ben de gülüyordum, annemse fena kızmıştı.
"Beklemeymiş!"
"Çiçeğim, ben seni çok özleyeceğim." diyerek sarılıp kıvırcık saçlarının üstünden öptüm kardeşimi.
"Ben özler miyim bilmiyorum, sen yokken denerim, özlersem söylerim geri gelirsin."diyen Elif'e öylece bakıyordum.
"Demek bilmiyorsun iyi, sen haber verirsin ben gelirim tamam mı."
"Tamam."
Şehir merkezinin dışına çıkmıştık, il sınırını geçmemize az kalmışken kendimi arkaya yaslayarak dışarıya bakmaya başladım.
Bu yaşıma kadar bir kaç günlük ailemle birlikte gittiğim, zaten sınırlı sayıda ki akraba ziyaretleri dışında yanlız kalmamıştım. Okul, iş derken hiç imkanım olmamıştı.
İlk defa yanlız başıma, başka bir ev, başka bir şehir, başka bir hayatım olacaktı. Ben kendime güveniyorum. Bununda üstesinden geleceğim.
Uzunca süre yeni hayatıma doğru gittiğim yolun kenarlarında ki yaşayan hayatlara baktım.
Hiç bilmediğim bir şehirde ailem olmadan, sevdiğim adam olmadan, hayatımın en önemli dönemeci sayabileceğim zamana doğru biraz daha yaklaştım.
Önümde beni bekleyen ne çok mücadele vardı.
Annem ve ben yorgunluktan, babamsa araba kullanırken konuşmayı sevmediğinden konuşmadan yolculuk yaparken, kendi kendine hiç durmadan konuşan Elif'i artık dinlemiyordum.
Elif uzunca süre konuşmaya devam ederken annemi çağırınca ben de ona baktım.
"Anne."
"Efendim kızım."
"Anne lütfen susar mısın, biraz da ben konuşmak istiyorum. "
Hepimiz birden kahkaha atarken avucumun içiyle ağzını sıkarak sevdim çiçeğimi.
"Konuşmaktan yorulmadın mı cimcime."dedim dişlerimi sıkarak.
"Ben hiç konuşmadım ki, hep siz konuşuyorsunuz. "dedi bilmiş haliyle.
Elif'i yan tarafıma yeniden oturtarak dizime yatırdım. Konuşmaktan yorulup muhakkak uykuya giderdi. Gitmesini umuyordum.
Hazırlık telaşının yorgunluğundan benim de uykum gelmeye başlamıştı.
Uzunca süre uyuyarak geçen yolculuğum da gözlerimi açtıktan biraz sonra Sakarya il sınırı tabelasını gördüğümde heyecanlanarak olduğum yerde toparlanarak oturdum.
Elif kucağımda uyumaya devam ederken koltuk arasından baktığımda Sevda'larla beş metre kadar arayla önlü arkalı gitmeye devam ediyorduk.
Cama dönerek etrafı izlemeye başladım. Daha çok üç, dört katlı müstakil veya site içinde lüks evler, arada eski oldukları belli olan yüksek binalar vardı.
Büyükşehir merkezi olmasına rağmen oldukça yeşillikti, bir çok evin arasında ekilmiş bahçeler görüyordum.
Tamamen betonlaşma olan şehrimden sonra burası şimdiden içimi ferahlatmıştı.
Yarım saat daha süren şehiriçi yolunun sonunda, oldukça işlek ana yoldan önce sola, müstakil iki yada üç katlı evlerin olduğu sokağa girince sağdan üçüncü binanın önünde, Sevda'lar önde biz arkada durarak, uykudan uyanan Elif'i kucağıma alıp hepimiz arabalardan indik. Bacaklarım uyuşmuştu, olduğum yerde bacaklarımı salladım.
Kafesli yeşil telle çevrelenmiş, küçük, çimenlik bir bahçesi olan, üç katlı binanın çevresine bakarken Ali amca ev sahibi olduğunu tahmin ettiğim birini arayarak kapıda olduğumuzu söyleyerek telefonu kapattı.
