37. bölüm · GÖKYÜZÜM
VUSLAT 1
Evlilik...
Tatlı ve tuzlu suyun boğazda birleşmesi gibi. Birimiz tatlı, birimiz tuzlu. Birleşen hayatlarımızda nice dalgalara göğüs gereceğiz; bu, hayatın değişmeyen kanunu.
Ben ona akacağım, o bana en sakin haliyle dalga gibi geri gelecek. Bizim birbirimizle bütünleşmemizi seyredecek insanlar olacak.
Bizden, tek ruh olmamızdan keyif alacak olan da var, çırpınışlarımızdan zevk duyacak olan da var. Ama artık biz bütünüz; tatlı ve tuzlunun karışmış tadını sadece biz bileceğiz.
Ortada buluşmak, bazen en sert rüzgârlara dayanmak, bazen dinlenmek…
Bu, bizimle hayat boyu sürecek.
21 TEMMUZ CUMA
Heyecandan elim ayağıma dolaşırken ellerimle eteklerimi tutarak koltuktan kalktım. Saçım, makyajım bitmişti ve artık kınam için hazırdım. Kadınlar arasında olduğu için salona erken gelip saçımı burada yaptırmıştım.
Odadaki diğer kızlara baktığımda hepsinin başka bir telaşı vardı.
Çiğdem makyajını kendi yapıyor, Sevda elbisesini çekiştiriyor, Gökçe saçlarına şekil veren kuaförle muhabbet ediyor, Esra işini bitirmiş telefona bakarken gülüyordu.
Esma ise hazırlamış olduğu kızının üstüne kusması sebebiyle yeniden kıyafetini değiştiriyordu.
Kırmızı elbiseme, başıma takılan beyaz taşlı ay-yıldız tacıma baktım. Onları her zaman başımın üstünde gururla taşımaktan onur duyacağım.
Bol sepet örgüsü yaptırdığım saçım tam istediğim gibi olmuştu. Esma’nın yanına giderek Zülal’i uzaktan sevdim. Allah’ım, insanları birer melek olarak yaratıyordu. Bu kadar masum, cennet kokan, minicik parmakları ve nokta kadar burnu olan bir bebek olabilir miydi! Kendini iyice toplamış, annesinden başka insanlara gülümsemeye başlamıştı.
Ama yine de ufacıktı. Yüzü, göz ve saç rengi babasına o kadar benziyordu ki…
Babaya bu kadar benzeyen kız çocuğu da ilk defa görüyordum. Gökhan hayal kurmakta haklıymış. Babasına benzeyen kızımız olsa Gökhan kesinlikle kıskançlıktan deli olurdu.
Kucağıma almak istesem de üstüme kusabileceği potansiyeli yüzünden Esma izin vermedi. Annesinin kucağında boynunun altından derin bir nefes çekerek hafif kusmukla karışmış cennet kokusunu doldurdum ciğerlerime.
Esma kulağıma yaklaşarak,
“Mİne, sana önemli bir bilgi vereyim: Bir erkek ilk gece nasılsa her zaman aynı olur. Kibarca ve seni düşünerek yaklaşırsa her zaman aynı, sert sözlü ve düşüncesizce yaklaşırsa aynı. Ama ben Gökhan’ın kibar olacağına eminim,” dedi gülümseyerek.
“İnşallah Esma, sağ ol,” derken benim suzanlık etmekte geç kalan Sevda adlı arkadaşımı sesiyle yeniden hatırladım.
“Minnakkk! O kadar çok gözün kalmasın, yarın akşam çalışmalara başlarsınız!” dedi herkesin içinde manyak gibi.
“Sevda sus!” dedim.
Kızlar gülerken herkesin işi bitmiş, kuaförler malzemelerini toplamaya başlamışlardı.
Kapının tıklatılmasıyla annem içeriye başını uzattı.
“Kızlar hazır mısınız? Biz ve misafirler geldik,” dedi.
“Hazırız” sözünden sonra annem bana bakarak önce başımdan aşağıya süzdü. Nemlenen gözleriyle yanıma gelerek sarıldık. Gökhan’ı damat olarak isterdi ya da istemezdi…
Sonuçta ben evleniyordum ve annem üzgündü.
“Hadi, misafirleri çok bekletmeyin,” diyerek annem çıkınca bir sürü resim çekerek en güzel hatıralarımızın arasına koyduk.
Herkes kendine son kez çeki düzen verirken kapı tıklatıldığında en yakın olan Esra kapıyı açtı.
Gelen kocam Gökhan’dı.
Sevda’nın bana manalı bakışları ve kıkırdamasıyla anlamıştım muzur düşüncelerini. Kızlar sırayla odadan çıkınca içeriye girip kapıyı kapattı.
Bana doğru ağır adımlarla gelirken ellerini kumaş pantolonunun ceplerine sokarak başımdan aşağıya doğru süzdü.
“Bu akşam kadınlar arasında da, yarın akşam nasıl olacak? Bu kadar güzelliği nasıl saklayacağım?” dedi başını iki yana sallarken.
“Sen Sevda’yla samimiyeti biraz kes!” dedim.
Biraz kıskanması şu anda hoşuma gitmişti aslında.
Gülümseyerek yanıma gelip alnımın ortasından küçük bir buse bıraktı.
“Şaka şaka. Bu kadar güzel kızı ben aldım diye göğsümü gererek herkese göstermek istiyorum. Harika görünüyorsun,” dedi yüzümü incelerken. Kabarık eteğimden dolayı tam yaklaşamasa da sarılmıştık.
“Teşekkür ederim beyim. Güzel bakıyorsunuz,” dedim kendimi biraz çekerek.
“Güzele güzel bakmak! İçimi yakıyor!” dedi fısıltıyla.
“Bir yudum ab-ı hayat alırsam hararetim geçer,” dedi dudaklarıma yaklaşırken. Tam değdireceği sırada başımı hızla çektim.
“Makyajımı bozacaksın, olmaz,” dediğimde yüzü anında asıldı.
“En azından boya kovasına düşmemişsin. Az ve güzel olmuş ama bana engel olmaya yetti,” dedi şikâyet ederek.
Yüzüm yine kızarmıştı. Yarın akşam bu adamın halini düşününce afakanlar basıyordu zaten.
“Kimse basmadan çık, hadi, beni bekliyor misafirler,” dedim sarıldığım bedeninden uzaklaşırken.
“Gel yarın akşam gel, neredesin?” dedi beni yine süzerken.
Yanaklarımın kızarmasıyla “Güle güle,” dedim.
Arkasını dönüp giderken kapı yeniden tıklatılınca Gökhan kapıyı açtı.
Babam gelmişti. Kalbimi huzurla ve sevgiyle saran iki erkek karşımda bana bakıyordu.
“Koca kızım… Ne kadar güzel olmuşsun,” dedi beni süzerken.
Eteklerimi toplayarak yanına yaklaşıp göbeğinin üstünden sarıldım babama. Onun desteği olmasaydı belki de bugün burada olmazdık.
Kaderimizde varmış tabii ki ama babamın desteklerini göz ardı edemezdim.
“Hadi, iyice eğlenin bakalım,” derken ellerinin arasına aldığı yüzümle alnıma bir öpücük kondurdu.
Yanağından öptüm babamı ve bulaşan rujumu elimle sildim gülerek. Babam açık olan kapıdan çıkarken Gökhan Başını salladı “alacağın olsun” der gibi.
Kapıyı kapattıklarında aynada kendime bakarak dudaklarımı birbirine bastırdım. Kapının yeniden açılmasıyla bütün kızlar ve organizasyon sahibi kadın girdi içeriye. Kızlar beni aralarına alarak ellerinde teflerle salona çıkış yaptık.