Beş dakika geçmeden binanın yan tarafında olan kendisi de, bahçesi de küçük tek katlı, biraz eski olmasına rağmen çok şirin, beyaz boyalı müstakil evin kapısından altmışlı yaşlarını biraz geçkin, uzun boylu, dinç görünen zayıf fakat göbekli amca ile biraz esmer yüzlü, kısa boylu, çiçekli etek, üstüne düz yeşil penye, çiçekli tülbent bağlamış ve amcaya göre biraz daha yavaş yürüyen teyzenin geldiğini gördük.
Yanımıza gelince babamlar tokalaşarak, bizde ellerini öperek selamlaştık. Annem teyzeye bakarak konuştu.
"Evi gösterirseniz eşyaları yerleştirmek istiyoruz."dedi.
"Acelesi yok yerleşirsiniz, hanım yemek hazırladı önce bir karnınızı doyurun, dinlenin ev sizindir." diyen amcanın sözüyle hem şaşırmış, hem mutlu olmuştuk.
"Ya teyze niye zahmet ettiniz, biz birşeyler yerdik. "diyen Esma teyzeye karşılık teyze cevap verdi.
"Ne zahmeti yaptık birşeyler işte olandan yiyelim hep beraber. Hadi buyrun kapıya."diyerek arkasını dönerek kendi evine doğru yürürken hep birlikte onu takip ettik.
Küçük bahçe kapısından girince, sağlı sollu çiçekleri olan, iki basamaklı merdivenden direk evin içine girilen kapının sağ tarafında orta büyüklükte sayılabilecek balkon ve ortasında hazırlanmış yemek masası, evin duvarının dibinden, balkonun bir kenarına devam eden köşe sedirleri vardı.
Hepimiz sırayla sedirlere oturunca, teyze içeri girerek elinde tencereyle geri geldiğini görünce Sevda'yla ben de ayaklanarak teyzenin peşinden içeriye girdik.
İkimiz birden cebimizdeki telefonlarımızı çıkardık, mesajlara girdiğimde Gökhan'dan cevap gelmişti.
-Tamam güzelim, gidince haber ver grs.
-Biz geldik ev sahibinde yemek yiyeceğiz şimdi. Grs.
Onunda yazmak istediği çok sözü olduğunu, beni üzmemek için yazmadığını iyi biliyordum. Hiç tartışmamız olmamışken, üzüldüğümüzü belli etmemek için aramıza yollar kadar mesafe koymuştuk.
Önce lavaboyu sorup ellerimizi yıkayınca mutfağa girerek masaya gelmesi gerekenleri taşımaya yardım ettik. Masa tamamen hazır olunca annemler de ellerini yıkayarak masaya sıralanarak oturduk.
"Tekrar hoşgeldiniz."
"Şimdi tanışalım. Benim adım Haydar, hanımın adı da İlknur."
"Ben Mine, arkadaşım Sevda."diyerek cevap verdim.
"Ben de Elif." demesiyle hep baraber gülümserken Haydar amca söze girdi.
"Memnun oldum küçük hanım, kızlarım; bu binanın ikinci katı sizin daire, üst ve alt katta benim yeğenlerimin evi. İki yeğenim de başka şehirlerde çalıştıkları için arada gelirler. Ne zaman ne ihtiyacınız olursa, gece olması önemli değil kapıya gelin."dedi samimiyetle.
Ev sahiplerinin bize gösterdiği samimiyetle okulumuz ve istediğimiz bölümlerden konuştuk.
"Yanlız ailelerinizin yanında açıkça söyleyeyim; bu mahalle size sahip çıkar, kollar, bir tabak yemeğini paylaşır fakat dedikoduda eksik olmaz.
Şöyle yaptılar, yüksek sesle müzik dinliyorlar, rahatsız ediyorlar falan, bir de eve erkek arkadaş getirirseniz hiç iyi olmaz.Yani sevgiliniz olarak değil, okuldan dahi erkek arkadaş getirmeyin kızlarım sizden tek ricam budur."dedi gözleriyle bizi takip ederken.