Salon beklediğimden kalabalıktı. Gecede özellikle astımımı tetikleyici maytap gibi yanıcı maddeleri kullanmamalarını istemiştik.
Ona göre gece hazırlanmıştı ve biz vur patlasın çal oynasın diyerek kınada eğlenmeye başladık. Saatler ilerleyince kına yakılacağını söyleyerek beni taht koltuğuna oturttular. Gökçe başıma kırmızı al bayraklı tülbenti kapatınca salonun ışıkları da kapandı.
Sanırım kınam yakılırken beni ağlatmak istiyorlardı ama benim hiç niyetim yoktu.
Öncelikle yüreği güzel, huyu güzel, içkisi, kumarı –Cüneyt’e rağmen– çapkınlığı olmayan biriyle hayatımı birleştirdiğim için mutluydum.
Birbirimizi çok seviyorduk ve ikimizin de ailesi de mutluydu. Hayatımızda çekmemiz gereken acıları sevgiliyken çekmiştik, çok zorlu yollardan geçmiş, ayrılığın acı şerbetini içmiştik. Artık mutluluk çiçeklerini koklamak, onlardan başımıza ve kalbimize taç yapma zamanıydı. Bugüne gelene kadar yeterince ağlamıştım ve şükür edecek bir çok sebebim varken ağlamayı istemiyordum.
Çalmaya başlayan şarkıyla kızlar etrafımda dönerken şarkının sözleriyle babamın buruk yüzü geldi gözümün önüne ve ağlamamak için gözlerimi kırpıştırdım. Az önce hiç ağlamaya niyetim yoktu benim değil mi?
🥀🥀🥀🥀🥀🥀
Serin sessiz eser şimal rüzgârı
Ne o bugün yoksa esmiyor musun
Gözümün nuru canımsın benim
Büyüdün de şimdi gidiyor musun
Mutluluğa doğru uç güzel kızım
Dallarıma defne ol güzel kızım
Allah’a emanet git güle güle
Gül dalıma kon da gül güzel kızım
Allah’ıma emanet git güle güle
Gül dalıma kon da gül güzel kızım
Ne çabuk büyüdün seneler geçti
Daha doya doya koklamadım ki
Gideceksin diye kalbim kahretti
Büyüdün de şimdi gidiyor musun
🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀
Şarkı bittiğinde derin nefes alarak ağlamamak için kendimi sıkarken Gökçe kına örtümü açarak bana baktı.
“Görümcesi olacağı için sevinen gelinde görmemiştim. Senin ağlamaya niyetin var mı?” dediğinde kendimi tutamayarak gülmeye başladım.
Gökçe baş örtümü kapatarak “Gelin ağlamaya niyetli değil ama elini açmıyor kayınvalide hanım,” dedi yüksek sesle.
“Gökçe, hediye istemiyorum, kınayı yakın,” dediğimde bir anlığına yüzüme eğilerek baktı.
“O kayınvaliden ile benim aramda canım. Ayrıca gelinler her şeye karışmaz,” dedi ve geri çekildi. Sevgi annemin gelmesiyle mecburen elimi yumdum. Gülümseyen orman yeşili gözleriyle parmaklarımı açarak önce kına sürülmesini bekledi.
Sevda elime sürünce kınanın ortasına tam altın koydu Sevgi annem.
Çeyrek altın neyime yetmiyordu diye düşünürken Gökçe anlamış olacak ki “Kapat elini artık,” diyerek avucumu yumdurdu ve eldiveni geçirdi.
Ayağa kalkarak elini öptüğümde sıkıca sarılan kadın kollarımdan tutarak yüzüme baktı.
“Benim oğlumun yüzünü güldürdün, bu güzel günleri bana gösterdin ya… Allah’ım da iki cihanda evlatlarınla senin yüzünü güldürsün kızım,” diyerek sıkıca sarılınca ben de sarıldım.
Bu dünyada bir annenin hayır duasını almaktan daha güzel dua var mı, bilmiyorum.
Kına setini kaldırarak yanan ışıklar ve çalmaya başlayan müzikle yeniden oynamaya başladık. Yıllardır benim kınamı bekliyorlarmış gibi salon oldukça kalabalıktı ve oyun alanı oynayan kadınlarla doluydu.
Sevda’yla karşılıklı ‘Erik dalı’ oynarken iki tane kızın bize bakıp süzdüğünü görmemek mümkün değildi. Artık dayanamayarak Sevda’nın kulağına doğru eğilerek sordum.
“Sevda, belli etmeden arkanda oynayan kızlara baksana. Sanki bize alacaklı gibi bakıyorlar, tanıyor musun?” dedim ve Sevda direkt arkasına dönerek kızları inceledi.
Belli etme diye tembih etmiştim bir de!
“Kocalarımızı ellerinden almışızdır büyük ihtimal. Boş ver!” diyerek kahkahayla birlikte daha çok oynamaya başladı.
Oldukça yorucu, bir o kadar da keyifli geçen kınam bitmişti. Salonda bizden ve yakın akrabalardan birkaç kişi kalınca aşağıya inmek için toparlandık.
Buraya gelirken başıma örttüğüm şalımı, tacımı çıkartarak yeniden başıma bağladım. Bindallımı evde çıkarmaya niyetliydim, o yüzden olduğum gibi aşağıya indim.
Bina kapısının karşısında arabaların yanında bizi bekleyen erkekleri gördüm: Babam, Ali amca, Emre, Gökhan, Samet ve Cüneyt ile babası Azmi amca.
Hepsi birden bize bakarken en yakınımda olan Cüneyt abim beni süzdü.
Bir adım atarak “Günahın benim olsun dünya güzeli bacıma, sarılacağım ben!” diyerek bir anda kollarının arasına aldı beni.
Ben de sadece kollarına tutarak karşılık verdim. Zaten kabarık eteğimden dolayı fazla yaklaşamamıştı. Abim ayrılırken karşımda kalan Samet bir adım atmasıyla Gökhan’ın alçak sesle “Kuzen, hayırdır?” demesine Samet duraksadı.
Gülmemek için kendimi tutarken Gülin, Samet’in kuzeni kız, Gökçe’nin görümcesi olduğu için dördü birlikte vedalaşarak arabaya binip gittiler.
Biz de Gökhan’ın arabasına binerek eve gittik. Gökhan’ı eve davet ettiğimde “Herkes çok yorgun, evde misafirler de var. Gelmesem daha iyi,” diyerek gitti.
Biz, annemin teyzesi ve birkaç eski komşuyla birlikte eve çıktık. Ben odama giderek bindallımı çıkardım. Üstüme eşofman giyip mendille makyajımı sildim.
Üstümdeki bütün ağırlık gitmiş, sanki yüz kilo olan yük sırtımdan inmişti. Odanın kapısını açtığımda karşımda Elif vardı.
“Abla, elbisemi çıkartır mısın? Çok sıcak oldu,” dediğinde ona eşyaları alarak direkt banyoya soktum.
Ilık duş aldırıp üstünü giydirince kendime çamaşır ve havlu alıp ben duşa girdim.
Yorgunluktan ayaklarım titremeye başlasa da salona giderek misafirlerin yanında biraz oturdum.
Artık gözlerimi açmakta zorlanıyordum çünkü saat gece yarısını geçmişti.
Misafirlerden izin isteyerek odama geçtim. Telefona gelen mesaj sesiyle elime alarak baktığımda Gökhan’dan gelmişti.
“Bu akşam çok güzeldin ama, yarın akşam gelinliği ben çıkartacağım, haberin olsun.”
Artık beni şaşırtmıyordu. Keyfim oldukça yerinde olduğu için biraz muzurluk yapmaya karar verdim.