Erkek arkadaş sözünü duyunca tepki vermemeye çalıştım. Zaten ayrı kalmıştık.
"Yok Haydar amca, merak etme seni rahatsız edecek birşey yapmak istemeyiz, bilmeden yaparsak, uyar bizi lütfen. " diyen Sevda'ya ben bile şaşkınlıkla bakıyordum. Bu kız büyüyor muydu?
Babam ve Ali amcanın yüzündeki memnun ifade görülmeye değerdi. Kız babaları olarak onlardan önce önlem alan birini görmek memnun etmişti anlaşılan.
"Haydar abi, biz iki kızımıza da güveniyoruz, sıkıntı olursa uyar.
Hiç çekinme. Senin çocuğun kaç tane, nerdeler?"diyerek konu değişince rahatlamıştım.Bir süre bana ve Sevda'ya bakan Haydar amcanın bakışları değişti.
"Bizim çocuğumuz yok, Allah'ım nasip etmedi. Olsaydı bunların yaşında torunlarım olacaktı."dedi buruk sesiyle.
İlknur teyze de, Haydar amca da derin bir nefes verdiler. Yarım asrı deviren insanların hâlâ evlat özlemi olduğu belliydi. Derin bir nefes alarak babamın bakışları değişmişti. Yarası vardı adamın ne de olsa.
"Haydar abi, on evladın olur, dokuzu hayırlı olur, biri hayırsız olunca hayatı zindan etmeye yeter. Allah'ım hayırlı evlat versin." demesiyle Haydar amcanın bir şeyler anladığı başını sallamasından belliydi.
Sohbetle yemeğimiz de bitmişti. Sevda'yla birlikte masayı toplarken akşam ezanı okunmaya başladı. Biz mutfağı toplayarak bulaşıkları makineye dizerken, annemler namaz kılmış, İlknur teyze çayı demlemişti.
Mutfağı toplamayı bitirince bardakları ve kavrulmuş fındıkları kaselere hazırlayarak çaydanlıkla birlikte balkona çıkıp servisini yaptık.
Çay içen erkekler Adapazarı hakkında konuşurken, 99 yılında olan depreme konu geldi. Bir anda Sevda'yla birlikte dikkat kesilmiştik, tedirgin olduğumuzu anlayan İlknur teyze, erkeklerin sözünü kesmeyecek tonda bize cevap verdi.
"Korkmayın kızlar, bina depremden sonra yapıldı sağlam, yine de evde yatmaya korktuğunuz zaman çekinmeyin buraya gelin, odalarımız boş nasılsa."dedi tebessümle.
"Sağol teyzem, sende ne zaman istersen yardıma çağır dersimiz yoksa geliriz."
dedi Sevda. Sevda ve iş yapmak. Bu kızı burası şimdiden değiştirmişti.
"İlknur abla, biz artık eve geçelim, biraz temizleriz yatana kadar eşyaları yerleştirelim ki, yarın biraz burayı gezmek istiyoruz." diyen annemi İlknur teyze başıyla onayladı.
"Tamam, yorgunsunuz, dinlenin iyice. Benim eve gelen temizlikçiye evi temizlettim, hemen yerleşin." diyerek yerinden kalktı. Ev sahibi kiracının evini mi temizletmişti. Sanırım yeni hayatımıza çok güzel başlayacaktık.
"Evi de mi temizlettiniz! Çok zahmet verdik size, hakkınızı helâl edin."dedi annem ve Esma teyze.
"Helâl olsun ne demek." diyerek gülümserken "merak etme ben kızlardan acısını çıkarırım." diyerek içeriye girdi, elinde anahtarla geri gelerek bana bina kapısının ve daire kapısının anahtarlarını gösterince hep birlikte ayaklandık.