“Mümkün değil. Boş yere umutlanma. Ayakta uyuyorum,” yazarak yolladım. Dakika sürmeden cevap yazdı:
“Evet, iyice dinlenmen lazım güzelim :))) Yarın yirmi dört saat uyanık olacaksın.”
“İyi geceler Gökhan!”
Telefonu kapatıp uykuya dalmam sanırım dakika sürmemişti.
22 Temmuz Cumartesi
Yatağımda oturarak uyuyan Elif’ime baktım. Babamın kızı olarak son sabahımdı; ne hissedeceğimi, ne düşüneceğimi karar vermemiştim.
Sevdiğim biriyle evlendiğim için mutluydum ve heyecanla birlikte kalbimin bir yanı buruktu.
Yatağımdan kalkarak sarı papatyamı yanağından sıkıca öptüm. Geçmişim gölgem gibi peşimi bırakmadı:
Çocukluğum, gençliğe adım atışım, okullarım, iş hayatım, Ayaz ve Gökhan…
Bazı insanlar ölürken hayatı gözünün önünden şerit gibi geçer derler ya, benim evlenirken gözümün önünden geçiyor. Odamın kapısını açmamla koridorda babamla karşılaştık.
Ben ondan ayrılmanın hüznüyle bakarken onun da gözleri nemlenince sıkıca sarıldım beline. Uzun kollarını omuzlarımdan dolayarak başımın üstünden iki kez öptü.
Yanağından sıkıca öperek başımı omzuna yasladım. İlk ayrılığımız değildi ama şimdiden özlemiştim babamı.
Omzuma hafifçe elini vurarak kendini usulca ayırdı. Yüreklerimiz çok şey söylemek istese de hiç sesimizi çıkarmadan, ikimiz de tek kelime etmeden uzaklaştık.
Ben banyoya girerek biraz sessizce ağladım. Ayaz’ın ölümü birazcık olsa da üzmüştü beni ama gözüm arkada kalmayacaktı.
Üzüntünün yanında ailem için korku ve endişem olmayacaktı. Kısa bir duş alarak hızlıca odamdan çıktım.
Salona geçtiğimde bütün misafirler ve babam kahvaltı masasına oturmuştu.
“Afiyet olsun” diyerek ben de aralarına oturdum. Zorla yediğim birkaç lokma ve iki bardak çay ile neşeyle edilen kahvaltı masasından kalktım.
Odada çalan telefonumu uykulu gözlerle yanıma getiren Elif oldu.
“Öfff abla ya, telefonunu odada bırakarak beni neden rahatsız ediyorsun? Uykum var benim,” diyerek arkasını dönüp gitti.
“Kız, her sabah sen beni ağlayarak uyandırıyorsun ya, bir sabah benden sonra kalktı diye şikâyet ediyor hanımefendi,” derken masadakiler bize bakarak gülüyorlardı.
İkinci defa çalmaya başlayan telefonu açarak odama gittim.
“Efendim canım?”
“Güzelim, hazırsan seni almaya geliyorum.”
Biraz cilveden zarar gelmezdi, çünkü şu an hiçbir şey yapamazdı.
“Ben sana her şekilde, her zaman hazırım canım,” dediğimde önce sessizlik, sonra boğaz temizleme sesi geldi. Sanırım yanında Gökçe vardı ve aklından geçeni içinde saklamak zorunda kalmasına güldüm.
“Tamam, görüşürüz güzelim,” dediğinde telefonu kapattım ve üstüme elbiselerimden birini giydim.
Gelinliğim ve çantamı alarak salonun kapısından herkese çıktığımı söyledim.
Aşağıya indiğimde spor giyinmiş, güneş gözlüklerini takmış, karizmatik sevdiğim arabasına yaslanarak beni bekliyordu. Düğün günümüz olduğunu komşular bilmese, camdan bakan kızların acısını Gökhan’dan çıkartırdım.