Alabildiğimiz kadar eşya alarak eve çıktık, daire kapısından girişte küçük hol, sağda oturma odası, tam karşıda mutfak, sol tarafta yanyana iki oda ve karşısında alaturka tuvalet ve banyo vardı.Eşyaları taşıyıp valizler hariç yerleştiğimiz de saat on ikiye gelmişti.
Bekar evi olduğu eşyaların kullanılmışlığından ve azlığından belliydi. Ben, Sevda ve Elif salonda eşler de diğer odalarda yatarak dinlenmeye çekilmiştik. Herkesin yorgun olduğu uyandığımda saatin on olmasından belliydi. Başıma tülbent alarak mutfağa su içmeye geçtiğimde balkon kapısını gördüm, suyumu içerek kapıyı açtığımda küçük bir balkon, küçük plastik masa ve karşılıklı iki plastik sandalye vardı.
Balkondan etrafa bakmaya başlayınca, tam karşıda İlknur teyzeyi balkon masasına kahvaltı hazırlarken gördüm, evin kapısına yönelirken başını kaldırıp beni gördü.
"Mine, hep birlikte kahvaltıya gelin hadi." Dedi duyabilceğim kadar sesle.
"Niye zahmet ettin İlknur teyze, biz bir şeyler yerdik evde."dedim utanarak.
"Sofra hazır hadi, sonra yersiniz yine."
derken çağırır gibi elini salıyordu.
"Tamam evdekileri kaldırayım geliyoruz."dedim.
Mutfaktan hole çıktığımda herkes odalardan çıkmıştı.
Kahvaltıya beklediklerini söyleyerek, hazırlanıp hep beraber aşağıya indik, güneşli ılık havayı solumak hoşuma gitmişti.
Annemler balkon masasına geçerek otururken, ben mutfağa geçerek çayı alıp Sevda'da ekmekleri alarak dışarıya çıktık. Çayları doldururken içeriden Haydar amca gelerek masanın başına oturdu.
Masa kadar sohbetleri de güzeldi ev sahiplerinin. Kısaca hayatını anlatırken insanın ne yaşarsa yaşasın yüreğinin güzel olmasının gerektiğini anladım. En çokta yüreğime bir sözü dokunmuştu.
"Arkamızdan dua edecek çocuğumuz yok, kendi hayırımızı kendimiz hazırlıyoruz. Rızkı veren Allahtır, kullar aracı." dedi bilgili haliyle.
"Öyle, Allah razı olsun, gözümüz arkada kalmayacak. Dün akşama kadar, içim bu kadar rahat geri gideceğimi düşünmemiştim. " dedi Ali amca.
Haydar amca Elif'e öyle duygulu bakıyordu ki, üzülmüştüm.
"Elif hanım doydun mu?"dedi buğulu sesiyle.
"Doydum." derken bir yandan başını da salladı Elif.
Yerinden kalkan Haydar amca Elif'i peşinden gelmesi için çağırdı. Yerinden kalkan Elif hızlı adımlarla takip ederken bir süre sonra kollarının arasında bir sürü çikolata, bisküvi, içecekle geri geldi.
Mutluluktan gözleri büyümüş, ne yapacağını şaşırmış şekilde sedirin üstüne oturarak kucağındakileri yanına koyarak sayıyordu. Kahvaltı masasını toparlayıp, mutfağı yerleştirerek ayrıldık. Eve çıkıp hazırlanarak ilk görmeyi merak ettiğimiz yer Taraklı'ya gitmek için yola çıktık. Bir saatten biraz fazla süren yolculukta babamların muhabbeti ev sahipleriydi.
Tarihî evleri, tarihi dokusuyla hepimiz hayran kalmıştık, Sevda'yla bol bol resim çekerek unutamayacağımız en güzel hatıralarımızın arasına ekledik.
Yemekle sonlandırarak eve döndüğümüzde gece olmuş, yorgunluktan ayakta duracak halimiz kalmamıştı. Sabah kapı sesine uyandığımda annemle babam mutfak alışverişinden gelmişti.
Üstümü değişerek yüzümü yıkayıp annemin yanına gittim. Aldıklarını yerleştirirken babam yanıma geldi.