Bu kadar dikkat çekici olduğu yetmiyormuş gibi kendini daha fazla çekici yapmaya uğraşıyordu.
Yanıma gelerek elimdeki gelinliği aldı ve arabaya asarken ön koltuğa oturdum. Gökçe ile koltuk arasından selamlaştık.
“Gökçe, Yiğit abi geliyor değil mi?”
“Evet, akşam üstü burada olacak,” derken Gökhan koltuğuna oturarak arabayı çalıştırdı.
Yakın olan kuaföre sessiz geçen yolculuğun sonunda vardığımızda kapıda Sevda, Esra, Çiğdem, Cüneyt’in arabasından inerek selam verdiler.
Kızlarla hep birlikte içeriye giderken arkamızdan seslenen Cüneyt’e döndük.
“Hepiniz fazlasıyla güzelsiniz, boya kovasına düşerek kendinizi çirkinleştirmeyin. Çiğdem, sana izin var abisi, sen serbestsin,” dedi.
“Ona neden ayrıcalık varmış?” dedi Esra.
“İçinizde sevgilisi olmayan tek o var ve kimse ona bakmaz böylece,” dedi.
“Olmadığına emin misin?” derken gülerek Çiğdem’i kolundan tutup kuaföre soktu Esra.
Cüneyt Esra’ya kızarken Gökhan ile arabalarına binip gittiler.
İçeriye girerek herkes hazırlığa başladı.
Bir dua neleri değiştirir insanın hayatında?
Çok şeyleri değiştirir ve değiştirdi hayatımda…
Kaderimi, hayatımı, hayallerimi, kalbimin şükürlerini değiştirdi benim.
Her şeyin hayırlısını ver Allah’ım! Ne büyük bir teslimiyet Yaradan’a.
Benim yaşamak istediğim tek özel gün…
Hiç kimse ikinci evliliği yapmak için birincisiyle evlenmez. Hayallerde, dualarda tek evlilikten ve ömür boyu mutlu yaşamaktan yana.
“İkinci evlilik birinci gibi olmuyor, ikinci ile her şeyi konuşamıyorsun” diyeni de gördüm, ikinci evliliğinin beş yılına ömür sığdıranları da.
İnsanın yaşamına ve eşinin yüreğine bağlı yaşayacakları hayat.
Saatler sonra hepimiz hazırdık. Ben türbanlı gelinliğimle aynanın karşısında kendime baktım.
Gelinlik gerçekten çok güzeldi ve oldukça yakışmıştı. Bugüne özel kendimi biraz beğenmemde kibirlilik olmazdı herhâlde.
Kızlar etrafımda toplanarak en güzel resimleri çekip hatıralarımızın arasına koyduk. Gökçe abisini arayarak bizim hazır olduğumuzu söyledi.
“On dakika işi varmış, bekleyin geliyorum dedi,” dedi Gökçe.
“Mİne! Salonda yakalama şansımız azalır, o yüzden biraz ileriye giderek çiçeğini şimdi arkaya atmanı istiyorum,” dedi Esra büyük bir heyecanla.
Hiç sevmediğim, bir kaç yıldır biz Müslümanlarda da yeni bir âdet olmaya başlayan gelinin arkasını dönerek bekarlara çiçeğini atması.
“Esra, seni kırmadan anlatmaya çalışayım: Çiçek atma âdeti Hristiyanlarda kiliseden çıktığında yapılan bir âdettir ve son yıllarda maalesef birçok hata gibi onu da yapmaya başladık. Senin kaderinde evlilik varsa zamanı geldi mi zaten olur. Evlilik Hristiyan geleneklerini yaparak olacak bir şey değil. Başka dinlerin âdetlerini taklit etmek bizim için haramdır ve imanımıza zarar verir. O yüzden çiçeğim bende kalacak,” dediğimde hepsi beni dikkatle dinliyordu.
“Ya gerçekten mi? Bilmiyordum. Yok istemem, inanmam da bundan sonra,” dedi Esra.
Kuaför salonunun kapısını tıklayarak içeriye başını uzatan lacivert smokinini giymiş sevdiğim adamdı.
Bu sefer siyah saçlarından damat traşına, rugan ayakkabılarına kadar ben süzdüm sevdiğimi. Kalbimin yerinden çıkmasını sağlayacak kadar yakışıklı olmuştu. Fazlasıyla çekici görünüyordu, fazlasıyla.
“Müsaitseniz Cüneyt gelmek istiyor,” dediğinde içeriye davet etti kuaför bayan.
Beni başımdan eteğime kadar süzerek yaklaştı; gözlerinde huzur bulduğum sevginin en temiz, en çağlayan hali vardı harelerinde.
Yanıma yaklaşarak kulağıma doğru eğildi.
“Söyleyecek çok sözüm var ama şu an söyleyemiyorum. Ama muhteşem görünüyorsun güzelim,” derken mavinin en parlak haliyle bana bakan gözlerine baktım tüm sevgimle.
Arkamdan konuşan Esra’nın sesiyle onlara döndüm.
“Çiğdem çok güzel oldun ablacım ya! Gelen teklifleri bana da söyle, beraber değerlendirelim olur mu?” demesiyle Cüneyt’in “Esra!” diyerek uyarması bir oldu. Cüneyt’le kuzen miydiler, düşman mı bilmiyorum.
Ama Esra’nın Cüneyt’in bam teline basmasına bayılıyorum.
“Hazırsanız çıkalım,” diyen Cüneyt ile duvağımı örttü Gökhan.
“Ne kadar saklarsak o kadar iyi,” dedi kolunu uzatırken.
“Damarıma basma, senden de saklarım,” dedim gülmemek için kendimi sıkarken.
“Benden saklayacaksın. İnadın tutarsa yapar mısın? Yaparsın, sustum,” dedi arabanın kapısını açarak.
Eteklerimden tutarak oturmama yardımcı olmak isteyen Gökçe’ye seslendi Gökhan.
“Abisi, ben yardım ederim; senin misafirin var,” diyerek arabanın arkasını işaret etti.
İkimiz birden gösterdiği tarafa baktığımızda, benim ilk defa bizzat gördüğüm Yiğit Abi bize doğru geliyordu.
“Yiğit!” derken sesine neşe ve buram buram hasret karışan Gökçe, ne yapacağını şaşırarak bir bana bir sözlüsüne baktı.
“Ben arkamı dönerim, git sarıl hadi!” diyen Gökhan ile Gökçe hızlı adımlarla giderek Yiğit’in boynuna sarıldı.
Kardeşine arkası dönük bana bakan sevdiğime gülümsedim.
“Sen harika bir abisin. Gökçe de ben de çok şanslıyız. Seni tanıdıkça daha çok seviyorum,” dedim bütün sevgimle.
“Hayatımın sınırlı sayıdaki kadınlarısınız. Sizi mutlu görmek beni mutlu ediyor. Hadi düğünümüze gidelim artık,” dedi eteklerimden tutarak.
Gökhan’ın yardımıyla arabanın ön koltuğuna oturduğumda Gökhan kendi koltuğuna oturarak arabayı çalıştırdı.
“Gökçe’ler nasıl gelecek?” dedim Gökhan’a işaret ederek.
“Yanındaki sözlüsünü abisinin düğününe getirebilecek yeteneğe sahiptir herhalde Yiğit Bey!” dediğinde güldüm.
Biraz gecikmeli de olsa gelirdi Gökçe.
Yola çıktığımızda elimi tutarak dudaklarını nazikçe kondurdu.
“Gördüğüm, göreceğim en güzel gelinsin. Şu koltukta eriyip kaybolabilirim. Güzelliğin yakıyor be güzelim.”
“Sen de fazla çekicisin canım,” dediğimde kısa bir bakış atarak başını yan cama çevirdi.