"Kızım şu parayı al, ilk fırsatta da kendine bankada hesap açtır, her ay sana para yollayacağım."deyince şaşırdım.
Cüzdanından çıkardığı katlı parayı bana uzattı. Bu konu hakkında son konuşmamız aklıma gelince biraz moralim bozuldu.
"Baba benim birikmiş param var, sen darlanma, istemiyorum."dedim sesimi normal tonda tutmaya çalışarak.
Düşüncemi anlamıştı babam.
"Paranın olduğunu biliyorum, ben sana varmı diye de sormuyorum, bu parayı al." diyerek parayı masanın üzerine bıraktı.
"Senin arkanda bizim durmamız gerek, bizim arkamızda senin değil. Sen yine ayaklarının üstünde durmayı öğren ki biz olmadık mı düşme."dedi koyu kahverengi gözleriyle arada gözlerime bakarak.
Sesinde pişmanlık vardı. İçindekileri söylerken başını öne eğerek cüzdanını arka cebine koyuyordu. Kıyamadım bu şekilde ayrılmaya. İki adım atarak sarıldım babama.
"Ben ayaklarımın üzerinde durmayı biliyorum, beni merak etme baba,'derken gülümsemiştim.
Uzun kollarıyla sıkıca sarıldı.
"Acıktım hadi kahvaltı hazırlayın." deyip şakağımdan öperek ayrıldık.
Annem parmağıyla işaret ederek masanın üzerindeki parayı gösterdi.
"Parayı al çantana koy kızım. "
Parayı alarak çantama koyup mutfağa geri geldim. Annemle hazırladığımız kahvaltı sonunda geri dönüşe hazırlanan ailelerimizle aşağıya indik.
Sanırım her şeyi ikişer defa tembih etmişlerdi. Onlarda alışkın değildi bizim uzakta olmamıza. Söz arası Esma teyze "evlenmeden önce ayrılığa alıştırmaya uğraşıyor bunlar." dedi anneme. Annemin gözlerinin nemlendiğini görünce dayanamayıp benimde gözlerim nemlenmişti. Yanıma gelerek sarıldı annem.
"Yapma kızım, gidemem buradan yoksa. Amaçlara ulaşmak için zor yollardan geçmek zorundasın, biz her zaman arkandayız, seni sevdiğimizi sakın unutma."demesine ben bile şaşırmıştım. Uzak kalmak sanırım annemde bazı duyguları değiştiriyordu.
"Bende sizi seviyorum annem."
Yanaklarımızdan öperek vedalaştık. Benim çocuk ruhlu arkadaşım, annesine sarılmış çocuk gibi ağlıyordu.
Elif'i kokladım, en çok onu özleyeceğim, öptüm, sıkı sıkı sarıldım sarı papatyama. Ev sahibiyle birlikte uğurlayarak arkalarından el salladık yaşlı gözlerle. Eve çıkmak için ayrılacakken bana dönüp elindeki telefonu uzattı İlknur teyze.
"Mine ikinizin de numarasını kaydet, lazım olur." dedi. Telefonu alarak numaraları kaydettim.
"Ben de kendimi arayayım, seninkini de biz kaydederiz." deyip kendime çağrı atarak telefonu geri verdim. İlknur teyzenin evine dönmesiyle bizde eve çıktık.
Ayrılığın hüznü ile selam verdik balkonda ki küçük masaya. Hüzün ve mutluluğumuza şahitlik edecekti.
Bir müddet sessizce oturduk, Sevda bir anda kalkarak portmantoya bıraktığı telefonu alıp yanıma geldi.
"Mine hanım, bir şeye nasıl başlarsan öyle gidermiş. Ağlamak yok, şimdi yeni hayatımıza neşeyle başlama zamanı." dedi.
Telefonundan İlhan İrem'den Arkadaş şarkısını açarak, elimden tutup ayağa kaldırdı.
"Gel içeri geçelim, burda olmaz."dedim.