“Bütün gece fikrin değişmez umarım,” diye bir cümle yuvarladı saçlarını düzelterek.
Allığımın üstüne bir de yanaklarım kızarmıştı. Zaten sıcak olan hava ile içerisi daha mı sıcak olmuştu?
Klimanın ayarını yükselterek biraz daha rahatladım.
Bir kızın gelinlikle evden çıkmak hayali her zaman olsa da, o gün hayalden çok buruk bir sevinç oluyormuş yüreğinde. Evime gelmem, bir müddet sonra babamın gelerek yanıma sıkıca sarılması, kayınvalidemin ve herkesin içinde “benim her zaman yanımda olduğunu” söylemesi hayalin pembeliğinden çıkarıyormuş insanı.
Babam yüzümü ellerinin arasına alarak, “Sen benim her zaman prensesim olarak kalacaksın. Kendini eşine ve evine ait hisset, en ufak rüzgârda savrulmayı düşünme! Eğer olur da şartlar ait olmadığın yerde duramaz hale getirirse bir an düşünmeden binadan çık ve yuvana gel. On tane çocuğun olsa da kapımız her zaman açık. Bunu unutma!” diyerek belime kırmızı kurdelemimi bağlamasıyla, benim saklayacağım dediğim göz pınarlarıma artık hâkim olamamıştım.
Bütün gücümle sarıldım babama. Severek, isteyerek bile olsa ne kadar zormuş baba evinden ayrılmak.
Annem; benim gibi zor zamanlarda konuşmayı beceremeyen kadın. Bütün yüreğinden kopan güzellikleri gözleriyle anlatıyordu.
Anladım annem, ben seni anladım.
Babam elimden tutarak dışarıya çıkardı ve arabanın yanında bekleyen Gökhan’ın elini benim elimle birleştirdi.
“Gözümün nuru, artık önce Allah’a, sonra sana emanet oğlum,” dedi.
Hıçkırarak sesle ağlamamak için kendimi sıkmaktan ayaklarımın dermanı bitmek üzereydi.
Benim elimi bırakıp babamın elini öpen Gökhan, sarıldığı zaman “Oğluna güven babam, ikinizi de üzmeyeceğim inşallah,” dedi usulca.
Artık babam da ağlıyordu. Biraz daha durursam daha kötü olacaktım. Kapımı açan Gökhan, arabaya oturmama yardım etti ve kendisi de yerine oturdu. Arabayı çalıştırarak yolları arşınladık sessizce.
Gözlerimin yaşlarını silmekten bir müddet sonra fark ettim başka yola girdiğimizi.
“Canım, nereye gidiyoruz?” dedim ağlak sesimle.
Çatallanan sesini düzeltmeye uğraşarak, “Babam’a gelinini göstermeye,” dedi.
On dakika sonunda mezarlığın önünde durarak arabadan inmeme yardım etti. Arkamızda gözleri yaşlı Gökçe ve kayınvalidem, Cüneyt’in babası ve annesi ağlayarak takip ettiler bizi.
Sevgi annem elleriyle temizlediği mermerin kenarına yaklaşan Gökhan, başlığını okşadı titreyen elleriyle.
“Babam! Senin her zaman bizimle olduğunu, benim mutluluğumu hissettiğini biliyorum. İçim rahat, sen de rahat uyu babam. Sana her zaman gelinini getireceğim, söz,” derken gözünden damlayan yaşa baktım.
Kaç yaşında olursanız olun, onun gibi yüreği çocuk kalmalı insanın.
Ağlamaktan makyajım kalmamıştı zaten; peçeteyle sildim gözlerimi.
Herkesle birlikte ellerimizi açarak dua ettik. Mezarlıktan çıkarak salona gitmek üzere yola çıktığımızda akşam kızıllığı parladı çamların arasından. Yeni bir hayata, yeni bir başlangıca doğru akıp gitti yollar.