Salona geçerek kendimizce şarkıya eşlik ederek, dans ettik.
Eşyalarımızı tam anlamında yerleştirmek, evi istediğimiz şekilde düzene koymak derken gece olmuştu.
Sabah kampüse gideceğimiz için erken olsada yattık.
"Mine'm hadi kalksana ya." diyerek yatağımın üzerinde zıplayan Sevda'yla uyandım yeni güne. Her zaman her koşulda tukenmez bir enerjisi vardı bu kızın. Elif'i hiç aramayacaktı bana anlaşılan.
"Daha alarm çalmamış sen bu saatte nasıl uyandın!" dedim pikemi boynuma doğru çekerek.
"Offf yatağıma alışamadım ki iki akşamdır."derken hızla yanıma oturdu.
"Sevda Cüneyt'le en son ne zaman konuştun?" dedim gözlerimi tekrar açarak.
"Ne zamannn perşembe günü, konuştum. Ama yaaa özledim şimdiden."diyerek dudaklarını şişirdi.
"Sevda zırlamayı kes ne olur sabah sabah. Ben Gökhan'ı arayacağım, perşembeden sonra ben de görüşmedim."diyerek yatağımdan kalktım.
Yüzümü yıkayıp mutfağa geçerek bir yandan çay koyarken bir yandan Gökhan'ı aradım.
Telefonu kapalıydı, yanıma gelen Sevda'da Cüneyt'i aradığında onunda telefonu kapalıydı.
"Önemli görevdedirler belki, kampüse gidelim eve döndük mü yine ararım." dedim hüzünle telefonu kapatırken.
Tuhaftım, kendimi ait olmadığım bir evde zorla tutuluyorum gibi hissediyordum. Evinden hiç ayrılmayan biri olarak bu normaldi biliyorum ama alışmak zaman almazdı umarım.
Kahvaltıyı yapıp mutfağı toplayarak, üstüme tunik ve bol pantolon giydim. Odamın camını açarak havayı kokladım, neredeyse yağacak gibi bulutlu olmasından dolayı üstüme trenç kot alarak evden çıktık.
Önce Haydar amca'ya uğrayarak otobüslerin çalışma şeklini, öğrenerek durağa geçtik. İnce ince yağmaya başlayan havayla hızlıca durağa gittik.
Ali amca durağa ve okula yakın ev tutarak en güzel iyiliği yapmıştı.
Ilk okula başlayan çocuk olmuştum yeniden. İçimdeki heyecan sardı vücudumu. Kalem tutmak her zaman huzur veriyordu korkuyla büyümüş yüreğime.
Şimdi hayallerim için kaderimin fırçasını elime aldım. Bu resmin çizeri rabbimdi, gayretçisi ben. Umut dolu gözlerle dolaştık fakültelerimizi.
Dışarıya çıktığımızda nerdeyse bir saatten fazla zaman geçmiş hava güneşli ve terletecek kadar sıcağa dönmüştü. Tekrar otobüse binerek çarşıya geçtik, biraz gezerek aklımıza gelen evin eksiklerini alarak eve döndüğümüz ikindi olmak üzereydi.
Hava yine bulutlanmıştı, gerçekten dengesiz bir havası vardı.
Üstüme, rahat bir şeyler giyerek yatağımın üzerine oturdum.
Telefonu alarak Gökhan'ı tekrar aradım, bu sefer çalmaya başlayınca sakinliğimi korumak artık mümkün olmadı.
"Efendim güzelim."
Gökhan'ın her güzelim demesi içimde küçük sevgi çiçeklerimin tomurcuklanmasına izin veriyordu.
"Nasılsın canım?"dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak.
"Iyiyim güzelim, sen nasılsın yerleştiniz mi evinize?"dedi.
"Evet yerleştik. Annemlerde dün öğleye döndüler."dedim daha rahatlamış halimle.
"Nasıl Adapazarı güzel yer mi?" dedi meraklı sesiyle.
"Bence çok güzel, bizim orası gibi beton yığını değil, yeşilliği oldukça çok ve ferah."
"Sevmene sevindim, yemek yediğinize göre ev sahibi nasıl biri?"derken sesinde hafif bir değişiklik sezdim.
"Çok iyiler Gökhan. Sanki kendi evlerine gelmiş tanıdıkları misafirmiş gibi bizi ağırladılar, bizim evi bile temizletmişler."dedim minnettarlıkla.
"Hııı o kadar iyiler yani, kaç yaşlarındalar çocukları var mı?" derken biraz kıskançlık sezmiştim.
Aşırı kıskançlığı hiç sevmesem de, azıcıkta olsa kıskanması hoşuma gitmişti.
"Altmış yaşına yakın bir amcayla teyze. Kârı kocalar çocukları hiç olmamış."dedim dudaklarımı kıvırarak.
"Iyi o zaman." derken sesinde rahatlama vardı. Biraz gıcıklık etmekten ne zarar çıkardı ki.
"Bizim bina üç katlı, biz orta kattayız, ev sahibi hemen yan tarafta tek katlı müstakil evdeler. Alt ve üst katta yeğenlerinin eviymiş." deyince gülümseyerek tepkisini bekledim.
"Yeğenlerinin evi demek, onların çoluk çocuğu var mı? Yani size yardımcı olurlar, diye sordum." dedi.
İmalı konuşması karşısında gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Normal konuşur gibi cevap verdim.
"Bilmiyorum, tanışmaya fırsat olmadı."
"Tamam, neyse sen tanış önce de." deyince telefonu uzaklaştırarak sessizce güldüm.
"Kampüs nasıl?"
Beni resmen sorguya çekiyordu.
"Çok güzel ya, Sevda'yla karşılıklı fakültelerimiz. Bugün öğrenci kartımızı almaya gittik, iki fakülteyi de biraz dolaştık."
"İkiniz için de iyi olmuş yakın olması, ayrı gidip gelme sorununuz olmaz."
"Sen nasılsın canım. Sabah aradım telefonun kapalıydı."
"Ben iyiyim, sabah erken saatte genel asayişe çıkmıştık o yüzden güzelim."
"Canım, şimdiden seni çok özledim ne zaman gelebilirsin?"
"Bu hafta sonu olmaz maalesef, haftaya iki gün izin ayarlayabilirsem geleceğim sevdiğim."
Sevdiğim..
Her sözüyle kalbimi feth etmeyi nasıl başarıyordu.
"Eee canım bir şey söylemem lazım."
"Söyle güzelim."
"Ben seni misafir etmeyi isterim fakat ev sahibi eve arkadaş almamızı yasakladı. Kendine otel ayarlaman gerek."
"Arkadaş derken güzelim, ne tür arkadaş!"
"Nasıl ne tür, erkek arkadaşta, okul erkek arkadaşı da yasak işte."
"Öyleyse tamam ben ayarlarım kendime yer merak etme." derken yanında ev sahibi olsa sıkıca sarılacağına emindim.
"İki hafta sonra yanımda olacaksın yani." dedim sevinçle.
"Evet güzelim, çok önemli görev olmadığı sürece kimse engelleyemez."
"Sana kavuşmak varsa sonunda, on beş gün seve seve beklerim."
"Ben sana gelmeyi, sana kavuşmayı, senin herşeyini severim. Seni seviyorum güzelim."
"Ben de seni seviyorum canım."
"Seninle saatlerce konuşabilirim. Mesai saatin de olunca mecbur kapatıyorum kusura bakma, fakat kapatmam gerek."
"Görevin herşeyden önce gelir, asla gücenmem bunu unutma."
"Sen benim canımsın."
"Tamam canım, görüşürüz."
"Görüşürüz güzelim."
Telefonu kapatarak sırt üstü yatağa uzandım.
Seni bana sevdirene şükürler olsun.
Yüreğimdeki kale kapılarını açtım sonuna kadar, kır nefret zincirlerini gir içeri, sevgin başım gözüm üstüne.
Bölüm etkileşimi
